Bugünden 1930'a 5,427,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 7 OCAK 2012 CUMARTESİ 6 HABERLER İlker Başbuğ, Savcı Kansız’ın yönelttiği 50 soruya yaklaşık 7 saat boyunca yanıt verdi ‘Takdir Türk milletinin’ İstanbul Haber Servisi Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, önceki gece İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek”, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engellemeye teşebbüs etmek” suçlarından tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Mahkeme yargıcı Vedat Dalda, tutuklama gerekçesinde, Başbuğ’un üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğunu, suçların CMK’nin 103/3 sayılı katalog suçlardan olduğunu söyledi. Başbuğ tutuklanma kararını “Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandı. Beton ve Nem Eski yılı yeni yıla bağlayan gece, iki sözcük zihnimde burgu gibi duruyordu: Beton ve nem... Ya aynı gün ya bir iki gün önce, CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın Balbay’ı ziyaretinden sonra söylediklerinin içindeki bir cümle ve o iki sözcük zihnimden zaten hiç çıkmamıştı: “Mustafa beton ve nem kokuyordu...” Bir insan nasıl beton ve nem kokar? Sevgili Mustafa’nın, bu yazıyı yazmakta olduğum 5 Ocak 2012 tarihli sütunundan okuyalım: Mustafa Balbay 1036 gündür tutuklu. Hücrede tek başına 312. gün. Milli irade 208 gündür tutuklu. Siz bunları okurken, her birine ikişer rakam daha eklenmiş olacak… Bir cezaevi hücresinde yaklaşık bir yıldır tek başına yaşamakta olan bir insanın beton ve nem kokmasından daha doğal bir şey olamaz. Bir caniden, bir halk düşmanından, bir katilden değil, seçkin bir aydından, bir yazardan, bir gazeteciden söz ediyoruz... CHP milletvekilinin tanıklığını okumayı sürdürelim: “Mustafa, küçük bir hücrede tutukluluk sürecini yaşıyor. Tutuklu arkadaşlarıyla beraber spor yapma şansının olmadığını söyledi. Tek başına yaptığı spor saatinde bile güneşe hasret. Bu ziyaret içimi çok acıttı. Bende moral diye bir şey bırakmadı.” ૽૽૽ İnsan kimi kez neyi nasıl yazması gerektiğini gerçekten bilemiyor... Bir arkadaşımız, seçkin bir yazar, bir gazeteci, bir aydın, üç yılı aşkın bir süredir özgürlüğünden yoksun. En temel kişilik hakları elinden alınmış. İnsan haklarının en başta geleni, yaşama hakkı da apaçık tehdit altında. Bir insanın beton ve nem kokması ne demek? Mustafa Balbay’ı orada tutanların bu soruya verilecek bir yanıtları var mı? Bunun artık bir tutuklama, bir yargılama değil, bir cinayet olduğu gözler önünde değil mi? Mustafa Balbay tutuklu değil, katlediliyor... Silivri’deki bütün tutuklular için de çok açık bir gerçek bu... Onu cezaevinde ziyaret eden milletvekili, Balbay’ı “pek sağlıklı görmediğini” söylüyor... O koşullarda hiç kimse sağlıklı kalamaz. Tuncay Özkan, Profesör Hilmioğlu, Profesör Haberal... Kimileri zaten ciddi sağlık sorunları yaşamakta olan bütün bu “tutuklu”ların, tutuklu değil rehin olarak tutulmakta oldukları ve inanılmaz bir soğukkanlılıkla, kasıtlı olarak katledilmekte oldukları apaçık bir gerçek değil mi? ૽૽૽ 2012 benim için bu iki sözcükle başladı: Beton ve nem... Bu sözcükler, hangi düşüncede olursa olsun, vicdanını, ahlakını, insan olma değerlerini henüz yitirmemiş herkesin ruhuna işlemeli, beynine kazınmalıdır... Şairler şiirleri için başka sözcükler aramasınlar... Hiçbir sözcük, bu ülkede bugün yaşanmakta olan gerçekliği bu iki sözcükten daha iyi anlatamaz... Hiçbir köşe yazısının başlığı daha çarpıcı, daha acıtıcı olamaz... Düşüncelerinden, sözcüklerinden başka silahı olmayan; onları da ülkesi için, ülkesinin ve bütün insanlığın mutluluğu için kullanmış olan bir yazı adamı, bir meslektaşımız, betona ve neme gömülmüş, katlediliyor. Bu cinayete ve benzerlerine engel olunamadıkça, dışarıda olan bizlerin de insanlıkları gitgide eksilecek... Ruhunda betonun ve nemin ürperticiliğini hisseden herkes, susmamalı, her yerde, her ortamda, cinayeti lanetlemeli, karşı çıkmalıdır… Tasarlanarak, kasıtlı olarak işlenmekte olan bu cinayet suçunun ortaklarından bazıları da, hiç kuşkusuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği gibi, evrensel insan haklarına ve hakların en kutsalı olan yaşamak hakkına karşı işlenmekte olan bu ağır cürüm karşısında, göstermelik birkaç söz dışında sessizliklerini sürdüren uluslararası kurumlardır... ÇİÇEK’İ TANIMIYORUM Başbuğ’a “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”na ilişkin ihbar mektubunda “TSK içinde bir cunta yapılanması olduğu” iddiası olduğu belirtilerek bu örgütlenmeden haberinin olup olmadığı soruldu. Başbuğ “Böyle bir örgütlenmeden haberi olmadığını” söyledi. Başbuğ “İrtica ile Mücadele Eylem Planı hazırlanması emrini Dursun Çiçek’e kim verdi” sorusu üzerine böyle bir emirden haberi olmadığnı belirtti. Başbuğ, İnternet Andıcı’nda “Komutana arz” şeklinde parafı olan tutuklu sanık emekli Orgeneral, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız ile ilgili soru üzerine “Iğsız’ı yasadışı faaliyet içinde görmedim” dedi. Dönemin Harekât Başkanı tutuklu sanık Korgeneral Mehmet Eröz ve Mustafa Bakıcı hakkında olumlu ifadeTakdir yüce Türk milletinindir” sözleri ile değerlendirdi. Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer, yargılamanın Yüce Divan’da yapılması gerektiğini belirterek, tutuklama kararına itiraz edeceğini belirtti. İnternet Andıcı soruşturması kapsamında şüpheli olarak ifade vermeye çağrılan Başbuğ, önceki gün saat 13.30’da Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne geldi. Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi’nde hü ler kullanan Başbuğ “Dursun Çiçek ile yakından tanışmıyorum. Kendisi hakkında kanaat getirmem doğru değildir” diye yanıt verdi. İlker Başbuğ, İrtica ile Mücadele Eylem Planı’na ilişkin 12 Haziran 2009’da Taraf gazetesinde haber yayımlanmasının ardından ne yaptığı sorusunu şöyle yanıtladı: “Ben yurtdışındaydım. Hasan Iğsız aradı soruşturma açma teklifinde bulundu, onayımı istedi. Kabul ettim. Yerime Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner vekâlet ediyordu. Soruşturma emri verdi.” Başbuğ İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ndaki imzanın Dursun Çiçek’in ıslak imzasının bulunduğuna ilişkin bilirkişi raporlarıyla ilgili olarak “Kesin kararı yargı verecek” dedi. Başbuğ “Genelkurmay Karargâhı’nda 1920 Haziran tarihlerindeki evrak kırpma” işlemine ilişkin soru üzerine “Ben emir vermedim” dedi. kez ara verildi. Savcı, Başbuğ’a İrticayla Mücadele Eylem Planı’nı “kâğıt parçası” diye nitelendirmesini ve kazılarda çıkan mühimmatla ilgili “lav silahı değil, boru” dediği basın açıklamasını sordu. Başbuğ’a Ergenekon davasıyla ilgili sorular da yöneltildi. Başbuğ ise yaptığı basın açıklamalarının iyi niyetli olduğunu ifade ederek, “TSK’ye moral vermek niyetinde yapılmış açıklamadır” dedi. kümeti yıpratmak ve darbeye zemin hazırlamak amacıyla kara propaganda içerikli internet siteleri işletildiği ve bunlara hukuki koruma sağlamak amacıyla İnternet Andıcı hazırlandığına ilişkin soruşturma nedeniyle tutuklanan Başbuğ, savcı Cihan Kansız’ın yönelttiği 50 soruya, yaklaşık 7 saat boyunca yanıt verdi. Başbuğ’un, savcılıktaki ifade verme işlemi saat 20.30 sıralarında sona erdi. Savcılıktaki ifadeye iki Tek kişilik özel koğuşta Başbuğ gece 03.00’te Silivri’de Türk bayraklarıyla karşılandı. İ lker Başbuğ, savcılık sorgusunun ardından sevk edildiği Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi yargıcının karşısına 23.00 sıralarında çıktı. Tutuklama kararı ise 00.10 sıralarında açıklandı. 01.10’da adliyeden cezaevine doğru yola çıkarılan Başbuğ, Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçirildikten sonra cezaevine götürüldü. Başbuğ’un Silivri 5 No’lu Cezaevi’nde tek kişilik geçici koğuşa konulduğu öğrenildi. Başbuğ’un dün öğle saatlerinde oğlu ve kızı tarafından ziyaret edildiği, psikolojisinin ve sağlığının iyi olduğu belirtildi. Silivri cezaevinde İnternet Andıcı ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı davası tutuklu sanıkları emekli Tuğamiral Alaettin Sevim, emekli albaylar Dursun Çiçek ve Fuat Selvi de bulunuyor. Hukukçulara göre hukuki sürecin yetişmesi durumunda Başbuğ, 9 Şubat’ta hâkim karşısına çıkabilir.Cezaevinde Başbuğ’u akrabaları ile kendisinin ismini belirleyeceği 3 kişi ziyaret edebilecek. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı geçtiğimiz günlerde tutuklu ziyaretlerine kısıtlama getirmişti. BAŞBUĞ’UN 12. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NDEKİ İFADELERİNİN TUTANAĞI 700 bin kişiyle başka yol olurdu FIRAT KOZOK/HİLAL KÖSE ANKARA/İSTANBUL Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son ifadesinde Hâkim Vedat Dalda’ya, “Bir Genelkurmay başkanının bir terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanması, bana verilecek en büyük cezadır. Bunun bu şekilde söylenmesi bile, verilecek en büyük cezadır. Takdir mahkemenizindir, bizler gelip geçiciyiz ancak sizler tarihe not düşeceksiniz” dedi. Suçlama trajikomik: Bu suçu reddediyorum. Bu suçla itham edilen kişi, TC devletinin 26. Genelkurmay başkanıdır. Bunu tarihe not olarak düşmekte yarar görüyorum. Ben Genelkurmay Başkanı olarak TSK’nin komutanıyım. Ki bu Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın sayılı en güçlü ordularından bir tanesidir. Böyle bir orduya komuta eden birisinin silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek ile suçlanması gerçekten trajikomik diyebiliriz. Neden görevden alınmadım: Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu üyesi olarak bu hükümetin bakanları ile birlikte çalıştık. Şimdi elbette devletimizin istihbarat olanak ve imkânları var, bu kadar sene beraber çalışıyoruz ki, siyasi otoritenin en büyük makamlarıyla o dönemlerde benim bir silahlı terör örgütü kurma ve yönetmem tespit edilememiştir ki, bu üzerinde durulması gereken bir nokta. Tespit edilmiş ve bu görevde tutulmuşsam, bu da ayrı bir nokta. Ben 30 Ağustos 2010 yılında emek İmzamı kim görmüş: 30 Ağustos 2008Şubat 2009 tarihleri arasında bu sitelerde hiçbir işlem yoktur. Bu sitelerin son güncelleme tarihlerine bakıldığında, benim görev süremden öncesidir. Şubat 2009 tarihinden sonra 4 sitenin kurulması konusu bu andıcın temel konusudur. Bu andıç bana arz edilmedi, arz edilmiş olsa muhakkak üzerinde imzam ya da parafım olurdu. Bir kişi çıkıp bu andıcın üzerinde komutanın imzası ya da parafını gördüm diyen bir kişi dahi yoktur. Hazırlık aşamasında olan bu siteler de 19 Haziran 2009 tarihinde kapatıldı. Bu siteler aktif dahi edilmemiş, bir haber dahi yapılmamıştır. li olduktan 1.5 yıl sonra, böyle bir suçlama ile karşı karşıya kaldım. Çok üzücü, anlaşılması zor. Eğer ki benim bu faaliyetlerimi aktif görevim esnasında yaptığım iddia ediliyorsa, bu faaliyetlerim o zaman da devletin yetkili makamlarınca anlaşılmamışsa, bunu da anlamak mümkün değildir. Netice olarak böyle bir iddiayı duymak, işitmek, Silahlı Kuvvetler’e, ülkeye, devlete görev vermiş, şerefiyle görev vermiş birisi için çok ağır bir iddia. Bu iddianın bu şekilde dile getirilmesi bile benim için en ağır cezadır. Bundan sonra ne ceza verilirse bu beni daha fazla üzmez. Benim görevim esnasında böyle bir şey varsa gereken yapılmalıydı. 700 bin kişilik güçle bunun başka yolları olabilirdi: Bu kanaate nasıl ulaşılmıştır, basın açıklamalarımdan, İnternet Andıcı konusu başlığı altında internet sitelerinde çıkan yazılar, bir iki haber ile Genelkurmay Başkanı itham edilmektedir. Ben savcılık sorgum esnasında ciddi bir soru ile de mu ᮣ Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ kararın ardından Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada “Bir açıklama ve değerlendirme yapmak istemiyorum. İlker söyledi işte, halk değerlendirsin. Artık takdir sizlerin” dedi. hatap olmadım, eğer bunlarla bu sonuca varılarak ben suçlanıyorsam, bu gerçekten acıdır. Bir iki basın açıklaması ve bir iki internet sitesi haberi ile hükümeti yıkmakla itham ediliyorsam bu çok acıdır. Benim böyle kötü bir amacım olsa 700 bin kişilik gücü elinde tutan bir komutan olarak bunu yapmanın başka yolları da olabilirdi. Her zaman kanunların ve anayasanın çizgisinde oldum. Teşekkür edilmesi gerekir: Ben 2008 yılı 30 Ağustos tarihinde Genelkurmay Başkanlığı görevime başladım. 4 Şubat 2009 tarihinde bu internet siteleriyle ilgili olarak bir haber yayımlandı. Bu haber üzerine konunun derhal incelenmesini istedik ve o haberde sadece site adresleri vardı, herhangi bir içerik yoktu. İlk inceleme sonucunda, şekil ve teknik açıdan bu sitelerin kanuna uygun olmadığı bilgisi bana verildiğinde, ben bu siteleri kapattırdım. Aslında bana teşekkür edilmesi gerekir ki, ben bu siteleri kapattıran kişiyim. İddianame çıktıktan sonra öğrendim: İnternet Andıcı ile ilgili bilgim 4 Kasım 2009 tarihinde oldu. Haberin yayımlanmasını müteakip. Şubat 2009’da kapattığımız sitelerin içerikleri nedir, burada ne yapılmıştır konusunun cevabını veya bu konu ile ilgili bilgileri de ancak İnternet Andıcı ile ilgili iddianamenin 2011 yılının Ağustos ayında iddianame çıktığı zaman kısmen öğrendim. 2. Başkan bana arz ederdi: 2. Başkan tarafından sayın komutana arz diye sunulan bir belge normal şartlarda bana arz edilmesi gerekir. Ancak kesinlikle arz edilmedi. Arz edilmiş olsa bir imza, bir paraf mutlaka konulurdu. Bu andıç 2. Başkan tarafından 1 Nisan 2009 tarihinde paraflanmıştır iddialara göre. Bu andıcın bana 14 Nisan 2009 tarihinde arz edildiği iddia ediliyor. Ancak, bu andıcın 2 Nisan 2009 tarihinde karargâh içinde işleme girdiğini de görüyoruz. Tarihe not düşeceksiniz: Bir Genelkurmay Başkanı’nın bir terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanması, bu bana verilecek en büyük cezadır. Bunun bu şekilde söylenmesi bile verilecek en büyük cezadır. Bundan daha büyük cezanın olabileceğini ben düşünmüyorum. Takdir mahkemenizindir, bizler gelip geçiciyiz, ancak sizler tarihe not düşeceksiniz. AVUKATI: BU NE HIZ Sorguda söz alan Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer ise 30 Aralık 2011’de görülen duruşmada suç duyurusu kararı verilmesiyle başlanan sürecin çok hızlı bir şekilde ilerlemesine dikkat çekerken, Başbuğ’un yargılamasının Yüce Divan’da yapılması gerektiğini vurguladı. Müvekkilim oturup bu siteleri kontrol etmez: 700 bin kişilik ordu bundan daha ciddi bir ilgi ve alaka beklerken müvekkilimin bu sitelere zaman ayırabilmesi mümkün değildir. Müvekkilimin iddia olunan suçu basın açıklamaları ve internet siteleri ile işlemesi mümkün değildir. Müvekkilimin emrinde ordular bulunmaktadır. Elinde bu güç varken başka yollara başvurmasının imkân ve ihtimali yok. 4 günde tutuklamaya sevk edildi: 30 Aralık 2011 tarihli duruşmada suç duyurusu yapılmasına karar verildi ve pazartesi günü derhal soruşturma başladı. 4 gün sonra ise tutuklamaya sevk edildik. 4. gün karşınıza geldik. Müthiş bir hızın ancak bu hızın gerekli incelemeyi cumhuriyet savcısına da vermediği kanaatindeyim. Yargılama Yüce Divan’da yapılmalı: Anayasada 148. madde değişikliği ile yargılamanın Yüce Divan’da yapılması ve dosyanın bu hali ile derhal oraya gönderilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Göreve ilişkin itirazlarımız savcılığa da en baştan itibaren iletilmiştir. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog