Bugünden 1930'a 5,448,075 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 KASIM 2012 ÇARŞAMBA 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Obama Seçilince Ölümsüz Çözümler İDAM tartışmalarının bunca yıldan sonra Türkiye’de de yeniden gündeme gelmiş olması, hem üzücü hem de utanç vericidir. Oysa, bir zamanlar demokratik ve yasal yöntemlerle ölüm cezasını kaldırmış olmamız ne denli sevindirici ve gurur verici olmuştu. Genellikle çok etkili sayılan ama aslında hiç de öyle olmayan böyle bir cezayı, hayli büyük kalabalıkların baskısına karşın kaldırabilmiş olmak, yabana atılmaması gereken önemli ve anlamlı bir adımdır. Hele, şiddet ve zulümseverliği iddia edilerek küçük düşürülmek istenen, uygarlık düşmanı olduğu ileri sürülüp çağdışılığı yüzyıllar boyunca ilan edilerek insanlıktan nasibini almadığı söylenen bizimki gibi bir kavmin şimdiki insanları için. Gerçi bütün o suçlamalar, iddialar ve bazen uydurulan korkunç hikâyeler hep bir ezikliğin, hiç dinmeyen bir ürkekliğin, hatta kursakta kalmış bir hıncın ürünüdür ama yine de canını sıkar insanın. Öyle olduğu için ona buna dil döküp hakkımızdaki önyargıları düzeltmek uğruna büyük paralar harcadığımız da yadsınamaz bir gerçektir. O bakımdan, idamı, hangi nedenle olursa olsun, bir çırpıda kaldırıverip bütün o saçmalıklara son vererek bir yeni imgeyle başkalarına biraz tepeden bakabilir duruma gelmek çok hoş bir adım olmuştu. Konunun canlandırılmasını üzücü ve utandırıcı yapan, bu hoşluktan sonraki geriye gidiş görüntüsüdür. ayın Başbakan’ın böyle bir görüntüye ilk perde açan kişi olması şaşırtıcı değil mi? O Başbakan ki, hep her güçlüğü yenebileceğini göstermek istemiş ve çaresizlik aczine düşmekten hep kaçınmıştır, onun idamı geri getirmeye öncülük eder görünmesi tuhaf sayılmaz mı? İdam; en iğrenç bir suç için de olsa, yeterince cezalandıramamış olmanın, toplumun tiksintisini dindiremeyişin çaresizliğinden doğan bir ceza değil mi? Bir anda olupbitmesiyle, anlamlı bir ceza mı acaba? Kimi, neyi, nasıl düzeltecek? Ünlü fıkrada olduğu gibi “ders olsun” dense bile, kime ders ve ne zaman? İnsanların düzelmesi için ölümsüz çözümlerden ne haber? elki, “bir iki kişiyi sallandırın, bakın nasıl düzelir her şey” diyenlerin kızgınlığını ancak idamların giderdiği hep söylenir ama firavunlarla başlayıp Fransız “İhtilali Kebir”inin giyotininden geçerek bugünlere kadar gelen milyonlarca idam sayesinde pek düzelmişe benziyor mu insanlık? Küresel bir imparatorluğun başkanı olan ve onun çıkarlarıyla insanlığın çıkarlarının çatıştığını iyi bilmesi gereken Obama ikinci döneminde bir ‘kurtarıcı’ değildir; ancak, taze atılımlar için bir yandaş olabilir, yeni bir ‘toplumsal anlaşma’ için bir nefes alma olanağı yaratabilir; o kadar. Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV Y S ararlı olan iki kötü adaydan biraz daha iyisinin Beyaz Saray’a girmesi değil, halkçı akımın iktidarıdır. Gelecek tartışması korkusuz ve özür dilemeden halk önünde ve halk katılımıyla yer almalıdır. Seçimden sonra köşeye çekilmek ve seçilenlerin tepeden değişiklik yapmalarını beklemek bilgisizliktir. Seçimi kazanmak yeterli değildir. Tartışma zenginleşerek sürmek zorundadır. Yalnız her iki partiden bağımsız kalacak güçlü uğraşların başarı olasılığı vardır. Ancak bunun getireceği bir dizi olumlu değişim toplumu ileriye taşır. Bu amaç uğruna Beyaz Saray dışında atılması gereken adımlar var. Obama’nın yapamadıklarını başkent, elli birlikteş devlet ve yerel basamakların her birini bir tür “işgal” ederek gerçekleştirmek gerek. Kongreyi, içine Sherrod Brown ve Bernie Sanders benzeri senatörleri sokarak, giderek Tammy Baldwin ya da Elizabeth Warren gibi yüreklileri çoğaltarak ilerici yönde güçlendirmek kaçınılmaz adımlardır. Elli birlikteş devletin her birinde tutucu yasama meclisleri var. Milletvekillerinin odasına giren biri anlaşılan şöyle diyor: “Çantamdaki 5 milyon doları sana mı vereyim, yoksa rakibine mi?” Aşırı sağ, demokrasiyi yok etmek için yerel meclisleri çoktan ele geçirdi. Sendikalara ve oy haklarına karşı yasalar oralardan çıktı. Önemli olan halk adına kazançların küçük olması da değil. Kapanmış kapılar bir açıldı mı, oradan daha büyük zaferler geçer. Ama öncü güç halkın kendinde ve onun bağımsız, sürekli ve ödün vermeyen eylemindedir. Ancak halkın gücü büyük parayı alt eder. 106 milyon Amerikalı zor geçiniyor. 20 milyonu son derece yoksul. Büyük çoğunluğun geliri de çalışma koşulları da sürekli daha kötüye gitti. ABD hükümeti de sıradan yurttaş da borçla boğuşuyor. Ama unutmamalı ki, yakın geçmişte ABD gibi tutucu bir toplumda birkaç küçük ama önemli değişiklikler halkın baskısıyla gerçekleşti. Obama yeni göçmenlere verdiği sözlerden dönüp onları daha büyük acıların içine attığında, istedikleri sözcülerinin eylemleriyle kabul gördü. Obama, birkaç ufak kadın hakkını, feministlerin geri adım atmaması sonucu verdi. Çevrecilerin, tutuklansalar da Cumhuriyetçi Parti’nin doğanın bozulduğu gerçeğini gizlemeye çalışan sahte bilimcilerine karşı savaşımı durmadı, aksine bir boru hattının yapımı durduruldu. Obama bu seçimi kazandıysa, rakibine attığı farkı bu halk eylemlerine borçludur. Obama ilk döneminde sınırlı bir sağlık hizmeti yaptı, aşırı fakirliğe karşı bir önlem aldı, bir milyon yeni göçmeni sınırdışı edilmekten kurtardı ve öğrenci borçlarını azalttı. Ama terörle savaş yaftası altında insan haklarını çiğnedi, iklim değişikliğini durdurma yönünde yürekli davranmadı, pazar ekonomisinin kulu oldu, ekonomiyi batıran Wall Street mafyasının önünde eğildi ve milyonların evsiz kalmasına göz yumdu. Bu nedenle, ABD’de güçlü bir tutucu örgütlenme ve onun tutsak ettiği bir altyapı var. Hedef, bu altyapıyı devirmektir. Bu uğraşın yalnız Obama’yla birlikte değil, daha çok ona karşın sürdürülmesi gerek. Obama herhalde, kendi başına kalırsa, yanlış uygulamaların başını çekecek. Değişimden yana olanlar, emekçiler, kadınlar, insan hakları destekçileri, beyaz derili olmayanlar, fakir beyazlar, göçmenler, gençler, işsağlıkeğitim bekleyenler ve fikirsiz sessizlerdir. Bunların hiçbiri sorunları kendi başlarına çözemezler. Seçimden hemen sonra, en önemli sorunlarda bir tartışma başlayacak. Şimdiki ABD kuşağının en önemli kapışması bu olabilir. Seçimi kazanmış olmak bu tartışmanın sağlıklı bir yola kendiliğinden gireceğini göstermez. Çatışmadan ilerici kesimin yenik çıkması ülkeyi ve dünyayı daha da karartır. Öte yandan, halkın ekonomik adalet eğilimi her zamankinden daha fazla. Yüzde 99 evinde, işyerinde, hastanede aynı acıları duyuyor. Obama’nın sürdürdüğü varlıklılardan ( Bush esinli) az vergi siyaseti sona ermeli, sendikalı işçilere tekelci sermayenin emekçi üstünde sopası olan başkanları bir yana itilerek, büyük şirketlerle doğrudan pazarlık olanağı sağlanmalıdır. Koca holding başındaki milyarder, sekreteri kadar vergi ödüyor. Küresel bir imparatorluğun başkanı olan ve onun çıkarlarıyla insanlığın çıkarlarının çatıştığını iyi bilmesi gereken Obama ikinci döneminde bir “kurtarıcı” değildir; ancak, taze atılımlar için bir yandaş olabilir, yeni bir “toplumsal anlaşma” için bir nefes alma olanağı yaratabilir; o kadar. Sıradan insanı merkez alan ortak bir anlayışa gereksinim var. Obama halk kuruluşlarınca ilerici yöne yöneltilmelidir. İsrail’in İran’a saldırma tasarılarına, bölgemizde savaşa karşı çıkmalıdır. Amerikan halkının büyük çoğunluğu da böyle bir savaşı istemiyor. ABD’de 5.113 harp başlığı var. Bunun on yıllık harcaması 352 milyar dolar. Romney, Rusya’yla görüşmeye karşı. ABD’nin Türkiye’yi komşularımızla bozuşmaya itmesine de biz karşı çıkmalıyız. İlericilerin iktidara nasıl gelineceğini öğrenmeleri gerek. ABD’de bunun bir süredir hazırlığı, şimdi de bir fırsatı var. Söylemeli Artık: İn Aşağı!.. ‘Helikopterin kuyruğu yere değdi ondan’ diyorlar... H Her faciadan sonra birçok suçlu bulundu şu zamana kadar: Uçağın kanadı, dağın sisi, bombanın pimi, metalin feri... H Karakolun duvarı mesela... 8 askerini karanlık dağlardaki uyduruk briket yığınları içinde teröre yem yapan Genelkurmay Başkanı’ndan hesap sormadı kimse... Karakolun duvarını ince buldular... H Öğretmen kaçırıldığında, suçlu öğretmen çıktı... Kendini kaçırmış... H Olmadı... Hedefi yanlış gösteren ABD... Terörü besleyen AB... Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, Rusya... Çin... Gelip vurmuyor; NATO... İşe yaramıyor; BM... Hatta uçaklarımıza virüs yüklemiştir; İsrail... H Uymadıysa, bizim acemi er... Başçavuş... Onbaşı... Yüzbaşı... Ya da bizzat şehidin kendisinden hesap soracaklar ya... Gitmiş... H Ama kimse ülkeyi bu kanlı bataklığa sürükleyen ve işin içinden çıkamayan basiretsizleri suçlu bulmuyor... Ekranlarda olsun gazetelerde olsun, bir tek yiğit çıkıp da Türkiye’yi bu hale getirene diyemiyor: “Her şey senin eserin de, bu kan gölü niye başkasının eseri?..” H Bu kez de suçlu: “Helikopterin kuyruğu...” Kuyruklu yapmışlar helikopteri... Yere değdi... H Vietnam’dan beter birader... Gazze’den farksız... Irak’tan geri kalır yanı yok... Yer gök silah, bomba, ateş, ölüm, kan... Bir ucu otel odalarında; PKK ile gizli gizli... Bir ucu Habur’da; davul zurna... Bir ucu Pentagon... Bir ucu Silivri’de; kendi ordusu tutsak... Yetmemiş gibi bir ucu uzanmış Suriye’de... Kan sıçrıyor yüzüne.. H Yine de kimse sormuyor: “2002 yılında artık kurşun sıkılmayan Türkiye, bir kan çanağına döndü, ülkeyi böyle kan gölü haline getiren kimin aklı?..” H Koca ülkede kimseler artık çıkıp da söyleyemiyor: “İn aşağı...” İl Genel Meclisleri Kapatılırken... Hiçbir siyasi iktidar, “Meclis’te benim sayısal çoğunluğum var, istediğimi yaparım” anlayışı ile hareket edemez. Örneğin yeni bir anayasa yapmak için nasıl toplumsal bir uzlaşma gerekiyorsa, özel idarelerin ve il genel meclislerinin kapatılması için de aynı toplumsal uzlaşma gereklidir. B T Av. Mahmut Esat ASLAN İzmir İl Genel Meclis Üyesi BMM’de yeni yasalar içinde nüfus artışı ve kentleşgörüşülüyor. AKP ikti menin oluşturduğu yüksek bekdarı, küçük belediyele lentiler nedeniyle özel idareleri kaldırmak istiyor, kendine rin işlevleri daha bir artmıştır. özgü bir yerel yönetim sistemi Cumhuriyet döneminde de bu yaratmak istiyor. Bu yetmez yasa geçerliliğini korumuş ve miş gibi, Türk idare sistemi süreç içinde kimi değişikliklenin en eski demokratik kuru re uğramıştır. Ama en önemli mu olan il genel meclislerini değişiklik 1987 yılında yapılde ortadan kaldırmak istiyor. mıştır. 2005 yılında ise tümden Konu önemlidir. Bu neden kaldırılarak yerine 5302 sayılı le öncelikle il genel meclisleri İl Özel İdaresi Kanunu yüüzerinde kısaca duralım. rürlüğe konulmuştur. Ülkemizin en eski yönetim 5302 sayılı yasanın mevcut kuruluşlarından biri, belki de iktidar tarafından 2005 yılında en eskisi 1864 yılında “Teş aceleyle çıkarılması nedeniykilatı Vilayet Nizamnamesi” le pek çok eksikliği de beraile temelleri atılan ve bugün berinde getirmiş ve her vesile lerde kapatılmak istenen özel ile bu husus tenkit edilmiştir. idarelerdir. Gerek bu eleştiriler ve gerekOsmanlı İmparatorluğu te se Türkiye’nin de 1988 yılında melde eyalet sistemi ile yö imza koyduğu Avrupa Yerel netilmiştir. 1864’te çıkarılan Yönetimler Özerklik Şartı ge“Teşkilatı Vilayet Nizamna reğince vatandaşların; “ademi mesi” ile imparatorluk yerel merkeziyetçi” anlayışla, geryönetim sisteminde önemli bir çek yetkilerle donatılmış bir reform geçirdi. şekilde, kamu işlerinin yöneti1913 yılında “İdarei mine katılma hakkının yerel düUmumiyei Vilayet Kanu zeyde olduğu kabul edilmiştir. nu Muvakkatı” ile özel idaİşte bu çerçevede, özel idarelerin görevleri, tarım, bayın relerin güçlendirilmesi bekledırlık, eğitim, ekonomi, sağlık nirken, iktidar hiçbir şekilde ve özel idarenin emlak yöneti tartışılmadan büyükşehir belemi olarak belirlenmiştir. Zaman diye yasasında bir değişikliğe giderek 29 ilde özel idareleri kaldırmak için yasa teklifini Meclis’e sunmuştur. Siyasal iktidarın akşam yatıp sabah aklına geleni uygulama gibi bir anlayışla ve kamuoyunda hiç tartışılmadan bu konuyu gündeme getirmesini anlamak mümkün değildir. Demokratik ilkelere de aykırıdır. Özel idareler, şehir merkezlerinden en uzak köylere kadar hizmet götüren ve halkla iç içe, onların ihtiyaçlarını birebir karşılayan, halkın nabzını tutan bir kuruluştur. Özel idarenin en yüksek karar organı olan il genel meclisleri de adeta yerel parlamentolardır. Bu parlamentolar en az 150 yıldır çalışıyor. İl genel meclislerinin, hizmetlerin yerelleşmesi adına ileri bir uygulama olduğu tartışmasızdır. Hizmetlerin ve yetkilerin genişlemesi ve yerelleşmesi beklenirken ne oldu da 148 yıllık bu kurumlara son verilmek isteniyor? İki dönemdir il genel meclisi üyeliği yapan bir hukukçu olarak bu soruya mantıklı bir cevap bulamıyorum. Bu görev süresi içinde il genel meclislerinin en uzak köylerin sorunla rıyla ilgilenip çözüm ürettiğine tanık oldum. Ama görünen o ki, ülkemizin idari yapısının değiştirilerek “eyalet sistemi”ne geçişin ilk adımları olduğu şeklinde bir siyasi tablo ile karşı karşıya kalmış bulunuyoruz. Bu durumda valilerin de fonksiyonları kalmayacak, hizmet götürmek yerine sadece güvenlikle uğraşan memurlar durumuna düşeceklerdir. Ülkede yapılacak böylesi köklü değişiklikler için mutlaka genel bir uzlaşma aranması gereklidir. Hiçbir siyasi iktidar, “Meclis’te benim sayısal çoğunluğum var, istediğimi yaparım” anlayışı ile hareket edemez. Örneğin yeni bir anayasa yapmak için nasıl toplumsal bir uzlaşma gerekiyorsa, özel idarelerin ve il genel meclislerinin kapatılması için de aynı toplumsal uzlaşma gereklidir. Unutulmamalıdır ki; siyasal iktidarlar gelip geçici, devlet ise kalıcıdır. Gelip geçici olan iktidar, devletin esasını teşkil eden kurumlara, toplumsal mutabakat yoksa dokunmamalıdır. Tersi durumlarda, pek çok sorun ortaya çıkar, devletin düzeni bozulur ve bir sonraki iktidar da yapılanı değiştirir. Vakit erkenken, bu uyarılara kulak verilmelidir. Ama dinleyen olur mu bilemem. Bu yanlışa imza atanlar daha sonra tarih önünde hesap verirler. ‘Tek Adam’ı Okuma Zamanı... Nusret ERTÜRK “T ek Adam”, yirminci yüzyılın yenilmeyen komutanının, örnek devlet kurucunun, gelmiş geçmiş en büyük devrimcinin destanıdır. Bu olağanüstü kişiliği ve olguları destansı bir dille üç büyük ciltte anlatan da Şevket Süreyya Aydemir’dir. Bize, bağımsızlığımızı bağışlayan Mustafa Kemal’i, kimileri çok çabuk unuttu. Osmanlı’nın imzaladığı Sevr’i lütfen anımsayalım. Ayrımını, azıcık durup düşünelim. Atatürk adını, oradan buradan siliyorlar. Bayramlarına engel koyuyorlar. Onu unutturmaya çalışıyorlar. Unutturmanın en büyük ihanet olduğunu bilir misiniz? Tarihin akışı onunla değişti. Şevket Süreyya Aydemir diyor ki, “Mustafa Kemal, ‘Tek Adam’dı. Çünkü, hem şartlar, olaylar ve yaşadığı atmosfer içinde kendi kendini yarattı, hem de milletin kaderine damgasını vurdu ve hayatı, çağımızın yön tayin edici olaylarından biri oldu.” Cumhuriyetle, ilk kez insan olduğumuzun ayrımına vardık. Türk ulusu, özgürlüğü, bağımsızlığı Mustafa Kemal’le tanıdı. Onurlu bir yaşama taşındı. Geri bırakılmış o ilkel toplumu kulluktan alıp birey olmanın güzellikleriyle tanıştırdı. Şeriatın kurallarından çağdaş hukuka geçmek kolay mı? Laikliği, yaşam biçimine dönüştürmek. Yurttaşlar Yasası’nı (Medeni Kanunu) yaşamın temel direği yapmak... Öğretimde birlik sağlamak, her babayiğidin harcı değil. Alfabenin değiştirilmesi. Kadın erkek eşitliği. Peki, bu devrimlerin şu an yüzde kaçı elimizde kaldı? Neden? 9 Eylül 1922’de yurt düşmanlardan temizlenince, tamam demedi. Bilgisizliği kastederek “Gerçek savaş şimdi başlıyor!” demişti. “Cumhuriyetin temeli kültürdür” sözü, yürüdüğü yolu ne güzel anlatır. Söylev’i, dünyada benzeri bulunmayan, türünün özgün bir örneğidir. 27 Ekim 1927 tarihine kadarki eylemlerini, belgelerini bir kurultay önünde coşkuyla sunar. Atatürk’ü tanımak isteyenlere, birinci elden, ilk başucu yapıtı Söylev’dir. Onun için bu yapıta dokunan pek görülmez, yandan dolaşılır. Söylev’de Cumhuriyetin korunması, kollanması görevi gençlere bırakılır. Dünyada bir başka benzeri devlet kurucu görülmemiştir. Ama gençler de onun değerini iyi bilmeli.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog