Bugünden 1930'a 5,415,729 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 KASIM 2012 ÇARŞAMBA 4 HABERLER Açlık grevi 64. gününe girdi. Kandıra Cezaevi’ndeki 20 eylemcinin durumu ağırlaştı ‘Su bile içemiyorlar’ MAHMUT ORAL Başbakan Erdoğan partisinin grup toplantısında konuştu. (Fotoğraf: NECATİ SAVAŞ) Ölümle alay ediyor ᮣ Açlık grevlerini 12 Eylül öncesi ‘darbe zeminini güçlendiren eylemlere’ benzeten Erdoğan, BDP’li vekillerin eylemiyle de alay ederek, “Bunların bazılarının ciddi şekilde rejim yapmaya da ihtiyaçları var” dedi. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Başbakan Tayyip Erdoğan, açlık grevleri için “Bunların amacı taleplerinin karşılanması değil, bunların amacı kaos oluşturmak, gerilimi tırmandırmak” dedi. Erdoğan, BDP’yi de sert bir şekilde eleştirdi. Erdoğan partisinin grup toplantısında özetle şunları söyledi: Açlık grevleri darbe çağrısı: 12 Eylül askeri darbesi öncesinde darbe zeminini güçlendirmek amacıyla bu eylemler ortaya konuldu. 28 Şubat sürecinde gerilimi tırmandırmak, hükümeti yıpratmak, müdahaleyi meşrulaştırmak adına bu tür eylemler yapıldı... Bakın çok açık söylüyorum; bunların amacı taleplerinin karşılanması değil, bunların amacı kaos oluşturmak, gerilimi tırmandırmak. Oksijeni medyadan: İşte şu anda Türkiye’de bazı medya kuruluşları sorgusuz sualsiz şekilde, bu eylemlere destek veriyor. Açlık grevi eylemleri, maalesef bir kez daha oksijenini işte bu medyadan alıyor. Üç maymunu oynayan Avrupa: DİYARBAKIR Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi, anadilinde eğitim ve savunma talebiyle başlatılan açlık grevleri 64. gününe girerken Mersin’de 2 eylemci açlık grevini ölüm orucuna çevirdi. Kandıra 1 ve 2 No’lu cezaevlerindeki 20 eylemcinin su içemediği, yerinden kalkamadığı ve kanama geçirdiği belirtilirken Diyarbakır’da durumu ağırlaşan kanser hastası bir mahkum hastaneye kaldırıldı. Açlık grevleri 64. gününe girerken Mersin Cezaevi’nde Gıyasettin Yalçın ve Sait Kaya’nın eylemlerini ölüm orucuna çevirdikleri bildirildi. Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde durumu ağırlaşan kanser hastası Özgür Karagöz ise hastaneye kaldırıldı. Kocaeli’nde bulunan Kandıra 1 ve 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde 12 Eylül’den bu yana açlık grevinde bulunan eylemcilerle görüşen Cezaevleri İzleme Koordinasyonu avukatları 20 eylemcinin duru ‘Kritik süre aşıldı’ Bir Açıklamanın Düşündürdükleri Geçen hafta, ülkenin doğusundaki ve batısındaki çarpıcı olayların arasında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın açıklamaları bence gereken ilgiyi görmedi. Tarihsel ve toplumsal anlamları üzerinde pek bir yorum yapılmadı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Cumhuriyet kurulurken, “eski rejimin” egemen sınıflarının, özellikle Müslüman entelijensiyanın (ruhban sınıfın) iktidar kaynaklarını kurutmayı amaçlayan devrim yasalarını artık kaldırmak gerektiğini açıkladı. Aile bakanıyla Diyanet İşleri’nin yaptığı toplantıyla ilgili bir soru üzerine “Diyanet bu toplumun çimentosudur” dedi. Bozdağ’a göre, şapka, kılık kıyafet yasalarının, Osmanlı dönemine ilişkin hiyerarşiyi belirten efendi, bey, paşa, hacı hafız, hazretleri gibi unvanları kaldıran, bu unvanların önemli bir kısmının yaşam alanı olan tekke ve zaviyeleri kapatan yasaların artık kaldırılması gerekiyor. Kısacası, Bozdağ, toplumun simgesel evreninde, iktidarın, toplumsal hiyerarşilerin tanımlandığı alanlarda bir yeniden yapılanma öneriyor. Bozdağ’ın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı (buna nüfus planlama bakanı da diyebiliriz) ile Diyanet İşleri yetkililerinin bir araya gelmesine ilişkin, “Diyanet bu ülkenin çimentosudur” açıklaması, egemen ideolojinin yerinde olması gereken “şeyi” din olarak gördüğünü, bunun nüfus planlamasını da kapsayacağını vurguluyor. Bu açıklama, aynı zamanda bu ideolojinin egemenliğinde oluşmaya başlayan simgesel evrende, “bütünlük” ve “istikrar” görüntüsünün, Sünni Müslümanlığın dışındaki din ve inanışların, ulusal, etnik kimliklerin, hatta cinsel pratiklerin bastırılmasıyla, susturulmasıyla sağlanacağını gösteriyor. Bu sürecin totaliter bir topluma açıldığını görebilirsek, idam konusunun yeniden açılması üzerinde daha kolay düşünebiliriz. Yargıtay’ın kararına bağlı olarak, bekâr, yetişkin insanların bile cinsel yaşamlarının haram ve zina kavramlarıyla konuşulmaya başlanması da bu resme tümüyle uyuyor. Cezaevi İzleme Komisyonu, açlık grevleriyle ilgili son duruma ilişkin İHD Diyarbakır Şubesi’nde bilgilendirme toplantısı düzenledi. Cezaevi İzleme Komisyonu üyeleri kritik sürenin çoktan aşıldığını belirterek ölümler başlamadan eylemcilerin taleplerinin karşılanmasını istedi. Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Cengiz Günay da “Şu an muayeneyi kabul etmiyorlar. Yine zorla müdahale etmek etik bir tutum değildir. 96 ve 2000’lerde eylemcilerin Korsakof Sendromu yaşamalarının nedeni zorla ve yanlış müdahalenin sonucudur” dedi. mu çok kritik olduğunu, “uyuyamama, sese ve ışığa karşı aşırı hassasiyet, tansiyon yükselmesi veya düşmesi, şiddetli ağrılar, görme bozukluğu, göğüs kafesinde ağrı, nefes almakta zorlanma” gibi rahatsızlıkların görüldüğünü belirtti. Eylemcilerin su bile içemediğini ve yerlerinden kalkamadığını belirten avukatlar, bazı eylemcilerin kanama geçirdiğini bildirdi. Raporda Abdullah Rüzgar isimli eylemciye 18 günden bu yana Benexol ilacının verilmediği, Nazmi Doğan’a cezaevi yönetiminin eylemi bırakması yönünde psikolojik baskı yaptığı belirtildi. Gaziantep H Tipi Kapalı Ce zaevi’nde açlık grevindeki 7 eylemcinin durumunun kötüleştiği bildirildi. Açlık grevlerine destek için Diyarbakır’ın Bağlar ve Yenişehir ilçeleri başta olmak üzere pekçok noktada ışık kapama eylemi yapıldı. BDP’li bazı milletvekillerinin açlık grevine girdiği Belediye Konukevi önünde toplanan ve slogan atan gruba polis biber gazıyla müdahale ederken ara sokaklara dağılan göstericiler eylemlerine burada devam etti. Diyarbakır’ın Ofis semtinde önceki gece Öcalan lehine slogan atan eylemcilere polis müdahale etti. Yaşları 7 ile 13 arasında değişen 13 çocuğun gözaltına aldığı bildirildi. AP, açlık grevleri için kaygılı İĞNELİ FIRÇA Haber Merkezi Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Türkiye Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e bir mektup göndererek cezaevlerinde süren açlık grevleriyle ilgili kaygılarını iletti. Schulz, “aralarında seçilmiş yetkililerin ve parlamento üyelerinin de olduğu Kürt mahkumların açlık grevini kaygıyla takip ettiğini” belirtti. Öncelikli kaygısının “şiddet içermeyen, çaresizce eyleme katılanların sağlığıyla ilgili olduğunu” vurgulayan AP Başkanı, Türk yetkililerin protestoculara kulak vermesini istedi. Açlık grevini sürdürenleri de “hayatlarını tehlikeye atan” bu eylemi sona erdirerek taleplerini siyasi diyalog yoluyla aramaya davet eden Schulz, hükümetin mahkemelerde anadilinde savunma yapılmasını öngören düzenlemeyi parlamentoya sunmasını takdirle karşıladığını dile getirdi. ZAFER TEMOÇİN TCHD: Hukuki çözüm üretme zamanı İstanbul Haber Servisi Türk Ceza Hukuku Derneği (TCHD), cezaevlerinde sürdürülen açlık grevine ilişkin yaptığı açıklamada, grevlerin sona erdirilmesi için hukuki çözümlerin bir an önce üretilmesinin başta hukukçular olmak üzere herkesin görevi olduğunu belirtti. TCHD adına avukat Fikret İlkiz imzasıyla yapılan açıklamada, hukuk devletinin kişi haklarını koruyan ve güvence altına alan bir hukuk düzeni kurmakla görevli olduğunu belirterek “Türkiye’de açlık grevlerine neden olan bir hukuk düzeninin, aslında bizatihi kendisi hukuka aykırıdır. Açlık grevleri üreten ve bu yola başvurulmasına kapı aralayan hukuk düzeninin insan haklarına aykırılığı ortadan kaldırılmalıdır. Açlık grevine neden olan ortamın hukuki, siyasi ve toplumsal nedenlerini açık yüreklilikle tartışmak ve hukuk devleti olarak acilen çözüm üretmek zorundayız. Ceza adaletinin sorunlarını gözden geçirip açlık grevlerini çözmek için harekete geçmeliyiz” dedi. İnsan yaşamının her şeyden üstün olduğunu ve cezaevlerinden cenazelerin çıkmasını istemediklerini vurgulayan İlkiz, özetle şunları söyledi: “Üstün tutulması gereken değer insan yaşamının korunmasıdır. Bir kişi bile cezaevinde ölmemeli, sakat kalmamalı ve cezaevinden cenazeleri çıkmamalı. Açlık grevlerinin sona erdirilmesi için başvurulacak herhangi bir zor kullanma hali, açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin insan onurunun dokunulmazlığı da zedelenmektedir. Uluslararası sözleşmeleri, hukuku, yasaları ve Malta Bildirisi’ni çok daha acı sonuçların doğmaması ve son derece ağır sonuçlara yol açılmaması için yeniden hatırlatırız. Açlık grevlerine çözüm üretme ve ölümler olmadan çözüm bulma zamanıdır. Türkiye’nin ceza hukuku sistemi, düşman ceza hukuku değildir. Gün, açlık grevlerinin sona erdirileceği hukuki çözümlerin bir an önce üretileceği zamandır.” eni bir tarihsel blok ve hegemonya üzerine... Osmanlı toplumunun egemen sınıfının, çok özel konumundan dolayı, kuşaklar boyu kendini yeniden üreterek bugüne kadar varlığını sürdürmeye devam eden bir fraksiyonu, Müslüman entelijensiya, 2000’li yılların başında “iç ve dış dinamiklerin örtüşmesi” olarak tanımlanan bir “durum” içinde, liberal entelijensiyanın da katkılarıyla yeni bir “tarihsel blok” kurmaya başlayarak devletin yönetimini ele geçirdi. Bu entelijensiya şimdi devletin olanaklarını da kullanıyor, kendini egemen (kapitalist) sınıfın içinde hegemonik fraksiyon olarak kurma yönünde yeni adımlar atarak ilerliyor. Bu entelijensiya, bir tür (diniahlaki) bilginin üretiminin, yeniden üretiminin, bu bilginin dolaşım kanallarıyla araçlarının, kendi tekelinde bulunmasını var oluşunun önkoşulu, toplumsal ekonomik artığa, kapitalist birikim süreçlerine ulaşmasının aracı olduğunu biliyor. Hızla bir kapitalist sınıf fraksiyonuna dönüşmekte olan bu tabaka (entelijensiya) kendini hegemonik sınıf fraksiyonu olarak kurma sürecini iki yönden ilerletiyor. Birincisi, tekeline almaya çalıştığı bu özel bilginin, toplumun simgesel evrenini, tüm farklı söylemleri (ulusal kimlik, etnikdini aidiyetlerden komünizme kadar) dışarı atarak doldurması, ait olduğu hakikat rejiminin egemen olması için, devletin disiplin ve cezalandırma araçlarının (yargı ve güvenlik güçleri) kontrolünü elinde topluyor. Aynı anda devletin ideolojik aygıtlarının denetimini ele geçirmeye başlıyor, kendi tekelindeki bilgiyi üretmeye daha yatkın yeni ideolojik aygıtlar (tekke, zaviye, hiyerarşik unvanlar) kurmaya hazırlanıyor. İkincisi, mikro düzeyde, bu “yeni düzene” uygun yeni bireyin üretilmesi sürecini, nüfusun yeniden üretimini (nüfus politikası), bunun alacağı biçimleri (ailecinsel pratikler, tercihler), bedenin estetiğini (giysi, görünüm) mekânda ve zamanda yerini (ibadet saatleri, yerleri ve ritüelleri) denetleyen, yeniden şekillendiren bir biyopolitik rejimini egemen kılarak yönetmeye çalışıyor. Bu süreç, toplumsal ilerlemenin, eleştirel aklın ufkunu kapatıyor, özgürlüklerin konuşulmasına olanak veren kavramları silmeye başlıyor. Örneğin, idama karşı çıkmak için “insan haklarına” dayanma çabaları, idamı onaylayan dini hakikat rejimi içinde, anlamsız bir gürültüye dönüşüyor. Y namikzafer@yahoo.com Aynı şekilde başta Avrupa olmak üzere açlık grevlerini Türkiye aleyhine kampanyaya dönüştüren ülkelere sesleniyorum. Terör örgütü; askeri, polisi, korucuyu, sivil insanları hedef alırken üç maymunu oynuyordunuz, kendi mensuplarını hedef alınca mı aklınız başınıza geldi? BDP’lilerin rejime de ihtiyacı var: Gazeteci, akademisyen ve sanatçılardan BDP’lilere ziyaret ‘Bu sorun Türkiye’nin’ MAHMUT ORAL BDP’li millletvekilleri de açlık grevine varsın devam etsin. Ama bu arada şiş kebaplar falan gelmesin. Tabii bunların ciddi şekilde nefis terbiyesine de ihtiyaçları var. Bunların bazılarının ciddi şekilde rejim yapmaya da ihtiyaçları var. BDP’ye yazıklar olsun: BDP’ye bir kez ‘yazıklar olsun’ diyorum. Hiçbir zaman çözümün tarafında olmadılar, güçleri de yok, olamazlar. Arkadaşlarımla kaç kez görüşmeleri oldu. ‘Biz kendi içimizde birbirimize düşmüş vaziyetteyiz, bizim dağa söz geçirecek halimiz yok’ diyorlar. Ama dışarıya çıktıkları zaman, sanki bir iş yapacakmış gibi konuşuyorlar. DİYARBAKIR Aralarında gazetemiz yazarı Işıl Özgentürk ile Banu Güven, Berat Günçıkan ve İlkay Akkaya’nın da bulunduğu çok sayıda gazeteci, akademisyen ve sanatçı açlık grevi eylemi başlatan BDP’li milletvekillerine destek ziyaretinde bulundu. Işıl Özgentürk, Aksu Bora, Ayşe Acinikli, Ayça Örer, Banu Güven, Berat Günçıkan, Cevriye Aydın, Esmahan Aykol, Esra Mungan, Elif Berk, Filiz Kerestecioğlu, İlkay Akkaya, Jülide Kural, Mebuse Tekay, Nazan Üstündağ, Nilgün Yurdalan, Nur Sürer, Nimet Tanrıkulu, Şebnem Sönmez, Tuğçe Tatari, Yüksel Mutlu, Zeynep Altıok’un da bulunduğu çok sayıda kadın sanatçı, yazar ve akademisyenden oluşan bir heyet, DTK binasında açlık grevinde olan DTK Meclis üyeleri ve BDP milletvekillerine destek ziyaretinde bulundu. BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, “Sizin burada bulunmanız her şeye rağmen bu ülkede vicdanların körelmediğinin göstergesidir. Bu sorun Türkiye’nin sorunu” diye konuştu. Sanatçı Jülide Kural da, “Hükümete çağrıda bulunuyoruz. Bu meşru talepler kabul edilmedir. Adım atılması gerekiyor” dedi. ‘Ey Devletlular Ölüm Olursa Vebali Sizindir!’ IŞIL ÖZGENTÜRK Diyarbakır tek bir ses, tek bir yürek: Ölüm Oruçları Bitsin! Babalardan bir baba, ağlıyor… Ağlamasına engel olmak istiyor ama ağlıyor; çünkü canı ciğeri, kızı şu anda Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 64 gündür ölüm orucunda. Babalardan bir baba anlatıyor: “O benim kıymetlimdir. Dört çocuğum içinde tek kızdır. Eskiden beri zayıftır ama pazartesi günü görüşe geldiğinde iyice ufalmış gördüm onu, ayakta duramıyordu; gardiyanlardan sandalye istedim, ‘oturmam’ dedi ama dayanamadı. Ben kendim cezaevlerinde yaşadığım için bilirim, az bir feri kalmış, gözlerinden belli…” Diyarbakır’da bir evdeyim, 64 gündür bedenini ölüme yatırmış Erdem Kızılkaya’nın evindeyim. Baba Şükrü Kızılkaya anlatıyor, yanı başında anne Besma Kızılkaya. Besma Kızılkaya Türkçe bilmiyor, bu nedenle baba Kızılkaya kendi yüreğinin yanına annenin yüreğini de karmış anlatıyor: “Ben de cezaevinde yattım. 12 Eylül’den sonra, 5 No’lu Diyarbakır Cezaevi’nde yattım. O işkencehanede! Bak ayak başparmağım özürlü. Nedeni şu, cezaevinde görüşteyim, eşim Türkçe bilmiyor, ona Kürtçe sordum: ‘Çocuklar okula gidiyor mu?’ O da cevap verdi, ‘Çocuklar iyi, sen kendine bak. Bize lazımsın.’ İşte o sırada asker gardiyanlardan biri ‘Türkçe konuş!’ diye ayağıma dipçikle vurdu.” Şimdi bedenini ölümü yatırmış Erdem o sırada kaç yaşındaydı, aklıma geldi birden sordum. Baba Şükrü Kızılkaya; “O zamanlar kızım altı yaşındaydı. Her görüş gününde gelirdi. Öyle telin öteki tarafında durur, sadece ‘Babam, babam’ diyerek bana seslenirdi. Şimdi ben ona sesleniyor, ‘Yavrum, kızım benim, bir tanem’…” Besma Kızılkaya, bizi çatıya götürmek istiyor, Öğrenciler açlık grevine başladı Ⅵ İstanbul Haber Servisi Cezaevlerinde bulunan arkadaşlarının serbest bırakılması istemiyle DevGenç’li öğrenciler İstanbul Üniversitesi önünde açlık grevi için çadır kurdu. Polis öğrencilere müdahale ederek çadırlara el koydu. Yaşanan arbede sonrası başlayan oturma eyleminde 15 öğrenci gözaltına alındı. çünkü çatıdan kızının ölüm orucuna yattığı cezaevi görülüyor. Besma Kızılkaya, cezaevine bakarak ellerini birleştirmiş, bir dua okuyor. Bu duayı anlamak için Kürtçe bilmek gerekmiyor, bu dünyanın tüm annelerinin duası, “Tanrım yavrumu bana geri ver… Ey devletlular, ben size kızımı sağ salim teslim ettim, sağ salim iste rim. Bu benim analık hakkım. Bu benim insanlık hakkım.” Habersiziz, ama duyduk ki anadilinde savunma hakkıyla ilgili kanun Meclis komisyonuna gelmiş. Ey seçilmişler, sabahlara kadar uyumayıp bu yasayı bir an önce çıkarın... Ölüm cezaevi koridorlarında bekliyor ve her ölümde vebal alırsınız... Düşünün! Bir gün için 330 bin 500 lira! Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sadece partisinin grup toplantısının yapıldığı gün kullandığı “Başbakanlık” makam odasında yapılan tadilatla ilgili verdiği önergede tefrişatın detaylarını ve maliyetini sordu. TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam “pazarlık usulü” ihale edilen tadilat için 330 bin 500 lira harcandığını açıkladı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog