Bugünden 1930'a 5,414,003 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

14 KASIM 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA ekonomi@cumhuriyet.com.tr EKONOMİ 11 Koç Grubu, Avupa’daki kriz süreci bitinceye kadar yatırımları tamamlamayı planlıyor Kriz sonu planları hazır Ekonomi Servisi Önümüzdeki 45 yıl sonunda bir yandan Avrupa’daki kriz koşulları etkisini kaybederken bir yandan da Koç Grubu’nun planladığı yatırımları tamamlamış olacağını belirten Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, “Önümüzdeki 45 yıl içinde çok güzel bir örtüşme olacak” dedi. Koç Holding’in CEO’su Turgay Durak ile birlikte Van Kalecik’te Vehbi Koç Vakfı tarafından yaptırılan 128 daireli “Ford Otosan Öğretmen Lojmanları”nın açılışını yapan Mustafa V. Koç, daha sonra çeşitli konularda gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı: ᮣ Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, ‘Avrupa biraz uzun sürse de sonunda toparlanacak. Toparlanması bizim bütün yatırımlarımızı tamamladığımız zamana denk gelecek. Önümüzdeki 45 sene içerisinde çok güzel bir örtüşme olacak’ dedi. rikasını açığa çıkarır. Fabrika kapatmanız lazım ama Avrupa’nın şu durumunda yapamazsınız. Özellikle İtalya, Fransa, İspanya’da durum iyi değil. İtalya ticari vasıtada yüzde 30 küçüldü. Yunanistan, Portekiz de benzer durumda ama nispi etkileri önemli değil. İngiltere’de az da olsa büyüme var. Almanya yüzde 23 düşmeye başladı. Bizde durum iyi. Tofaş’ta ise “al ya da öde” anlaşmaları var. 2018’e kadar ürettiğimiz araçların alıcısı belli, almazsa ödeme taahhüdü işliyor. Araç kiralama, otomotiv perakende gibi şirketlerimiz de gayet iyi. Sonuçta Avrupa toparlanacak. Önümüzdeki 45 senede çok güzel bir örtüşme olacak. Fiat’ta belirsizlikler var ama biz, özellikle Ford Otosan tarafında yatırımları tamamlamış olacağız. Halihazırda 1 milyar dolar yatırımla komple ürün gamı yenileniyor. Artı bir tane mini Cargo yapılacak. şık pazarın yüzde 45’ine hâkim. Orada yapmamız gereken Namibia, Mozambik, Tanzanya gibi büyüyen pazarlara uzanmak. Ayrıca Gana, Kongo, Nijerya da var. Mısır’da bir girişimimiz olacaktı ancak olaylar patlak verdi. Beko 2008 ve 2009’da çok yol aldı. Kriz patlayınca kalitefiyat karşılaştırmasında Avrupa’da tercih edilebilecek en iyi ürün oldu. Pazar payını sürekli yükseltiyor. Ekonomide Fitch’in Saldırısı Türkiye ulusal mali piyasalarını uluslararası sermaye akımlarının serbest dolaşımına 1989 yılında açtı. 32 Sayılı Karar diye anılan bu adım ile Türkiye artık “yükselen piyasa ekonomisi” konumuna geçmiş ve uluslararası sermayenin spekülatif beklentilerine bağımlı kılınmış idi. Spekülatif sıcak para hareketlerinin 1990 sonrasında ulusal ekonomide yarattığı istikrarsızlık ve bağımlılık ilişkileri bu köşede ve genel olarak tüm iktisat yazınımızda etraflıca tartışıldı. 1994 ve 2001 krizlerinin yapısal koşullarının hazırlayıcısı ve tetikleyicisi olmanın ötesinde, denetimsiz finansal spekülasyon tehdidi altında yatırımlar giderek reel ekonomik sektörlerden uzaklaşıyor; ulusal ekonomi giderek kısa vadeye sıkışıyor; ve derinleşen finansal kırılganlıklar ile birlikte belirsizliklerin ve istikrarsızlığın ana nedenini oluşturuyordu. Benzer konumdaki diğer kalkınmakta olan piyasa ekonomileriyle birlikte Türkiye, sermaye kaçışlarını engellemek ve küresel sermayeyi ekonomisine çekebilmek için yüksek faiz sunmaya koşullandırılmış durumdaydı. Yüksek faizler uluslararası sıcak parayı cezbederken bir yandan da yoğun döviz girişine neden oluyor ve dövizin giderek ucuzlamasına yol açıyordu. Böylelikle Türkiye yüksek faiz düşük kur cenderesine sıkışmakta ve bir ucuz ithalat cennetine dönüşmekte idi. “Yüksek faiz düşük kur” rejimi bir yandan da dış borçlanmayı artırıcı ve Türkiye’yi spekülatif ve sürdürülemez nitelikli bir büyüme konjonktürüne sürüklemekteydi. Bu sürecin reel ekonomiye olan maliyetleri ise yüksek işsizlik; gerileyen reel ücretler; ulusal sanayinin dışa bağımlılığının artması; ve ucuz ithalat baskısıyla birlikte yatay ve dikey bağlantılarının tahrip edilmesi olarak yaşanmaktaydı. ૽૽૽ Küresel finans sermayesi açısından para sermayesinin mantığı giriş yaptığı ülkedeki finansal arbitraj getirisinin büyüklüğü ile izlenebilir. Söz konusu getiri, ülkeye getirilen her bir dolarlık dövizin önce ulusal paraya (TL’ye) çevrilip, faiz kazandıran bir finansal varlığa yatırılması; dönem sonunda da tekrardan dövize çevrilmesi sonucu elde edilen kazancı göstermektedir. Bu işlemde faiz geliri, döviz kurundaki olası bir değer kaybı ile eksilmekte, ulusal paranın değer kazanması (dövizin ucuzlaması) ile daha da büyümektedir. Dolayısıyla küresel finans sermayesi açısından faizin yüksekliği kadar dövizin ucuz tutulması sistemin mantığı gereğidir. Aşağıdaki grafikte 2001 sonrasında Türkiye’de böylesi bir işlem sonucu elde edilen arbitraj geliri hesaplanmaktadır. Görüleceği üzere 2001 krizi sonrasında Türkiye dolar bazında sunduğu yüzde 50’yi aşan getiri ile yükselen piyasa ekonomileri arasında haklı bir şöhret elde etmiş; 2008 krizi sonrasında yaşanan döviz pahalanması (eski terminolojiyle ifade edersek, devalüasyon) neticesinde de negatif değerlere sürüklenmiştir. Avrupa pazarları daralıyor ☛ Avrupa otomotivinin önemli bölümünü 5 büyük pazar oluşturuyor. Bu beşinin 14 milyon adetlik büyüklüğü var ama şimdi yüzde 10 küçüldü. Bu, 1.5 milyonluk bir daralma 56 otomotiv fabı tePfizer’in açtığ doz o ily n sis yıllık 75 m sitesika aşı üretim pa. ne sahip Şirketler farklı etkileniyor Bu ortamda Koç şirketleri farklı etkileniyor. Otosan en büyük ihracatını ABD’ye yapıyor. ABD şu anda dünyanın en kârlı ve en hızlı toparlanan pazarı. Dolayısıyla Otosan çok az etkilendi. ‘İdam tartışmaları yersiz’ Mustafa Koç, ölüm Güney Afrika’daki strateji Arçelik Defy (Güney Afrika’da satın alınan şirket) gayet iyi gidiyor. Yakla oruçları ve idam tartışmaları konusundaki soruyu cevaplarken, “Kim ne derse desin biz Batı’nın bir parçasıyız. Elbette ölüm oruçları konusunda kimse böyle olsun istemez. İdam cezası konusunun Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak bugün çok gerekli bir tartışma olduğunu düşünmüyorum. Ama herkesin görüşü kendine göre” dedi. Türkiye zatürree aşısını kendi üretecek Ekonomi Servisi Pfizer, önemli biyoteknoloji ürünlerinden biri olan Konjüge Pnömokok aşısı üretimi için ABD ve İrlanda’nın ardından dünyadaki 3. tesisini Türkiye’de açtı. Tesis yıllık 75 milyon doz aşı üretim kapasitesine sahip. Sağlık Bakanı Yardımcısı Agâh Kafkas’ın katılımıyla dün düzenlenen törende verilen bilgiye göre, Ulusal Aşı Takvimi’nde de yer alan ve ülkemizde doğan çocukların, pnömokok bakterisinin yol açtığı zatürree, orta kulak iltihabı gibi hastalıklara karşı bağışıklanmasında kullanılan aşı, Türkiye’de günümüz teknolojileriyle formülasyon aşamasından başlayarak üretilen ilk aşı olma özelliği taşıyor. Bu yatırımla Türkiye kendi ihtiyacını karşılayan ülke konumuna gelirken 3 yılda toplam 21 milyon doz aşı sağlık ocağı ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde uygulanmak üzere bakanlığa sunulacak. Pfizer Global Tedarik Birimi Pfizer Türkiye Teknik Genel Müdürü Suat Kumser, ArGe’ye yılda 7 milyar dolar ayıran Pfizer’in Türkiye’de sunduğu ürünlerin yüzde 70’ini Türkiye’de ürettiğini kaydetti. Turkcell çocuğumuz, düşmanımız değil Kurucu ortak TeliaSonera’nın başkan yardımcısı Erim Taylanlar: İnsan hiç çocuğuyla problem yaşar mı? Turkcell’in kurucularındanız. Amacımız Turkcell’i bölgesel güç yapmak Estonya’nın edevleti’ni Türkiye’ye taşıyacak ŞEHRİBAN KIRAÇ bil plakası, nüfus kayıtlarına kadar hemen her hizmet internete taşındı. Devlet doğumundan itibaren her vatandaşa birer elektronik posta adresi ve çipli bir kimlik kartı veriyor. Turkcell’in en büyük hissedarı Telia Sonera, aynı zamanda Estonya’nın en büyük GSM şirketi olan EMT’nin sahibi. Nepal’den Avrasya’ya, Baltık ülkelerinden İskandinavya’ya kadar 20 ülkede faaliyet gösteriyor. Erim Taylanlar, bütün bilgi birikimi ve güvenlik önlemlerini Türkiye’ye getirmek istediklerini belirtirken Türkiye’de yaşlıların ve engellilerin sırtta taşınarak oy kullanmaya götürüldüğünü, bunun geri kalmışlık olduğunu kaydetti. TALLİNN Turkcell hisselerinin yüzde 38’ine sahip olan İsveçFinlandiya ortak kuruluşu TeliaSonera Avrasya İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Erim Taylanlar, TeliaSonera’nın TurkEstonya, son yıllarda yarattığı cell’e rakip gibi gösterilmeye çalışıldığını belirtebilgi teknolojileri birikimi ve edevlet rek “İnsan hiç çocuğuyla problem yaşar mı? Biz uygulamalarıyla tüm dünyanın gözdesi haline geldi. Telia Sonera, bu ülkede yaTurkcell’in kurucularındanız. 1993’ten bu yana ratılmış tüm birikimi Türkiye’ye getirmeye Turkcell’de hissemiz var. Amacımız Turkcell’i bölhazır olduğunu belirtti. 1.3 milyonluk Estongesel bir güç yapmak. İnsan çocuğuna düşmanya; ABD’nin 8, Türkiye’nin 84. sırada olduğu ca davranmaz” dedi. Dünya Özgürlük Endeksi’nde bir numaraya kaEstonya’nın başkenti Tallinn’de düzenlenen badar yükseldi. Okulların tamamında öğrencilerin tasın toplantısında konuşan Taylanlar, TeliaSomamının bilgisayarla eğitim gördüğü ülkede internet nera’nın şu anda 20 ülkede 28 bin çalışanla faapenetrasyonu yüzde 76. Mobil telefon kullanım penetrasyonu yüzde 120 olurken ülkede 2009’dan bu yaliyet gösterdiğini belirterek 2011’de 15.5 milna 4G hızlı mobil internet kullanılıyor. Bankacılık ve veryar dolar net satış geliri elde ettiğini söyledi. gi beyanlarının çoğu internetten. Seçimlerden otomoTelia Sonera’nın Avrasya Bölgesi’nde Tür kiye’nin de dahil olduğu 15 ülkede faaliyet gösterdiğini anlatan Taylanlar, Avrasya bölgesinde önemli yatırımlardaki hisseleri artırmayı, daha hızlı ve kârlı büyümek istediklerini aktardı. TeliaSonera’nın uluslararası bir şirket olduğunu, lokal davranma esnekliklerinin bulunduğunu anlatan Taylanlar, Turkcell’in Türkiye’de pazar lideri olduğunu ve bunu korumasını beklediklerini anlattı. Taylanlar, TeliaSonera’nın Türkiye’ye büyük önem verdiğinin altını çizerek Turkcell’in Türk kalması tartışmalarını da eleştirerek “TeliaSonera’nın Avrasya’da yer alan 15 ülkenin 8 tanesinin tepe yöneticisi Türk. Bu da bizim bu ülkeye ve bu ülkedeki yöneticilere ne kadar önem verdiğimizi gösteriyor” dedi. Erim Taylanlar THY’den 200’üncü uçak Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, “100’üncü uçak filomuza katılırken hedefimiz 200’üncü uçaktı. 200’üncü uçağın filomuza katılımı bekledi ğimizden daha kısa sürede oldu. Şimdi hedefimiz 300’üncü uçağı filomuza katmak” dedi. 200’üncü uçak için düzenlenen törende Maliye Bakanı Mehmet Şimşek THY’de ek bir halka arz ve blok satışın gündemlerinde olmadığını söyledi. İlginç tesadüf dünya ekonomisine yön veren iki dev, ABD ve Çin aynı dönemde liderlerini seçtiler. Demokratik bir seçimle yeniden işbaşına gelen Barack Obama ve Çin Komünist Partisi Genel Sekreterliği’ne seçilerek görevi mart ayında Hu Jintao’dan devralacak olan Xi Jinping. Amerikan seçimlerini tüm dünya büyük ilgi ile izledi... Dev ekranlardan ve sosyal medyadan... Coşkulu alkışlarla, sanki seçim kendi ülkesinde olmuş gibi kutlamalarla... Çin Komünist Partisi’nin 18. kongresi ise daha çok kendi ülke ve bölgesel sınırları içinde kaldı... Batı basınına yansıyan yanı “demokrasinin D’si bile olmayan bir ülkenin planlı lider değişimi” çerçevesinde kalırken, Çin’in yıllardır sürdürdüğü baskıyı dünya kamuoyunun gündemine getirmek isteyen Tibetlilerin kendilerini yakması haber oldu. Ve tabii Çin’in getirdiği yasaklar, kongre süresince rejim muhaliflerinin Beijing dışına çıkarılması... Hepsi tamam ama şurası bir gerçek ki, 3 trilyon dolarlık döviz rezervine sahip, dünyanın üretim atölyesi olmanın daha da ötesine geçip katma değerli ürünleri ile küresel piyasalarda söz sahibi olma vizyonunu sürekli geliştiren, Meritokrasi... Demokrasi... (Çin, ABD, Türkiye...) beyin gücünü hayranlık verici şekilde iyi kullanan bir Çin yönetimi var karşımızda... Ve ister kabul edelim, ister etmeyelim sessiz sedasız iki siyasi modelin rekabetini izlemekteyiz: Meritokrasi ve demokrasi... Meritokrasi liyakate dayalı bir sistem. Wikipedia’da meritokrasi tanımı şöyle: “Bu yönetim şeklinde idare erki, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır. Kayırma yoktur. Özellikle kamu yönetiminde daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi ve yine hizmet içindeki ilerleme, yükselmelerinin bilgi başarı yetenek kıstaslarına göre yapılmasını amaçlar...” International Herald Tribune’ün önceki günkü sayısında Çin’e ayrılan görüşler sayfasında 2 farklı makale vardı. Wang Lixiong isimli rejim muhalifi Han Çinlisi bir yazar, kongre öncesinde kendisinin ve yine Tibetli yazar eşinin zorla Beijing dışına çıkarıldığını anlatıyordu. İkinci makale ise Fudan Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü Zhang Weiwei’e ait. Weiwei’nin yazdıklarını özetlersek: “Çin kendi bildiği yönetim yolunda bahse değer reformlar yaptı ve ‘ayıklama/seleksiyon artı seçim’ olarak adlandırılabilecek bir sistem kurdu. Meritokratik/liyakate dayalı yönetimin kökü, Konfüçyüsçü siyasi geleneğe gider. Pekin, bu gelenekle tutarlı bir şekilde, tüm bir siyasi zümrede liyakat esasına göre (her zaman tastamam böyle olmasa da) hareket etmektedir. Fakirliğin azaltılması, istihdam yaratılması, yerel ekonominin kalkınması, sosyal gelişim ve bugünlerde, temiz çevre gibi kriterlerde sergiledikleri performans, yerel yöneticilerin terfi almalarında kilit etkenlerdir. Çin’in son otuz yıldır sergilediği çarpıcı yükseliş, meritokratik sistemden ayrılamaz. Skandala varan yolsuzluklar ve diğer sosyal dertler bir yana, Çin idaresi, Çin ekonomisi gibi esnek ve dinçtir. Kurumsal cepheye gelince, Komünist Parti her düzeyde kesin bir emeklilik yaşı, görev vadesi tespit etti. Genel sekreter, başkan ve başbakan en fazla iki dönem yahut 10 yıl hizmet edebilir. Kültür devriminde şahit olduğumuz türden kişi kültünü engellemek için de kolektif liderlik Politbüro’da icra edilmektedir. Bu dikkatlice tasarlanmış değişiklikler, herhangi bir bireyin gücü elinde kalıcı olarak tutma ihtimalini ortadan kaldırmıştır. (Arap Baharı’nın başlıca sebebi de buydu.) Dört ya da beş Avrupa devleti büyüklüğündeki sıradan bir Çin eyaletini yönetmek, sıra dışı bir kabiliyet ve hüner ister. Çin’deki meritokrasiyle, George W. Bush veya Japonya’daki Yoshihiko Noda gibi beceriksiz ve ehliyetsiz kişiler asla liderliğe erişemezler. Çin meritokrasisi, klişe olmuş demokrasiotokrasi ikiliğine meydan okumaktadır. Çin yönetimi, pek çok noksanlarına rağmen, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu ve nüfusun geniş bir kesiminin hayat standartlarını iyileştirdi. Pew Araştırma Merkezi’ne göre, 2012 yılında araştırmaya katılan Çinlilerin yüzde 82’si, gelecekleri hakkında iyimserler ki anket yapılan diğer ülkelerden daha yüksek çıkmıştır…” Sonuçta hızla süper güç haline gelen Çin’i her iki yönüyle de ve doğru gözlemlemekte yarar var. Gelelim bu gelişmeler ışığında Türkiye’ye. Başbakan Erdoğan’ın tam da “bahtsız bedevi” polemiğini sürdürürken Obama ve Romney’nin centilmence birbirlerini övmeleri karşısında tek söyleyebildiği “darısı başımıza” cümlesi oldu. İleri demokrasinin uygulayıcısı olduğunu söylerken bir yandan da RTE, idamı isteyen bir diktatöre dönüşüyor, gazeteciler hapiste çürüyor... İşin meritokrasi yönüne gelince hepten sınıfta kalıyoruz. Üniversitelerde rektör atamalarından tutun Türkiye’deki hemen hemen tüm kurumlardaki yapılanmaların hali belli. Neticede ne meritokrasiyi becerebiliyoruz, ne demokrasiyi... Hesaplamalarımız 2011’in son aylarından başlayarak Türkiye’nin küresel finans piyasalarına yeniden pozitif ve hatırı sayılır büyüklükte bir finansal getiri sunmaya başladığı yönündedir. Bu şartlar altında uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch’in harekete geçerek “yatırımcıları” ve “piyasa oyuncularını” bu doğrultuda yönlendirmesinden daha doğal ne olabilirdi? ૽૽૽ Küresel kapitalizmin rekabeti altında her sosyal sınıfın kendi stratejik çıkarlarını izlemesi elbette doğal karşılanmalıdır. Ancak yakın tarihçemizde yaşamakta olduğumuz ve özellikle ayırdına varmamız gereken husus, aslında çok dar bir sosyal sınıfın (finans sermayesinin) stratejik çıkarlarını yansıtan bir olgunun, sanki tüm toplumun çıkarınaymış gibi sunumunun yarattığı yanılsamadır. Dış borç yükünün ağırlaşması; ithalata bağımlı çarpık sanayileşmenin sürdürülmesi; istihdam dostu olmayan spekülatif büyüme sonucu işsizlik ve işgücü piyasalarının parçalanması ve enformalleştirilmesi... Bu sorunlar elbette Fitch’in, ya da genel olarak finans sermayesinin ilgi alanında değildir. Ancak bu sorunlar toplumun gündemini korur iken, aslında küresel finans sermayesinin çıkarlarına uygun bir gelişmenin tüm topluma mal edilerek, “ekonomide kış müjdesi” olarak sunulmasının ardında yatan sahte gerçekliğin ayırdında olmamız gerekir. Fabrikada toplusözleşme kavgası: 30 işçi atıldı BURSA (AA) Bursa’da, bir otomotiv fabrikasında, TürkMetal Sen ve BirleşikMetal İş sendikalarına üye işçiler arasında, toplusözleşme sürecinde “hakların korunması” konusundaki fikir ayrılığı nedeniyle tartışma çıktı. Taşlı sopalı kavgaya dönüşen olayda 2 işçi yaralandı. Olayın ardından fabrika yönetimi işyerinde bir vardiyanın iptal edildiği, bu yüzden üretimin aksadığı gerekçesiyle, olaylara karıştıkları ileri sürülen yaklaşık 30 işçinin işine son verdi. Güvenlik güçleri, fabrikanın önünde önlem aldı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog