Bugünden 1930'a 5,415,159 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 KASIM 2012 ÇARŞAMBA 8 İstanbul Y Edirne Y Kocaeli Y Çanakkale B İzmir PB Manisa PB Denizli PB Zonguldak B Sinop Y Samsun Y Trabzon Y Giresun Y Ankara B 17 15 16 15 21 19 20 15 15 16 17 16 15 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars B B S B B B B B B PB Y B B 12 14 12 24 23 23 19 22 15 16 10 11 9 HABERLER Oslo Y Helsinki PB Stockholm PB Londra B AmsterdamB Brüksel B Paris B Bonn B Münih PB Berlin B BudapeştePB Madrid Y Viyana PB 7 8 9 12 10 9 11 11 8 8 10 19 8 Belgrad Sofya Roma Atina Zürih Moskova Aşkabat Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam PB PB B PB Y PB Y PB Y B PB B PB 11 14 21 20 11 2 18 17 13 11 13 25 21 TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 14 Kasım GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada soruyorum ne oldu? 80’ler 90’lar boyunca tehdit olarak gösterdiğiniz o imam hatip okulları Türkiye’ye ne zarar verdiler?” diyor... İmam hatip mezunlarının tümünün ülkeye ne zarar verdiğini, verip vermediğini, şu sıra bilmek elbette olanaksız… … ama din istismarıyla başbakanlığa yürüyen RTE bir istisna!.. Zira Türkiye Cumhuriyeti devletine verdiği zararlar saymakla bitmez. Zararlarının en başında bin bir emekle kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmeye yönelmek geliyor. Tarihsel bir ahlaksızlığa başvurarak Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ü tarihten silmek gibi erdemsiz, olanaksız bir amacı gerçekleştirmeye çalışıyor... Cumhuriyetin iftihar ettiği bayramları; halkımızın 23 Nisan’ları,19 Mayıs’ları ve nihayet 29 Ekim’i coşku ile kutlamasını engellemeye, hatta yasaklamaya cüret ediyor. Siyasal anlayışının temel kuralı laikliğin içini boşaltmayı 2002’den bugüne dek 10 yıldır her alanda uyguluyor. Adını tarihe, dini politikaya alet eden siyaset adamı olarak yazdırıyor. “Okula, camiye ve kışlaya siyaset girmesini yasaklayan” laikliğin temel ilkesini siliyor... Dindar gençlik yetiştirme adı altında ortaöğretimi imam hatip liselerine dönüştüren bir programı icat ediyor: 4+4+4. İlkten lise sona kadar Cumhuriyet çocuklarının kafalarını dinle yoğurmaya girişiyor... Beceriksiz gerekçelerle örterek sanata, tiyatroya, baleye ve operaya düşmanlığını sergiliyor... Bağımsız yargıyı bağımlı duruma getiriyor. Cumhuriyete ve Atatürk’e bağlı komutanların hapsedilmesine yol açan süreci tetikliyor. Ordunun, ülkenin yararları aksine gelişen olaylar karşısında görüş açıklamasını engelliyor. Basını kapı kuluna dönüştürme amacıyla devletin bütün olanaklarını kullanıyor ve gazetecileri susturuyor. Basında, ilim alanında dönekliği meslek haline getiriyor. ૽૽૽ İmam hatip mezunu RTE’nin laik, çağdaş Cumhuriyet yerine, devlet ve milletin din ekseninde yürümesinin baş aktörü olduğunu tartışmasız açıklayacak daha pek çok olay, öğe ve uygulama saptanabilir... Ama vurdumduymazlık egemen olunca insana ve imam hatipli Başbakan’a, bu saptamalar vızgeliyor. Rize’de, imam hatip mezunlarının “şu anda Türkiye’yi yeni baştan inşa ettiklerini” iddia eden imam hatipli Başbakan; oysa, 10 yıldır laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kazanımlarını, ilkelerini… ... bir baştan öteki başa yıkıyor. Günü geldiğinde: Yapıcı değil yıkıcı kimliğinin hesabını öteki dünyada değil… Bu dünyada vereceğini unutarak! Ülkemizde ifade özgürlüğü alanında yaşanan olumsuz gelişmeler ve cezaevindeki gazeteciler meselesine tepki amacıyla Türkiye’de devlet ve hükümet yetkilileriyle görüşmeye gelen uluslararası kuruluşlara son olarak Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) de eklendi. PEN Yönetim Kurulu üyeleri ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 20 yazar, cezaevlerindeki gazetecilerin özgürlüğüne kavuşması mesajı için Türkiye’ye geldi. 0’lara dönüş olmasın’ Dün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelen heyetten PEN Başkanı John Saul, dünkü görüşmemizde izlenimlerini şöyle aktardı: “Son bir yıl içinde Türkiye’de gazeteciler, yazarlar ve yayıncılarla ilgili takip ettiğimiz davalarda kaygı verici artış yaşandı. Şu anda 70’ten fazla yazar ve gazeteci tutuklu. En az 60’ının ise yargılaması sürüyor. Rakamlarda son dönem gözlenen artış, 1990’lı yıllardaki durumu anımsatıyor. Sayın Cumhurbaşkanı bize bir saat 15 dakika ayırarak Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü alanında artan kaygılarımıza ne kadar önem verdiğini gösterdi. Kendisine isim isim tutuklu ya da tutuksuz yargılanan gazeteci, yazar ve yayıncıların durumunu aktardık. Bu durumun Türkiye’nin imajına katkısı olmadığını aktardık.” ‘9 Gül: Hapisteki Gazeteciler Demokrasiye Gölge “Türkiye’de reformlar sayesinde birçok iyi gelişme yaşanıyor, geçmişte tabu olan birçok konu serbestçe tartışılabiliyor. Ancak bahsettiğiniz bu kaygılar, katettiğimiz ilerlemeye gölge düşürüyor. Bunların uluslararası yansımaları da oluyor ve bu gelişmeler beni derinden üzüyor. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak herkesten daha fazla ben bunların çözülmesini ve artık ülke gündeminden düştüklerini görmeyi arzuluyorum. Türkiye’de demokrasi ne kadar çok gelişirse ben bundan o kadar kıvanç duyarım.” Gül’e “Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engelin Terörle Mücadele Yasası olduğunu” aktardıklarını ve bu yasanın özgürlükçü bir anlayışla gözden geçirilmesini istediklerini belirten Saul, Cumhurbaşkanı’ndan bu talebe “Terörizmle mücadele etme ve onu izole etmenin en iyi yolunun ülkemizdeki demokrasi standartlarını yükseltmek olduğuna inanıyorum” karşılığı aldıklarını belirtti. utuklu gazetecileri bırakın’ Görüşmede Gül’den ifadeleri nedeniyle tutuklu yargılanan gazetecilerin bir an önce salıverilmesi talebinde bulunduk ‘T PEN TARİHİNİN EN KALABALIK ZİYARETİ İngiltere Büyükelçisi David Reddaway de PEN heyetinin ziyareti onuruna evinde bir davet verdi. PEN Başkanı o davette de “PEN’in 91 yıllık tarihinin en kalabalık heyetiyle Türkiye’ye geldik. Yönetim kurulunun tamamı ile birlikte tüm dünyadan 20 yazar burada” dedi. Heyetin 104 ülkedeki 144 PEN ofisini temsil ettiğinin altını çizen Saul, “Yani Türkiye’deki cezaevlerindeki gazeteciler sorunu sadece Batı’nın ilgilendiği bir konu değil, tüm dünyayı kaygılandıran bir mesele” dedi. PEN heyeti, yarın aralarında Yaşar Kemal’in de bulunacağı bir grup yazarla birlikte cezaevindeki gazetecilere destek amacıyla ortak etkinlik düzenleyecek. Etkinlikte 50 Türk ve yabancı yazar, kendi eserlerinden 200 kelimelik konuşmalar yapacak. rtık gündemden düşmeli’ Gazeteci ve yazarların yargılandığı davaları yakından takip ettiğini belirten Gül ise PEN heyetine şu mesajları vermiş: ‘A larını da belirten Saul, “Cumhurbaşkanı’nın görüşmede ifade özgürlüğü ihlallerinin Türkiye’nin geleceğine olumsuz etkilerine yaptığı vurguyu önemsiyoruz. Onun, terörizme karşı en etkili yöntem olarak ifade özgürlüğü ve temel hakların genişletilmesi olduğu yönündeki taahhüdünden cesaret alıyoruz. Umuyoruz bugünkü görüşmemiz cezaevindeki gazeteci ve yazarların serbest bırakılmasını hızlandırır” dedi. PEN heyetinin Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için atılması gereken adımlar konusunda Cumhurbaşkanı’na ilettikleri talepler şunlar: Yazar, yayıncı ve gazetecilerin yargılandığı davalar gözden geçirilmeli, hiçbirinin ifadeleri nedeniyle cezai kovuşturmaya uğramadıkları kesin biçimde tespit edilmelidir. İfadelerinden ötürü tutuklanmış olanlar derhal salıverilmelidir. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve özellikle de 6. ve 7. maddeleri değiştirilmelidir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) siyasi nitelikli meşru görüş ve beyanlara karşı mahkemelerce dava açılması için kullanılan maddeleri düzeltilmelidir. TMK ve TCK’de ‘halkı şiddete teşvik etme’ ile ‘şiddet barındırmayan fikirlerin ifadesi’ arasında ayrım yapılmalıdır. Uzun tutukluluk uygulaması sona erdirilmeli. Yazar, yayıncı ve gazetecilerin zayıf temellere dayanan iddianamelerle cezaevine konması ya da korkutulmasını önlemek için davayı reddetmeye yarayan sıkı yöntemler benimsenmelidir. ‘KASTEN YARALAMA’ SUÇUNDAN CEZA İşkence değil dayakmış! HİLAL KÖSE Kaçakçılığı ortaya çıkaran müfettişlere soruşturma Dokunan suçlu İLHAN TAŞCI Polis memuru Mehmet Kurt (28), Taksim Polis Merkezi’nde görevli olduğu dönemde, gözaltına alınan H.Ç’ye işkence yaptığı gerekçesiyle 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandı. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı, “kasten yaralama” suçundan 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezasına mahkum etti. H.Ç’nin avukatı Fazıl Ahmet Tamer, karara itiraz edecek. H.Ç. (32), 8 Temmuz 2008’de, saat 01.00 sıralarında garsonluk yaptığı Alaturka Bar’dan, yağma iddiasıyla gözaltına alınarak Taksim Polis Merkezi’ne götürüldü. Gözaltında, komiser Mehmet Kurt’un dayağına maruz kaldı. Vücudu tanınmayacak bir hal alan H.Ç, Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce serbest bırakıldı.Mahkeme yargıcının da suç duyurusu üzerine, polis hakkında, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, 22 Aralık 2008’de, TCK’nin 94/1. maddesi uyarınca “işkence yapmak”tan dava açıldı. Davanın ilk oturumu 28 Nisan 2009’da yapıldı. Mahkemede, H.Ç. ile gözaltına alınan ve polis memuru tarafından dövülen 4 kişi de tanık olarak dinlendi. Tanıklar, “Sanık sopa ile mağdura girişti. Vururken bir yandan da ‘yere yapışacaksın’ diyordu. Vurmaya devam ederken ağaç copu kırıldı, plastik copla vurmaya devam etti. Bizi de darp etti” dedi. Sanık suçlamaları kabul etmedi. Ceza şart Müşteki avukatı Fazıl Ahmet Tamer, işkencenin bir insanlık suçu olduğunu vurgulayarak “İşkencenin cezalandırılması, tekrarının önlenmesi açısından önemli” dedi. ᮣ Terörün finansmanında kullanılan ANKARA Esendere Gümrük Sı hayali ihracatları ortaya çıkaran gümrük müfettişlerinin bakanlık bürokrasisini nır Kapısı’nda 400 milyon dolarlık hayali ihracatı ve buradan elde edi“hedef aldıkları” gerekçesiyle len kara paranın terörün finansmasoruşturuldukları ortaya çıktı. nında kullanıldığını ortaya çıkaran Gümrük Başmüfettişleri Murat Şanlı, Ali Ortapolat ve Ahmet Ünal hakkında soruşturma başlatıldı. Hayali ihracattan dolayı bakanlık bürokratları hakkında işlem yapılmasını isteyen müfettişler hakkında soruşturma başlatılmasının gerekçesi ise “yanlı rapor” hazırlamak ve kaçakçılık olaylarını önlemek için gerekli tedbirleri almayan “bakanlık bürokrasisini” hedef almak. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın onayıyla üç müfettişin “soruşturma yetkileri” de ellerinden alındı. Pasif göreve çekilen üç müfettiş, bundan sonra kaçakçılık dosyalarını soruşturamayacak. Gümrük başmüfettişleri düzenledikleri raporlarla, mali boyutu 400 milyon doları bulan ve devletten haksız olarak yaklaşık 23 milyon dolar KDV iadesi alınan hayali ihracat kaçakçılığını ortaya çıkararak 42 firma, 24 imalatçı ve tedarikçi firma ile arasında yeminli mali müşavir ve Türban cezasına ‘özgürlük’ kılıfı İZMİR Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün, öğrencilerin türbanla derse girmesini engellemesi ve haklarında tutanak tutması üzerine açılan ve 25 ay hapis cezası aldığı davada, gerekçeli karar açıklandı. İzmir 4. Asliye Mahkemesi, kararını anayasanın üzerinde görerek “türbanla üniversitelere girilebileceği” yönünde yorum getirdi. Pekünlü’nün avukatı Murat Fatih Ülkü ise, bu yorumun hukuksal gerçeklerle bağdaşmadığını belirterek konuyu Yargıtay’a taşıdıklarını bildirdi. İzmir 4. Asliye Mahkemesi, gerekçeli kararında, türbanla üniversiteye girme eylemini anayasal bir hak olarak kabul etti. Ayrıca “sınırsız bir özgürlük anlayışı” getirerek kimsenin eğitim öğretim hakkının engellenemeyeceğini savundu. Pekünlü’nün avukatı Ülkü ise, kararın hukuksal gerçeklerle, anayasa hükümleriyle bağdaşmadığın vurgulayarak “Yasa koyucu, türbanla üniversiteye girilmemesi için yasal ve anayasal düzenlemeler yapmıştır. ‘Yasal bir düzenleme gerekmediği’ yönündeki gerekçenin hukuksal değeri yoktur” dedi. Anayasanın 42. maddesinin, uçsuz bucaksız bir eğitim hakkı öngörmediğini de dile getiren Ülkü, “Eğitim hakkının kapsamını düzenleyen yasa hükmünün, hakkın sınırlarını belirleyecek yerel mahkemeler değil Anayasa Mahkemesi’dir. Bu anlamda Anayasa Mahkemesi, türbanla üniversitelere girilmesine izin veren düzenlemeleri denetlemiş ve bunların anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir” dedi. PEKÜNLÜ DAVASINDA GEREKÇELİ KARAR EMRE DÖKER Esendere’de neden önlem alınmadı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ziya Altunyaldız, aynı müfettişlerin yazdığı raporlar üzerine; Esendere Sınır Gümrük Kapısı ile benzer sorunları olan Ağrı Gürbulak Sınır Gümrük Kapısı Sarısu Sınır Ticaret Merkezi’nin ? faaliyetinin durdurulduğunu 12 Eylül 2011 tarihinde 4277 sayılı yazı ile Ekonomi Bakanlığı İhracaat Genel Müdürlüğü’ne bildirmişti. Ancak Sarısu Sınır Ticaret Merkezi’yle karşılaştırılamayacak boyutta kaçakçılık olaylarının yaşandığı ve elde edilen kara paranın da terörün finansmanına gittiği belirlemesine karşın Sarısu benzeri önlemin Esendere’de neden alınmadığı sorusu yanıtsız kaldı. gümrük müşavirlerinin de bulunduğu 123 kişinin “sahte fatura düzenlemek ve hayali ihracat yapmak amacıyla suç örgütü kurmak, örgüte yardım etmek” suçlarından soruşturulmaları için suç duyurusunda bulunmuşlardı. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, müfettişlerin bu başarısına ilişkin, operasyonların bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini belirterek “Yolsuzluğa ve hukuksuzluğa asla taviz vermeyiz” demişti. Önceki günkü manşet haberimiz üzerine bakanlıktan yapılan açıklamada, “Son dönemde medyada yer alan milyonlarca Türk Lirası tutarındaki yakalama ve kaçakçılık olaylarını gerçekleştiren bakanlığımız personelidir” denilmişti. Ancak kaçakçılığı ortaya çıkaran başmüfettişlerinin raporlarında, Gümrük Bakanlığı üst düzey bürokrasisinin gerekli önlemleri almayarak kaçakçılığa göz yumdukları gerekçesiyle soruşturulmalarını istemesi üzerine Gümrük Bakanlığı’nda ilginç gelişmeler yaşandı. Müfettişlerin Gümrük Bakanlığı bürokratlarının soruşturulması istemine Bakan Hayati Yazıcı izin vermedi. Olay bir adım daha ileri götürülerek, soruşturma için Esendere Gümrük Sınır Kapısı’na gittiklerinde terör örgütü tarafından adım adım izlenen, örgüt telsiz konuşmalarına yansıyan ve kendilerinden “böcekler” diye söz edilen üç gümrük başmüfettişi hakkında, “yanlı rapor” düzenledikleri ve “bakanlık merkez teşkilatını” hedef aldıkları gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda gelecek günlerde başmüfettişlerin savunması alınacak. Yazıcı’nın onayıyla Gümrük Başmüfettişleri Murat Şanlı, Ali Ortapolat ve Ahmet Ünal’ın “soruşturma yetkileri” de ellerinden alınarak pasif göreve verildiler. Üç başmüfettiş, Türk Ceza Yasası ve Kaçakçılıkla Mücadele Yasası kapsamında herhangi bir soruşturma yapamayacak. SOLCULAR TUTUKLANDI SAĞCILAR SERBEST ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF), 2 Kasım’da karşıt görüşlü öğrenciler arasında yaşanan kavganın ardından gözaltına alınan 13 solcu öğrenci terör suçlamasıyla tutuklandı. Solcu öğrencilere satırlarla saldıran ve sağ görüşlü öğrencilere ise “dokunulmadı.” Ülkücü öğrencilerin kendilerine saldırdıkları iddiasıyla bazı solcu öğrencilerin Cebeci polis merkezine yaptıkları suç duyurularına ilişkin işlem yapılmadığı öğrenildi. Soruşturma savcısı Sadık Bayındır’ın karşıt görüşlü öğrencilerin kavgayı “örgüt talimatı doğrultusunda” gerçekleştirdiği üzerinden soruşturma yürüttüğü öğrenildi. Öğrenciler ifadelerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını ve ülkücüler tarafından uğradıkları saldırılara karşı bir araya geldiklerini söyledi. Öğrenciler savcılık sorgusundan sonra “terör örgütü PKK/KCK’ye üye olmak”, “adam yaralamak” ve“eğitim faaliyetini engellemek” suçlarından tutuklandı. POLİSLERİN SENDİKASI İÇİN SORUŞTURMA ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Emniyet Genel Müdürlüğü, EmniyetSen’in kuruluş dilekçesini Ankara Valiliği’ne veren 7 polis hakkında disiplin soruşturması başlatarak müfettiş görevlendirdi. Ankara Valiliği de kargo yoluyla yapılan EmniyetSen kuruluş başvuru evrakını “hukuken herhangi bir işlem yapılmadan” posta yoluyla iade etti. Genel müdürlük, “Amacı hukuka aykırı olan kişi topluluklarının tüzelkişilik kazanamayacakları hüküm altına alınmıştır” diyerek sendikanın yasal olarak kurulmadığını iddia etti. Emniyet Genel Müdürlüğü’nden dün yapılan yazılı açıklamada “Mevcut ulusal ve uluslararası düzenlemeler çerçevesinde ülkemizde Emniyet Teşkilatı mensuplarının sendika kuramayacakları ve herhangi bir sendikaya da üye olamayacakları açıktır” denildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog