Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

3 EKİM 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA DİZİ 7 Kırım Tatar tarihi, Han Saray’ın Gözyaşı Çeşmesi gibi; aka aka bitmeyen gözyaşlarını, ağalaya ağalaya dinmeyen bir acıyı, arkası gelmeyen kederi betimliyor... Sürgün öyküleri ‘Gözyaşı Çeşmesi’ gibi Gözyaşı çeşmesinde Puşkin’in büstüyle İki Eski Arkadaşın Görüş Ayrılığı Sayın Cumhurbaşkanı da, Başbakan da “Milli Görüş” okulundan politikaya girdiler. Siyasi ihtirası Abdullah Gül’den çok fazla olan Erdoğan, ülke gemisinin yönetimini hiç kimseyle paylaşmaya yanaşmadan ve ölünceye dek elinde tutmak isteyen bir yapıya sahiptir. Öyle bir karakterin sahibi, sadece kendisinin düşüncelerinin doğruluğuna “Allah bir” dercesine inanır. O yüzden yol arkadaşlarının hep önünde yürümek için adımlarını bile geniş atar. Bu gözlemin abartılı ve maksatlı olduğunu düşünenler varsa dünkü gazetelerin birinci sayfasında Meclis Genel Kurul Salonu’na giren Cumhurbaşkanı’nı hangi çehreyle ve nasıl karşıladığına baksınlar. Kendisi ne derse desin. Başbakan böyle bir yapının insanıdır. AKP’yi birlikte kurdukları birçok yol arkadaşı ile bugün selam sabahı kestiği bilinmektedir. İcraatını eleştiren “özgür ve bağımsız medya” Recep Tayyip Erdoğan için, sadece “öteki”lerin sesidir. Dolayısıyla onları, kendi düğünü olarak tanımladığı parti kongresine çağırmamıştır. “İlla konuşmasını izlemek isteyenler varsa birden çok televizyon ne güne durmaktadır?” Oysa, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanan siyasi partilerin, sadece kendi üyelerinin ve yöneticilerinin ötesinde her yurttaşa açık birer kamusal alan olduğu herkesten önce, bu ülkenin Başbakanı’nın gözden uzakta tutmaması gereken bir olgudur. Etrafında kendisinin “1923’ten beri Türkiye’yi yönetenlerin en karizmatiği olduğu” masalını sabah akşam muştulayan Hüseyin Çelik’ler, Bekir Bozdağ’lar varken, zor günlerin yol arkadaşları olan Ertuğrul Yalçıbayır’ların, Abdüllatif Şener’lerin sözü mü olur? O yüzden, iktidarın onuncu yılında “Büyük Ustalık Dönemi”nin kongresi olarak da andığı 4’üncü kongreye izleyici kimliği ile onur versinler diye o eski arkadaşları da çağrılmamıştır. Tıpkı, kendisini eleştiren o 6 gazete için aldırdığı ambargo, yani yasak kararı gibi. Konuşmasını izlemek isteyen “öteki”ler, yani o haddini bilmeyen, eleştiri yapan gazeteci makulesi, o kadar merak ediyorsa televizyonlar ne güne durmaktadır? Ekran başında hem meraklarını gidermiş olmakla, hem de konuşmayı izlemekle kalmazlar, delegelerin o konuşma sırasında bir yatırdan şifa arayan eller gibi, kürsüye nasıl uzandığını da görerek hasetlerinden çatlamış olurlar! Böylesine görkemli bir toplantının, her siyaset adamından olduğundan çok daha fazla ateşlediği anlaşılan Erdoğan’ın, özgür basından şikâyetçi olması da dokunulmazlık kurumuna ve seçimiş milletvekillerinin sekizinin tutuklu oldukları için yasama çalışmalarından alıkonulmalarına da alkış tutması sürpriz değildir. Gece rüyalarından çıkmayan “başkanlık” isteğine kavuşmak ihtirası da elbette yıllar önce “beraber yola çıkıp aynı yağmurda beraber ıslandıkları” arkadaşlarının en yakını olan Sayın Gül’den de bir an önce kurtulması en önemli arzusudur. Bu nedenledir ki, çizdiği yol haritasında Cumhurbaşkanlığı süresi 2014’te dolacak olan Abdullah Gül’ün adına yer vermemiştir. Allah korusun, Erdoğan gibi bugünden tek adamlığını ısrarla vurgulayan, özgür basını düşman sayan bir yasakçının halkın oyu ile başkan olması “elveda demokrasi” demektir. Sağduyulu seçmenler, bu tehlikeyi bugünden gördükleri için şükretmeli ve bence 1 Ekim konuşması ile Başbakan’dan farklı görüşler ortaya koymuş olan Sayın Gül’ü desteklemeye hazırlanmalıdır. ırım’da geçirdiğim beş günde üç Dilara tanıdım. Öyle popüler Dilara adı! Kırım Tatarlarının çok sevdiği “Dilara” ismi, Kırım Hanı Cengiz Giray’ın unutamadığı efsanevi eşi, genç yaşta ölen Dilara Bikeç’ten geliyor. Han, sonsuz aşkla tutulduğu, ölümünün ardından teselli bulamadığı eşi için 1764 yılında bir çeşme yaptırıyor. Ömer isimli bir sufi ustayı çağırarak; “Bana öyle bir eser yap ki kederimi dünya bilsin!” diyor. Usta, mermere acıyı ve yası ölümsüzleştiren bu keder abidesini oyuyor. Dilara Bikeç çeşmesi, kat kat lotus çiçek K leri gibi sıralanmış irili ufaklı kurnalardan oluşuyor. Ve kurnaların üzerinden asla dinmeyen gözyaşı gibi, devamlı su akıyor. Çeşme, ilk yapıldığında Bikeç’in türbesi nin yanına dikiliyor. Ama ne var ki II. Katerina, Kırım’ı 1783’de Rusya’ya ilhak edince çeşme türbeden kaldırılıyor ve bugün, binlerce turistin ziyaret ettiği “Han Saray”ın içindeki avluya getiriliyor… Çeşme üzerine, gelmiş geçmiş en büyük Rus şairlerinden biri olan Puşkin de, “Bahçesaray Çeşmesi” isimli dünyaca ünlü şiirini yazıyor. Şair Kırım sürgünü sırasında bu acıklı öyküyle anılan çeşmeyi ziyaret edip, çeşmeye iki de gül bırakıyor: Biri kırmızı ve diğeri sarı olan güllerden: kırmızı olanı, Han’ın aşkını dile getiriyor, sarı olan acıyı. “Gözyaşı Çeşmesi”nin kırımızı ve sarı efsanevi iki gülü, o gün bugün tazeleniyor... 18 Mayıs 1944 YAS günümüz ᮣ Kırım’a ayak bastığımız andan veda edene dek; Kırım Tatarlarının acı, hüzün dolu tarihini dinliyoruz... Havaalanında bizleri Safinar Hanım… Kırım çocukları, Kırım kadınları, TürkKırım bayrakları ve çiçeklerle karşılıyor… eçmişleri “gözyaşlarıyla” yıkanan Kırım Tatarlarının en çok bilinen tarihi anıtlarından birinin “Gözyaşı Çeşmesi” olması simgesel. “Kırım Tatar” tarihi de Han Saray’da ziyaret ettiğimiz “Gözyaşı çeşmesi” gibi, aka aka bitmeyen gözyaşlarını, ağalaya ağalaya dinmeyen bir acıyı, arkası gelmeyen bir kederi betimliyor... Dilara Bikeç böylece Kırım Tatarlarının kaybettikleri, yüreklerinden silemedikleri ve hiç atamadıkları Kırım aşkının simgesi oluyor. “Kırım”a ayak bastığımız andan Simferepol havaalanından veda edene dek, Kırım Tatarlarının acı ve hüzün dolu tarihini dinliyoruz... Havaalanında bizleri, Kırım Tatar Meclisinin Başkanı ve özgürlük lideri Mustafa Cemiloğlu’nun eşi, “Kırım Tatarlarının anası” olarak bilinen Safinar Hanım... Ulusal giysiler giymiş küçük Kırım çocukları ve Kırım kadınlarından oluşan bir heyet, TürkKırım Tatar bayrakları ve çiçeklerle karşılıyor… Yıllar boyu gurbet elden yolu gözlenen bir yakın akraba sıcaklığıyla yaşanan bu sıradışı duygusal buluşmanın ardından Tatarların “Akmescit” olarak adlandırdıkları Simferopol havaalanı çıkışında bizleri bekleyen minibüse biniyoruz. Safinar Hanım’ın heyetiyle bizi karşılayan Simferopol Fahri G Soğanla sokulan siyasi mesaj Safinar hanımın heyeti ve gezimizi düzenleyen İclal Cankorel Kırım Tatar Meclisinin Başkanı ve özgürlük lideri Mustafa Cemiloğlu ve Safinar Hanım ile birlikte. aşkent civarından 11 saat uçuş mesafesindeki Yakutistan’a herşeyi T göze alarak taşındıktan sonra seçtiği erkeği senede ancak 3 gün görebilen Safinar Hanım; “O görüşlerde dâhi her şeyimizi lime lime kontrol ederlerdi” diye iç çekiyor. Hapishaneye taşıdığı siyasi mesajları “soğan ya da sabunların içinde soktuğunu”, Mustafa Bey’le görüşmeye gittiğinde “masa üzerine bazen un döktüğünü”, konuşmalar dinlemeye takılmasın diye sözlerini un üzerine parmağıyla çizerek yazdığını, bunlar dün yaşanmış gibi anlatıyor… “O yıllarda demir parmaklıklar ardına çile çeken Sovyet muhalifleri arasında bu yöntemler çok yaygındı” diye söze devam eden Safinar Hanım’ın anılarını dinlemek, yürüyen bir roman kahramanıyla karşı karşıya gelmeye benziyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Kırkkırkbeş dakikada Cemiloğlu ailesinin evine varıyoruz. Cemiloğlu’larının bahçe içindeki evinde Mustafa Bey’in üst kattaki çalışma odasına çıkıyoruz. ider kavgaları yok Konukların buyur edildiği koltukta Mustafa Cemiloğlu ile Safinar Hanım için özel dokunmuş bir halı portre dikkat çekiyor. Kısa süre sonra içeriye giren Mustafa Bey, hepimizi selamlıyor. 50 yıl sürgünde kaldılar Başkonsolosu Seyran Osmanov, minibüse adım atar atmaz Kırım Tatarlarının büyük acılarla yoğrulmuş trajik geçmişlerini ve yaşamlarını bize anlatmaya koyuluyor: “Akmescit’e hoşgeldiniz! Ben de Kırım Tatarıyım” diyerek söze başlıyor: “18 Mayıs 1944 bizim yas günümüz. Stalin o gün, bir gün içinde bizi yük trenlerine koyup buradan Sibirya ve Orta Asya içlerine sürdü. Analarımız, babalarımız, dedelerimiz elli yıl sürgünde kaldı. Nüfusumuzun yarısını yolda kaybettik. Kimi hayvanyük vagonlarında yapılan yolculukta yok oldu, kimi Özbek çöllerine dayanamayıp hastalandı, kimi Sibirya soğuğundan kırıldı. 1956’ya kadar Sovyetler Birliği’nin ırak köşelerine dağıtılan ailelerin oldukları yerden kıpırdaması yasaktı. ’56 sonrasında görece bir serbestlik oldu ve aileler birleşmeye başladı. Ben o taihte Taşkent’te doğdum. ’87’den sonra Kırım’a döndüm. ’87’de Gorbaçov ve perestroika ile birlikte Kırım Tatarlarına dönüş hakkı verildi. Ama uygulamada büyük zorluklar çıkarıyorlardı. Ev bulamadığımız için boş arazilere (Türk usulü!) gecekondu yerleştiriyorduk. Bir evde 5060 kişi yaşıyordu. Böyle böyle Simferopol etrafında yeni Kırım Tatar köyleri oldu!” ‘Avrupa mantığını Türkiye’de öğrendim!’ Pencereden baktığımızda yol boyu tarlalara kondurulmuş ufak kulübeler görüyoruz. Kırım Tatarları, aynı bizde yapılageldiği gibi önce boş araziye bir cami yapıSeyran yormuş, camiye Osmanov dokunulamadığından etrafındaki gecekondulara da eli mahkum tapu veriliyormuş. Sürgün dönüşü mesken sorunu, böylece halledilmiş. Simferopol’un insana ferahlık veren geniş caddeleri ve dingin, yemyeşil parklarından ilerleyerek Seyran Bey’in ofisine varıyoruz. Ofis dediysem... Burası, dört başı mamur bir bina. İçeride, Kırım’da verdiğimiz her molada karşılaştığımız gibi Tatar mutfağının ev yapımı kurabiyeleri ile mükellef bir çay sofrası hazırlanmış. Mekik şeklinde, içleri ceviz dolu bu harika kurabiyeler ve uçları beyaz çikolataya banılmış bu özel kayısı şekerlemeleri, Seyran Bey’in sahip olduğu “Shen” kafeden geliyor. “Kafe Shen” yalnız kuru pasta ve kurabiye satmıyor. “Shen” ürünlerinin tüketildiği restoran ve evlere Seyran Bey, Türkiye’den ithal ettiği iskemle, masa, tabak, çatal ve bıçak takımları da pazarlıyor. İlaveten bu ürünlerle, düğün organizasyonları yapıyor. Simferopol’dan ayrılmadan önceki son gün öğle yemeğini yediğimiz “Shen”de örneğin böyle bir düğün hazırlığı vardı. Bir yandan restoran bölümü bize hizmet verirken, bir yandan da akşam için büyükçe bir düğünün hazırlığı yapılıyordu. Sürgün dönüşü kendisini yoktan var eden Seyran Osmanov, Türkiye ile yaptığı bavul ticaretiyle bu işlere girmiş. “Avrupa mantığını da Avrupa tarzı ticaretini de Türkiye’de öğrendim” diyerek “Türk tecrübesinden” söz eden Seyran Bey, işleri büyüte büyüte bu noktaya gelmiş. L Genç öğretmenin şüpheli ölümü Ⅵ KOCAELİ (Cumhuriyet) Kocaeli’nin İzmit ilçesinde yol kenarında bir ceset gören yurttaşlar, durumu jandarmaya haber verdi. Vücudunda çok sayıda darp izine rastlanan cesedin öğretmenlik yapan Serpil Kömürcü’ye ait olduğu belirlendi. Kömürcü’nün henüz bir hafta önce göreve başladığı öğrenildi. Ekipler, Kömürcü’nün cep telefonunu incelemeye aldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. “Kırım Tatar halkına Kırım’a dönüş yolunu açan lider”olan Cemiloğlu, hayal ettiğimden daha ince, daha ufak tefek; “ufacık tefecik içi dolu turşucuk” bir direniş kahramanı. Tatar Türkçesiyle az ama öz konuşuyor. Sovyet hapishanelerinde geçen 15 yıllık hapis ve bir yıl süren açlık grevinin yüzünde bıraktığı ağır hüznün, onun artık ayrılmaz parçası olduğu anlaşılıyor. Öyle ki insan tek bakışta, Mustafa Cemiloğlu gibi birinin bir daha kolayca artık gülemeyeceğini, doya doya gamsız bir kahkaha atamayacağını hemen anlıyor. Kırım’a ayak bastığımızdan bu yana dinlediğimiz hayat öykülerinin hepsi çok hazin. Ama Mustafa Cemiloğlu’nunkini dinlerken insanın içi şişiyor. Mustafa Bey, 1944’te ana kucağında 6 aylık bebekken sürgün edilmiş. Gençliğinde “Benim milletimi tanımayan devlete ben askerlik yapmam” diye Sovyetler Birliği’ne tavır koyduğu için ilk kez 1968’de 1,5 yıllık hapis cezasını yemiş. “Kırım Tatarları Milli Gençlik Teşkilatını” kurduktan sonra Kırım’a dönüş izni çıkana dek! Sibirya hapishanelerini teker teker dolaşmış. Bugün Mustafa Cemiloğlu denince akan sular duruyor. Görüştüğümüz Kırımlı Tatarların hepsi aralarında liderlik ve hiçbir hizip tartışması bulunmadığını, Cemiloğlu’nun arkasında yekvücut kenetlendiklerini söylüyorlar. MHP’li başkana makamında dayak Ⅵ BALIKESİR (Cumhuriyet) Balıkesir’in MHP’li Belediye Başkanı İsmail Ok’tan randevu alarak başkanlık makamına gelen işadamı H.Ş. ile beraberindeki üç kişi, bir süre görüştükten sonra Ok ile tartışmaya başladı. Belediye binasının 1. katında bulunan başkanlık odasındaki tartışma, koridorda devam etti. Tartışmanın büyümesi üzerine, şüphelilerin Ok ile yanında bulunan özel güvenlik görevlilerini darp ettikleri ileri sürüldü. Binadaki camların kırıldığı, kapılara zarar verildiği öğrenildi. Türk dizilerini seviyorlar imferopol’deki ilk “hoşgeldiniz” faslında dizileri de konuşuyoruz…. Kırım Tatarlarının ATR TV, Türkiye’den Muhteşem Yüzyıl, Öyle Bir Geçer Zaman ki, Arka Sokaklar, Yalan Dünya, Çocuklar Duymasın, Mor Menekşeler ve Elde Var Hayat gibi dizileri istiyor. Tüm civar coğrafyada olduğu gibi, Türk dizileri Kırım’da da çok popülermiş. “Kendimizi Türk muhitinde hissetmek için Türk dizilerini seyretmekten hoşlanıyoruz!”diyorlar. Bundan böyle televizyonda da görmek istedikleri dizileri halen sadece internetten izleyebiliyorlar. Derin dizi sohbetinin ardından Kırım Tatarlarının Bahçesaray’da yaşayan özgürlük kahramanı ve lideri Mustafa Cemiloğlu’nun evinin yolunu tutuyoruz. BahçesaraySimferopol 30 kilometre. Çift şeritli duble yolda Bahçesaray’a doğru sıklaşan elma ağaçları, elma bahçeleri arasında yolculuk yapıyoruz… Bahçesaray, ismiyle müsemma, Kırım Tatarlarının bahçeler arasında yer alan tarihi başkenti. Yolumuz çift taraflı elma, armut, şeftali bağları arasında ilerliyor. Asfaltın kenarlarında, tüm Kırım’da göreceğimiz gibi, köylüler meyve ve bal satıyor. S Burası, aynı zamanda önemli bir av bölgesi. Turistler, bu yöreye yalnız Dilara Bikeç’in çeşmesinin bulunduğu “Han Saray”ı görmeye değil, av mevsiminde yabani domuz, geyik, sülün, tavşan avcılığı için de geliyor... Yolboyu, “Kırım Tatarları Kadınlar Birliği” başkanı olan, Mustafa Cemiloğlu’nun 32 yıllık eşi Safinar Hanım’la sohbeti koyulaştırıyoruz. ᮣ Türk dizilerini, Safinar Hanım; ’70’li yıllarda Kırım Tatarları arasında efsane mertebesine erişen ve daha hoş geldiniz Sibirya Yakutistan gulaglarında tutuklu, bu faslında konuşuyoruz. lunan ulusal mücadele kahramanı Mustafa Bey’le mektup arkadaşlığı yaparak tanıştığını Türk dizileri Kırım’da da çok popüler. anlatıyor. Öğretmenlik yaptığı Özbekistan’dan elindekini avcundakini satıp daha ‘Kendimizi Türk sonra eşi olacak Mustafa Bey’in yanına Ya muhitinde hissetmek kutistan’a gitmek istediğinde, buna önce aniçin Türk dizilerini nesi karşı çıkıyor… seyretmekten “Orası çok soğuk!” diye iki göz, iki çeşme ağlayan anne Safinar Hanım’ı caydırmaya hoşlanıyoruz!’ çalışadursun, babası güçlü ve karizmatik kıdiyorlar. Dizileri zının kararına şu sözlerle arka çıkıyor: halen sadece “Hayatta her şey vardır. Sen, belki bir internetten gün onu bırakıp gelirsin. Ama bizler, Mustafa’yı hiçbir zaman bırakmayız!” izleyebiliyorlar. “Mustafa’yı bırakmayız!” SBF’de Erdoğan protestosu Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) öğrencileri, bugün üniversitenin akademik açılışına katılacak Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Cebeci kampusunda protesto etti. Öğrenciler, Erdoğan’ın uzun yıllardır Ankara Üniversitesi’ne gelmediğini söyleyerek “Emniyet görevlilerinin kimlik kontrolleri Başbakan’ın canının sıkılmasını engelleyemeyecek. Erdoğan gelirse canı sıkılacak” dedi. Topbaş’a ‘davullu’ hatırlatma Ⅵ İstanbul Haber Servisi CHP İstanbul İl Başkanlığı yöneticileri ve partililer, metrobüs alımında “görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Kadir Topbaş’a, bugün görülecek duruşmayı anımsatmak için belediye binası önünde “davulluzurnalı” eylem yaptı. CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş, Topbaş’ın ilk duruşmaya gelmediğini belirterek “Topbaş’ın gelmediği her duruşmayı bundan sonra bu yöntemle kendisine anımsatacağız” dedi. YARIN: KAHRAMAN KENT SİVASTOPOL C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog