Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

16 EKİM 2012 SALI CUMHURİYET SAYFA HABERLER İstanbul B Edirne PB Kocaeli B Çanakkale PB İzmir B Manisa B Denizli B Zonguldak B Sinop B Samsun B Trabzon B Giresun B Ankara B 26 31 32 27 31 32 31 25 24 25 24 24 27 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars S B B A A A A A A B B B B 27 25 23 28 32 30 29 30 27 28 22 19 18 Oslo Y Helsinki Y Stockholm Y Londra PB AmsterdamPB Brüksel PB Paris B Bonn Y Münih PB Berlin PB Budapeşte Y Madrid B Viyana Y 3 11 10 16 14 11 12 11 10 14 17 20 12 Belgrad Y 24 Sofya Y 28 Roma Y 20 Atina PB 28 Zürih B 9 Moskova Y 11 Aşkabat B 25 Taşkent PB 22 Baku B 26 Bişkek PB 21 Tiflis B 27 Kahire B 34 Şam B 34 13 TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 16 Ekim GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK TBMM DARBELERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU’NDA GAZETECİ HÜSEYİN GÜLERCE DİNLENDİ Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada Silah tartışması birden mayna etti; artçı haberler gündeme geldi. Suriye ve Türkiye hava koridorlarını karşılıklı olarak kapattı. Ne var ki silah konusu hâlâ muamma! Başbakan’ın altını çizerek kesin bir dille söylediğine göre uçakta silah var. Kimi yorumculara göre, mademki TC Başbakanı uçakta silah olduğunu söylüyor: Türk kamuoyu ona inanmak zorunda! Başbakan’a inanmasına inanalım da dost devletlerden gelen, ne çare medyamızın pek itibar etmediği haberler, başka hava çalıyor. Geçen haftanın son günlerinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Güvenlik Konseyi toplantısından sonra yaptığı açıklamada, “Uçakta radar parçaları vardı, silah yoktu” dedi. Bakan, malzemenin özelliklerini açıkladı, uluslararası kuralları da çiğnemediğini özenle vurguladı. Lavrov’un, Şam’ın yanı sıra suçlanan devlet olarak bu içerikte açıklamalar yapmasını doğal karşılayan yorumlar yapılabilir. Evet ama Rusya bu iddiasında yalnız değil. Üstelik Rusya’yı doğrulayan olaydan sonra Moskova’nın Suriye politikasını “ahlaksızlık” diye niteleyecek kadar ileri giden suçlamalar yapan devlet ABD! “Kargo yasal açıdan sakıncasız” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Roland! Eğri oturup doğru konuşalım: Lütfen söyler misiniz; bu üç devletten hangisine inanacağız, hangisi yalancı! Başbakan mı, Rusya mı ya da Başbakan’ın beraber yürüdüğü yollardaki büyük dostu ABD mi? ૽૽૽ Geçen hafta Millet Meclisi’nde, Dışişleri Bakanı’nın başarısız, beceriksiz, Türkiye’yi savaşın eşiğine sürükleyen Suriye politikaları hakkında CHP’nin verdiği gensoru tartışmalarında günün konusu olan uçak sorununa yer verilseydi kuşku yok medyamızda geniş yer tutardı. Medya yalnız o günün kavgalı sahnelerini sayfalarına ve ekranlarına taşıdı. Meclis TV’si canlı yayınlara kapalı. Bu nedenle görüşmelerde hükümet politikalarının Kuzey Suriye’de PKK’ye benzeyen örgütlenmelere neden olduğuna, bu konudaki kaygı verici gelişmelere değinildiğine tanık olamadık. Hatta hükümetin yalanlamalarına karşın, Şam’a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) komutanlarının Apaydın Kampı’ndaki özel çadırlarda Suriye’deki savaşı yönettiklerini kanıtlarıyla öğrenme fırsatını da yakalayamadı Türk kamuoyu. Oysa CHP adına yaptığı konuşmayla bu fırsatı verdi Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş. Meclis’te yaptığı konuşmayı Meclis TV’si naklen yayımlasaydı; halkımız, hem Suriyeli kimi sığınmacıların mezhepsel saldırılarını, komuta heyetinin marifetlerini öğrenecek hem de izlenen politikaların olumsuz sonuçlarını, resmi açıklamalara karşın komutanlarını koruyup konuk ettiği ÖSO ve Suriye’deki iç savaşı körükleyen doğrudan yardımların içeriği hakkında bilgi edinecek ve… Türkiye’yi savaşın eşiğine getiren, komşularıyla olumlu ilişkileri düşmanlığa dönüştürmekte ustayı şu adla tanıyacaktı: Ahmet Davutoğlu! ૽૽૽ Hurşit Güneş konuşmasında Cumhuriyet tarihinde ilk kez hükümetin politikalarını ülke çıkarlarına göre değil, başka bir ülkenin telkinleriyle tasarladığını, başka bir ülkenin iç işlerine karışarak taraf olduğunu söyledi ama doyurucu yanıt alabildi mi? Örneğin murat edilen devlet olarak “ABD’nin telkinleriyle ya Allah ya bismillah diye yola çıktık” diyebildi mi Bakan Davutoğlu? Duymadık! ૽૽૽ Hurşit Güneş, partisi adına galiba bir ilke de imza attı, ulusallıktan söz etti, Türk dış politikasını ulusal çıkarlara göre belirlemek, ulusal güvenliği tehdit altından çıkarmak gerektiğini söyledi. Güneş’in ulusallığa değinmesi birden bir başka öneriyi, yeni anayasa çalışmalarına partilerini temsilen katılan iki CHP milletvekili, Attila Kurt ile Rıza Türmen’in; Türk veya Türkiye vatandaşı tartışmalarında komisyona sundukları şu öneriyi çağrıştırdı. “Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartların gerçekleşmesi ile kazanılır ve ancak kanunun gösterdiği hallerde kaybedilir. Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk vatandaşıdır. Türklük bir etnisiteyi, ırkı, din değil hukuki bağı ifade eder.” Konuşmalarında Türk sözcüğünü kullanmaktan özenle kaçınan Kılıçdaroğlu bu öneri önüne geldiğinde bakalım nasıl değerlendirme yapacak? Başkalarını bilmem ama, ben merak ediyorum. ‘Darbeyi Ecevit engelledi’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, eski Başbakan Bülent Ecevit’in türbanla TBMM Genel Kurulu’na gelen eski Fazilet Partisi Milletvekili Merve Kavakçı’ya tepki gösteren çıkışı yapmasıyla darbeyi engellediğini söyledi. TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, AKP İstanbul Milletvekili Nimet Baş’ın başkanlığında toplandı. 28 Şubat sürecinde medyanın “hükümeti devirme işinde gönüllü cepheye koştuğunu” belirtti. Gülerce, “Ecevit, Merve Kavakçı’ya o çıkışı yapmasaydı belki darbe olacaktı” diye konuştu. Dönemin Zaman gazetesi imtiyaz sahibi Alaeddin Kaya da Tansu Çiller ile Fethullah Gülen’in İzmir’de bir program vesilesiyle bir araya geldiğini, Gülen’in bazı belgeleri Çiller’e vermek istediğini, Çiller’in “Lütfen dengeli olalım hocam” diyerek odayı terk ettiğini belirtti. Kaya, “memleketsever insanların o günlerde de bugünlerde olduğu gibi Zaman gazetesine belge, bilgi ve kasetler gönderdiğini” kaydetti. Bu kasetlerden birinin askerlerin YAŞ’ta atılacakların sayısının 76 olarak belirlemesine ilişkin olduğunu kaydeden Kaya, söz konusu kaseti Necmettin Erbakan’a götürdüğünü, ancak Erbakan’ın dikkate almadığını belirtti. Kaya, 28 Şubat döneminde Gülen okullarına her gün baskın yapıldığını belirterek, “Teslim olmaya hazırdık, okulları verip kurtulacaktık ama süreç daraldığı için gerçekleşmedi” diye konuştu. Ahmet Hakan dinlendi Komisyonun dinlediği gazeteci yazar Ahmet Hakan Coşkun ise 28 Şubat’taki tutumu nedeniyle hedef haline geldiğini, bugün de durumun değişmediğini anlattı. Coşkun, “Medya güçlünün yanında hizalanır. O dönemde de öyleydi, bu dönemde de böyle” diye konuştu. Komisyona bilgi veren eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen ise ABD’nin, Türkiye’deki darbe konusunda etkili olduğu yönündeki iddiaların tamamen “şehir efsanesi” olduğunu söyledi. Kamuoyunda “Sisi” lakabıyla tanınan Seyhan Soylu, komisyona bilgi verirken, 28 Şubat sürecinin öne çıkan isimlerinden Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı’yı hiç tanımadığını söyledi. Soylu, basılma olayına ilişkin, “Özel hayata müdahale edilerek basılması, afişe edilmesi yanlış” dedi. Komisyon cuma günü Merve Kavakçı’yı dinleyecek. Ve AB Raporu Çöpe Gitti! AB raporunun çöpe atılması sembolik... Bunu Burhan Kuzu gibi demagog bir politikacı yapmış olsa da, “uygarlık procemiz”in kameralar önünde çöpe gitmesi semboller yüklü bir eylem oldu. Avrupa Parlamentosu’ndan Alain Lamassoure, eylemin ardından “Bu iş bitmiştir!” dedi: “AB’nin sınırları konusu artık kapanmıştır. 2000’li yılların başlarında gündemde olan Türk sorunu ne Türkler ne de Avrupalılar ortak olmak istedikleri için artık gündemden kalkmıştır!” Gündemden kalkmak ne kelime, “sorun” çöpe atıldı! AKP’nin “AB hedefi”, iç siyasette oy avcılığı ve generallerin devre dışı bırakılması için tepe tepe kullanıldıktan sonra misyonunu tamamladı ve gözler önünde çöpü boyladı. Misyon tamamlanmamış olsa… Kuzu’nun eylemi infial yaratırdı. Oysa içeride ve dışarıda, vukuat “AKP’dir ne yapsa yeridir” düzleminde ele alındı. “Açık uçlu müzakerelere” ışık yakan AB Komisyonu’nun ilk “6 Ekim 2004” raporundan tam sekiz yıl sonra, Avrupa dosyası “çöpe” indirgendi. Soruşturma sürüyor Komisyon, 28 Şubat süreci ile ilgili isimleri dinlerken, Ankara Adliyesi’ndeki 28 Şubat soruşturması da sürüyor. 28 Şubat sürecinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki (SHÇEK) görevlerine son verilen 9 kişi, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin’e “mağdur” sıfatıyla ifade verdi ve şikayetçi oldu. Sürdürülen operasyonlarda toplam 9 teröristin öldürüldüğü bildirildi 1 asker ve 1 polis şehit MAHMUT ORAL DİYARBAKIR Hakkâri’nin Çukurca ilçesindeki Kazan Vadisi’nde çıkan çatışmada 1 üsteğmen şehit oldu, helikopterden atılan mermilerden yaralanan 2 kadından biri yaşamını yitirdi. 4 askerin yaralandığı operasyonda 6 terörist öldürüldü. Erzincan’da ise 3 terörist öldürüldü. Kazan’da PKK’lilerin tespit edilmesinin ardından bölgede operasyon yapıldı. Çıkan çatışmada Tankçı Üsteğmen Aykut Köroğlu şehit olurken, 4 asker de yaralandı, 6 teröristin de öldürüldüğü bildirildi. Kazan köyünde Aziza Çetin (35) ile Keziba Çetinkaya da helikopterlerden atılan bombaların şarapnel parçalarından yaralandı. Çukurca’da yapılan ilk müdahalenin ardından Hakkâri’ye sevk edilen Çetin yolda yaşamını yitirdi. Çatışmada sivillerin ölümü üzerine Hakkâri’de esnaf kepenk kapatırken, güvenlik önlemleri artırıldı. Şemdinli’de bir terörist teslim oldu. ErzincanKemah karayolununda ise teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 3 terörist öldürüldü. 3 öğretmen ve 1 korucu kaçırıldı Öte yandan Siirt’in Pervari ilçesi Doğan Köy yakınlarında dün akşam bir grup PKK’li terörist yol kesti. Yoldan geçen araçları silah tehdidi ile durduran PKK’liler ilçe merkezinden Doğan Köy’e giden 3 kadın öğretmen ile 1 geçici köy korucusunu kaçırdı. Olayın duyulması üzerine bölgeye askerler sevk edildi. Herekol Dağı’na kaçtıkları belirlenen teröristleri etkisiz hale getirmek için operasyon başlatıldı. Mardin’de saldırı: Mardin’in Derik ilçesinde polis aracının geçişi sırasında patlama meydana geldi. Olayda polis memuru Orhan Ayan şehit oldu, polis memurları Musa Şahin ve Alaettin Etyemez yaralandı. Teröristlerin patlayıcıyı kanalizasyon çalışması için açılan çukura yerleştirdikleri öğrenildi. 1 şehit, 2 yaralı Bölgesel Kürt yönetimi, kamplardaki PKK’lilere kimlik verilmesi için düğmeye bastı Irak vatandaşı olabilecekler BAHADIR SELİM DİLEK ANKARA Bölgesel Kürt yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki PKK’lilere “Irak kimliği” verilmesi için harekete geçti. Kürdistan Bölgesi Parlamentosu İçişleri Komisyonu üyesi Neriman Abdullah, parlamento başkanlığına öneri getirip Bağdat yönetiminden Irak’ın kuzeyindeki kamplarda kalanlara Irak kimliği verilmesini istedi. Bu öneri kabul görürse, Mahmur Kampı’ndaki PKK sempatizanları ile bölgedeki yerleşim merkezlerinde bulunan terör örgütü militanlarına Irak vatandaşlığının yolu açılmış olacak. Edinilen bilgilere göre bölgesel Kürt yönetimi parlamentosunda Değişim Hareketi milletvekili Neriman Abdullah, parlamento başkanlığından Irak’ın kuzeyindeki kamplarda yaşayan Kürt kökenli kişilere Irak vatandaşlığı verilmesi için Bağdat yönetimine talepte bulunulmasını istedi. Abdullah bu na gerekçe olarak da Türkiye ve İran gibi komşu ülkelerden gelen Kürt kökenli kişilerin, bu kamplarda Irak vatandaşlığı haklarından yararlanamamasını gösterdi. Bölgesel Kürt önetimi parlamentosu bu öneriyi, Bağdat yönetimine iletir ve bu öneri Başbakan Nuri el Maliki tarafından da kabul görürse, terör örgütünün en önemli sivil irtibat noktası olan Mahmur Kampı’nda yaşayanların da “Irak vatandaşı” olmalarının önü açılacak. İçerde, AB hedefinin araçsallaştırılması iktidar partisi AKP’nin yanına; Brüksel’in “çifte standartları” AB’nin yanına kalmış oldu. Yol boyu, “hedef” için verilen tavizler keza Avrupa’nın yanına kaldı… Nasılsa hesap soran yok. Alan memnun, satan memnun…. Böylelikle projenin rafa kaldırılması, tereyağından kıl çekercesine kolay oldu. Fatura, kimse tarafından üstlenilmedi ve ortada bırakıldı. Türk halkı zamanla beklentilerini iskonto ederek, yol ayrımını kanıksadı. Biz bunun böyle olacağını yolun başında yazdık: “Türkiye, ‘tam üyelik’ hedefini yavaş yavaş iskontolayıp zamanla ‘yeni bir temele’ oturtacak ve kendisine biçilen ‘özel konumu’ kanıksayacak. Hatta bu, oldu bile” diye yazmışım ben mesela, müzakerelerin başlatıldığı 2005 Ekimi’nde (Kanıksamak, 15 Ekim 2005; Sağnak). Daha çok öncesinde… Gürültü patırtı kopartılan “müzakere tarihi bayramları” yaşanırken; “AB’nin bon pour l’orient şartları ile ‘Ankara kriterleri’ arasında” asla bu işin olmayacağını defalarca ele almışım… 16 Nisan 2005’te yazdığım yazının başlığı, o tarihte “AB’ye Veda mı?” olmuş. Ankara’nın tavrı öyle net ortadaymış ki; “Hükümet başmüzakereci konusunda ipe un sermekle işe başladı” diye o yazıyı sürdürmüştüm: “Ankara’da ilk troyka toplantısı, kadınların meydan dayağından geçirilmesiyle karşılandı. Dayağın yarattığı şok, (AB’li) yüksek merciler ağzından Türkiye’ye iletilirken, bu kez piyasaya gazeteciler için ağır hapis cezaları öngören bir TCK çıktı. Karikatüristler dahil önüne gelen gazeteciye dava açan Erdoğan, basına ‘Avrupa’ya servis yapıyorsunuz, ülkeyi ispiyonluyorsunuz’ diye gözdağı vermeye başladı. Hükümeti sorumluluğa davet eden TÜSİAD’ı ‘işinize bakın’ diye payladı...” Bunlar “niyet okuma” filan değil aşikâr saptamalardı… Hukuk, kadın, medya, ifade özgürlükleri dili konuşmayan AKP’nin Brüksel’le arpa payı yol alamayacağı açıktı. Biz de açık olan gerçekleri yazıyorduk. Ancak bu yazıların her biri o dönemde; “Sen kim oluyorsun da neşemize limon sıkıyorsun?” görmezliği ve yok varsaymayla karşılanıyordu. Sesimiz boşlukta yankılanıyordu. Liberaller yolun başında cümlemizi “Avrupa aleyhtarı” ilan ettiler. Ne marjinalliğimiz kaldı, ne faşistliğimiz… Ne bunların hepsini kapsayan manada kullanılan “ulusalcılığımız”… Tereyağından kıl çeker gibi KCK DAVASI TECRİT PROTESTOSU Kürtçe savunma krizi bitmek bitmiyor MAHMUT ORAL Tutuklu yakınları da açlık grevi yapacak MAHMUT ORAL DİYARBAKIR Diyarbakır’da devam eden KCK ana davasında kapatılan DTP’nin ekoloji ve yerel yönetimler ile ilgili taslağı ve bir sanığın evindeki Kürtçe müzik videoları bile örgütsel doküman olarak kabul edilince avukatlar itiraz etti. Sanıklar Kürtçe savunma yapmak isteyince mahkeme yine mikrofonu kapattı. Duruşmada eski Diyarbakır İl Genel Meclisi Başkanı Şeyhmus Bayhan’a ilişkin iddialar okundu. Bayhan, DTP’nin kapatılması, terör örgütü lideri Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi talebi ve artan askeri operasyonlara dikkat çekmek amacıyla düzenlenen basın açıklamalarına katılma nedeniyle “terör örgütünün propagandasını yapmak” ile suçlandı. DTP’nin ekoloji ve yerel yönetimler ile ilgili taslağı “örgütsel doküman” olarak kabul edildi. DİYARBAKIR Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmemesini protesto ve Kürt sorununun çözümü için 12 Eylül’den bu yana 34 cezaevinde 300 aşkın tutuklunun başlattığı süresiz, dönüşümsüz açlık grevine tutuklu ve hükümlülerin ailelerinin de katılacağı açıklandı.BDP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda TUADDER, BDP ve Barış Anneleri İnisiyatifi ile birlikte bir basın açıklaması yapan tutuklu ve hükümlü yakınları, 1 ayı aşan açlık grevleri nedeniyle birçok mahkumun kritik eşiğe geldiğini belirtti. Tutuklu aileleri adına açıklama yapan Selim İnal, açlık grevlerinde yaşanabilecek ölümlerden AKP hükümetinin sorumlu olacağını belirtti. Kör kör parmağım gözüne işaret edilen gerçekler hokus pokus yok edilemeyeceği için, gerçekleri işaret edenleri önce toplu halde “ulusalcı” yaftasıyla işaretleyip entelektüel bağlamda itibarsızlaştırdılar… “Ne söyleniyor?” demeden, “Bunları söyleyen kim ola?” dediler. “Ulusalcı” yaftası yiyenlerin söylediği her şey; baştan “kadük” ve “geçersiz” önkabulü ile karşılandığından; sözümona liberaller, “AB ortaoyununu” halka gerçekmiş gibi sunabildi. Balık hafızalı insanlarımız; proje çöpe atıldığında nasılsa her şeyi unutmuş olacaktı… Yakın tarih sonra istendiği gibi yazılacaktı… Gelinen noktada… AKP’nin antidemokratik yapısı AB güzellemeleri ardında saklanamaz hale gelince, liberaller arasında birden “AKP nasıl oldu demokrasi söylemlerini(!) bir yana bıraktı?” sesleri çıkmaya başladı. Bu çatlak sesler; bizim yıllar öncesinden yapageldiğimiz tespitleri son dönemlerde tekerleği keşfetmenin şehvetiyle yineler oldular. Ancak bunu yaparken, dönüp özür dileyeceklerine, bizi hâlâ fırçalamaya devam ediyorlar… Neymiş? AKP eskiden “AB” ve “demokrasiye” yürürken, ulusalcılar “niyet okumacılığı yaparak”; “AKP’nin niyeti kötü” demekteymiş de.. Bugünün somut olayları üzerinden kelam eden liberaller ilkel “niyet okumacılığını” yapmıyormuş da vs… Öngörünün adı Türkiye’de “niyet okumacılığı” oluyor! Öngörüyü vakitlice yapan yok varsayılıyor… Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra tekerleği keşfedenler; hem bu acayip rötarı dönüp açıklamak zahmetine katlanmıyorlar, hem yıllar öncesinde “Kral çıplak!” diyenleri ısrarla karalamaya devam ediyorlar. Hem derslerine çalışmamışlar, hem herkesten şişmanlar! Ama ne gam! Burası Türkiye. Tarihin tek hamleyle çöp tenekesine atılabildiği coğrafya bu topraklar. ‘Niyet okumacılığı’ değil öngörü C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog