Bugünden 1930'a 5,439,171 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 3 ARALIK 2012 PAZARTESİ 14 İnsanları Kandırmak Dersim Değişikliği “Dersim” üzerinden yalan yanlış bilgilerle Cumhuriyet’in kurucularına vurmayan kalmadı neredeyse... Demokratik Sol Platform Sözcüsü Hasan Macit’e göre, bu kervana DSP lideri Masum Türker de katılmış. Bir televizyon kanalında, ardından da Safranbolu’da yaptığı bir konuşmada, “Dersim, Lozan Antlaşması’na göre muhtar bir bölgeydi bizde. Yarın bir gün çıkaracaklar karşımıza: Kardeşim sizi bölmeye çalışan kim? Siz Lozan’da Dersim’i zaten otonom bölge kabul etmişsiniz, siz savunmuyor musunuz Lozan’ı?” Araştırmacı gazeteciliği ile tanıdığımız İlhan Taşcı, bu kez bir romanla, “Ömrümün Son Hükmü” ile okur karşısına çıktı. Siz bakmayın “roman” dediğine... Huylu huyundan vazgeçmezmiş. Kurgu adı altında yaşadığımız gerçekliği anlatmış İlhan Taşcı. “Neden roman?” diye sorduk. “Romanda anlattığım kimi olayları, ilişkileri ve hatta gerçek olan kimi kişileri isim isim siyasi araştırma olarak yayımlamak isterdim” tümcesine bir “Ancak” ekledi ve dedi ki: “Bunları tüm gerçekliğiyle ortaya koyabilmek olanaklı değildi. İki nedenden dolayı. Birincisi, bazı bilgiler belge istemeyecek kadar gerçek, ancak kanıtlamak olanaksız. İkincisi ise içinde bulunduğumuz ‘baskıcı’ dönemin özel koşulları. Edindiğim bilgileri olduğu gibi ortaya koyabilmenin olanaksızlığı beni ister istemez romana itti. Edebiyatın düşlegerçek arasındaki sarkacında anlatmaya çalıştım dönemin bir başka yüzünü. Her ne kadar roman bir aşk öyküsüyle başlıyor gibi görünse de fonda hep siyasi davalara ilişkin yaşananlar ve onların ardındaki eli, elleri tarif etme çabası var. İsterseniz burayı ‘failleri’ diye de okuyabiliriz.” İlhan Taşcı, Mark Twain’in “İnsanları kandırmak, kandırıldığına inandırmaktan daha zor” sözü üzerinden kurgulamış sayılır romanını. Bu söz, gerçekten yana bir yazarın Macit, DSP yönetimine yazı yazmış, Lozan Antlaşması’nda Dersim’in otonom bölge olduğuna ilişkin hiçbir hüküm bulunmadığını anımsatmış. Uyarı üzerine, DSP’nin resmi sitesinde, Türker’in konuşması değiştirilmiş: “Sevr’de Kürdistan gündeme gelmişti. Dersim’in muhtar bölge olmasına dış güçler gayret göstermiştir. Yarın ları ‘Kardeşim sizi bölmeye n diye atadık Tarafsız olsu na, Recep Tayyip çalışan kim? Siz Lozan’da lu ”ın oğ Dersim’i geri plana “ombudsman nikâh tanıklığı yapmış. ittiniz. Sevr’de otonomi Erdoğan ığında, bir ından bakıld hani. ıs aç fı ra ta sağlanmıştı’ diyecekler mi?” ız ez K ktur” denem Çevir kazı, yanmasın! “tarafsızlık yo İslam ve Demokrasi bugün düştüğü durumu çok iyi anlatıyor. Bir yanda iktidar yazdırmıyor, öbür yanda vicdanınız. Hele bu dönem bir geçsin! Etekteki tüm taşlar dökülecektir, mutlaka... Tarafsız Muhalefet kadrolarının içinden duyduğumuz, yakın geleceğe yönelik kimi beklentiler, tutumlar: Abdullah Gül’ün bedensel rahatsızlıkları, Başbakanlık gibi, parti liderliği gibi aktif siyaset yapmasına izin vermez. Gül, yeniden Cumhurbaşkanı olmak isteyecektir. Bu istek, özellikle eşi Hayrünnisa Gül tarafından ısrarla desteklenecektir. MHP ile CHP bir araya gelerek, her iki partinin, orta sağ ve solun üzerinde uzlaşabileceği bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilir. Bir kadın aday olabilir örneğin. Gelecek Okuma Üniversitede, iş alanında, toplumda öne çıkmış bir isim üzerinde birleşilebilir. Böyle bir adayın Çankaya’ya çıkma olasılığı çok yüksektir. AKP, Kürt sorununda Abdullah Öcalan ile sürdürdüğü pazarlığı, özerkliği kabule kadar götürebilir. Seçilmiş valilik, anadilinde eğitim gibi konuları, CHP “evet” dese, hemen uygulamaya koyarlar. Ancak, içinde kimi aykırı görüşler olsa da CHP üst yönetimi özellikle bu iki konuda direnç gösterme ve ödün vermemekte kararlı gözüküyor. CHP, geçen hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında gensoru önergesi verdi. Önergeye göre, Enerji Bakanlığı, bor tuzlarının işletilmesi işi için ihale açmış. Oysa, bor tuzlarının işletilmesinin özel şirketlere verilmesi “Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanun”a aykırı. Daha baştan bir yasaya aykırılık var yani... Ama o da yetmemiş. Enerji Bakanlığı, bor tuzları işletmesinin önemli kısmını oluşturan dekapaj işlerini Fernas Şirketi’ne vermiş. Gensoru önergesine göre, Fernas yetGensorunun Sonucu Şirketi kilileri, Enerji Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu ihalelerde “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve katılmak” suçundan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve hüküm giymişler. Yargıtay, bu suçun eksik olduğunu belirlemesi üzerine, aynı mahkemece “rüşvet almak ve vermek” suçlarından da tekrar hüküm giymişler. Enerji Bakanlığı bile bile, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan bir şirketi, Türk Ceza Yasası’na aykırı olmasına karşın ihaleye katmış. Katmerli hukuksuzluk... Sonuç? TBMM’de eller kalktı, indi. Enerji Bakanı aklandı. Görüş Prof. Dr. Mete TAPAN KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ‘Cami Yapımına Neden Karşı Olalım?’ Değerli mimarlarımızdan Doğan Tekeli’nin de katıldığı bir TV programında Çamlıca Tepesi’nde yapılması düşünülen cami projesiyle ilgili bir tartışmaya geçenlerde tanık oldum. Doğan Tekeli’yle birlikte tartışmaya katılan Üsküdar Belediye Başkanı’nın düşünceleri, özellikle kendisinin bir yönetici olması nedeniyle beni gerçekten korkuttu. Cami projesinin savunuculuğunu yaparken, Sayın Belediye Başkanı aynen aşağıdaki anlama gelecek bir saptamada bulundu: “Bazıları cami yapımına karşı oldukları için, önerilen projenin mimarisine karşı çıkıyorlar” şeklinde bir görüşü dile getiren başkan, bu projeye çeşitli nedenlerden dolayı karşı çıkan, eleştiren tüm aydınları, şehir plancılarını, mimarları “cami” düşmanı olarak itham etti. Ben de proje konusunda olumsuz fikrimi geçen hafta Cumhuriyet gazetesinde “Çamlıca Camii Projesi Yarışması Üzerine” (19 Kasım 2012) başlıklı yazımda sunmuş olduğumdan, söz konusu ithamdan payımı almış oldum. Maalesef, Sayın Başkan’ın değerlendirmesi hem bir önyargılamanın hem de maalesef demokrasinin vazgeçilmez öğesi olan tartışma ve katılımcılık olgusuna karşı olmanın bir sonucudur. Kendisi bugün bu devletin bir birimini yönetmektedir. Devlet yönetiminde önyargıyla hareket edilemez. Söz konusu proje veya Çamlıca Tepesi’ne cami yapılsın mı yapılmasın mı konusunda olumlu veya olumsuz herkes görüşlerini açıklayabilir. Demokrasilerde bundan daha ‘doğal’ bir şey olmaz. Spekülatif değerlendirmelerle, örneğin “cami yapımına karşı olma gibi” projeyi eleştirenleri yargılarsanız, işgal ettiğiniz makama haksızlık etmiş olursunuz. Bu yaklaşım korkutucudur. Sayın Başkan, ümit ediyorum ki yukardaki ifadeniz TV ortamındaki heyecanınızın ürünüdür. Yine ümit ediyorum ki bir başka TV programında bu ifadeniz için bizlerden özür dilersiniz. Dilemezseniz de sağlıcaklı kalın... Hiç kimse cami yapımına karşı değildir. Ancak camilerin çağın yapı teknolojisine uygun olması ve inşa edilecek yerin de mimarlık, şehircilik ve doğal çevre ilkeleri yönünden doğru seçilmesi gerekmektedir. Yöneticilere sesleniyorum: “Gelin bu Çamlıca Camii konusu üniversitelerle, odalarla, akil kişilerle tartışılsın ve herkesi mutlu eden bir çözüm bulunsun.” Bu haykırışım, salt Çamlıca Tepesi için değil, İstanbul’un diğer önemli meydanları, kentsel değeri yüksek, İstanbul’u İstanbul yapan bütün alan ve merkezleri için de geçerlidir. Bir kenti kent yapan kentlilerdir. Bu kentliler içinde iktidar yanlıları olduğu gibi muhalefet yanlıları da vardır. Beraber düşünerek ortak değerleri beraber yaratırsak, bu kenti yaşanabilir kılarız... Kentli olabilmemiz için politikalar üstü yaklaşımları güçlendirmemiz gerekir. İstanbul hepimizindir... HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com Biz bu köşede her “İslam ile demokrasi bağdaşmaz” dediğimizde kendilerini “demokrat” sanan kimi İslamcı yazarlarla siyasal İslamın destekçisi “liberal demokratlar” ateş püskürüyorlar. Oysa hayat bizi doğruluyor. Mısır örneği ortada; bu yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Müslüman Kardeşler’in aday gösterdiği Hayrat Şatır’ın adaylığı düşünce, yerine seçilen ve ikinci turda oyların yüzde 51.7’sini alarak cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi’nin uygulamaları, ikiye ayrılan toplumu bir çatışmaya sürüklüyor. Müslüman Kardeşler’in çoğunlukta olduğu Kurucu Meclis’te önceki gün onaylanan yeni anayasa taslağı, “şeriat hükümlerine dayanması nedeniyle” laiklerin, Hıristiyanların ve yargının büyük tepkisini çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Joe Stork “İnsan haklarının korunması konusundaki eleştiriler sürerken anayasa taslağının aceleyle kabul edilmesi büyük sorun yaratacak” derken, Uluslararası Af Örgütü de yayımladığı açıklamayla anayasa taslağının Mısır’ın kadın hakları ve anlatım özgürlüğüne bağlılığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratacağını belirtiyor. HHH Tahrir Meydanı’nda toplanan Mursi karşıtları, Cumhurbaşkanı’nın yasalara kendi konumunu güçlendirecek müdahalelerde bulunmasını ve yeni anayasa taslağını protesto ederken, onlardan daha kalabalık olan Müslüman Kardeşler yandaşları da Kahire sokaklarında Mursi’ye “Ülkeyi temizle! Liderimiz, biz seninleyiz! Bizim anayasamız Kuran’dır!” çağrısı yapıyorlar. Arap Baharı, Mısır’da çoktan karakışa dönüşmüş; Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. Mısır’da yaşanan süreç gelenin gideni aratacağını gösteriyor. Batı dünyasının Suriye’de Müslüman Kardeşler öncülüğünde ve El Kaide destekli iktidara silah zoruyla el koyma planlarına mesafeli durmasının bir nedeni de bu! Suriye’de Müslüman Kardeşler lehine olası bir iktidar değişikliği yaşanacak olan süreç de Mısır’dakinden farklı olmayacak. HHH Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan şeriatçı ittifakın en büyük destekçilerinden biri de Katar ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Türkiye. Başbakan ve öbür iktidar sözcüleri konu Suriye oldu mu “diktatörün zalimliğini” dillerinden düşürmüyorlar, fakat Suriye’de halen var olan laikliğin akıbeti konusunda tek söz söylemiyorlar. Herhalde bunun bir nedeni olmalı, öyle değil mi? BULMACA SEDAT YAŞAYAN OTOBUSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Değersiz, 1 önemsiz, ba 2 yağı. 2/ Ekonomik alanda 3 kendi kendi 4 ne yeterli ol 5 maya yöne6 len bir ülkenin rejimi... 7 İskambilde 8 bir kâğıt. 3/ 9 Şiirde iki ya da daha çok 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dizeden oluşan 1 B O Z B A K K A L birim... Doğu 2 E T E R R A T E Anadolu’ya özgü 3 T A N L A V A Ş bir halk oyunu. 4/ 4 A G MO K A Tümör... Bir içki. A R A B E S K 5/ Önceden verilen 5 6 ON U R OM güvence parası... İ N İ Bayağı, sıradan. 7 M U B İ T AMU R 6/ İstanbul’un eski 8 A F E T adlarından biri. 7/ 9 Y O R U M L A M A Bayındır, mamur... Alçakça, utanç verici. 8/ Daha çok mehter müziğinde kullanılan üflemeli bir çalgı... Selin getirdiği kumlu ve çamurlu toprak. 9/ Eski Mısır’da güneş tanrısı... Vücuttaki AIDS virüsünü saptamakta kullanılan test. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Dışarıya akıntısı olmayan, kuyu gibi çukur çöküntü. 2/ Güzel koku... Afyonkarahisar ilinde bir göl. 3/ Özel gezinti gemisi... Üç kişiyle oynanan bir kâğıt oyunu. 4/ Karşı cinsin kılığına girmiş eşcinsel. 5/ Sahip... İnce dantel... Bir nota. 6/ Dünya işlerini hoş gören, kalender kimse... Yemek. 7/ Yüksekokul. 8/ Yurdumuzun bir bölgesi. 9/ Tavlada “üç” sayısı... “Doymaz beşer dedikleri kuş ’lara” (Tevfik Fikret).
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog