Bugünden 1930'a 5,432,306 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 3 ARALIK 2012 PAZARTESİ 8 İstanbul Edirne Kocaeli Çanakkale İzmir Manisa Denizli Zonguldak Sinop Samsun Y Y Y Y Y Y Y Y Y Y 17 16 17 16 18 19 15 18 21 22 HABERLER TÜRKİYE Trabzon Giresun Ankara Eskişehir Konya Sivas Antalya B B Y Y Y Y Y 22 21 13 13 13 12 20 Adana Mersin Erzurum Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars Y Y Y Y Y B B B B B 19 20 10 15 17 14 15 10 10 10 Oslo K Helsinki K Stockholm B Londra Y AmsterdamY Brüksel Y Paris Y Bonn Y Münih Y Berlin Y 8 4 12 10 9 6 9 5 0 2 DIŞ MERKEZLER Budapeşte Y Madrid B Viyana K Belgrad Y Sofya Y Roma PB Atina B 5 11 4 3 10 12 20 Zürih Moskova Aşkabat Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam Tahran B B B B B B B B B B 3 4 18 12 16 10 17 28 22 13 Enerji ve Tahtırevan BU ülkenin her bakımdan daha çok enerji kaynağına muhtaç olduğu, bilinmeyen bir gerçeklik değil. Bütçe açıklarında ve dışsatımdışalım dengesizliğinde başlıca sorunun bu olduğu da kesin. En büyük çıkmazımız enerji. Her alanı etkilediği için, üzerinde şimdikinden daha sıkı bir ısrarla durulması ve çözümü geciktiren alışkanlıkların toptan bırakılması gerekiyor. Çözülmesi en çok duyarlılık ve en güçlü ikna çabası gerektiren sorun, enerjicilerle çevreciler arasındaki kopukluktur. Kısaca HES diye, baş harflerle özetlenen barajlı “hidro elektrik santrallar”la kömürlü ve gazlı termik santral yapımına yerel ya da ve ulusal düzeyde direnen çevrecilerle sürüp giden anlaşmazlık iyi hazırlanmış uzlaştırıcı çabalarla mutlaka sonuçlandırılmalıdır. Gelip giden bütün iktidarların önemli hatalarından biri, bu iki yakayı bir araya getirip anlamlı anlamsız direnişlerini sağlam mantıklı çözümlerle kıramamak oldu. Oysa, her iktidarın kabinesinde her iki yakayı anlayabilecek ve uzlaşmaya zorlayacak bakanlıklar ve bakanlar hiç eksik olmadı. Başbakanlık ve başbakan böyle bir işlev için yok da başka işler için mi vardır? Güçlük, yerel düzeyde falanca proje ve ihaleyle filanca şirket çıkarları yüzünden karşı karşıya gelen kesimler arasında olduğuna göre, programlarında ve nutuklarında “ülke, vatan, millet, yurt, halk” kavramlarına sarılan partiler, karşıtları bu kavramlarla da uzlaştıramıyorlarsa sadece çıkar paylaşımıyla mı uzlaştıracaklar? nerji sorununun bir başka ucu dış politika ve dış ticaretle ilgili. Yanlış, daha doğrusu “yanlı” bir tutumla Libya devletini ve halkını yaralayıp küstürdüğümüzden, petrol ve doğalgaz için az çok güvenebilecek sadece Rusya’yla İran kaldı. Yaşamsal enerji gereksinimi uğruna, bu iki ülkeyle her türlü ilişkide ve herhangi bir yayında herkesin son derece özenli davranması gerekiyor. Dolayısıyla, entellik zevzekliği ya da ileri demokrasi fiyakası yüzünden içimizde tutamadığımız bazı kaprisleri enerji zengini olacağımız dönemlere ertelemeyi öğrenmeliyiz. ir de, şimdiki “yok”luk durumumuzda acil ihtiyaçlarımızı gidermeye “tahtırevanla gitmek”ten vazgeçip öncelikle düzgün ve doğru kapsamlı toplu taşımacılığı geliştirmeye hız vermeliyiz. E Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün Başbakan Tayyip Erdoğan ile birlikte Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) toplantısına başkanlık edecek. Ziyaret programında Putin’in mevkidaşı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmüyor olması dikkat çekici. Oysa ki bugün üçüncüsü yapılacak toplantıların kuruluşu Gül’ün 2009’da Moskova’ya yaptığı resmi ziyaret sırasında imzalanan protokollere dayanıyor. Aslında yapılan anlaşma gereği TürkRus ÜDİK toplantılarında Türk tarafına Başbakan, Rusya tarafına da Devlet Başkanı başkanlık ediyor. Ancak bugüne kadar yapılan toplantılarda taraflar, birbirinin Konsey dışında kalan başbakan ya da devlet başkanına gerekli “nezaketi” göstermeye dikkat etti. Bu toplantı hariç! İlk toplantı Mayıs 2010’da dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev’in Ankara’ya resmi ziyareti sırasında gerçekleşti. Resmi konuk olduğu için zaten Gül ile görüşen Medvedev, ÜDİK toplantısına da Başbakan Erdoğan ile birlikte başkanlık etti. İkinci toplantı Mart 2011’de Moskova’daydı. Heyetlere yine Erdoğan ve Medvedev başkanlık etti. Ancak Başbakan Erdoğan ayrıca o dönem Rusya Başbakanı olan Putin’i de ziyaret etmeyi unutmadı. ૽૽૽ Bugün yapılacak üçüncü görüşmede Türk tarafının Putin Neden Gül ile Görüşmüyor? başkanı değişmezken devlet başkanlığı koltuğuna yeniden oturan Putin Rus heyetine başkanlık edecek. Ancak bu kez Putin devlet protokolüne göre mevkidaşı olan Gül ile görüşmeden Türkiye’den ayrılacak. Dışişleri kaynakları gerekçeyi toplantı yerinin İstanbul olarak belirlenmesine ve Putin’in sağlık sorunları nedeniyle çok fazla temas yapamamasına bağlıyor. Köşk kaynakları ise işbirliği konseylerinin işleyişinin doğası gereği bu tür durumların olabileceğini belirtiyor. Burada kritik olan “Gö rüşmenin yerini kim belirledi” sorusu. Putin mi, Erdoğan mı? Yanıtı önceki gün Cihan Haber Ajansı’nın Moskova’dan geçtiği haberde saklı. “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerin İstanbul’da yapılması yönündeki talebini kırmayan Rus liderin...” diye başlıyor haber metni. Görüşmeler Ankara’da yapılmış olsa, dünyaya iki fotoğraf karesi yansıyacaktı. Birincisi, Gül ile Putin. İkincisi ise Erdoğan ve Putin. Bugün İstanbul’dan yansıyacak karenin ise tek eksiği Gül olacak. Başbakanlık ile Çankaya Köşkü arasında demeçler üzerinden yürüyen çekişme, artık dünya liderleri ile fotoğraf kareleri seviyesine kadar düştü mü yoksa? GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY ENERJİDE RUSYA TEKELİ PEKİŞİYOR PutinErdoğan buluşması, iki ay önce Suriye Havayolları’na ait bir uçağın Ankara’ya indirilerek Şam’a gönderilen askeri kargoya el konmasıyla çıkan krizin geride kaldığının bir göstergesi. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovski de cuma günü düzenlediği basın toplantısında bunu açıkça ifade etti. Rusya’nın önceliği ekonomi. Nitekim Putin 30 işadamıyla birlikte geliyor. Toplam 9 alanda anlaşma imzalanacak. Daha geçen hafta Gazprom batı hattından 30 yıllık alım anlaşmasının bu kez özel şirketler tarafından yenileneceği duyuruldu. Şimdi de Türkiye’nin yaptırımlar nedeniyle İran’dan alamadığı petrol ve doğalgazın bir bölümünü Rusya’dan alması gündemde. Yani, ziyaret Rusya’nın Türk enerji pazarındaki “tekel” konumunu daha da pekiştirecek. Erdoğan’ın gündemi ise Suriye. Rusya’nın kilit ülke konumunda olduğunun farkında olan Erdoğan, Suriye lideri Esad’dan vazgeçmesi için Putin’i bir kez daha iknaya çalışacak. Rusya ise BM kararı ortada yokken Suriye sınırına NATO’nun Patriot füzeleri gönderecek olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirecek. Sistemlerin savunma amaçlı olduğu bir kez daha söylenecek ama Putin’in iknası çok güç. Hatta, Putin ya da Dışişleri Bakanı Lavrov, Suriye’de muhalefete en büyük desteği veren Türkiye’ye geliş ya da gidişlerinde muhalefetin radikal dinci terör eylemlerine vurgu yaparsa kimse şaşırmasın. Mamak Cezaevi doktoru, 12 Eylül’de tanık olduklarını anlattı: Ağır işkence vardı ᮣ Tutukluları tedavi eden doktor Kaptanoğlu, “İşkencenin başında Tetik vardı, işkenceye herkes şahitti ama kimse sesini çıkaramıyordu” dedi. ALİCAN ULUDAĞ B CEZAEVİ KOŞULLARI İNSANA YAKIŞMIYORDU 12 Eylül 1980 darbesi yapıldıktan bir gün sonra Ankara Askeri Mevki Hastanesi’ne Ortopedi Uzmanı olarak atandım. 1985’e kadar fiilen bu hastanede çalıştım. Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi bize bağlıydı. Buradaki tutuklu ve hükümlülerin muayene ve tedavisi ihtiyaç halinde bizim hastanemizde yapılmaktaydı. Cezaevine hasta muayanesine gidiyordum. Cezaevinde iki kişinin bulanabileceği hücrelerde dört hükümlünün konulduğuna şahit oldum. Tutuklulardan ikisi yatağında yatarken, biri tuvalette, diğeri ise ayakta beklemek zorunda kalıyordu. Yeni tanık, polisi yalanladı ALİCAN ULUDAĞ ANKARA Polis kurşunuyla hayatını kaybeden 24 yaşındaki Cem Aygün’ün ölüm olayıyla ilgili yeni bir tanık ortaya çıktı. Aygün’ü vuran polis Fatih Yılmaz’ın “Merdivenleri inerken ayağım kaydı, silahım ateş aldı” şeklindeki savunmasını yalanlayan tanık, “Polis merdivenden indikten sonra üç el silah sesi duydum” dedi. Tanığın ifadesine göre, Cem Aygün polisten kaçarken “Kurtarın beni” diye bağırmış. Aygün’ün vurulduğu sıralarda Sanatoryum Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittiğini anlatan tanık şunları kaydetti: “Üç dört el silah sesi duydum. Hemen yanımda bulunan arabanın arkasına saklandım. ‘Kurtarın beni’ diye bağırarak kaçan genç bir erkek gördüm. Merdivenden indikten sonra üç el silah sesi duydum.” ANKARA 12 Eylül döneminde yapılan sistematik işkencelere ilişkin Ankara’da yürütülen soruşturmada, işkencenin tanıkları ifade verdi. Mamak Askeri Cezaevi’nde işkence görenleri Ankara Askeri Mevki Hastanesi’nde tedavi eden doktorlardan Selim Kaptanoğlu, “Birçok kişi işkenceden dolayı hastanede tedavi gördü. Sıkıyönetim şartları olduğu için kimse ses çıkaramıyordu” dedi. Albay Raci Tetik’in “işkence yapmadık” iddialarını da yalanlayan Kaptanoğlu, “İşkencenin başındaki isim Tetik’ti. İşkenceler 1983’e kadar devam etti” dedi. Ankara Savcısı Murat Demir, 12 Eylül dönemindeki işkencelere ilişkin yürüttüğü soruşturmada tanıkları dinlemeye başladı. MHP ve Ülkücü Kuruluş ları davasında yargılanan avukat Osman Başer, bazı isimleri tanık olarak gösterdi. Bunun üzerine emekli doktor Kaptanoğlu’nu tanık sıfatıyla dinledi. Kaptanoğlu, savcılıkta özetle şunları anlattı: Makata şişe: Cezaevinde bulunan Yılma Durak (Ülkücüler arasında Doğu’nun Başbuğ’u olarak anılır), değişik defalar hastaneye tedavi için getirildi. Yılma Bey’in işkence gördüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Kendisinin makatına şişe sokulduğunu bana ifade etmişti. Yine müştekilerden Osman Başer gördüğü işkencelerden dolayı yaklaşık 1.5 ay hastanede yatarak tedavi gördü. Kimse sesini çıkaramıyordu: İşkencenin başındaki isim ise cezaevi komutanı Raci Tetik’ti. Kendisinin koğuşlara köpeklerle girdiğini, tutuklulara çok ağır işkenceler yaptığını o dönem bilmeyen yoktu. Ancak sıkıyönetim şartları olduğu için kimse ses çıkaramıyordu. Bir çok kişi işkenceden dolayı hastanede tedavi gördü. Üniversiteyi bitirdikten 6 yıl sonra, ‘yurda dönmende sakınca yok’ dediler Bir asker daha intihar etti Haber Merkezi İzmir’in Bergama ilçesindeki orduevinde askerliğini yapan er Mert Evren Akdağ (20), kaldığı koğuştaki demire bağladığı kravatla kendisini asarak canına kıydı. Olay, Bergama Orduevi’ndeki, askerlerin kaldığı koğuşta geçen cuma günü geç saatlerde meydana geldi. Orduevinde 92/1 tertip olarak vatani görevini yapan Eskişehirli er Akdağ, bilinmeyen nedenle bunalıma girdi. Akdağ’ın, kaldığı koğuşta gece arkadaşlarının uyuduğu sırada, bir demire bağladığı kravatı boynuna geçirip, kendini boşluğa bıraktığı belirtildi. Gürültüye uyanan arkadaşları Akdağ’ı kurtarmaya çalışmalarına rağmen başarılı olamadı. Yaklaşık 10 günden bu yana içine kapandığı ve arkadaşlarıyla pek konuşmadığı ifade edilen er Akdağ’ın cenazesi, otopsi ardından ailesine teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma açıldı. Adalet çok geç geldi ALİCAN ULUDAĞ İstanbul Haber Servisi TKP’nin ilk üyelerinden avukat Şahabettin Bakırsan, dün Yeşilköy Mecidiye Camisi’nde kılınan ikindi namazının ardından eski Kozlu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Bakırsan için düzenlenen törene çok sayıda TKP’li ile Bakırsan’ın dost ve arkadaşları katıldı. Törende konuşan Bakırsan’ın arkadaşlarından Naciye Babalık, “Bakırsan, Suphilerin başlattığı sosyalist iktidar yürüyüşünü gerçekleştirecek, sosyalist cumhuriyeti kurabilecek tek partinin TKP olacağına inanıyordu” dedi. TKP Merkez Komite üyesi Aydemir Güler ise “Şahabettin Ağabey hep içten, gözlerinin içi gülen yoldaşımızdı. Unutmamak, ileride bu adı tekrarlamak değil tek mesele; mesele, inandığı ve güvendiği partili mücadeleyi sürdürmektir” diye konuştu. ‘Mücadele sürecek’ ANKARA Ankara 6. İdare Mahkemesi, Hacettepe Üniversitesi’nde okuyan bir öğrencinin, Emniyetten “anarşik olaylara karışmadığına dair” belge getirmediği gerekçesiyle yurttan atılması işlemi ile bunun dayanağı olan yönetmelik maddesini iptal etti. Ancak, 6 yıl sonra gelen bu kararın, mezun olan bu öğrenciye hiçbir faydası olmadı. Gökhan Maho, 20052006 eğitim öğretim döneminde Beytepe Yurdu’nda kayıt yenilemek istedi. Öğrenciden, “anarşik olaylara karışmadığına dair” Emniyetten belge getirmesi talep edildi. Jandarmada “İlgilinin üniversitede yasadışı gösterilere katıldığı istihbari edilmiştir” raporu bulunan Maho, belgeyi teslim edemedi. Maho, 2006’da hem yurttan atılma işlemi hem de anarşik eylemlere katılmadığına ilişkin belge istenmesini düzenleyen yurt yönetmeliğinin ilgili maddesinin iptalini istedi. Önce reddedilen talep, Danıştay tarafından oy birliğiyle bozuldu. Gerekçeli kararda, anayasaya göre suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı, eğitim hakkından yoksun bırakılamayacağına dikkat çekildi. Geç gelen bu karar, 2009’da mezun olan Maho’nun işine yaramadı. dikkatindeki davaların tümü planlanmış bir hedefin parçası. İddianamelerdeki suçlamaların büyük çoğunluğu, hiçbir sonuca ulaşmamış faaliyetlerden “üretilmiş”. Daha net ifadeyle, niyet okuma. Kimi KCK sanıkları Ergenekon davasında tanık olarak dinlenmeye başlayınca, KCK iddianamelerini de gözden geçirdim. Gördüm ki, o iddianamelerde de birazcık sağduyu sahibi bir insanın kabul edemeyeceği, “Bu kadarı da olmaz” diyeceği usulsüzlükler var. Hükümet önce, “Açılım yapıyoruz, özgürlükler genişliyor” demiş; sonra da “Bunlar özgürlük değil, suç” demiş, operasyon üzerine operasyon düzenlemiş. Hukuku siyasal hedeflerin bir parçası haline getirince, ortada hukuk diye bir şey kalmıyor; uygulama şekli, kuralları sürekli değişen, ürkütücü, ne zaman kime zarar vereceği belli olmayan bir güç meydana geliyor. ૽૽૽ Ergenekon davasının, kamuoyu, özellikle de hukukçular katında ayrıca önem kazanmasına neden olan başlıca unsur; Danıştay cinayeti. Danıştay cinayetini ve bununla bağlantılı görülen Cumhuriyet’in bombalanması olayını ayırdığınızda, Ergenekon davasında gerçekleşmiş bir eylem kalmıyor. Bu nedenle Danıştay cinayetinin aydınlatılması çok büyük önem taşıyor. Daha önce Ankara’da görülmüş ve karara bağlanmış olan bu dava, Ergenekon davası içinde yeniden görülmeye başlandı. Danıştay cinayetini Ergenekon’a bağlayan tek ama tek unsur bir sanığın ifadesi. Ankara’da görülen davada ömür boyu hapis cezası alan sanık Osman Yıldırım, Ergenekon savcılarına yeniden ifade veriyor, dava bu ifadeyle tümüyle yön değiştiriyor. O nedenle bu ifadenin sağlam, güvenilir olması gerekiyor. Ne var ki Yıldırım ifadesini en az 5 kez değiştiriyor. Yer teşhisi yapamıyor. Ergenekon davasının Danıştay bölümünde aynı kişi hem gizli hem açık tanık, hem de sanık olarak yer alıyor. Gizli tanık açık kimliğiyle ifade vermek istediğini söylüyor. Mahkeme kabul ediyor ama gizli tanığın adının yazılmasını yasaklıyor. Açık kimliğiyle ifade veren gizli tanık, kasım ayında dinlenirken daha farklı şeyler söylüyor. Bütün bunlara karşın Danıştay cinayetini aydınlatmayıp, daha varlığı bile kanıtlanmamış bir terör örgütünün faaliyetidir demek, Danıştay cinayetini yargı eliyle bir kez daha işlemektir. Buna her şeyden önce hukukçuların dur demesi gerekir. Süreç bugün kurgulandığı gibi işlerse Danıştay cinayeti aydınlatılmış olmayacak, cinayetin tetikçileri üzerinden bir hukuk kıyımı yaşanmış olacak. ૽૽૽ Adalet Bakanlığı ise Silivri’de görülmekte olan davalardan daha ileri bir tutum içinde. Davaların birleştirilmesinde, iddianameler arasında özel köprüler kurulmasında mahkemeleri de geçmiş durumda. Salt bu tablo bile hükümetin davalardaki belirleyici rolünü ortaya koymaya yetiyor. Adalet Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) giden Ergenekon sanıklarıyla ilgili savunmasında yine Danıştay cinayeti kadar vahim bir hukuk cinayeti işliyor. Bakanlık, bu davaların ne kadar haklı olduğunu anlatmak için, önce kamuoyunca bilinen tüm operasyonları alt alta yazıyor, içine gazeteci Hrant Dink’ten rahip Santoro’ya kadar cinayetleri de koyuyor. Sonra şöyle devam ediyor: “İşte bu sanık, yukarıda sıraladığımız olaylarla bağlantılı olarak yargılanmaktadır.” AİHM yargıçları elbette böyle bir tablodan etkilenir, ayrıntılara ulaşması zorlaşır. Kulağımıza, AİHM’nin, hükümetin bilgilendirmelerinden tatmin olmadığı, hatta ciddi ölçüde şüphe duyduğu, Türkiye’ye “hukuk güvenliği” en kötü ülke gözüyle baktığı haberleri geliyor. Cinayetlerin en ağırı, hukuk eliyle işlenendir. Bunun, kamuoyunun gözü önünde aleni olarak ve sistemli şekilde işlenmesinin ne anlama geldiğini tarif etmek istemiyoruz! 13 Aralık’ta Ergenekon davasında 5 yıldır sürdürülen hukuksuz yargılamanın adı konacak. Danıştay üyelerini, yargı mensuplarını, baroları, hukuk devleti ilkesini benimsemiş herkesi, Danıştay cinayetinin bir kez daha işlenmesi değil, bütün yönleriyle aydınlatılması için taraf olmaya, talepkâr olmaya çağırıyoruz. Mayın patladı: 1 ölü Ⅵ AĞRI (AA) Doğubeyazıt’a bağlı Kızılkaya köyünde hayvan otlatan Hüsnü Yiğit (36), mayına bastı. Yiğit ve yanında bulunan Ali Sökmen (12) yaralandı. Yaralılardan Hüsnü Yiğit, 112 acil sağlık ekipleri tarafından Doğubeyazıt Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken yolda hayatını kaybetti. Ali Sökmen ise tedavi altına alındı. Yaralanan Ali Sökmen, yaptığı açıklamada; köyün yakınlarında hayvan otlattıklarını belirterek, “Hüsnü Amca benden biraz uzaktı. Bir anda patlama olduğunu gördüm ve şarapnel parçaları benim bacağıma girdi. Köylüler bize yardıma geldi. Birçok hayvanımız da telef oldu” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog