Bugünden 1930'a 5,415,297 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

14 KASIM 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 iltifatın da bir o kadar izi kalıyor, dedikodunun iyisi de kötüsü de unutulmuyor. Yeter ki uyduruk olsun, iyi ya da kötü; efsanelerin ömrü, sahteliğini kanıtlasanız da “Doğru değil!” diye tepinseniz de uzun oluyor. Hatta insanlar iyilikten uzaklaştıkça, iyiliğe ilişkin uyduruk öyküler kötülerden bile çok yaşıyor, adeta ölümsüzleşiyorlar! İşte kıssadan hissesi, “iyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir” diye özetlenebilecek böyle bir öykü, neredeyse yarım yüzyıldır doğru olmadığı haykırılsa da geçen gün yine mesaj kutuma düştü. ૽૽૽ Belki biliyor, belki bilmiyorsunuzdur, ama o kadar güzel bir yalan ki, aktarmak çile sayılmaz: İngiliz çiftçi Fleming, tarlada çalıştığı bir gün yakındaki bataklığa yavaş yavaş gömülen genç bir çocuğun imdadına yetişir. Ertesi gün zarif bir fayton çiftlik evinin önünde durur. İçinden inen aristokrat İngiliz, çiftçiye “Oğlumu kurtardınız, sizi ödüllendirmek isterim” der. Çiftçi Fleming, “İnsanlık görevimdi, bir karşılık kabul edemem” diye yanıtlar. Tam o sırada kendi oğlu yanlarına gelir. Aristokrat İngiliz, çiftçiye oğlunu en iyi okullarda okutmayı ftira için “Çamur at, izi kalsın” derler ya, garip İ ama gerçek; yalandan uyduruk ise kahramanlarının, kahramanlar uyduruksa onlara yüklenen olayın doğru olması, yani kısmen gerçeklik gerekiyor. Örneğin AKP iktidarı ile Avrupa Birliği ilişkileri, Türkiye’nin böyle bir efsanesi. 2004 yılı Aralık ayında AB ile müzakere tarihi alındığında, Ankara’da havai fişekler atılıyor, balonlar uçuruluyor, ülkemizi Avrupalılaştırmaya en kararlı Başbakan Erdoğan, “Gerekirse Kopenhag yerine Ankara kriterleri der, devam ederiz!” diye gürlüyordu. ૽૽૽ Geldik, dayandık 2012 yılının neredeyse aralık ayına. AKP’nin AB’ye uyum sürecinde yaptığı hukuk reformlarının yargıyı nereye bağladığını, ifade ve gösteri özgürlüğünü polis eli, hardal gazı, su karışımı mayonezle nasıl sağladığını, adaletin süründüğü Silivri davalarını gördük. Yetmedi, Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin AB yolunda kaldırdığı idam cezasını yeniden koymayı düşünüyor. Efsaneyi efsaneye benzetmek gerekirse, 2004 yılından 2012’ye Türkiye, ne penisilini buldu ne de demokrasi aşısını. Aşı tutmayan iktidar da AB yerine despotluk hezeyanları geçiriyor. “Akıllı bildiğini demez, aptal dediğini bilmez” ATASÖZÜ Yalan, Dolan ve Efsane Fotoğraf : ALİ ARİF ERSEN önerir. Bu kez kabul görür. Yıllar geçer. Çiftçinin oğlu Alexander Fleming, Londra’nın en prestijli tıp okulunu bitirir, doktor olur. Tıp alanında devrim sayılan “penisilin”i bulur ve dünyaca ünlenir. Aradan bir zaman daha geçer. Dr. Alexander Fleming’in babasının bataklıktan kurtardığı çocuk, artık koskoca adamdır ve 1943 yılında zatürree hastalığına yakalanır. Hayatını bu kez de penisilin ilacı kurtarır. Çiftçinin oğlunu okutan aristokrat İngiliz, Sir Randolph Churchill olup önce bataklık, ardından zatürreeden kurtarılan oğlu da tarihe Sir Winston Churchill diye geçen büyük devlet adamından başkası değildir. ૽૽૽ Müthiş bir insanlık dersi değil mi? Ama yalan, baştan aşağı uyduruk bir öykü. İnternet icat edildiğinden beri dünyada binlerce kişi bu öyküyü birbirine gönderip duruyor, ikiüç yılda bir benim posta kutuma da düşüyor. Geçen gün gelen versiyonu, Fransızcaydı üstelik… Bir yalanın efsane olabilmesi için, öykü maktulün ailesine ait olduğuna bağlıyor. Bu da kıstas hukukudur, evrensel hukukta yeri yoktur, hem çağdışıdır hem de dinsel. Başbakan kıstas hukukunu referans gösterince, Üsküdar Üniversitesi Rektörü, üstelik “psikiyatr” Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın internet ağını “fiberoptik altyapı ve sinizoidal dalga boyutuyla” Kuran’daki kıyamet alameti, yerde debelenen cin türü Dabbetül Arz’a benzetmesi, 21. yüzyıl Türkiye’sine çok yakışıyor! Ancak Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, idam cezası tartışmalarına tepki gösteren AB yetkililerine karşı Başbakanı “O açıklamayı Norveç’te onlarca kişiyi katleden Breivik’i kastederek yaptı!” savunması, bence yerde ya da gökte debelenmenin dik âlâsı. Çünkü Norveç’te 77 kişiyi öldüren Breivik, çarptırıldığı 21 yıllık hapis cezasının tamamını, ne bir gün eksik ne de fazla, hapishanede çekecek. Oysa Türkiye’de 188 insanı domuz diye bağlayıp öldüren Hizbullah canilerinden bazıları ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasına karşın 17 katil, on yılın sonunda ve AKP iktidarı sırasında serbest bırakıldı! Daha pek çok hükümlü katil de keza... Başbakan Erdoğan, Norveçli Breivik’e kesilen 21 yıl hapis cezasını az bulurken, acaba Türkiye’deki Hizbullah katillerini mi unuttu, yoksa maktul aileleri idam cezası talep edemedikleri için mi serbest kaldıklarını düşünüyor? aşbakan Erdoğan, idam cezasının gerekliliğine ilişkin düşüncesini, katil B hakkındaki ölüm ya da yaşam kararının Oynatmaya Az Kalınca TÜBİTAK, ülkemizin en önemli bilim kuruluşudur. Ürettiği “Göktürk2” uydusu yakında uzaya fırlatılacaktır. Böylesine bilgili, donanımlı uzmanları vardır yani... Fakat nedense Odatv’deki üç “kıçı kırık” bilgisayarda bulunan üç dosya hakkında “kesin” bir sonuca varamıyorlar. Üç bilgisayara yapılan saldırı yüzünden onlarca insan tutukluyken ancak yedi ayda tamamlanabilen ilk incelemeden sonra, “hedef bilgisayarlar üzerinde sosyal mühendislik çalışması yapıldığı”, dava konusu “dosyaların” sanıklar tarafından oluşturulmadığını, açılmadığını, değiştirilmediğinı belirtiyorlar. Fakat “kesin” sonuç bekleyen mahkeme, bir rapor daha istiyor. Rapor geliyor. Sanıklardan Soner Yalçın’ın avukatı Hüseyin Ersöz, “Dosya kapsamında 3 kişi tutuklu ve şüphesiz ki onların durumunu çok yakından ilgilendiriyor bu rapor. Raporun, mahkemenin kafasındaki soru işaretlerini ortadan kaldırdığını düşünüyorum. Çünkü mahkeme söz konusu dokümanların bu bilgisayarlara nasıl gönderildiği konusunu merak ediyordu ve bunu bana anlatın diyordu bilirkişilere. Şimdi bu dokümanların kesinlikle bu bilgisayarlarda oluşturulmadığı ve değiştirilmediğini TÜBİTAK bilirkişileri artık netleştirmiş oldu” diyor. ૽૽૽ Ne var ki bu derin bilgili uzmanlar yine de mahkemenin kafasını karıştırmaktan kendilerini alamıyorlar. Hiçbir suç unsuru olmayan, iddianamede de yer almayan ve Odatv’de zaten yayınlanmış olan haberlerin dosyalarından söz edip bunların CD/DVD ve USB aracılığıyla bilgisayarlar arasında taşınmış olabileceğini belirtiyorlar. İlle de açık bir kapı bırakacaklar ya, “Bunlar bu dosyaları dışarıda bir yerlerde, başka bilgisayarlarda hazırlayıp Odatv’dekilere aktarmış olabilirler” demeye getiriyorlar. Saydam, anlaşılabilir bir dil kullanmaktan, kesin bir yargıya varmaktan kaçınıyorlar. Bir siyasal davada bilirkişilik yapmak uzaya uydu göndermekten zor! E, onlar da insan sonuçta, onlar da bu korku imparatorluğunun tebaası. Çoluk çocuk, ev araba, maaş, ödenek mödenek... Allah korusun halleri yani... ૽૽૽ Silivri’de görülen KCK davası ise bir başka komedi; sanıklar iki gün önceki duruşmada söz isteyip açlık grevleriyle ilgili konuşmak istiyorlar. Mahkeme Başkanı Ali Alçık, “Hayır!” diyor, söz vermiyor. Verirsin, vermezsin... Sanıklar duruşma salonunu boşaltıyorlar, izleyiciler sanıkları alkışlayınca onlar da dışarı çıkartılıyor. Bu durumları protesto eden avukatlar da salondan çıkıyorlar, avukatları gazeteciler izliyor... İddianame duruşma salonunun boş duvarlarına okunuyor. İnsan, bir gün olur da o duvarlar konuşmaya başlarsa diye düşünmeden edemiyor. Oynatmaya az kalınca insanın aklına böyle tuhaf şeyler geliyor işte. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G ’ N O K T A S I behicak@yahoo.com.tr Şafak Pavey’le ‘Doğa Hakkı’ “Belde belediyelerini CHP İstanbul imar aymazlıklarını Milletvekili, dünyada bahane ederek “Doğa Hakları”ndan kapatacak yasanın, aynı sorumlu ilk ve tek parti aymazlığı ilçeil ve genel başkan yardımcısı büyükşehirlerde de Şafak Pavey’le, önlemeyi hedeflemesi BalıkesirEdremit’in gerekmez mi?” efsanevi Kaz Dağı beldelerinden alkınma Zeytinli’nin geleneksel politikası kültür ve sanat şenlikleri İşte bu kapsamında 25 değerlendirmelerin Ağustos’ta düzenlediği yapıldığı bir ortamda “Çevremiz de “doğa hakkı”nın Demokrasi Bekliyor” önemini anlatan Şafak panelinde tanıştık. Pavey’e de sormuştum: Gündemdeki “Bu hakkı programına büyükşehir yasa alan bir partinin tasarısına göre kalkınma politikasında “kapanacak” belde da çevreyi korumayı belediyeleri arasında yer temel koşul sayması alan Zeytinli’nin panel gerekmez mi? Çünkü için bu konuyu seçmesi kıyılar, dağlar, kentler.. rastlantı değildi... Kaz ekonomik gerekçelerle Dağı’nı kucaklayan talan ediliyor.” beldelerin ortak Elbisesi organik özellikleri, bu doğa ve kumaştan olan, tarih kâğıt hazinesini tüketmemek için yağmalayan seçim madencilere, kampanyasında özellikle de afiş bile altıncılara kullanmayan karşı yöre Pavey dedi ki; insanlarıyla “CHP’nin birlikte en doğanın da etkin direnişi göstermeleri. Pavey TBMM’de. hakkını korumaya karar vermesi; Nitekim ekolojik ve organik bir “Kaz Dağı ve Madra parti olmayı hedeflemesi Dağı Belediyeler ne kadar heyecan Birliği” de bu vericiyse, tarım “yaşamsal” direnişteki topraklarımızı “dayanışma” sahiplenen, kentlerde gereksinmesinin ürünü. betonlaşmayı Demokrasinin kalesi durdurarak çevreye sayılan belediyelerin saygıyı öne çıkartan bir çevre ve kültür hükümete kavuşmak da zenginliklerine sahip o kadar yaşamsal..” çıkma çabalarıyla başa LondraWestminster çıkamayan egemen Üniv. Uluslararası siyaset, doğa katili İlişkiler’den mezun madencilere verilen olduktan sonra yüksek izinleri güvenceye almak lisansını London School için yerel yönetimleri of Economics’de yok etmeye karar tamamlayan, Birleşmiş vermiş! Milletler’de Engelli Nitekim paneli İnsan Hakları yöneten GÜMÇED Sekreterliği’ni yürüten, (Güney Marmara Çevre Cenevre Derneği) Edremit Şubesi Üniversitesi’nde sanat Başkanı mimar Mehmet eğitimi alan, TürkiyeAkif Öznal ile Zeytinli Güney Kore Belediye Başkanı Parlamentolararası Hasan Arslan özetle Dostluk Grubu üyesi ve demişlerdi ki; TürkiyeNorveç “Ormanları, su Parlamentolararası kaynakları, kültürü ve Dostluk Grubu antik geçmişiyle Kaz Başkanvekili Pavey’le Dağı’nı korumak için doğa hakkını ve güçlerini birleştirmiş siyasetin buna bakışını yerel yönetimleri yarın 22.00’de Ulusal cezalandırmak nasıl bir Kanal’daki İmar demokrasidir?” Dosyası’nda Bu haklı serzenişe ben konuşacağız. de şunu eklemiştim: K ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Kırklareli’nin Vize 1 ilçes inde, 2 “tabiatı ko 3 ruma alanı” 4 kapsamına 5 alınan orman ve kör 6 fez. 2/ Eski 7 miş giye 8 cek... Kökü 9 yukarıda, dalları aşağıda ol1 2 3 4 5 6 7 8 9 duğuna inanılan cen 1 E P İ F A N Y A net ağacı. 3/ Yol... 2 Ş A T O K İ D A Büyükbaş hayvan 3 K R A K E D A T lara verilen ortak ad. 4 İ S S E R İ Y E İ Ş Ş 4/ Bilginler, yazarlar 5 N A R T A R İ N A B ve sanatçılar kurulu. 6 C 5/ Antalya ve Fethi 7 İ S K O R Ç İ L A T E Z K E T E ye körfezleri arasın 8 Ç İ T İ T 9 M U da yer alan yarımadanın adı... Lantan elementinin simgesi. 6/ Utanma duygusu... Denizlerde yaşayan kalker iskeletli hayvan ve bu hayvandan elde edilerek boncuk gibi kullanılan kırmızı renkli madde. 7/ Bir takvim türü... Büyük bez ya da deri torba. 8/ Altından sopa gösterilir... Kanalizasyon. 9/ Tatar hanlarına verilen unvan... Fas’ın plaka imi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Tüfeğin namlusu ucuna takılan bir çeşit bıçak. 2/ Sersem, budala... Bakırdan yapılan nefesli bir çalgı. 3/ Cehennemin üzerinde kurulmuş olduğuna inanılan, geçilmesi güç köprü... Ticaret eşyası. 4/ Yüksekokul. 5/ Erkek keçi... Bir nota. 6/ Telli bir çalgı... Eti beğenilen bir balık. 7/ Gaziantep yöresinde yetişen beyaz bir üzüm cinsi... Erzurum’un Oltu ilçesine özgü, “yatık döner” de denilen bir tür kebap. 8/ Eski Türk güreşlerinden biri... Düşman siperlerine doğru yer altından açılan dar yol. 9/ “Çetin ”: Yazarımız... Eski dilde su.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog