Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA 8 CUMHURİYET DİZİ 27 ARALIK 2012 PERŞEMBE Tutanaklardan: İhtilalci fikirleri öven Fontamara adlı kitabı tercüme eden Sabahattin Ali, Köy Enstitülerine tetkik ve adeta teftişe gönderiliyordu ‘Hududu geçerken geberen Sabahattin Ali’ Mekteplerimize kadar sokulmuş... ⅷ DP’li Şevket Mocan, 20 Aralık 1950 tarihinde komünizm tehlikesi üzerinde dururken “Hududu geçerken geberen Sabahattin Ali’ler, mekteplerimize kadar sokulmuş, vazife verilmiştir. Nâzım Hikmet şiirleri mektep kiraat kitapları haline getirilmiştir. Sanki dört serserinin kafası ezilirse bize ilanı harp edilecek, böyle taviz verilirse vatana tevcih edilmiş emperyalist emeller değişecek” der. 23 Mart 1966 tarihinde AP’li Osman Zeki Efeoğlu, komünizm tehlikesine dikkat çekerken bazı kitapları kürsüden gösterir: “Bakınız. Lenin, Karl Marx, Karl Marks’ın eseri Kapital, Lenin’den Seçme Yazılar, Ücret, Emek ve Sermaye, yine Lenin’den, yine Engels’in, yine Kapital, yine Nâzım Hikmet’in... Biliyorsunuz Nâzım Hikmet Türkiye’den Moskova’ya kaçmış, ‘Ben Moskova’nın çocuğuyum, beni Stalin yarattı’ diye beyanat vermiş, soyadını değiştirmiş, komünist olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir. (...) Bunun dışında yine Moskova’ya kaçarken öldürülen Sabahattin Ali’nin sekiz tane eseri neşredilmiş ve piyasaya çıkmıştır.” 3 Mayıs 1978 tarihinde CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı savcı Doğan Öz’ün öldürülmesinden söz ederken “Egemen sınıfların tüyler ürpertici bir biçimde öldürttükleri büyük sanatçı Sabahattin Ali dosyasını incelemiş, bu konudaki usulsüzlükleri ortaya çıkarmıştır” deyince AP sıralarından “Utan, utan, sesleri ile gürültüler” tutanaklara yansır. Gazalcı, “Sabahattin Ali büyük bir sanatçıdır” derken, AP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Özutku, “Burada komünizm propagandası yapılıyor” diye laf atar. Gazalcı, “Sabahattin Ali büyük bir sanatçıdır. Tekrar ediyorum” deyince bu kez Özutku “Sabahattin Ali’nin p...” diye bağırır. Gazalcı sözlerini yinelerken; Mehmet Özutku “Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Prezidyum değil. Komünist köpeklere hoşt” diye bağırır. AP’li Ali Naili Erdem de, “Büyük Atatürk’ün büyük dehasıyla aziz Türk milletinin, ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ ifadesinin bulunduğu bu çatının altında 1923’ten bu yana ilk defa içimizden bir arkadaş Sabahattin Ali’nin övgüsünü yaptı. Cumhuriyete düşman olan bir insanın övgüsü bu kürsüden ilk defa yapılıyor, gerekeni yapınız” diye oturumu yöneten başkana seslenir. Öğrenciler Hizaya! Bütün iktidarların hedefinde üniversiteler vardır. Menderes, öğretim üyelerinin protesto yürüyüşlerini “kara cüppeliler” diye eleştirmişti. Benim hatırladığım kadarıyla hiçbir iktidar, ne öğrencilerin ne de öğretim üyelerinin kendileri hakkındaki muhalefetinden hoşlanmıştır bugüne kadar. Özellikle 12 Eylül öncesi üniversitelerde yaşananlardan sonra darbe hükümeti ilk iş oraya el atmış, birçok öğretim üyesi kovulmuş, haklarında soruşturma açılmış, sonra da YÖK kurulmuştu. Eskiden YÖK’ü, belli bir elit anlayışın simgesi olarak görüp reddedenler şimdi hükümet olunca biraz değiştirseler de bu sistemden vazgeçemediler. Ayrıca üniversite yönetimlerini de kendileri seçmekte ısrarcı. ૽૽૽ Bizde üniversiteler ne yazık ki bilim üretilen kurumlar olmaktan çok lise devamı bir eğitim kurumuna döndü. Zaten Başbakan’ın, “Bu öğrencileri yetiştiren öğretim üyesinden ne hayır gelir” derken aslında ifade ettiği şey de üniversite öğrencilerinin hâlâ “öğretmenleri tarafından idare edilecek, hizaya sokulması gereken çocuklar” olarak görüldüğü... Pek çok okulda yönetimler de farklı değil aslında... Onlar da öğrencileri hâlâ ilkokul öğrencisi gibi görmeye devam ediyor. Onların 18 yaşını doldurmuş birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduklarının farkında değiller. ૽૽૽ Eskiden üniversite öğrencisinin kılık kıyafetine kadar karışan yönetim şimdi de ne söyleyip ne söylemeyeceğine, kimi takdir edip kimi etmeyeceğine karar vermek niyetinde. Üniversite öğrencileri elbette farklı görüşler öne sürecekler, düzenle uzlaşmayacaklar, kendi arayışlarını siz beğenseniz de beğenmeseniz de dile getirecekler. Farklı görüşleri savunuyor ya da hükümeti beğenmiyor diye üniversite öğrencilerini de terörist, örgüt üyesi diye hapse tıkmak, okuldan atmak, binlerce polisle üzerlerine saldırmak ancak geri veya otoriter ülkelerde olabilecek bir şey. Başbakan ve bakanlar, kendi başarılarından bu kadar eminlerse neden bu ülkenin geleceğini kuracak öğrencilerin bulunduğu okullara ancak binlerce polis ve korumayla gittiklerini düşünmeli... Çünkü eğer söylendiği gibi bunlar üç beş örgüt üyesiyse geri kalanların da kendilerini alkışlaması gerekmez miydi? Geçmişle hesaplaşma saplantısı içinde olanlar, bu ülkede bütün iktidarların öğrencileri terörist ilan ederek bu ülkeye geçmişte neler yaptığını iyi anlamalı ve artık onlarla dövüşmek yerine daha akılcı çözümler üretmeli. Edebiyat parçalayan nutuklar TÜREY KÖSE 3 Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali’yi “Türk edebiyatının ilk devrimcigerçekçi hikâyecisi ve romancısı” olarak selamlar. Cezaevleri, davalar, baskılar ve işsizlik sarmalında çıkışsız kalan Sabahattin Ali, 1948 yılında Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiştir, ancak para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından katledilmiş ve cesedi sınırda bulunmuştur. Ali Ertekin “milli duygularla” Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü söyler. 1950’de 4 yıl hapis cezasına hüküm giyer ve aynı yıl çıkarılan af yasasıyla serbest kalır. Sabahattin Ali cinayeti, ilk “faili meçhul” cinayetlerden biri olarak günümüze dek aydınlatılamamıştır. Sabahattin Ali, İtalyan komünist yazar Ignazio Silone’nin ‘Fontamara’ adlı yapıtını 1944’te çevirmiştir. Sabahattin Ali’nin bu çevirisi 14 Şubat 1949’da Meclis gündemine gelir. CHP Maraş Milletvekili Emin Soysal’ın “ihtilalci fikir ve hisleri taşıyan bir kitabı hararetle telkin ve propaganda amacıyla tavsiye eden müdür” hakkındaki sorusu üzerine Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu “Sözü geçen kitap budur” diye “Fontamara”yı gösterir ve “Bu kitabın bir ara Köy Enstitülerine sokulduğu işitilmişti. Halen böyle bir şey vakı değildir. Bu kitabı tavsiye eden kimdir?” diye sorar. Emin Soysal kürsüye çıkar: “Kitabı, bu kitabı tercüme eden meşhur Sabahattin Ali’dir. (Lanet olsun, sesleri) 17 sene evvel Atatürk, Konya’da vatanı kurtardığı zaman bu adam aynı sene de vatanı kurtaranlar aleyhine yazdığı şiirle ve bu arada yaptığı hareketleriyle, bu hareketlerinin, biz vatan için tehlikeli olduğunu ifade ettiğimiz zaman, o zaman münevver geçinen birçok kimse bizi adeta başka şeylerle telin etmek yolunu tutmuştu. Yüce Tanrı’nın işine bakınız ki, tam 17 sene sonra bütün kötülüklerin, gafletlerin kara perdesi sıyrılarak kendi eliyle iddialarımızı komünistliğin ve komünistliği hiyaneti vataniyeye götürecek kadar kati olduğunu kendileri de ispat etti. İşte bu adam bu çeşitli kitapları tercüme eder ve yazardı. Bu kitaplardan birisi İtalyancadan tercüme edilen sözde faşist aleyhtarı, mükemmel faşistlik ve ihtilalcilik hazırlayan ve telkin eden Fontamara adlı kitaptır. Bu kitabı tercüme ettikleri ve enstitüye soktukları sıralarda Sabahattin Ali sureti mahsusada Köy Enstitülerine tetkik ve adeta teftişe gönderiliyordu.” Lanet olsun sesleri ‘Sabahattin Ali’nin p..!’ ‘O fotoğraftaki Turgut Özal değil’ İstanbul Haber Servisi Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, babasının şüpheli ölümüyle ilgili dönemin Başyaveri Aslan Güner, Muhafız Alay Komutanı Hasan Iğsız, Bedrettin Dalan ve Başbakan Süleyman Demirel’e işaret etti. Adli Tıp Kurumu’nun teknik raporunun kamuoyuna açıklanmasını, yerli ve yabancı bilim adamları tarafından değerlendirilmesini de isteyen Özal, raporun kendilerine ulaşmasının ardından ise bazı isimler hakkında suç duyurusunda bulunabileceklerini söyledi. Bir basın toplantısı düzenleyen Özal, babasının hastaneye geldiğinde öldüğüne yönelik iddialara değinerek olayın yaşandığı tarihte, babasının hastaneye girişi sırasında AA’nın çektiği fotoğrafı gösterdi. Özal, “Fotoğrafta babam ayağına basıyor, kollarından yardım ediyorlar. Babam hastaneye gelirken ölmüş görünüyor mu” dedi. Özal, kendisinde bulunan babasının saç tellerini yetkililere teslim edeceğini de belirtti. Fotoğrafları çeken eski Anadolu Ajansı muhabiri Selahattin Yılmaz ise bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, Turgut Özal’ın hastaneye sedyeyle getirildiğini söyledi. Yılmaz, Ahmet Özal’ın gösterdiği fotoğrafın Turgut Özal hastaneye girdikten sonra yaşanan kargaşa sırasında çekildiğini belirtti. YARIN: Aziz Nesin’in çilesi ⅷ CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, Sabahattin Ali cinayetinin peşini bırakmaz. 25 yıl sonra, 9 Ekim 2003 tarihinde yine kürsüdedir ve Sabahattin Ali cinayetiyle ilgili gizli belgeleri sorduğu önergesine birkaç ay arayla verilen “iki satırlık yazı”yı okur: “İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü arşivinde, asayişi ilgilendiren olaylarda bilgi ve belgeler, suçun TCK’nin 112. maddesince düzenlenen zamanaşımı süreleri göz önüne alınarak saklanmakta”, “Olayla ilgili zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan konuyla ilgili bilgi ve belge mevcut değil. Dışişleri Bakanlığı’nın arşivlerinde konuyla ilgili araştırma yapılmakta olup, bilgi bulunabildiği takdirde bilgi verilecektir.” Gazalcı, yanıta isyan eder: “Sonu nereye varırsa varsın, biraz da yazara olan düşkünlüğüm nedeniyle okuduğum romanları, bir Kuyucaklı Yusuf, bir Kağnı beni etkilemiş ben bir soru sormuşum; bana diyor ki Sayın Bakan ‘Efendim 112. maddeye göre saklanır’. Peki, bunu 49 yıl önce sorsaydım, örneğin 1977’de de milletvekiliydim, o zaman sorsaydım, ‘Efendim onları elli yıl içinde açıklayamayız’. Şimdi o süre bitti, ‘Bizde böyle bir şey yok’. Ben devletim diyor ve saklıyor. (...) Diyorum elli yıl geçti, bu konuda bilgi var mı? Bilgi yoktur, diyebilirsiniz ama hayır, ‘o süre geçtiği için bilgi veremiyoruz, Dışişleri’nin arşivinde araştırıyoruz, gelince size bilgi vereceğiz’ deniliyor. Ben inanıyorum ki, bir daha buna yanıt gelmeyecektir.” Gazalcı 15 Kasım 2005’te yine kürsüdedir. Yine aynı konuda konuşur: “Sabahattin Ali cinayetini ben bir soru önergesiyle gündeme getirdim. Diyor ki Sayın Bakan, ‘İçişleri Bakanlığı’nın içinde bilgiye rastlanmamıştır. Dışişlerinden bilgi edinildiğinde size bilgi verilecektir’. Bekledim, tam bir yıl, bakalım ne zaman bilgi edinip bana verecek diye. Bir yıl sonra bir soru sordum, acaba bir araştırma yaptınız da Dışişleri’nde bu konuda bilgi sahibi olundu mu diye. Çünkü Sabahattin Ali’nin mezarı belli değil, işte gözlüğü vardı, kitapları vardı; bir çuval içinde devlete teslim edilmiş, ama yok ortada şimdi. Ne mezarı var, ne o şeyleri. Eşi ölmüş, kızı Prof. Filiz Ali beni aradı, ‘Aman bir gelişme olursa’ dedi. Arkadaşlar, ya ‘zamanaşımına uğradı’ deniyor, ya ‘bilgi bulunamamıştır’ deniyor. Öyle yanıtlar var ki, sizin de başınıza gelmiştir ‘bilgi edinildiğinde bilgi verilecektir’ diyor ama onun yanıtı gelmiyor.” Gazalcı yine soruyor ⅷ Başbakan Tayyip Erdoğan başta olmak üzere sağ kesimin büyük hayranlık duyduğu Necip Fazıl Kısakürek ve çıkardığı Büyük Doğu dergisi de tutanaklarda karşımıza çıkıyor. 26 Kasım 1958’de Tokat Mebusu Faruk Ayanoğlu’nun “1950 senesinden sonra haklarında adli takibat yapılan basın mensuplarına dair sualine” Adliye Vekili Esat Budakoğlu’nun verdiği “1951 Necip Fazıl Kısakürek (Büyük Doğu G. Mesul Müdürü) tevkif edilmemiştir”, “1956İstanbul Necip Fazıl Kısakürek (Büyük Doğu G. Başmuharriri ) Türk C.K. 482/4 3 ay 15 gün hp 350 lira Ağ. P.)” benzeri yanıtlar tutanaklarda. 20 Ocak 1960’ta Tokat Mebusu Şahap Kitapçı sorar: “İstanbul’da münteşir Büyük Doğu mecmuası sahibi Necip Fazıl Kısakürek’e ve bu mecmuaya bankalar, iktisadi devlet teşekkülleri ile hususi veya mülhak bütçeli hükmi şahsiyeti haiz umum müdürlükler veya işletmeler tarafından para yardımı yapıldığı doğru mu?” Devlet Vekili İzzet Akçal “bir yardım yapılmadığını” bildirir. 18 Temmuz 1966’da da CHP’li Reşit Ülker’in şu sözleri tutanaklarda yer alıyor: “1 Temmuz 1966’da Yeni İstanbul’da şöyle bir yazı var, Necip Fazıl yazmış: ‘Her şeyi İslamda toplama ve onu topyekun zaman ve mekâna hâkim kılma ideali’. Yani, şeriat istiyor açıkça adam. Zamana ve mekâna, bütün hayata dini hâkim kılmayı ve şeriatı istiyor. Ama aynı zamanda affı da istiyor. ‘Bu mücadele sermaye ile kalem erbabını ve okuyucuyu ahenkli bir zincir halinde birleştirmekle olur. Uğranılan başarısızlıklar artık sona ermiştir.’ Yani diyor ki resmen; artık biz dini, şeriatı memlekete hâkim kılmak için lazım olan sermayeyi bulduk. (...) Yassıada Mahkemesi’nde ele alınan örtülü ödenekten Necip Fazıl Kısakürek’in 147 bin lira aldığını da biliyoruz. (Adalet Partisi sıralarından ‘Başkaları da aldı’ sesleri) AlanlaNecip Fazıl Kısakürek rı da söyleriz merak etmeyin.” ‘Örtülü’den 147 bin lira Bir daha buna yanıt gelmeyecek OMÜ’de öğrencilere dayak CEMİL CİĞERİM SAMSUN Samsun OMÜ Atatürkçü Düşünce Kulübü (ADK) üyeleri, geçen hafta Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne’nin katıldığı konferansta okul yönetiminin talimatıyla özel güvenlik görevlileri tarafından yaka paça salondan çıkarıldıklarını, darp edildiklerini ve güvenlik kulübesine kapatıldıklarını belirtti. Öğrenciler, darp raporu alıp şikâyetçi oldu. OMÜ FenEdebiyat Fakültesi önünde ADK üyeleri adına açıklama yapan Münevver Yılmaz, “Bizler de soru sormak ve düşüncelerimizi ifade etmek amacıyla söz almak istedik. Bu kadar kin dolu olmalarını ve öğrencilere nefretli gözlerle bakmalarını anlamak zor” dedi. OMÜ ADK Başkanı Berkay Ünlü ise “Yediğim ağır dayağın ardından darp raporu aldım ve konuyu adli makamlara taşıdım” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog