Bugünden 1930'a 5,399,876 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

6 OCAK 2012 CUMA CUMHURİYET SAYFA kultur@cumhuriyet.com.tr KÜLTÜR BÜŞRA ERSANLI’YA MEKTUP 17 ‘Yeni yılın özgür olsun!’ ‘Yorgun Herkül’den sonra ‘Eros Başı’ da yolda Kültür Servisi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 1700 yıllık Sidamara Lahdi’nden koparılarak kaçırılan ve İngiltere’deki VictoriaAlbert Müzesi’nin deposunda tutulan Eros’un başının Türkiye’ye geri verileceğini belirtti. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan 25 tonluk lahit, aşk tanrısı Eros’a ait olduğu düşünülen kıvırcık saçlı çocuk başı eksik halde sergileniyordu. Sidamara Lahdi, 1879’da konsolos Wilson tarafından KonyaEreğli’de yapılan kazılarda bulunmuştu. Günay, yurtdışına kaçırılan tarihi eserlerle ilgili takiplerinin bu yılki en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu belirterek “İstanbul’da Ayasofya avlusundaki türbelerden bazılarının kapısındaki İznik çini panoları alınmış ve Fransa’daki müzelere götürülmüştü. Bu yıl içerisindeki en önemli gündem maddelerimizden biri de bu İznik Çinileri’nin ülkemize dönmesi olacak” dedi. Öte yandan Kırşehir’de bir otomobilde arama sonucu MÖ 5. yüzyıla ait olduğu belirtilen kolu ve ayakları olmayan mermer Afrodit heykeli ele geçirildi. Sevgili Okurlar; 2012’nin bu ilk haftasında sizlerle bir mektubu paylaşmak istiyorum: KA.DER’li arkadaşlarının halen hapiste bulunan Prof. Büşra Ersanlı’ya yazdıkları mektup… Sadece sevgili arkadaşımız Büşra’ya değil, hüküm yemeden cezaevinde tutulan nice yazar, gazeteci, bilim insanına yazılmış olabilirdi… Yaşadığımız ülke, yaşadığımız ortam ve koşullar, yaşadığımız günler hakkında düşündüren bir mektup… Şimdi söz, her satırı üzerine düşünmemiz gereken mektupta: ૽૽૽ Sevgili Büşra, Yeni yılın kutlu ve özgür olsun. Dileriz 2012’de, çok yakın bir günde, Beyoğlu’nda eskiden yaptığımız gibi akşamüstü bir çay içip gündemi kadınca değerlendirebiliriz. Seni, zihin açan öğretici sohbetlerini, esprili dilini özledik. Nasılsın? Umarız sağlığın iyidir. Gönderdiğimiz kitapları aldığını öğrendik, sevindik. Orada sana geçtik bilgisayarı, daktilo bile verilmemesine ise çok üzüldük. Nâzım Hikmet’in bile hapishanedeyken daktilosu vardı. Senden ve düşüncelerinden bu kadar korkulması doğrusu komik. Seninle neredeyse 10 yıldır tanışırız, birlikte dünya kadar çalışma yaptık, hiçbirimiz ve çalışmalarımıza katılan kimse senden korkmadı. Yıllarca yetiştirdiğin yüzlerce öğrenci gibi biz kadın hakları savunucuları da seni, bize verdiğin emeği çok sevdik. Bizi sorarsan, bildiğin gibiyiz. Ülkemizin ahvaline, senin tutuklu olmana, barış yanlısıyken savaş çığırtkanlığıyla suçlanmana, ifade özgürlüğünde geldiğimiz noktaya, kadınların her gün ama her gün öldürülmesine, bir türlü çıkamayan yasalara, hayatın her alanında kadınlar olarak yaşadığımız ayrımcılığa üzülüyor, kaygılanıyor ama mücadeleyi sürdürüyoruz. Kendimiz ve gelecek kuşaklar için daha iyi bir Türkiye’de yaşama umudumuzu ancak böyle koruyabiliyoruz. Geçenlerde MHP ve CHP’den kadın milletvekilleriyle bir araya geldik. Samimi ve sıcak geçen buluşmalardı, onlara kadınların taleplerini aktardık. Onlardan da hem çalışmaları hakkında bilgi aldık hem de KA.DER adına çok övücü sözler duyduk. Bu övgüleri hak etmemizde senin de payın olduğu için bilmeni istedik. Onlar da tutukluluk sürelerinin işkenceye dönüştüğü konusunda bizimle hemfikir. Kim değil ki zaten? Ama nedense siyasi irade bu konuda hâlâ bir adım atmıyor. Meclis’te yapılacak, hayatımızı ilgilendiren düzenlemelere ilişkin bir çifte standart olması ise siyasete ilişkin umutlarımızı öldüren bir durum. Ortak çıkarlar söz konusu olduğunda Meclis’te tam bir birlik var. Geçenlerde milletvekillerinin emeklilikte alacakları maaş konusunda herkesin birden aynı fikirde olabildiğini gördük! Ama diğer birçok konuda fikir ayrılığı sürüyor ve bunun acısını bütün toplum birlikte çekiyoruz. Keşke seçim zamanı olsaydı. O zaman ilgili yasalar, düzenlemeler hemen yapılırdı! Tıpkı kadın meselesinde olduğu gibi, hükümet beğenmediği konularda parmağını kımıldatmıyor. BDP ve AKP’li kadın milletvekilleriyle yapacağımız toplantılar ise çalışma programlarındaki değişiklik nedeniyle ertelendi ama en yakın zamanda bu buluşmaları da gerçekleştireceğiz. Tek iyi haber, kadına yönelik şiddetle ilgili yasanın hazırlıklarının hızla sürüyor olması. Tabii ki bu hazırlıklar ve yasanın maddeleri konusunda, içinde KA.DER’in de bulunduğu kadın örgütlerinin eleştirdiği birçok nokta var. Tüm çabamız daha iyi, kapsayıcı bir yasamız olması için. Adında “kadın” olmayan kadın bakanlığı, kadın örgütlerinin de fikrinin alınacağını söylemişti ama gelecek hafta bakanlıkta yapılacak toplantıya sadece bazı kadın örgütleri davet edildi. Örneğin biz davet edilenler arasında değiliz. Siyasetle ve yasalarla ilgilenen en önemli kadın örgütlerinden biri olmamıza rağmen sürece kimi zaman davet edilip kimi zaman davet edilmeyişimiz tam bir “iktidar”ın kimde olduğunu gösterme davranışı değil mi? Bu çok sevdiğimiz ülkede ömrümüz böyle çifte standartlarla uğraşmakla geçecek galiba! İşte böyle! Bazen bize kendi evimiz bile dar gelirken senin orada olman iyice nefesimizi, sesimizi boğuyor. Bütün bunları aşmanın tek yolu olarak bildiğimiz dayanışma duygularımızla sana sabır diliyor ve umutlu bekleyişimizi sürdürüyoruz. Kendine iyi bak. Çünkü bize ve bu ülkeye lazımsın. En iyi dileklerimizle, KA.DER’li arkadaşların… ૽૽૽ Evet Sevgili Büşra, aynen böyle, ülkeye bilmem ama bize çok lazımsın… Hayır hayır, bir anlık karamsarlıktı bana “ülkeye bilmem ama” dedirten… Elbet aydınlık bir ülkede yaşamaya kararlı olduğumuza göre, ülkeye de lazımsın! O nedenle sıkı dur! Seni kucaklıyor ve öpüyorum. Zeynep@zeyneporal.com Leyla Erbil’den Zaman Üzerine Bir Felsefe: ‘Kalan’ Roman, felsefe değildir. Ama bir romandan yola çıkılarak felsefe yapılabilir. Veya çok kişisel görüşüm, roman, bir felsefenin diline, aracına dönüşebilir. Leyla Erbil’in son romanı “Kalan” gibi … “Kalan”, zaman üzerine bir sorgulama. Bir hayatın geçmiş zamanlarına yönelik bir “yeniden kurgulama” eylemi. Olayların geçtiği yer, yazarınçok yakın ve biraz yakın çevresiyle, o çevreyi bütünüyle kuşatan İstanbul, hatta daha da öncesi, Konstantinopolis. Bugünden hatırlanabilen, hatırlamanın biraz, çoğunlukla da epey eskimiş yelkenlerini açarak ulaşılabilen bütün zaman kalıntıları. Epey eski bir hikâyemde şöyle demiştim: “…eskiden, zamanın denizinde yüzerken etrafımdan geçen irili ufaklı zaman parçalarını yakalamaya çalışırdım. Şimdi ise daha çok, zamanlar gelip bana çarpmakta…” Bunları hatırlayıverdim, çünkü “Kalan”ı okurken karşımda ansızın Leyla Erbil’in yüzü beliriverdi. Zaman parçalarının kovalamacasında yalnızca “bilen” olmaktan çıkıp, artık “bilgeleşmiş” bir yüz… “…adını bildiğimiz bilmediğimiz onca insanla birlikte ömründen önce öldürülmüş …” Romanın ortalarında bir yerdeki bu cümle ile felsefenin iklimlerinden esen hoyratça bir rüzgârı yüzümde hissediyorum. Aslında hayatları, kendilerine “ben yaşıyorum” deme hakkını kazandıran bütün yaşam belirtileri çoktan son bulmuş, ama sırf henüz nefes alıp verişlerinin etkisiyle yaşadıkları yanılsamasını hâlâ sürdüren “adını bildiğimiz bilmediğimiz onca insan…” Ya da bilinçlerine erdikleri/ermeleri gereken anlardan başlayarak, aslında hiç yaşamamış, dahası belki “ömürsüz” doğmuş insanlar! Nermi Uygur, “Felsefenin Çağrısı” başlıklı kitabında “Nedir?” sorusunun felsefenin kurucu sorusu olduğunu belirtir; çünkü “Nedir?” örneğin “Nasıl?” sorusuna verilebilecek hiçbir karşılığın somutluğunu taşımayan, buna karşılık tüm soyutluğu içersinde, yöneltildiği her konuya “damardan giren” bir sorudur. “Hayat nasıldır?” sorusuna verilebilecek yanıtların olası kaçamaklarını daha en baştan gündem dışı kılan bir soru. Tıpkı Leyla Erbil’in alıntıladığım cümlesinde olduğu gibi. Çünkü “Kalan” romanının yazarı, o cümleyle, aslında çok yalın bir biçimde, şunu sormakta: Nedir “yaşamak” denilen şey? Ömür bitmeden ölünürse? O zaman “ölüm” nedir? “…tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan çıkmak için, / çocukluğa / daha da dibe / toprağın altına inip binip göreceğim.” Bu, anlatıcının hayatına ilişkin olarak Leyla Erbil’in daha romanın en başında verdiği yol ve zaman haritası. Her hayatın çocukluktan, doğumdan çok ama çok öncelerine uzanan nehirromanı. “…insanların kendi kendilerine icat ettikleri / insanlardan nefret eden tanrıların / tükenmeyen hınçları yüzünden / insanlığın çektiği çilelerden birini mutlaka çekmiştir rosa da…” Aslında, hepimiz gibi! “…insan kendi hayatını sorgulamadan yaşamayı sürdürürse / insan sayılmaz denildiği günler…” Demek varmış bir zamanlar böyle denildiği günler. Peki, artık “denilmez” olunca ne olmuş? “…ağız açık / nutuklar / sözcükler / sözcükler / tekrar tekrar sözcükler / giderek zorba ve hain yıllar / yerlerini replikalarına terk ederek / kendi cellatlarına oy veren ahmaklaştırılmış halk / o halkın evlatlarının / cezaevlerinden yükselen / sonsuz çığlıkları / sürüp gidiyor / bunca yıl…” Zaman içersindeki uzun yolculuğu boyunca, sanırım temel bir meselesi var Leyla Erbil’in: Zamanlarını doğru ve zamanında görebilmek. Tıpkı Süreyya Berfe’nin “Seferis ile Üvez”indeki uyarısının gereğini yaparcasına: “Zamanımızı /zamanında öğrenemediniz / Gördükleriniz / başka bir zamanı mekânı gösterdi…” Doğan Onat yaşamını yitirdi Kültür Servisi İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin ilk opera sanatçı ve rejisörlerinden Doğan Onat, Zincirlikuyu’da eşi Ferhan Onat’ın yanına defnedildi. “Sevil Berberi”, “Yevgeni Onegin”, “La Traviata”, “Manon” gibi önemli eserlerde görev alan Onat, daha sonra Aydın Gün ile birlikte reji yardımcılığı görevini üstlendi. Uzun yıllar boyunca aralarında “La Boheme”, “Tosca, Rigoletto”, “Lucia di Lammermoor”, “Yarasa” ve “Madama Butterfly”ın da bulunduğu birçok opera, operet ve müzikal sahneye koydu. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ 8 dalda aday Ⅵ Kültür ServisiSinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) bu yıl 44.’sünü düzenlediği SİYAD Ödülleri’nin adayları belli oldu. Toplam 14 film, adaylık listesinde en az bir kategoride yer bulurken, “Bir Zamanlar Anadolu’da” 8 dalda aday gösterildi. Yanı sıra, “Gelecek Uzun Sürer”, “Gölgeler ve Suretler”, “Press” ve “Saç”, “En İyi Film” dalında aday gösterildi. Aday kategorilerinde yarışan diğer filmler ise şöyle: ”Dedemin İnsanları“, “Gişe Memuru”, “Eyyvah Eyvah 2”, “Kar Beyaz”, “Kaybedenler Kulübü”, ”Nar“, “Yangın Var” ve “Zefir”. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog