Bugünden 1930'a 5,454,465 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10 ARALIK 2012 PAZARTESİ 14 Bonus Özelleştirme Recep Tayyip Erdoğan, BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında ısrarlı mı? AKP’nin son grup toplantısı, ileri sürüldüğü gibi bu konuda bir “ikna odası” gibi mi kullanıldı? Emekli Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Bülent Serim’e göre, Başbakan’ın tutumu tümüyle seçmene bir selam: “Asıl amaç dokunulmazlıkları kaldırmak değil, kaldırır gibi yapmak ve başarılı olamayınca da denedim Ankara Sanat Tiyatrosu’nun (AST) yeni sezonda sahneye koyduğu “Selamün Kavlen Karakolu” oyununu izledik. Çocukluğumuzdan beri bir seyirci olarak tiyatro okulumuz olan AST’ın epeydir yaşadığı bocalamayı aştığına tanıklık ettik. AST, gerçek kimliğine geri dönmüş. Sanırız, bu sıçrayıştaki en önemli etken, Yücel Erten’in, CHP’li Yıldıray Sapan, geçen hafta Meclis kürsüsünden bir özelleştirme öyküsü anlattı. 1.8 milyon aboneye sahip, Türkiye’nin en büyük 5. elektrik dağıtım firması olan Akdeniz Elektrik Dağıtım AŞ (AKEDAŞ) çevresinde gelişen öykü, özetle şöyle: “AKEDAŞ 2010’da özelleştirilmek istendi. İhaleyi 1 milyar 165 milyon dolara, Muhteşem Yüzyıl dizisini yayımlayan kanalın da sahibi olan firma aldı. Ama ne hikmetse, bir süre sonra teminatını yakarak ihaleden çekildi. İkinci firma da üçüncü firma da teminatını yakarak ihaleden çekildi. Tekrar özelleştirmeye çıkıldı. İlk ihalede 1 milyar 165 milyon dolara verilen AKEDAŞ, 546 milyon dolara, yani tam tamına yarı fiyatına özelleştirildi. Üstelik önceki ihalede, ihale bedelinin tamamının bir seferde ödenmesi şart koşulmuşken bu ihalede 4 eşit taksite bölündü. İhaleyi kazanan firma, yargı kararlarına rağmen Oymapınar HES’i geri vermemekte direnen firma. Firmanın sahibi, Başbakan’ın hemşerisi. Başbakan, bir süre önce Seydişehir Alüminyum Fabrikası’nı yine böyle bir yöntemle yok pahasına özelleştirmiş, Oymapınar HES’i de bonus olarak yanında vermişti. Danıştay kararlarına rağmen Başbakan, Türkiye’nin en büyük santrallarından biri olan Oymapınar HES’i bir türlü geri almaya yanaşmadı.” Çok bereketli bir dönemdeyiz. Biraz kazıdınız mı, her yerden deniz feneri fışkırıyor! Cambaz ama olmadı diyebilmek. Çünkü Başbakan, Habur olayından sonra kaybettiği oyları geri alabilmek ve buna milliyetçi oyları katabilmek için, KCK operasyonlarından sonra BDP pervasızlığına da bir ders verilmesi gerektiğini hesaplıyor. Anayasanın 83. maddesine göre grup kararı alınamayacak olması da Başbakan’a yardımcı oluyor.” Yine cambaza baktırıyorlar yani. ‘Adam Gibi Ölmek’ Öyle çarpıcı sözler var ki insan ilk duyduğunda ne söyleyeceğini bilemeyip susuyor ama sonra üzerinde düşünüp bir anlam vermeye çalışıyor. Başbakan’ın 20 Kasım 2012 günü TBMM’de yapılan AKP grup toplantısında söyledikleri de bu türdendi. Anımsayalım: “Başta ABD olmak üzere tüm Batı, iki devletli çözüm diyor. Nerede iki devletli çözüm? Filistin’i boşaltıp İsrail’e teslim etmenin hesabı içindeler. TürkiyeMısırKatar olmak üzere S. Arabistan el ele vermeye mecburuz. Güvenlik Konseyi’ndekilerin ağzına bakarak adım atacak olursak halimiz perişan. Bugün onlara yarın bize. Öleceksek adam gibi ölelim. Böyle adalet olmaz.” “Bugün onlara yarın bize. Öleceksek adam gibi ölelim!” sözleri ne anlama geliyordu? HHH Konu Filistin’di. Başbakan’ın anlatımına göre “başta ABD ve tüm Batı iki devletli çözüm” diyor, fakat aynı zamanda “Filistin’i boşaltıp İsrail’e teslim etmenin hesabını” yapıyordu. Başbakan bu saptamadan yola çıkarak benzer bir durumla yarın Türkiye’nin de karşılaşabileceği olasılığına işaret ediyordu. Demek, başta ABD olmak üzere tüm Batı, Türkiye için de “iki devletli çözüm” önerisinde bulunabilir, fakat aynı zamanda kendi çıkarlarına uygun hesaplar içinde olabilirdi. İnsan Başbakan’ın sözleri üzerinde düşündüğünde, Türkiye bağlamında, Kürt sorunundan başka ilişkilendirebileceği bir “durum” aklına gelmiyordu. HHH Dehşete kapılmamak elde değildi, çünkü “başta ABD olmak üzere tüm Batı” ile sözde müttefiktik! Onlarla, bizi bölecek olanlarla NATO’da, Avrupa Konseyi’nde bir ve beraberdik; onlarla aynı ailenin eşit üyeleri olmak için yıllardır Avrupa Birliği’nin kapısında bekliyorduk. Bu, ne yaman bir çelişkiydi! Başımıza saracakları belaları bile bile onlarla el ele, omuz omuzaydık. Onlardan dost ve müttefik olarak söz ediyor, İncirlik’te hava üssü kursunlar, MalatyaKürecik’e füze kalkanları yerleştirsinler diye topraklarımızı açıyorduk onlara. NATO ittifakı çerçevesinde Hollanda ve Almanya’nın Patriot füzesi istemlerimizi karşılayacaklarını söylediklerinde hükümetçe ve devletçe çok sevinmiştik. İnsan elinde olmadan kendine “Acaba intihar mı ediyoruz?” diye sormadan edemiyordu. Başbakan’a göre bu yolun sonu “ölüm”dü; ama madem ölecektik “adam gibi ölürdük”! Nasıl öldüğümüzü hiçbir zaman bilemeyecek de olsak! zı Halkın Nab AST’ın Dönüşü Aziz Nesin’den uyarladığı oyuna değen büyülü yönetmen eli olmuş. Yücel Erten, “Bütün olumsuz koşullara rağmen o nasıl bir aşk, nasıl bir dirençtir, nasıl bir güçtür ki, bir tiyatroyu yarım yüzyıl yaşatmayı başarmıştır?” diyor. Bu aşk, direnç ve güç ile yeniden doğmayı biz Cumhuriyetçiler çok iyi biliriz. AST ile kan kardeşliğimiz oradan gelir... İnsan Hakları Günü’nde, Muzaffer İlhan Erdost’a sorduk, “Haksızlık bıçağı ehmet onurumuza dayandı diyebilir miyiz?” diye. Dostumuz M arşıda, kçi, ç “Çiğnenen onur, bütün bir ulusun onuBüyükböre matör ruysa, prangalanan, cehennem ateşinde pazarda a par. korlaşan bıçak yeterli mi çiğnenen onurugazetecilik ya abahar karn e muzu karartmaya?” dedi ve ekledi: rd le n e ç e G rmuş: so va “Geçmişin karanlığından çağın a n a m alırken i kıyafet aydınlığına soluk soluğa koşan Okullardak dersin? çocuklarımızın üzerine ağan Kuran’ın e ne serbestliğin rak diye aydınlığından karanlığına inen bir Manav, şı ıtı: n boğulma bu. Kuran’ın aydınlığından, ya ış rm tı yapış , çünkü, ‘Her resulü (peygamberi), halkına Diyorlar ki lü açık seçik beyanda bulunması için n ü , iz m ri e “Büyükl ı kendi toplumunun diliyle gönderen’ ın as az bir giysi mağ mden (İbrahim, 4) ve ‘Akılları çalıştırmak için rü ü S almışlar.” Kuran’ın Arapça indirildiğini’ (Yu. ış rm kazanacakla da olsa, suf, 1) duyuran ve buyuran ayetler, k u ç zihinsel gelişmelerini tamamlamamış Halkımız, u yürüdüğünü çocuklara, özellikle erkeğin ve evin işlerin nasıl rumda. kölesi olmaktan kurtulamamış kız çakmış du 10 Aralık çocuklara tek bir sözcüğünü olsun anlayamadıkları Kuran’ı ezberleterek, akıllarının karartılmasına, bilinçlerinin kilitlenmesine siyaset sahne yapılıyor; bilimi İslamlaştırma politikası olarak, ulusal eğitimin temellerine cehaletin ve hilafetin tohumları ekiliyor. Kimin için bu cehalet, kimin kölesi olmaya koşuyor bu çocuklar? Laikliğe düşman, laik cumhuriyete düşman, bağımsızlığa ve ulusa düşman, insana ve insanlaşmaya düşman, tanrılaşan ‘dolar’a kurban, petrodolara köle bir siyasal erkin karanlığında ‘meçhule giden’ o gemide gibiyiz! Tepemizde ‘Balyoz’, bileklerimizde ‘Ergenekon’ kelepçesi, Kürecik’te radar üssü, Urfa yöresine konuşlandırılacak Patriyotlar ‘patriyot’ yurtsever demektir, ulusun onurunu her gün yeniden yedi kat yerin altına gömmeye, ulusu ulus olarak gömeceği o büyük mezarı kazmaya hazırlanıyor.” Görüş Bir Mucize Ülke: Türkiye(m) Deniz BANOĞLU Başlığı okuyan şaşırmasın! Neden mucize ülke diye. Açıklayınca sanırım okurlarım da bu alçakgönüllü saptamam için bana hak vereceklerdir. Efendim bir ülke ki.. Yargısı hak götüre, hukuku ayaklar altında, tarımı tükenmiş, fasulyesini bile Çin’den alıyor; toprakları, ulusal kurumları özelleştirme adına yabancılara satılıyor, göğe tırmanmak ve rant uğruna ormanlar kurutuluyor, üniversiteler bilim yuvası olmaktan çıkmış neredeyse vaazcıların eline teslim edilmiş, minikler Türkçe abece’yi öğrenmeden ecdadımızın yazısını(!) sökme savaşını veriyor, Türkiye’yi İslam dünyası içinde çağdaşlaşmanın tek örnek ülkesine yükselten devrimler, “zamanı geçti” söylemiyle tepetaklak ediliyor, sözde demokratik, özgür basın, korkudan suspus olmuş sinmiş bir halde magazinden medet umuyor, ekonomimiz güllük gülistanlık derken işsiz gençler ortalıkta dolaşıyor; emekliler, işçiler, açlar, yoksullar sokaklara dökülüyor, özgür düşünceyi dile getiren, elinde “Parasız eğitim istiyoruz” pankartları ile eylem yapanların vay haline, anında dünyası karartılıyor... Sanat da neymiş, tabii o da bundan payını alıyor, horlanıyor, (nasıl mı, heykeller taşlanıyor, ucube diye yıkılıyor, tiyatro oyunları yasaklanıyor, kitapları nedeniyle yazarları hapse atılıyor), bir yanda Kürtçe savunma için mücadele verilirken resmi ve anadilimiz Türkçe İngilizcenin boyunduruğuna giriyor; “komşularımızla sıfır sorun” neredeyse kapımızda savaşla sonuçlanma tehlikesine dönüşürken bir de kafamıza Patriot füzeleri kakılıyor; kimi dönme aydınlarımızın paranoya diye burun kıvırdıkları dış güçlerleiç iktidarın el ele 80 yıllık Cumhuriyetin temellerini yıkma projesi mesnetsiz Silivri, Ergenekon ve Balyoz davaları ile artık sinsice değil, göz göre göre adım adım gerçekleşirken erk sahipleri “güç bende” gururuyla (çabalama kaptan ben gidemem) özdeyişini adeta ters çevirip çırpınan halkımıza “çabalama kaptan bir yere gidemezsin” diyor ama… İşte bana göre tam da bu noktada, Türk mucizesi başlıyor ve diyor ki bu mucize, “ben çabalarım ve giderim” gerçekten de gidiyor ve yol alıyor. Çünkü halkımızı ne kadar küçümseseler de hatta içimizden birileri çıkıp elini toplum yararına şöyle bir kımıldatmadığı halde “bitti canım yapacak bir şey yok” diye teslim bayrağını çekmiş olsa da Türkiye mucizesi yoluna devam ediyor. Nasıl devam ediyor, diye soracak olursanız. O kadar çok örneği var ki… Halkımız her türlü baskıya karşın direniyor. Okumuşu okumamışı, köylüsü kentlisi ile örneğin nükleer santrallara, yıkımlara, üzerinde yaşadığı, ektiği biçtiği yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan toprağına, kentin az sayıdaki meydanlarına, kültürel mirasın örnekleri kurumlarımızın yıkımına, satışına “hayır” diretmesiyle yollara dökülüyor, imza topluyor, sanal ortamda uyuyanı uyandırıyor. Emeklisiyle, işçisiyle, sendikasıyla, duyarlı hukukçuları ile sürekli tetikte bekliyor. Yürekli gençlerimiz karış karış Anadolu’yu dolaşıp tiyatrosuyla, müziğiyle, kitabıyla Cumhuriyet değerlerini sahiplendiğini, onların da sahiplenmesi gerektiğini milyonlara duyuruyor; tiyatro, opera binası olmayan sanatçımız her türlü baskıya karşın, türlü yoksunluklar içinde göçebe gibi oradan oraya taşınmaya aldırış etmeksizin, bulduğu her uygun ortamda sanatını icra etmeyi sürdürüyor, Mustafa Kemal’i yok etme gayretleri, hakkında peş peşe yayımlanan kitaplarla, 10 Kasım’larda 29 Ekim’lerde yollara dökülen milyonlarca insanımız ve satışa sunulan Atatürk damgalı kullanım eşyası, küçük aksesuvarlarla ters tepiyor. Yine her türlü engellemelere karşın gönüllü kuruluşlar, dernekler, kimi vakıflar ve iş çevreleri anayasaya, yozlaştırılmaya, geriletilmeye çalışılan eğitime sahip çıkıyor, okullar açılıyor, yurtlara destek veriliyor. Haklarında hemen hiçbir şey yapılmayan engelliler de yetenekleri elverdiği kadar, sanat aracılığı ile sesini duyuruyor. Üniversite gençliğimiz değiştirilen YÖK Yasası’na, ilimden bilimden uzaklaştırılan üniversite yönetimine karşı sürekli tetikte eylemlerini yaşama geçirmekten korkmuyor, çekinmiyor, Mustafa Kemal’in gençleri Nutuk ve Bursa Nutku’nun içeriğini asla ve hiç unutmuyor. Evet eğitilmemiş, kasıtlı cahil bırakılmış büyük çoğunluğa karşın halkımız uyanıyor, bir mucize ülke Türkiye, adım adım Türk mucizesini gerçekleştirme yolunda ilerliyor. Çünkü, on binlerce, ama on binlerce yıl, onlarca ama onlarca ulusun kültür zenginliğini miras bırakmış olduğu bu Anadolu topraklarının ne bahasına olursa olsun, bağımsızlığını ve bütünlüğünü Batı’nın binlerce yıldır içinde sakladığı emellerine teslim etmeyeceğine inanıyor. Ve “Çabalama kaptan gidemezsin” deyişine inat, Türk mucizesi, “elbet sabah olacaktır” umudunu yitirmeden, kaptanı olan halkla direnişini, savaşımını sürdürüyor. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr HARBİ SEMİH POROY BULMACA SEDAT YAŞAYAN HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com OTOBUSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Tartışmak, 1 didişmek. 2 2/ Argoda gizli yere ve 3 4 rilen ad... Bir kimsenin 5 egemenliği 6 ni tanıma. 3/ 7 Fas’ın plaka 8 imi... Eski dilde eşek... 9 Tantal ele 1 2 3 4 5 6 7 8 9 mentinin simge1 Y ÖN E T İ Ş İ M si. 4/ Kırşehir’de ÇOMU bir yeraltı kenti. 2 E Ğ İ R 3 K E Ş A N K A T 5/ İtici neden, 4 A M A T L A güdü... İsyankâr. E S E F 6/ “Samit” de de 5 G A N İ L O K A nilen ve sözsüz 6 A L oynanan köy se 7 R A Y M A K A K yirlik oyunlarına 8 İ R E M N A L E verilen genel ad... 9 P A L İ N D R O M Ayakkabıların altına çakılan demir çivi. 7/ Kuru soğuk... Takımlar grubu, küme. 8/ Bir nota...Afrika’dan getirilen zenci kölelerin Küba’da oluşturdukları dinsel hareket. 9/ Hindistan’ın iki büyük destanından biri. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yıkılma, çökme. 2/ Çin’in para birimi... Değerli madenlerin saflık derecesi. 3/ Bir organımız... Leylak rengi, açık mor. 4/ Tanık... Bir şeyin fiyatını artırma. 5/ Hatay ilinde bir ova... Baryum elementinin simgesi. 6/ Bir tür kâğıt süslemeciliği... Biriyle eğlenme ve onu küçümseme. 7/ İlgi eki... Karahindibanın sebze olarak yenen yaprakları. 8/ Eski Türklerde kutsal sayılan hekim. 9/ Hareketsiz bir cisme etki eden kuvvetleri inceleyen mekanik dalı... Bir haber ajansının kısa yazılışı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog