Bugünden 1930'a 5,448,075 adet makale



Katalog


«
»

13 EKİM 2012 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 İnsanlık Suçu Kadın Aday Önümüzdeki yerel seçimlerde CHP Ankara Çankaya için kadın aday düşünüyormuş. Aday adayları arasında Ankara milletvekilleri Gülsün Bilgehan Toker ile Aylin Nazlıaka, Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata’nın Gazeteci dostumuz Doğan Akın, T24 haber sitesinde, “Çok öfkeli bir Başbakanımız var” diye yazdı: “10 yıldır yönettiği ülkede hâlâ mağdur edilebildiğine inanan bir haklılık duygusuyla sürekli köpüren, en ziyade alınganlığa mazhar bir Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün genel sekreteri eski CHP milletvekili Hasan Aydın “Amerika’nın birleşik devletleri oluyorsa Türkiye birleşik devletleri de olur” deyince sinirlenenler oldu. 1617 yıl önceydi, küreselleşme adı verilen şeyin emperyalizmin yeni masalı olduğuna ilişkin bir geniş dizi hazırlamıştık. Eskiden “solcu”dan sayılan bir öğretim üyesi, diziyi eşi Prof. Dr. Ayşe Ayata ve eski parlamenterlerden Mustafa Timisi’nin öğretim üyesi kızı Nilüfer Timisi’nin isimlerinden söz ediliyormuş... CHP’deki genel düşüşü görenler diyor ki: “Çankaya fantazi kaldıracak durumda değil.” Başbakan. ‘İnsanın karakteri, yeteneklerinin ayağına nasıl dolanır’ derseniz, sıkı cevaplardan biri Tayyip Erdoğan’dır.” Doğan Akın, bir de soru sormuş: “Erdoğan, insan onurunu, sadece ‘Başbakanlık’ makamında kırılan bir şey mi sanıyor?” eleştirirken “Ulus devlet için fazla çabalama. Yaşadığımız küreselleşme olumlu bir gelişmedir” demişti. “Peki biz ne olacağız?” diye sormuştuk kendisine. Şu yanıtı vermişti: “ABD, büyük dünya imparatorluğunun, federasyonunun efendisidir artık. Biz de onun eyaleti oluruz; biter, gider.” “Türkiye birleşik devletleri”, bunun yanında masum bir öneri kalıyor. Yazarlar ve yurttaşlar, “Savaş Bir İnsanlık Suçudur” başlığı altında imza topluyorlar. “Ne yazıktır ki” diyorlar: “Emperyalist saldırganlığın işgal ettiği yurdunu dişle, tırnakla savunarak Kurtuluş Savaşı vermiş ülkemizin bugünkü egemen siyasi iktidarı, emperyalist yayılmacılığa koçbaşı edilmiş inanç istismarını da kullanarak komşu ülke Suriye’de iç savaşın yaratılması ve sürdürülmesinde taraf olmuş, emperyalist Batı’nın işgal kuvvetlerine gerek kalmayacak bir tutum içine girmiştir.” İmzacılar, insancıl akla ve yüreğe sahip herkesi, savaşa karşı çıkmaya çağırıyorlar. AB’ye Karşı ‘Kutsal İttifak’ Brüksel’deki Schuman istasyonunda metrodan indiğinizde aynı adı taşıyan meydana çıkarsınız. Avrupa buradan yönetilir. Kimdir bu meydana adını veren Schuman? 20’nci yüzyılın ortasında sonsuz barışın varolacağı bir barış Avrupası yaratmak için ilk adımı atan adam... Fransa Dışişleri Bakanı Schuman’ın dâhice bir planı vardı. Savaş sanayiinin hammaddesini üreten kömür ve çelik sanayileri birleşecekti. Schuman Planı Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg tarafından kabul edildiğinde takvimler 9 Mayıs 1950’yi gösteriyordu. 20’nci yüzyılın dünya savaşlarında yüz milyon Avrupalı ölmüştü. İkinci Dünya Savaşı’nda o kadar çok kan dökülmüştü ki, işgal yaşayan ülkelerdeki halk galeyana geldi. Sınır taşlarını söküp yürüdü insanlar, “Orası Almanya, burası Fransa olmasın, ülkeler birleşsin” diye haykırdılar. Avrupa birleşmesi fikrini halk sahiplendi. Enkaz halindeki o Avrupa’da kalıcı bir barış isteyenler her türlü yöntemi denemeye hazırdı. Bugünün Avrupa Birliği için böyle yola çıkıldı. Ufukta 3540 üyeli Avrupa Birliği var. ૽૽૽ Türkiye, 2012 Nobel Barış Ödülü’nü alan Avrupa’nın 60 yıllık geçmişinin neresinde duruyor? Kuşkusuz, NATO ittifakı içinde yer almakla soğuk savaş döneminde yaptığı katkı büyük oldu. Ya bugün? Oraya gelmeden geçmişteki hatalardan ders çıkarmak gerek. 1963 Ankara Anlaşması’yla o zamanki adıyla AET ile bir ortaklık başlamıştı. 7 yıl sonra 23 Kasım 1970’te Ankara Anlaşması’na ek Katma Protokol’le birlikte Türkiye’nin üyelik için hazırlık dönemi sona eriyor, 22 yılın sonunda gümrüklerin sıfırlanacağı uzun bir geçiş dönemi açılıyordu. Gelgelelim Katma Protokol’ün imzalanmasından 4 gün önce o zamanki adıyla AET’nin Türkiye’ye büyük zarar vereceğini öne süren bir politikacı genel görüşme isteğiyle TBMM Başkanlığı’na başvuruyordu. Bu kişi Milli Nizam Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’dı. 10 yıl sonra yine aynı Erbakan, bu kez Ecevit’in CHP’sini de yanına alarak Demirel’in Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen’i düşürmek için bir gensoru önergesi verecekti. Üstelik bu oylama sırasında salonu terk eden Demirel’in Adalet Partisi grubu da Erbakan’a destek vermiş oluyordu. Neydi Erkmen’in suçu? Yunanistan’ın üyeliğinden önce davranıp Türkiye’nin tam üyelik başvurusunu yapmayı istemekti. Erkmen Yunanistan’ın çıkaracağı sorunları öngörmüştü ama o sırada Türk solunun bir bölümü Avrupa yüzünden Türkiye’nin kapitalist sisteme teslim olacağını, Erbakan tayfası ise Müslüman âleminden kopacağımızı söylüyorlardı. Bu ikisi Avrupa’ya karşı birleştiler. Bu birleşmeden o zaman da hayır çıkmadı... Demirel’in azınlık iktidarı bu olaydan 7 gün sonra iktidara veda etmek durumunda kaldı. Türkiye 12 Eylül 1980 sabahı tank sesiyle uyanıyordu. Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bugün hâlâ o “kutsal ittifak”ın, o kısa görüşlü liderlerin ve 12 Eylül darbesinin izlerini taşımıyor mu? ૽૽૽ Birliğin kuruluş felsefesini bilenler için 2012 Nobel Barış Ödülü’nün AB’ye verilmesi epey gecikmiş bir eylemdir. Birleşik Avrupa, insanlık için onur duyulacak bir aşamadır. Keşke bugün o ödülü paylaşanlar arasında benim ülkem de olabilseydi. Zorunlu Seçme Öğretmen Dünyası dergisinde, dört dörtlük medrese eğitimini irdeleyen Hüseyin Canerik, “Herhangi bir okulda grup oluşturulamayan seçmeli dersleri tercih etmeyen öğrencilerin durumu ne olacak?” sorusuna karşılık aramış ve bulmuş: “Örneğin, matematik uygulamaları, bilim uygulamaları, zekâ ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin, Ankara Temsilcimiz Utku Çakırözer’e söylediği “Parlamento, Cumhuriyetin ikinci yüzyılı için Türkiye’nin yeni anayasasını yazıyor” sözünü CHP’li Anayasa Komisyonu üyesi Uğur Bayraktutan’a anımsattık. “Hedef, ilk dört maddedir” dedi ve ekledi: “ABD Büyükelçisi’nin oyunları ve okuma becerileri derslerini seçen öğrencilerin öğrenim gördüğü okullarda söz konusu dersler grup oluşturulamaması durumunda, öğrencilerin seçmediği dersler bir anlamda zorunlu olacaktır. Seçmeli din dersleri ağırlıklı grup oluşturulan okullarda tercihe bakılmaksızın bütün öğrenciler din derslerine girecektir.” dediği doğrudur. Çünkü AKP iktidarının Oslo görüşmelerinde verdiği tavizlerden biri, anayasa değişikliği sürecinin hızlandırılmasıdır. AKP’lilerin ‘Hedef 2023’ten kastettikleri, ABD’nin aklından geçen modeldir. Amaç, üniter yapıyı zedelemektir. Anayasa Kollamak ve Korumak TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi kökten kaldırılacak. Ne diyor madde? “Silahlı Kuvvetler’in vazifesi Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” Silahlı Kuvvetler’in çoğunluğu “terör” suçlamasıyla hapiste. “Türk” sözcüğü anayasadan siliniyor. Yurttaşlık yerine, etnik köken, mezhep, tarikat, değişikliği için ilk masaya oturulduğunda, Meclis’teki 4 grubun uzlaşmadığı hiçbir konunun genel kurula inmeyeceği konusunda anlaşmaya varılmıştı. Ama şimdi Başbakan, ‘Yıl sonuna kadar bakacağız, ondan sonra da yolumuza devam edeceğiz’ diyor. Öyle anlaşılıyor ki, cemaat, şirket paydaşlığı öne çıkarıldığından, yurdun bir anlamı kalmıyor. Anayasa, tayin edilmiş milletvekillerince değiştiriliyor. 1923’te kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti desen, tüm kurum ve ilkeleri ile çoktan bitirildi. Dolayısıyla ortada kollanacak, korunacak ve de koruyacak kalmadığından, hüküm kendiliğinden düşmüş oluyor. Hiç uğraşmasınlar. Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimler öncesinde Oslo benzeri pazarlıklar sürecek.” Öyle anlaşılıyor ki, Uğur Bayraktutan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile ayrı düşüyor: “Anayasa komisyonundan bir şey çıkacağına da, masaya AKP ile beraber oturmamız gerektiğine de inanmıyorum.” Öfke Birleşik Devletler Amaç Belli Gıda Günü ve Açlık SADIK ÇELİK KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr 16 Ekim Dünya Gıda Günü yeryüzündeki en büyük insanlık sorunlarının başında gelen açlığı ve bu kavramı ortadan kaldırmak üzere çözüm yollarının ortaya konması, güvenilir gıda üretimi ve tüketimi, yeterlidengeli beslenmenin önemini kapsayan içeriğiyle her sene olduğu gibi bu sene de tartışılmaya başlandı. Diğer tarafta insanlar giderek artan bir düzeyde açlıktan ölüyor. Biz açlık hakkında konuşmaya, onlar açlıktan ölmeye devam ediyor. Çağımızda saltanatını sürdüren kapitalist düzenin kaçınılmaz sonuçlarından biridir yoksulluk. Açlığın en büyük nedeni de yoksulluğun yeryüzündeki güçlü varlığıdır. Yoksulluk, insanların yeterli gıdaya ulaşmalarının önünü keser. Hem üretim hem de satın alma gücü, baş gösteren yoksullukla birlikte giderek azalır, kaybolur ve bu şekilde insanlar açlık sınırına düşerler. Bilhassa gelişmekte olan, gelir adaletsizliğinin had safhalarda gezindiği ve kuraklığın pençesindeki ülkelerde her sene milyonlarca bebek, annelerinin yetersiz beslenmesinden ötürü normalin altında kilolarda doğmakta ve her yıl 10 milyonu aşkın çocuk henüz 5 yaşını göremeden hayatından olmaktadır. 12 milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı Afrika’da her gün 24 bin kişi ölüyor, açlığa bağlı sebeplerden. Üstelik bu durum tüm dünyada öylesine benimsendi ki, şaşırmıyoruz bile duyduğumuz rakamlar karşısında. Afrikalı demek sadece Afrikalı demek değil artık, aç demek, yoksul demek, kemikleri sayılıyor demek aynı zamanda… Buna karşın dünyada var olan açlık gerçeğiyle ilgili bilinen ve kulaktan kulağa geçen birtakım yanlışlar vardır. Bu konuda ABD’deki “Besin ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü” uzmanları tarafından hazırlanan “Açlık Konusunda 12 Yanlış İnanış” raporu son derece önemli bir veri. Söz konusu yanlışlardan en bilineni bir hayli yaygın olan “ortada yeterince gıda kaynağı yok” görüşüdür. Oysaki dünyada her bir insana günde 3.500 kalori sağlamaya yetecek miktarda buğday, pirinç ve diğer hububat türleri yetiştirilmektedir. Açlıkla ilgili bilinen ikinci yanlış, gıda kıtlığından doğayı sorumlu tutmaktır. Gıdaya ulaşma hakkı her bireyin doğuştan sahip olduğu en temel insanlık hakkıdır. Bugün insanların ve toplumların yiyeceğe ulaşamamasının suçlusu doğa değildir. Parası olana yiyecek her zaman vardır. Kabahat, parası olmayanı aç bırakan ekonomik ve toplumsal sistemlerindir. Tıpkı, evsiz insanların soğuktan sadik.celik.gorus@gmail.com C MY B C MY B hayatlarını kaybetmelerinin sorumlusunun hava koşulları olmadığı gibi. Örneğin Türkiye, coğrafi yapısı itibarıyla son derece ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Dört mevsim her türlü gıdanın üretilebildiği, hayvansal üretim açısından önemli potansiyele sahip bir ülkedir. Ancak bu kaynaklar layığınca değerlendirilemeden heba olup gitmektedir. Bunun sebebi yanlış tarım politikalarının yanında bilinç ve eğitim eksikliğidir. Bu yanlışlıklar ve ülkenin sahip olduğu potansiyellerin değerlendirilememesi, verim düşüklüğü yüzünden ortaya çıkan açık, ithalatla kapatılmaya çalışılsa da bu durum uzun vadede çok daha büyük açlık problemlerine yol açabilir. Zira ülke nüfusumuzun yarısı bugün yoksulluk sınırının, 1 milyondan fazla insanımız da açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor... Bu noktada gıda israfının da olumsuz etkisi, bilhassa ülkemizde çok büyüktür. Tarlada başlayan üretimden evlerimizde yemek sofralarındaki tüketime kadar her bir aşamada karşılaştığımız israf sorunu, her gün ülkemizde 6 milyon ekmeğin çöpe atılmasıyla, tonlarca meyvesebzenin tarladan çatala ulaşamadan heba olup gitmesiyle sonuçlanmaktadır. İçinde yaşadığımız kullanat çağında gıda israfı, üzerine hassasiyetle gidilmesi gereken, varlığımızı tehdit eden önemli bir konudur. İnanılan diğer bir yanlış ise suçu nüfus yoğunluğuna atmaktır. Hızlı nüfus artışı bugün çok sayıda büyük şehir ve ülke için bir sorundur. Ancak bu, bir açlık nedeni olarak gösterilmemelidir. Besin kaynakları son derece bol olduğu halde açlığın pençesinden kurtulamayan Nijerya, Brezilya ya da Bolivya gibi ülkeleri düşünelim... Son olarak açlığın yok edilmesinin serbest ticaretin varlığına dayandığını iddia edenler de yine bizi bir diğer yanlış inanışa götürmüşlerdir. Bugün üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda ihracat patlamaları yaşanırken açlık sorunu olduğu yerde kalmış, hatta daha da ağırlaşmıştır. Tüm bu yanlış inanışları, daha fazlasını ve gerçekleri aklımızdan çıkarmadan, gıda güvencesini sürdürülebilir bir yapıyla sağlamanın yolunun, içinde yaşadığımız küresel dünyada ülke yönetimlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün ortak zeminde buluşup işbirliği içinde yöntem ve çözüm üretmelerinden ve bu üretimlerin hayata geçirilmesinden, yanlış gıda politikalarını ısrarla uygulamaktan vazgeçmekten geçtiğini söylememiz gerekir. Dünya Gıda Günümüz kutlu olsun. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMİH POROY UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ Hıristiyan ve 1 Musevilerde gelinin güveye 2 verdiği para ya 3 da mal. 2/ Bir 4 makinenin gör5 evini istenilen ölçüde tutup 6 ayarlayabilen 7 aygıt. 3/ Nâzım 8 Hikmet’in bir oyunu... Kocae 9 li Yarımadası’nın en 1 2 3 4 5 6 7 8 9 büyük akarsuyu. 4/ Bir 1 K U R Ş U N L U aydınlatma aracı... Ya 2 U R A R A İ Y E bancı. 5/ Bir nota... 3R AMP A T A R Kuzu sesi... Olayları 4Ş P E L V E R anlama, ele alma biçi5U R A L A R H mi. 6/ Asya’da bir ırV A R A K A mak... Yunan mitolo 6 N A jisinde çobanların tan 7 L İ T E R A T Ü R K Ü R E rısı. 7/ Gökküreyi gös 8 U Y A R 9 E R H A R EM teren araç. 8/ Kömür ocaklarında ortaya çıkan ve patlaması büyük zararlara yol açan gaz... Süryanilerde azizlere verilen san. 9/ Azerbaycan’ın plaka imi... Örülerek dokunan bir tür yün kumaş. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ “Topla birlikte koşma” anlamında kullanılan spor terimi. 2/ Batı Avrupa’da bir ırmak... Akdeniz Bölgesi’nde bir akarsu. 3/ Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine geçirdikleri kalın çember bağ... Kan emici bir sinek. 4/ “Ben sende yaşıyorum / Sen bende sürmektesin” (C. S. Tarancı)... İşaret, nişan. 5/ “O” gösterme sıfatının eski biçimi... Balıkesir’in bir ilçesi. 6/ Roma mitolojisinde savaş tanrısı... Bağışlama. 7/ Gelecek... Kansızlık. 8/ İki ya da üç yaşında erkek koyun... Satrançta özel bir hareket. 9/ Iğdır’ın bir ilçesi... Romanya’nın plaka imi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog