Bugünden 1930'a 5,418,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 EKİM 2012 PAZAR 12 PAZAR YAZILARI 980’lerin ortasıydı. Avrupa’daki çevre partilerinin seslerini duyurmaya başladığı, verdikleri mesajların toplumun bir bölümünde yankı yarattığı yıllardı. İsveç Çevre Partisi’nin sözcüsü Per Gahrton’u basın kulübüne davet etmiş, dünyanın o günkü durumuyla ilgili görüşlerini ve geleceğe ilişkin tahminlerini sormuştuk. Tüketim alışkanlıklarının değişmemesi halinde insanlığı felaketlerin beklediğini anlatmıştı. Bugün artık konferans üzerine konferans düzenlenen gıda, su, enerji, ulaşım dallarında radikal değişime gidilmediği takdirde, hastalıkların artacağını, su ve gıda yüzünden savaşlar çıkacağını ileri sürmüştü. “İnsanlar aklıselim sahibiyse bugünden otomobillerin kontaklarını kapatmalı” deyince “O kadar da değil” diye topluca tepki göstermiştik. O da “Yüz yıla kalmaz insanlar tekrar atlı arabaları kullanmak zorunda kalacaklar” demişti. Gahrton’un anlattıklarından aklımda bir resim şekillendi. Bacalarından duman tüten evler, sokaklarda ellerinde gaz lambalı insanlar ve atlı arabalarla gidenler. Yine o yıllarda Alternatif Nobel diye bir ödülün dağıtılmakta olduğu dikkatimi çekti. Ödül, 1980’den itibaren Right LivelihoodDoğru Yaşam adıyla veriliyordu. Kısa bir süre sonra kamuoyunda bu ödüle Alternatif Ödül adı yakıştırılmıştı. Bu ödül konusunda bilgi toplamaya başladığım sırada kurucusu Jacob von Uexkull o sırada Alman Yeşiller Partisi’nden Avrupa Parlamentosu üyesiydi. Konuşmaları etkileyiciydi. Çevre, adalet, Hollywood’un aris Belediye Sarayı salonlarında geçen ay hoş bir sergi açıldı. “Paris vu par Hollywood/ Hollywood Gözüyle Paris”. Amerika, Amerikan sineması ve de özellikle Hollywood, 7. sanatın neredeyse ilk yıllarından itibaren Paris’i nasıl görmüş, algılamış oldukları didaktik bir tarzda meraklılara sunulmuş. Sergiyi gezerken Charles V. Henkel yönetiminde 1914 yapımı “Üç Silahşörler”den 40 saniyelik bir alıntıyı görünce aklıma geldi. 5060’lı yılların ilkokul ders kitaplarında okuduğum Fransa’nın başkenti dışında acaba ilk kez Paris’i nasıl düşünmüştüm? Az zorlamayla fark ettim ki, benim gibi milyonlarca insan için Paris, Hollywood’un gözündeki Paris’ti. Ortaokulda inanılmaz bir hazla okuduğum silahşörlük (şövalyelik derdik) ya da Fransızların taktığı isimle “Pelerin ve Kılıç” romanları (sineması), dürüstlükadalet yanlısı yiğitleme edebiyatı diyebileceğimiz, aslında bir tür macera romanlarındaki Paris hayal dünyamızı süsleyen kentti. Hangisi bir adım önceydi? Romanlar mı, filmler mi? Çok da önemi yok. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’i ama illaki anarşist gazeteciyazar Michel Zevaco’nun Pardayyanlar, Büridan’ın Maceraları, Dilenciler Kraliçesi, Borjiya, Kapitan gibi kitaplarında düşlediğim kahramanları, kadınları, sokakları hayalimdeki Paris’i ete kemiğe dönüştüren Hollywood filmleri olmuştu. Victor Hugo’nun Sefiller’ini okumamıştım, fakat dönemin dev Fransız aktörü Jean Gabin’in oynadığı eserden önce Amerikalıların çevirdiği 6. veya 7. tekrardan çekimi görmüştüm. Lewis Milestone’nun (1952) orijinal Fransızca başlıklı Les Miserables’ı izlemiştim. Nereden bilebilirdim ki Hollywood filmlerinde seyrettiğim Paris yalnızca dekorlardan ibarettir. 1900 yılında Amerikalıların Lumière’i (Sinema tarihinin ilk filmini yöneten Lumière kardeşler) addedilen ünlü kâşif Thomas Edison’un Edison şirketinin 1900 Evrensel Sergisi vesilesiyle çektiği “The Girl from Paris” ve “Panorama of The Paris Exposition” başlıklı belgeselkurmaca filmleri dışında 50’li yılların sonuna kadar Hollywood ve civarındaki stüdyolar dünyaya “Dekor Paris” tanıtacaklardır. Paris, “Demir Matmazel Eyfel” kulesi başta, kartpostallığını bir anlamda Hollywood’a borçludur. Hollywood’un Paris’i mekân seçmesi son yarım yüzyılın gelişmesidir. Ancak çok sayıda değerli sinemacının çeşitli vesilerle altını çizdikleri gibi, en genel anlamda sinema –tek aşkı o olmasa da Paris’e âşıktır. Ne demeli? Paris de bu aşkın istisnasız en iyi hakkını veren kenttir. Yeryüzünde Charlie Chaplin, Ernst Lubitsch, John Huston ve Blake Edwards’den Aki Kaurismaki, Raoul Ruiz ve Kim Kiduk’a; Martin Scorsese, Vincente Minnelli, PARİS Billy Wider ve Woody Allen’den Marco Ferreri, Louis Bunuel’e, Yılmaz Güney ve Nuri Bilge Ceylan’a sinemacıyı, sinema sanatını bu denli onurlandıran ikinci bir vitrin yoktur. UĞUR HÜKÜM “Hollywood Gözüyle Paris” sergisi 4 kronolojik bölümden oluşuyor. “Sessiz(in) –Sinemanın Tarihi Paris’i” (19001930), “Duygusal Komedilerin Sofistike – BilgiliKültürlüİnce Paris’i” (193050), “Cancan Filmlerinin Doruğundan Çılgın, Fırıl Fırıl ve Pahalı Filmlere” (195060) ve “Eylem! Hollywood Nihayet Paris’te” (1960’tan günümüze). Özel koleksiyonlardan ulusal arşivlere farklı kaynaklardan derlenmiş 400 civarında afiş, elyazması, sinopsis, çekim planı, desen, kostüm, dekor maketi gibi belge ve nesnenin yanı sıra 20 küçük ekranda 70 Hollywood filminden alıntılar gösteriliyor. Üç dev ekranda da “Panorama of The Paris Exposition”dan Woody Allen’ın “Midnight in Paris”ine (2011) 15 kadar “Ratatouille” (2007Brad Bird) canlandırma filmi dahil eserden derlenmiş hoş bir montaj sürekli dönüyor. Serginin afişi ve adeta onur konuğu da Hollywood’un belleğinde Paris’le özdeşleşen maral gözlü “Sabrina”, “Love in the Afternoon” gibi Parisli filmlerin yıldızı Audrey Hepburn (19291993). Bugün sayısı 800’ü aşan ABDHollywood yapımı film bir biçimde Paris’i mekân, konu, esin kaynağı olarak kullanmış, kullanmayı sürdürüyor. 12 filmle ayak dahi basmadığı Paris’i kendine en çok özne edinen Alman kökenli ünlü Hollywood sinemacısı Ernest Lubitsch’in (18921947) dediği gibi “Paramount veya MGM’in bir Paris’i vardır. Gerçek Paris başka bir şeydir.” Minnelli’nin “Paris’te Bir Amerikalı”sı (1951), benzersiz D’Artagnan (Üç Silahşörlerin efsanevi yoldaşı), eşsiz dansçışarkıcıyönetmen ve de aktör Gene Kelly (19121996) “Paris hep yeni bir dünyadır. Hani sanki aşk, sanat, inanç gibi kendinizin bilemediğiniz, beklenmedik bir yanınızın açığa çıkması gibidir (Paris).” Gerçekten de Amerikalı sinemacılar, senaryo yazarları 60’lara kadar kendilerinde olmayan tarih, estetik gibi birikimleri ya da günah, yasak, tehlike addettikleri tavır, fikirleri çoğu zaman Fransızlar, Paris aracılığıyla ifade etmeyi yeğlemiş. Serginin komiseri sinema tarihçisi Antoine de Baecque’in ilginç bir tespiti de şöyle: “Paris Hollywood için yalnızca şiddetli ve günahkâr bir tarihin simgesi değildi. Aynı zamanda sosyalizm korkusundan da arınmanın bir yoluydu. Komünizmin dölyatağı gördükleri Fransız Devrimi üzerine, sadece Sessiz Sinema döneminde çevrilmiş 40 film vardı.” Bilmem Obama’ya dahi “ABD’yi Fransa’ya benzetecek” diye saldıran ya da “Sosyalizme panzehir olacak” diye köktendinciliği, Yeşil Çemberi destekleyen Amerikan gericiliğini ve ardındaki güçlere dair daha iyi ipucu düşünülebilir mi? ugur.hukum@gmail.com 1 P Paris’i... Doğru yaşamın şövalyeleri yoksulluk, insan hakları ve bunlarla zehirleniyor. Altın ve nikel şirketleri bağlantılı sorunlarla ilgili analizleri sonunda devletlere üç kuruş verip çarpıcıydı. Doğayı kimlerin ve niçin talan arkalarında, siyanürle, sülfirik asitle linç ettiğini, bu talanın canlı varlığı tehdit eden edilmiş toprakları ve hastalıkları bırakıp, sonuçlara yol açacağını, tüm insanların çekip gidiyor. mutlu olacağı, adaletli bir sistemin ancak Modern bir çağda yaşıyoruz. Bilgisayar, doğru yaşamla olanaklı olduğunu telefon, televizyon anlatıyordu. Bu sorunlarla teknolojisindeki gelişmeleri STOCKHOLM uğraşan, çevresinde uyanış yakalamakta zorlanıyoruz. sağlayan, mücadeleye öncülük Çoğumuz, elimizin altındaki edenler de ödüllendiriliyordu. aletleri tam kapasiteyle 2000 yılında Birsel Lemke kullanma becerisini Alternatif Nobel’i kazanınca yeni gösteremiyor. Ama bu bir şey daha öğrendim. Altın modernlik bir tür ilkelliği, OSMAN İKİZ takıların nasıl bir doğa katliamı görgüsüzlüğü de doğurdu. Sanki sonucu elde edildiğini, doğayı feodal düzene geri döndük. katleden altın madencilerinin dünyayı nasıl Toprakları paylaşan feodal beylerin yerine ahtapot gibi sardığını, hükümetlerin bu günümüzde şirketler aldı. Yaşamımızı şirketler karşısında nasıl iktidarsız kaldığını uluslarüstü şirketler yönlendiriyor. örneklerle öğrenince şaşırdım. Oysa Hükümetler ise varsa yoksa “ekonomik gazetelerin çoğu bir yerde altın çıkınca o kalkınma” diyor başka bir şey demiyor. ülkenin zenginleşeceğini yazıyordu. Oysa Televizyonlarla, gazetelerle, beyinleri öğrendim ki, hesaplar, altın çıkarılan dumura uğratılmış çoğunluk da “tüketim” yerlerin fakirleştiğini gösteriyor. Çünkü diyor başka bir şey demiyor. Ormanları altın madenleri yüzünden o bölgelerde kesip ev yapıyor. Bulutlara değmek için tarım ve hayvancılık ölüyor. Hayat gökdelen dikiyor. Ak sakallı bir şövalye ise yıllardan beri bu çılgınlığa karşı sesini yükselterek herkesi doğru yaşamaya çağırıyor. Sesi taa Stockholm’den duyuldu ve bu yıl kendisine Alternatif Nobel Ödülü verildi. Dünyamız kurtulacaksa bu şövalyeler sayesinde kurtulacak. Bakın koca Yaşar Kemal de ak sakallı şövalyenin ödüllendirilmesi için Alternatif Nobel Vakfı’na ne yazmış: “Sayın Hayrettin Karaca’nın ‘The Right Livelihood Award’ için aday gösterildiğini büyük bir sevinçle öğrendim. Kendisinin ülkemizde erozyona karşı sürdürdüğü bilinçli ve kararlı mücadeleyi her zaman saygı ve şükranla izledim. Türkiye’de erozyon bir felaket halinde ve bunun sonucu büyük seller, kuraklıklar yaşadık, daha da yaşayacağız. Türkiye’nin çöl, kayalık kalmaması için, can çekişmekte olan bu toprakları diriltmek için, doğanın öldürülmesinin önüne halkın bilinçlenmesi ve katılımı ile geçebileceğimizi bilerek, bu bilinç ve katılımı sağlamak için uzun yıllardır çabalayan Hayrettin Karaca bu alanda etkili sivil örgütlenmeye de öncü olmuştur. Vakfınızı bu değerli insanın çalışmalarının ve kişiliğinin değerini gördüğü için kutlarım.’’ İklim değişikliği ve felaketler insanlığı yaşamla, ölüm arasında tercihte bulunma noktasına getirdi. Aklı olan televizyon dizilerinden kafasını kaldırıp, doğru yaşamın şövalyelerine kulak verir. osman.ikiz@tele2.se Yaşasın bugün kurtuluyoruz! B ugün Belçika’da yerel Goldstein’ın aktif siyonist seçimler yapılıyor. Siyasi olarak adlandırıldığını” belirtti. partiler listelerinde çok Onkelinx “Altında sorumlu sayıda Türk kökenli adaya yer kişinin adı bulunmayan çok verirken, bu yıl başta Flaman sayıda Türkçe el ilanları Milliyetçi Partisi NVA olmak Schaerbeek’te yaygın bir şekilde üzere sağ partilerin listelerinde de dağıtılıyor. Bu Yahudi nefretine Türk kökenli adayların varlığı bir çağrı ki çoğu zaman benzeri dikkat çekiyor. Belçika’da 6 yılda Müslümanlara yapılıyor. Bu bir gerçekleştirilen yerel kabul edilemez, hemen seçimlerde tüm belediyelerde durdurulmalı” dedi. Savcılığa meclis üyeleri belirlenirken, şikâyet dilekçesi veren PS, Flaman ve Valon bölgelerinde konuyu Eşit Haklar ve Irkçılıkla eyalet meclisi (il genel meclisi) Mücadele Merkezi’ne de bildirdi. üyeleri de seçilecek. Brüksel Belçika’da bu yerel seçimlerde en Bölgesi’nde yönetim şekli olarak önemli mücadele Anvers’te eyalet meclisleri bulunmadığı için gerçekleşiyor. Anvers’teki Brüksel’de eyalet seçimi belediye seçimleri Flaman yapılmayıp sadece belediye milliyetçisi NVA Genel Başkanı seçimleri yapılacak. Anvers’te ise Bart De Wever ile Patrick seçmenler 3 meclis için oy Janssens arasında başkanlık kullanacak. Belediye meclisi ve yarışına dönüşmüş durumda. eyalet meclisine oy verecek olan Kamuoyu yoklamalarında Anversliler bunlara ek olarak sandıktan NVA ve Stadslijst oturdukları semtin belediye koalisyonu çıkıyor ancak kimin meclisi için de sandığa gidecek. belediye başkanı olacağı 2 başkan Coğrafi olarak 3 bölgeli, dil adayının listesinin alacağı oya temelinde 3 toplumlu bir federal bağlı. Eğer Janssens’ın listesi Ndevlet olan Belçika’nın çok VA’dan daha az oy alırsa Anvers karmaşık bir idari yapısı var. Belediye Başkanlığı Bart De Federal Başbakan Elio Di Rupo Wever’a geçecek. Ancak başta olmak üzere ulusal düzeyde kararsızların Patrick Janssens’ın etkili görevlerdeki politikacıların listesine destek vererek şimdiki belediye meclisi listelerinde yer başkanı koltuğunda tutma ihtimali aldığı görülüyor. Başbakanlar, oldukça yüksek. 2006 yılında da bakanlar, parti genel başkanları ırkçı parti Vlaams Belang’ın ağır belediye meclislerine seçilebilmek toplarından Filip Dewinter ile için kıyasıya bir Patrick Janssens mücadele veriyor. arasında böyle bir BRÜKSEL Yaklaşık 8 milyon mücadele yaşanmış ve seçmenin oy yarıştan Janssens galip kullanacağı seçimlerde çıkmıştı. 100 bin kadar Türk Gent, Leuven, Brugge seçmen de yerel ve Hasselt’ta belediye yöneticileri belirlemek başkanının Flaman ERDİNÇ UTKU Sosyalist Partisi için sandık başına gidiyor. Bu SP.A’dan olma şansı seçimlerde belediye meclislerine çok yüksek. Brüksel merkez ve girmek için Belçika’nın farklı Molenbeek belediyelerinde bölgelerindeki yerleşim Frankon Sosyalist Parti önde. birimlerinden 355 Türk kökenli Frankofon Sosyalistleri PS’in aday oldu. 9 yerleşim biriminde ağırlıklı olduğu Türklerin yoğun ise Türk kökenli adaylar listelerde olduğu Saint Josse Belediyesi’nde ilk sırada yer alıyor. Sadece listede 3. sırada yarışan Emir Kır Anvers’te yapılan semt meclisi “başkanlık için mücadele seçimlerinde ise 18 Türk kökenli ettiğini” söylüyor. Tipik Türk aday yarışıyor. 37 Türk kökenli belediyesi Schaerbeek’te ise PS 2. siyasetçi ise eyalet meclislerine parti konumunda. Sandıktan girebilmek için mücadele ediyor. şimdiki belediye başkanı 20 kadar aday birden fazla listede Bernard Cleyfart’ın başı çektiği yer alıyor. (Belediye meclisi ve Liste du Bourgmestre eyalet meclisi adayı ya da başkanlığında Frankofon Yeşilleri Anvers’te semt belediye meclisi Ecolo ve Frankofon Hıristiyan adayı) Yaklaşık 400 Türk Demokratları CDH koalisyonu kökenli adayın yarıştığı bu çıkması bekleniyor. Charleroi, seçimler, Türk adayların afiş Liege ve Başbakan Elio Di sökme savaşları ve Yahudi Rupo’nun belediye başkan adayı kökenli bir aday aleyhine olduğu Mons’ta ise PS’nin dağıtılan Türkçe ırkçı bildiri ile üstünlüğü tartışılmıyor. Siyaset tarihe kara bir leke olarak kampanyalarında yaşanan çevre geçecek. Frankofon sosyalist parti kirlenmesi yetmiyormuş gibi bu PS, Schaerbeek listesinde 2. seçimlerde ırkçılığa varan belden sırada yer alan Yahudi kökenli aşağı vurmalarla bir de ahlak adayları Yves Goldstein’a nefret kirlenmesi gözlendi. Bugün rahat kampanyası başlatılmasını bir nefes alacağız ve oh yargıya taşıdı. PS liste başı diyeceğiz. Yaşasın bugün Başbakan Yardımcısı Laurette kurtuluyoruz! Onkelinx “Türkçe olarak yayımlanan bir bildiride erdincutku@binfikir.be Mezarına tırmanan insanlar 23 Temmuz 1975 günü kurtarma ekipleri Matterhorn Dağı’nın eteklerine ulaştığında Donald Stephen Williams’ın cansız bedeniyle karşılaştı. Dağcılar arasında “mezar taşı” olarak bilinen Matterhorn, o temmuz sabahında bir kişiyi daha almıştı. Williams henüz 17 yaşındaydı. New York’tan yola çıkmış, Zermatt’a gelmiş ve bu kasabanın güneyinde yükselen Matterhorn’u gözüne kestirmişti. Dağcılık tecrübesi neydi, onu buraya hangi nedenler getirdi, onu amacından vazgeçirmeye çalışanlar oldu mu bilinmez ama onun kör cesareti sonunu hazırladı. Tıpkı diğerleri gibi. Matterhorn bugüne dek 500’ün üzerinde dağcıya mezar oldu. Bu kişilerin ölmeden önce ortak bir hedefi vardı; 4478 metrelik zirveden dünyaya bakabilmek... Aslında bu tehlikeli zirve diğerleriyle karşılaştırıldığında aşılması kolay gibi düşünülebilir. Daha yüksek zirvelere ulaşabilen dağcılar var. Ancak Matterhorn’un “laneti” herkes tarafından biliniyor. “Piramit”in zirvesi yeryüzünde tırmanılması en zor noktalardan biri. Doğanın yüz binlerce yılda sabırla oluşturduğu, dört dik yamacıyla bir an önce gökyüzüne yükselmeye çalışan bu sivri dağ her önüne geleni kabul etmiyor. Fakat bu engel, yaşamın anlamını zirvelerde arayan dağcıları yolundan döndürmeye yetmiyor. Yaz aylarında günde ortalama 150 kişi zirveyi gözüne kestirip dağın eteklerine doğru ilerliyor. Bir yıl boyunca bekledikleri gün geldiğinde korkularını erteleyen dağcılar Matterhorn’un zirvesine doğru tırmanmaya başlıyor. Zirvenin büyüsü onları hayata bağlayan her şeyden daha ağır basıyor. Kendileriyle yüzleşebilen, bugün ve geçmişle olan bağını koparmayı göze alabilen dağcılar zirve hedefinden son ana kadar vazgeçmiyor. Onların çok azı amaçlarına ulaşabiliyor. Çünkü dağ geçit vermiyor. “Dağcılık ölmek değil, hayatta kalma becerisidir” sözünü hatırlayanlar yarı yoldan geri dönmek zorunda kalıyor. Hedeflerine kilitlenmiş ZÜRİH halde yoluna devam eden inatçı dağcıları ise bildik bir son REMZİ bekliyor. GÖKDAĞ Şansları varsa kurtarma ekipleri tarafından dağın eteklerinden alınıyorlar. Ölümle şakalaşabilme ciddiyetini gösterebilen şanssız azınlık için ise Matterhorn’un yamaçları mezar oluyor. Her yıl ortalama 1200 dağcı kurtarma ekiplerinin yoğun çabalarıyla hayata döndürülüyor. Bu gerçeği bilmelerine karşın yılda ortalama 12 kişi Matterhorn’a tırmanırken hayatını kaybediyor. Bugüne kadar 500’ün üzerinde dağcıya mezar olan Matterhorn’un vahşi cazibesi halen pek çok insanın rüyalarını süslüyor. Bu yolda hiçbir engel tanımıyorlar. Matterhorn’a çıkarken remgok@gmail.com C MY B C MY B hayatlarından olan dağcılar için hazırlanmış mezarlık bile onları zirve tutkusundan vazgeçirmeye yetmiyor. İçinde Donald Stephen Williams’ın da bulunduğu “Dağcılar Mezarlığı”nda Matterhorn’a tırmanırken hayatını kaybeden 50’nin üzerinde dağcı yatıyor. Mezarlık, Matterhorn’un gölgesindeki derin bir vadide uzanan Zermatt’ın tam ortasında bulunuyor. Bu noktadan başınızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda muhteşem piramidin kurşuni zirvesiyle göz göze geliyorsunuz. Kasabayı ikiye bölen nehrin kenarında yer alan bu küçük mezarlıktaki her mezar taşının ayrı bir hikâyesi olsa da burada yatanlar ortak sonu paylaşıyor. Onların hikâyesini Williams’ın dağ kazmasının asılı olduğu mezar taşında yazan şu cümle özetliyor: “Tırmanmayı seçtim.” Yaşamın gizemini zirvelerde arayanların dünya görüşünü anlatan iki kelime... Sıradan bir günde pek fazla bir şey ifade etmeyen bu söz Matterhorn’un gölgesinde, 17 yaşında bir gencin mezar taşında karşınıza çıkarsa sizi de altüst edebilir. Onun hikâyesini okuyanlar genç bir bedenin kör cesaretini düşünüp “trajik bir ölümmüş” diyebilir. Williams, hayatını adadığı bir amaç uğruna bir anlamda mezarına tırmandı. Kısa süren yaşamına tepeden bakmayı düşünürken sonunu hazırladı. Aslında o ne bu hayatı, ne de ötekini seçmişti, Williams’ın seçimi sadece tırmanmaktı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog