Bugünden 1930'a 5,439,797 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA 16 KÜLTÜR CUMHURİYET 27 ARALIK 2012 PERŞEMBE kultur@cumhuriyet.com.tr ᮣ Kendi gerçeğinin peşinde hayatını tüketmiş bir babayı ölüm döşeğinde izlerken babanın yabanıllığı oğulun öfkesine, annenin “yokluğu” diğerlerinin kayıp haline, hastane ve ölüm kokusuna karışıyor. Anlayacağınız, hayatını ölüme adım adım yaklaşan babadan başka yaşayabilen kimse yok ortada. ÖDÜL TÖRENİ 13 OCAK’TA Troya KültürSanat Ödülleri açıklandı Kültür Servisi Ulusal kültürümüzü korumayı amaçlayan Troya Folklor Araştırmaları Derneği’nin düzenlediği “20. Troya KültürSanat Ödülleri”nin sahipleri açıklandı. “Atatürkçülük” kategorisinde Türkkaya Ataöv, “Çağdaş Halk Müziği”nde Kıraç, “Edebiyat” kategorisinde Yaşar Kemal’in değer görüldüğü “Troya KültürSanat Ödülleri”nde diğer ödül sahipleri ise şöyle: “Fotoğraf”: Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF), “Halkoyunları”: Pepe Çizgi Filmi, “Halk Müziği”: Arif Sağ, “Plastik Sanatlar”: Remzi İren, “P.N. Boratav Halkbilimi”: Ali Haydar Avcı, “Sinema”: Mithat Alam, “Şiir”: Enver Ercan, “Tiyatro”: Ferhan Şensoy, “Troya Özel Ödülü”: Sanatçı Girişimi. 13 Ocak’ta saat 19.00’da, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde sahiplerine sunulacak “Troya KültürSanat Ödülleri”, yıllarını kültürümüzü araştırmaya, zenginleştirmeye, gelecek kuşaklara bir kültür mirası olarak bozulmadan aktarmaya adamış; uğraşlarını ve başarılarını çeşitli alanlarda sergileyerek kültürümüzün oluşumuna katkıda bulunmuş bilim insanı, sanatçı ve kurumlara veriliyor. Hastane odasında hesaplaşma ÖZLEM ALTUNOK Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ‘Babamın Cesetleri’ bir ailenin hayatla, tercihleriyle yüzleşmesini konu ediniyor ULUDERE KATLİAMININ 1. YILINDA SANATÇILAR BİR ARAYA GELDİ ‘Unutursak kalbimiz kurusun’ AYŞEGÜL ÖZBEK ir büyüme hikâyesi de olabilir Berkun Oya’nın yeni oyunu “Babamın Cesetleri”, kendi hayatlarını yaşayamayan aile fertlerinin, bunu kotarmış olana öfkesi de hayatı korkarak ya da cesurca yaşayanların yol ayrımı da... Berkun Oya daha çok sevme biçimleri, özgürlük, tercihler üzerine kafa yorduğunu söylüyor oyunu yazarken. Kendi gerçeğinin peşinde hayatını tüketmiş bir babayı ölüm döşeğinde izlerken babanın yabanıllığı oğulun öfkesine, annenin “yokluğu” diğerlerinin kayıp haline, hastane ve ölüm kokusuna karışıyor. Anlayacağınız, hayatını ölüme adım adım yaklaşan babadan başka yaşayabilen kimse yok ortada. Yine Bilgi Üniversitesi’nin Santral İstanbul kampusunda yer alan Krek Tiyatro’da sahnelenen oyunu başta Şerif Erol ve Öner Erkan’ın etkileyici performansları olmak üzere, Defne Kayalar, Kaan Taşaner, Özge Özel ve Ulaş Tuna Astepe sırtlanıyor. Şerif Erol’u oyundaki baba rolü için düşünmenizde daha önce Oidipus’u oynamış olmasının etkisi var mıydı? “Baba” bir baba rolü ne de olsa... BERKUN OYA Bahsettiğiniz husus üzerine düşünmedim ama çok uzun yıllardır takip ettiğim birlikte çalışmaktan heyecan duyacağım biriydi Şerif Erol. Bu projede uygun bir rol olunca ilk aklıma gelen isim oldu. En son 2008’de Stüdyo Oyuncuları’nın “Karanlık Korkusu”nda oynamıştınız sanırım… ŞERİF EROL Doğru. 2004 yılından bu yıla kadar Stüdyo Oyuncuları’nda Şahika yazdıkça oynadım. Kan uyuşumu olan insanlarla bir araya geliyoruz fırsat oldukça. Metinleri sistemli, yöntemli bir şekilde kaleme almadığınızı biliyorum, ama en azından şekillendiği süreç üzerine neler söylersiniz? B.O. Müthiş bir üstbilinçle çalışan biri değilim galiba. Ama mesela bu oyunla ilgili “Şeytanın arkadaşıyım ve hayatta kalacağım” cümlesi aklıma geldi. Aklıma gelen derken bu oyunla mı ilgiliydi başka yere sürüklenir miydi bilmiyorum. Oyunun merkezinde klasik bir konu babaoğul çatışması var. Klasiklere uzandınız mı hiç, yoksa bugün üzerinden mi baktınız? B.O. Açıkçası önceliğim babaoğul çatışması yazmak değildi. Kafamda daha çok, özgürlük, sevme biçimleri gibi konular vardı. Öncelik de galiba babanın oğluna birkaç Şerif Erol ve Berkun Oya. Fotoğraf: UĞUR DEMİR B kez söylediği “korkma” sözüydü. Hayattaki temel özgürlük, vazgeçilemeyen şeyin kendiniz olması, bununla ilgili en yakınınızdakilerin baskılarından bile korkmamanız sadece seçtiğiniz hayatı sürdürmeniz ve bununla ilgili pişmanlık, suçluluk hissetmemeniz meselesini önemsedim sanırım. Savaş fotoğrafçılığı yapan, görmüş geçirmiş, tercihlerini yaşayan bir adam baba karakteri, ama oğluna söylediği o “korkma” sözü bana üstten, ezen bir söz gibi gelmişti... Ş.E. Demek siz babasına bu kadar saygısızlık eden çocuğa değil, babaya kızdınız… Bu şaka tabii... Oğul, kendini tamamlayamadığı, yetişkinliğe geçemediği, özgürleşemediği için korkuyor. Her bununla karşılaştığında da bu öfkeye dönüşüyor. Baba da bunu görüyor ve “korkma” diyor yattığı yerden, nefes nefese. Bu korkmayı söylerken de müşfik olmaya gayret etmiyor. Çünkü şefkat, duygusal gösteriler sorunu halletmez. Orada işe yarayacak şey doğruyu söylemek ve bu telkin, tavsiyeyle çocuğu baş başa bırakmak. Bir antikahraman öyleyse baba... Ş.E. Kendi istediğini, doğru bildiğini yapmaya çalışmış, tek özgür seçimin bu olduğuna inanmış ve yakınlarından da bunu bekliyor. Kızmıyor onlara. Yaşadıkları, gördükleri, dünyada karşılaştıkları onu biraz “bitter” bir adam haline getirmiş. Onun için de gözünün yaşı hemen akmıyor, şefkate yönelmiyor ama yakınlarının neler yaşadığını da görüyor ve üzülüyor. Hastane ortamının o klostrofobik atmosferi, hatta neredeyse hastane kokusu bile hissediliyordu oyunda. Bu ses ve sahne sisteminin olanaklarından her oyunla birlikte daha da faydalanıyor gibisiniz. B.O. Bu sistemin içinde çalışmayı seviyorum, ama bir sonraki oyun da aynı tasarımın içine yerleşir mi bilmiyorum. Şimdilik kafam rahat. Hayal ettiğim şeyi realize edebiliyorum. Bu sisteme ne denecekse artık, hayalim ne idiyse onun karşılığı oldu o anlamda. Seyircinin oyunla kurduğu ilşki yoğun bulması bu bütünün parçası oldu sanırım. Uludere’de 17’si çocuk 34 kişinin katledilmesinin birinci yılı yarın doluyor. Katliamın 1. yılında bir araya gelen sanatçılar da, Uludere’de kardeşi Serhat Encü’yü kaybeden Ferhat Encü’nün ev sahipliğinde önceki akşam Garajistanbul’daydı. “Unutursak Kalbimiz Kurusun” isimli anma Serhat Kural’ın dans performansıyla başlayan etkinliğe Kazım Öz, Nur Sürer, Zeynep Tanbay’ın da aralarında olduğu sanatçıların yanı sıra BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, BDP Mersin Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ertuğrul Kürkçü, BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel de katıldı. Gecede ilk sözü Ferhat Encü aldı: “Devletin bize, Roboski’ye bakış açısı değişmedi. Baskılar daha da arttı. İki defa Meclis’i ziyaret ettik, taleplerimizi dile getirdik. AKP grup başkanvekilleriyle görüştüğümüz zaman bize ‘Siyasi kimliklerinizi bırakın öyle gelin’ diyerek hakaret ettiler. Bir yıl dolmasına rağmen hâlâ orada öldürülenlerin sivil ya da çocuk olup olmadıklarını tartışıyoruz.” Uludere’de yaşananlar ve bir yıllık süreçle ilgili film gösteriminin ardından “Umarım hepimizin şarkılarını daha güzel günlerde söyleriz” diyen Ayşe Tütüncü, Erdoğan Emin ile iki şarkı seslendirdi. Ah ᮣ Serhat Kural’ın dans gösterisiyle başlayan gecede, Ayşe Tütüncü, Erdoğan Emin, Ahmet Aslan, Aynur Doğan ve BGST müzisyenleri de sahnedeydi. Aynur Doğan, “Eskiden yaşlılardan katliam hikâyeleri dinlerdik. Oysa biz Roboski’yi yaşadık. Umarım Roboski vicdanların karardığı değil, aydınlandığı yer olur” dedi. TİYATRO AKLA KARA’DAN WOODY ALLEN OYUNU met Aslan, Aynur Doğan ve BGST müzisyenlerinin de şarkılarıyla katkıda bulunduğu gecede Aynur Doğan, “Eskiden yaşlılardan katliam hikâyeleri dinlerdik. Oysa biz Roboski’yi yaşadık. Umarım Roboski vicdanların karardığı değil aydınlandığı yer olur” dedi. Kışanak ise Başbakan’ın “yatıp kalkıp Uludere diyorsunuz” sözüne atıfta bulunarak “Bu katliamı örtbas etmek isteyenlere inat, yatıp kalkıp Roboski diyoruz, diyeceğiz. O gece bombalayıp 34 canı paramparça ettikten sonra da bombardımanı durdurmadılar. Teşekkür ederek, madalya vererek, ‘Para veriyoruz, susun’ diyerek bombalamaya devam ediyorlar” dedi. Ertuğrul Kürkçü de komisyonun Genelkurmay’dan gelen bilgiye kendini bağladığını söyleyerek 34 kişinin sınır ötesi harekât sırasında öldürüldüğünü, bu yetkinin de TBMM tarafından hükümete verildiğini söyledi. “Dolayısıyla hükümetten başka hiçbir yerde bu harekâtın sorumlusunu aramak gerekmez.” ‘Tanrı’ İstanbul’da! Kültür Servisi Tiyatro Akla Kara, ABD’li film yönetmeni ve oyun yazarı Woody Allen’ın “Tanrı” oyununu Kadıköy’deki sahnesinde izleyiciyle buluşturuyor. Başkası tarafından yazılmış bir oyunun içinde saplanıp kalmış antik Yunan karakterlerinin, kendi oyunlarına bir final aramasını konu edinen oyun, Woody Allen’ın absürd komedi türündeki metinlerinin bir başka örneği. “Biz gerçek miyiz, özgürlük kargaşa mıdır, Tanrı var mıdır” sorularının da sorulduğu oyunda, İstanbul’da yaşayan seyirciler ile çağlar öncesine ait antik Yunan karakterleri aynı sahneyi paylaşınca iş çığrından çıkıyor. Kerem Kobanbay’ın yönettiği oyunda, Özgür Özdural, Fatih Özacun, Seda Özelsoy, Serkan Şen, Hakan Çeliker, Selin Zafertepe Çeliker, Eren Genç, Serhat Behramoğlu, Şendal Yıldız ve Nur Subaşı rol alıyor. Oyun, 5111826 Ocak saat 20.30’da Kadıköy Tiyatro Akla Kara’da sahnelenecek. (www.tiyatroaklakara.com) TÜTÜN DEPOSU’NDA SERGİ KAMİL MASARACI K Ü L T Ü R ⅷ Ç İ Z İ K Uludere’de günlük yaşam Kültür Servisi Uludere Katliamı’nın 1. yılında Tütün Deposu, “Uludere veya Roboski, Bijuh” başlıklı fotoğraf sergisiyle, bu iki köyün gündelik yaşamını izleyiciyle paylaşıyor. Küratörlüğünü Melek Ulagay’ın üstlendiği sergide, Caner Özkan’ın fotoğraflarına Taylan Mintaş’ın enstalasyonu eşlik ediyor. Şırnak’ın Uludere bölgesinde, 34 yurttaşın hava operasyonu sonucunda hayatını kaybettiği olay hâlâ acısını korurken sergide de fotoğrafçı Özkan’ın, önce Halil Savda’nın Roboski’den başlayıp Ankara’da sona eren barış yürüyüşüne katılması, ardından tekrar yola çıkarak yürüyüşün başladığı yere, Şırnak’ın Roboski (Ortasu) ve Bijuh (Gülyazı) köylerine giderek oradaki yaşamı görüntülediği fotoğraflar yer alıyor. “Uludere veya Roboski, Bijuh” sergisi 5 Ocak’a kadar görülebilir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog