Bugünden 1930'a 5,418,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 31 OCAK 2012 SALI 8 İstanbul K Edirne PB Kocaeli K Çanakkale K İzmir PB Manisa PB Denizli PB Zonguldak K Sinop K Samsun K Trabzon K Giresun K Ankara K 1 4 0 2 5 2 1 1 2 2 4 3 3 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars K K K PB Y Y K Y K K K K K 4 4 3 11 11 13 1 7 2 2 0 2 6 Oslo PB Helsinki B Stockholm B Londra B AmsterdamB Brüksel B Paris B Bonn B Münih B Berlin B Budapeşte B Madrid B Viyana B HABERLER 10 10 2 3 0 1 1 0 1 3 2 11 1 Belgrad B 3 Sofya B 3 Roma Y 10 Atina Y 7 Zürih K 0 Moskova B 11 Aşkabat B 5 Taşkent B 4 Baku K 3 Bişkek B 1 Tiflis K 1 Kahire PB 0 Şam B 13 Ülke geneli parçalı çok bulutlu. Marmara’nın güney ve doğusu, Doğu Akdeniz, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Batı ve Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ile İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Diyarbakır ve Siirt çevrelerinde kuvvetli olmak üzere, Akdeniz kıyıları ve Güneydoğu Anadolu’da yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacağı bekleniyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 31 Ocak GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada gazetelerde, Uğur Mumcu’nun; yıllar önce benzeri olayların, açıklamaların, iddiaların yaşandığı günlerde, TTC (Türkiye Tımarhane Cumhuriyeti) tanımına hak vermemek olanaksız! Son günlerde bu tanıma uygun düşen bir açıklama izledik. Darbecilere idam cezasını az bulan, kendini hem mümtaz ve hem de önde giden Türk sanan, sıfatı ve adı Prof. Mümtaz’er Türköne, “Ben onlar için idam cezası yerine eskiden olduğu gibi yağlı kazıklara oturtularak cezalandırılmaları taraftarıyım” dedi. Bu ifadeye bakarsanız, adam, Türkleri kazığa oturtarak öldüren Kazıklı Voyvodo’nun çağdaşı! Hani akıl hastanesindeki tedavi görene sormuşlar: “Kaç kişisiniz içeride?” “Dışarıdakiler bizden fazla” demiş. Fethullah’ın organı Zaman yazarı da “dışardakilerden” biri mi acaba? ૽૽૽ İçerideki gazeteci sayısı 96’dan 105’e çıktı. Son rakamı veren Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu, “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün yayımladığı 2011/2012 Dünya Basın Özgürlüğü listesinde Türkiye 10 sıra daha geriledi ve 148. sırada yer aldı” diyor. Fakat Platform’un bir itirazı var. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Aralık 2011 tarihli raporunda, Çin’in en fazla gazeteci tutuklayan ülke olduğu belirtiliyor. Oysa Çin’de hapisteki gazeteci sayısı belirsiz. Nasıl oluyor da tutuklu gazeteci sayısı belirsiz bir ülke Çin, en fazla gazeteci tutuklayan ülke olarak birinci sırada ilan ediliyor? Oysa olması gereken şu: Kalkınan, gelişen ve değişen ülkeler arasında ilk sırada yer almakla övünen Türkiyemizde, tutuklu gazeteciler sayısı 105! Yağma yok! Türkiye’nin hakkını kimseye yedirmeyelim diyor Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu, gerçeği ilan ediyor: Tutuklu gazeteci sayısında dünya birincisi, Türkiye! ૽૽૽ Türkiye Futbol Federasyonu’nun şikeden küme düşme yerine puan indirme önerisi olağanüstü kurulda reddedildiğinden beri TTC’ye yaraşır bir kargaşadır gidiyor. TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar istifa edecek mi, etmeyecek mi? Soru bu iken beklenen oldu. Bir deli bir taş atar kuyuya, yüzlerce akıllı çıkaramaz özdeyişine koşut çözüm formülünü, Akşam’da İsmail Küçükkaya açıklayıverdi: “Krizi çözerse Başbakan çözer!” dedi. Yazdığına göre; TFF, sık sık ya Ankara’da ya da Dolmabahçe’de ziyaret ederek herhalde nasıl bir yol yöntem izlemelerini konuşurmuş Başbakan’la. RTE de TFF’ye: “Totalde Türk futboluna özelde kulüplere zarar vermeyin ya da en düşük seviyede tutun. Ama suç işleyen varsa yargı gereğini yapsın... Kişilerle kurumları birbirinden ayırın. Hatayı kimin yaptığına bakın” diye akıl veriyormuş. Başbakan’a atfedilen bu söylem doğruysa; içeriği açısından TFF’nin kulüplere önerdiği ve reddedilen çözüme koşut! Bu duruma göre, ne yapacağı, neye karar vereceği günlerdir tartışılan kararsız TFF Başkanı’na Başbakan, kal görevde, 58. maddeyi uygula. Yargı kararı olmadan suçlanan takımları kümeden düşür, nasıl diyecek? ૽૽૽ Bir de şu halimize bakın. Yabancı kalemler, RTE’nin, “her geçen gün daha da ‘otokratlaştığını’” yazıyor. İçimizden kimileri ise sanki TTC’ye yaraşır bir çaba içinde. TFF istifa etsin mi, etmesin mi sorusuna yanıtı, sonuçta Türk futbolunun geleceğini etkileyecek çözüm formülünü giderek “otokratlaşan” RTE’den bekliyor! Demek istiyorlar ki, bakma, kulak asma içimizdekilerle dışımızdakilerin böyle yazıp söylediklerine. Orduyu, medyayı, yargıyı ele geçirdin. TFF’nin de dümenine geç! Daha da otokratlaş RTE! Yandaş medyada yıllarca “başyazarlık” yapan Mehmet Altan da sonunda ışığı gördü. Şimdi artık iktidara “biat kurallarından” bahsediyor. Cızz... Aşılmaması gereken “kırmızı çizgilere” dikkat çekiyor. Birinci kırmızı çizginin “eleştiri yapmamak” olduğuna parmak basıyor. Otosansürden yakınıyor. Deniz Feneri misali “tabulardan” dem vuruyor. Ve bunların üstünü “Yapılan icraatları alkışlamak da yetmiyor” diye tamamlıyor, basın mensuplarından illa ki “Ne yapılıyorsa ilk defa yapılıyor. Bu yapılanlar yeni bir Türkiye yaratıyor. Bu sayede dünya bize hayran kalıyor” propagandasının beklendiğini belirtiyor. Ne diyelim! “Yetmez ama evet”çi tayfa yavaş yavaş uyanıyor. Sabah şerifler hayır olsun. Günaydın! Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, geçen hafta dünya basın özgürlüğü endeksinde Türkiye’yi 179 ülke arasında sondan 31. sıradaki 148. basamağa indirdi. Paraguay (80) gibi yakın zamanlara dek Güney Amerika’nın en azılı diktatörlükleri listesinde başı çeken ülkeler, Gana (41), Burkina Faso (68) Kenya (84), Gabon (101), Çad (103) gibi ırak, egzotik Afrika coğrafyaları, Nepal (106), Brunei Sultanlığı (125), Bangladeş (129) gibi azgelişmiş Asya toprakları düzenli olarak yayımlanan endekste üstümüzdeki sıralarda yer alıyor. Basın özgürlükleri konusunda dünyanın en ürkütücü ülkeleri arasında başı çeken Putin Rusyası (142) bile altı sıra üstümüzde kalıyor. Aynı listede Türkiye geçen yıl da parlak konumda değildi. Ama son bir yıl içinde tam on sıra birden yitirerek basın ifade özgürlüklerinde böylesine biçare yere oturdu. Türkiye adına büyük bir dönüm noktası olduğu zamanla çok daha açık görülen “12 Eylül 2010” referandumu arifesinde Mehmet Altan gibi “Yetmez ama evet” safında yer alan isimlere her fırsatta; “Yapmayın, etmeyin! Verdiğiniz bu can alıcı destek zaten baskıcı ve Mehmet Altan Geç Kalmadı mı? otoriter olan rejimi büsbütün sertleştirecek. Baskıcı rejim size artık ihtiyacı kalmadığını görünce sizleri de birer birer eleyecek. O zaman Hanya’yı Konya’yı anlayacaksınız. Ama iş işten geçmiş olacak. Sonuçta hepimiz zararlı çıkacağız!” uyarılarını çok yaptık. Ama ne fayda. Kendilerinden menkul bir kibirle bu arkadaşlar, “Dediğimiz dedik. Çaldığımız düdük!” tavırlarından zerre ödün vermediler. Sonuç ortada. 12 Eylül referandumu, Türkiye için çok dramatik bir dönüm noktası; yol ayrımı oldu. 2010 sonrası dönemde, demokrasinin can damarı sayılan basın özgürlüklerinde ülkemiz birer ikişer basamak değil.. böyle cehennem sarmalına düşer gibi baş aşağı on basamak geriledi. Mehmet Altan gibilerinin şimdi şikâyet etmeye hakkı var mı? Bence yok. Ancak hâlâ hiçbir özeleştiri yapmak ihtiyacı duymadan konuşma ayrıcalığını kendilerinde görüyor ve muhalif kesimlerin yıllardır bıkıp usanmadan dile getirdiği tespitleri, tekerleği keşfetmenin şehvetiyle gündeme getiriyorlar... Geçti Bor’un pazarı... Altan gibi liberal aydınların eleştirilerine artık hiç ihtiyaç yok. Türkiye’deki basın özgürlüklüklerine yönelik baskılar, bundan böyle dünya âlem herkesin dilinde. En son ünlü yazar Paul Auster’in açıklamalarını gördünüz. Ne diyor Auster? “Hapisteki gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum. Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? Neler oluyor Türkiye’de? Demokrat yasaları olmayan ülkelere gitmiyorum davet alsam da. Aynı sebeple Çin’den gelen davetleri de geri çeviriyorum. Bu hükümetleri protesto ediyorum.” Franco diktatörlüğü döneminde aydınlar “faşist rejimi protesto” adına İspanya’ya ayak basmazlardı. Görüldüğü üzere şimdi baskıya karşı bu simgesel tavrı Çin ve Türkiye gibi ülkelere ayak basmamak suretiyle gösteriyorlar. GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY Anglosakson medyası krediyi çekti Eh, özgürlükler skalasında “Rusya’nın altına” inerseniz.. olacağı budur. Yadırganacak bir şey yok. Ama hal böyle olunca rejimin kara kutularının “Ah, vah!” diye ortalığa saçılması haber değerini yitiriyor. “Economist”, “Financial Times” gibi Anglosakson basınında köşe taşı sayılan yayın organlarından her gün başka biri; “Erdoğan otoriterleşiyor” ihtarları yapıyor. En son İngiltere’den “Independent” gazetesi, “Türk Kaplanı Kavşakta” başlığıyla yayımladığı değerlendirmede; “Erdoğan giderek otokratlaşıyor” yorumunu yaptı. Geçen hafta daha BBC’nin “Doha tartışmaları” programında gündeme gelen “Türkiye Arap ülkelerine model olabilir mi?” oturumunda izleyicilerin katılımıyla yapılan oylamada açık farkla “Türkler kendi kırık dökük demokrasisinin sorunlarına baksın! Türkiye Arap dünyasına iyi değil, kötü bir modeldir” sonucu çıktı. Küresel köyün dört bir yanında milyonların izlediği bir programdan söz ediyoruz. Türkiye örneğini “İslam demokrasisi” adı altında allayıp pullayan ve Ortadoğu ülkelerine model diye arz eden Anglosakson dünyasının yıldız yayın organları bile, AKP rejimi ardındaki sınırsız krediyi çektiler. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra, Mehmet Altan çıkmış rejim eleştirisi yapıyor. Geç kalmadı mı? Referandum yol ayrımı oldu Odatv davasındaki tutukluluklar ‘peşin ceza’ olarak nitelendirildi ‘Deliller hukuk dışı’ İstanbul Haber Servisi Odatv davasında tutuklu yargılanan Odatv Genel Koordinatörü Doğan Yurdakul, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu, yazarları Sait Çakır ve Coşkun Musluk’un avukatı Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutukluluğun devamı kararına itiraz etti. Avukatların mahkemeye sunduğu itiraz dilekçesinde, gazetecilere isnat edilen suçlamaların, Odatv’de el konulan bilgisayarın harddiskinde silinmiş halde bulunan dijital dokümanlardan ve Odatv’de yayımlanmış haberlerden oluştuğu vurgulandı. Dijital dokümanların, ‘Tutukluların seçim hakkı var’ Dilekçede, Doğan Yurdakul’un beyni besleyen ana damarının yüzde 60 oranında tıkalı olmasının yanında, kan pıhtılaşması ve böbrek yetmezliği sorunlarının da bulunduğu anlatılırken şöyle denildi: “Tutukluların da doktor ve hastane seçme hakları vardır. Mahkemenin 27 Ocak’taki ara kararından dönerek müvekkilimizin, Mehmet Akif Ersoy Hastanesi yerine tam donanımlı bir üniversite hastanesi olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilmesine karar verilmesini talep ediyoruz.” başka bulgularla desteklenmeden şüpheli aleyhine delil olarak kullanılamayacağı anlatılan dilekçede, Yıldız Teknik Üniversitesi ve DataDevastation Adli Bilişim Şirketi’nden alınan raporlara dikkat çekildi. Wilmington Üniversitesi’nde adli bilişim dersleri de veren Joshua Marpet’in 23 Aralık 2011’de hazırladığı raporda, “Odatv bilgisayarı, bir yemleme veya hedefli yemleme saldırısı tarafından hedef alınmıştır. Virüs bulaştıktan sonra, artık bu bilgisayarın Odatv kullanıcılarının kontrolünde olamayacağı açıktır” denildiği aktarıldı. Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nin, Prof. Dr. Baskın Oran’a tehdit epostası gönderilmesine ilişkin davada verdiği karar örnek gösterildi. Kararda, “Sanıkların bu epostaları gönderdiklerine dair her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği” gerekçesiyle beraat kararı verildiği kaydedildi. Dilekçede, “Hepsi gazeteci olan müvekkillerimiz hakkında tutukluluk halinin devamına karar verilmesi çok büyük bir hukuki hatadır. Peşin cezaya dönüşmüş olan bu tedbire artık son verilmesi gerekmektedir” denildi. CHP’Lİ SİNAN AYGÜN: Sonraki başbakan çoktan belli HATİCE TUNCER elinde olumlu sonuçlar verebilir, iyi bir yasa kötü uygulayıcıların elinde felaketler getirebilir. Bu sözün her tarafı yaşadığımız sürece uyuyor. Adalet Bakanlığı’nın gündeme getirdiği “Yargı Reformu3” başlıklı paket de bu kapsamda görünüyor. Öncelikle şu noktanın altını çizelim; bir konuda sürekli reform yapıyorsanız demek ki yaptıklarınız ya eksik, ya yanlış. Yapılan açıklamalar, son paket ve uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde Adalet Bakanı’nın görünümü şöyle özetlenebilir: Adalet dağıtmanın zeminini oluşturmaktan çok, mevcut durumu iktidar adına yönetmeyi amaçlıyor. ૽૽૽ Elbette yasa değişikliğinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. Her şey bir yana teknolojinin gelişimiyle birlikte gündeme gelen hukuksal sorunlar var. Ancak Türkiye’de yargının başlıca sorunu, eksiklikler yanlışlıklar bir yana, uygulama. Mevcut yasalar “önce hukuk”, “önce masumiyet karinesi” anlayışıyla uygulansa tartışmalı konuların çoğu gündemden düşer. Birkaç örnek verip somutlaştıralım... Yargı sisteminin en özensiz yaklaştığı konuların başında “delil hukuku” geliyor. Ceza davalarında delillerin hukuka uygunluğu, suçdelil bağlantısı yargılamanın en önemli aşamasıdır. Daha doğru anlatımla işin başıdır. Eğer deliller hukuka uygun değilse, suç suçlanan kişi bağlantısının dışındaysa daha baştan elenir, dosya dışı bırakılır. Türkiye’de bu iş, en sona bırakılıyor. Yani hüküm aşamasına. O aşamaya dek insanlar suçlanmaya devam ediyor, tutuklu kalabiliyor. Bu sütunlarda sıklıkla dile getirdiğimiz “dijital veriler” de delil hukukunun bir parçası olarak davaların netleşmesine değil, karmaşık hale gelmesine neden olan bir sorun halinde kalmaya devam ediyor. Hukukun sürekli reformlarla “deforme” edilmediği ülkeler iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte bu konuyu çoktan çözdü; “Siber Suçlar Sözleşmesi” adı altında ortak bir metin bile oluşturdu. Türkiye bu sözleşmenin kurallarına tam olarak uymamasına karşın yine de hukuki zeminde kalınmasını sağlayacak düzenlemeler yaptı. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 134. maddesinde dijital verilerin nasıl delil değeri taşıyacağına ilişkin uyulması zorunlu kurallar var. Silivri yargılamalarında bu yasa adeta yürürlükte değil. Yasa uygulansa çoğu dijital verilere dayandırılan davalarda en azından bir netleşme ortaya çıkacak. Tutuklamanın devamına karar vermek, ilk tutuklama kararından daha ciddi bir adım. Bu nedenle mevcut yasalar yargıca, “Eğer tutukluluğu sürdüreceksen bunun gerekçelerini tek tek yazmalısın” diyor. Uygulamada ise tüm sanıklar için tek tip gerekçe yazılıyor. ૽૽૽ Yukarıda çok az bir bölümünü vurguladığımız tersliklerin bazıları gündemdeki yargı paketinde yer alıyor! Bu maddeleri bir araya getirip şöyle bir başlık altında yasalaştırmak uygun düşer: Yasaların mutlaka uygulanması gerektiğine dair yasa! Reformla birlikte sık tartışılan bir konu daha var; yargının hızlandırılması. Sanırım hiçbir hukuk devletinde böyle bir reform başlığı yoktur. Zira yargılama bir bütündür, hızı da içeren “makul sürenin yanında adil yargılanma” esastır. Hükümetin genel tutumu dikkate alındığında yargının hızlandırılmasından şunu anlamak gerekiyor: Yargının “suçlama” yönü zaten çok hızlı seyrediyor. İnsanları, isimsiz bir ihbarla, birkaç telefon bağlantısıyla, işinin gerektirdiği ilişkilerle, kolaylıkla ve hızla suçlamak mümkün... Sıra aynı hızla hüküm vermekte! Böyle bir “reform” aranıyor! Duruşmada tüfekli tatbikat DİYARBAKIR (Cumhuriyet) Ermeni asıllı Sevag Şahin Balıkçı’nın asker arkadaşı tarafından vurularak öldürülmesiyle ilgili davada hâkim, tanık Halil Ekşi’ye G3 piyade tüfeğini uzatarak sanık Kıvanç Ağaoğlu’nun olay sırasında silahı nasıl tuttuğunu göstermesini istedi. Olayın görgü tanığı Ekşi’nin ifadesini değiştirmesi nedeniyle öne alınan davaya Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde devam edildi. Ekşi, olay sırasında Balıkçı ve sanık Ağaoğlu ile tel örgü diktiklerini belirterek çalışırken yere eğildiği için silahın ateş alma öncesini göremediğini söyledi. Ağaoğlu ile Balıkçı’nın arasında daha öncesinde bir sorun yaşanmadığını anlatan Ekşi, silahın tek el ateş alması sonucu Balıkçı’nın yaralandığını belirtti. Ekşi, sanığın yakınlarının telkinleri nedeniyle ifadesini değiştirdiğini söyledi. 2. Ergenekon davasında CHP Ankara Milletvekili tutuksuz sanık Sinan Aygün, “Darbeyi teşvik etmedim, 27 Nisan emuhtırası verildiğinde itidal çağrısı yaptım. Hiçbir partinin kapatılmasını istemem” dedi. Dinlenen telefon görüşmelerinde suç unsuru arandığını ifade eden Aygün, “Ankara’da Başbakan’ın kanser olduğu konuşuluyor. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra kimin başbakan olacağı Ankara kulislerinde çoktan belli” diye konuştu. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in olduğu iddia edilen “Günlük”te, “Sinan Aygün’ün darbe yapılmasını istediğine” ilişkin ifadelerine de değinen Aygün, “Zaten Özden Örnek de o günlükleri reddetti” dedi. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, “Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan’ın Dolmabahçe görüşmelerine ilişkin CD’nin kendisinde bulunmadığını” yineledi. Tolon, “İddialar aslı esası olmayan CD’ye dayandırılmaktadır” dedi. Araştırmacıyazar, emekli subay Erol Mütercimler ise sanık kürsüsünde “Yaşar Büyükanıt, 4 Aralık 2006 tarihinde Genelkurmay Konutu’nda bana ‘ Halk TSK’den hareket beklemesin. TSK balkonda bile değil. Artık sanalda. Sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirsinler’ dedi” diye konuştu. şçi Partisi (İP) merkez karar kurulu üyesi ve partinin ulusal strateji merkezi yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Uçkun Geray ölümünün üçüncü yılında Hasdal’da mezarı başında anıldı. Geray, “Ergenekon” soruşturması kapsamında Konya merkezli operasyonda 2008’de gözaltına alındıktan sonra serbest İ Uçkun Geray anıldı bırakılmış, yüksek tansiyona bağlı aort damarında oluşan yırtık nedeniyle ameliyat olduktan sonra kalbinde oluşan enfeksiyon sonucu hayatını kaybetmişti. İşçi Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nın düzenlediği anma törenine Uçkun Geray’ın eşi Hamiyet Geray, torunları ve öğrencileri katıldı. Diyarbakır kazıları tekrar başladı Ⅵ DİYARBAKIR (Cumhuriyet Bürosu) Diyarbakır’da, insan kemiklerinin bulunduğu tarihi İçkale’de kar yağışı nedeniyle ara verilen kazılara yeniden başlanırken dün iki kişiye ait kafatasları bulunduğu, toplam sayının ise 26’ya yükseldiği öne sürüldü. Sur ilçesindeki tarihi İçkale’de, bir dönem “ceza ve tevkifevi” olarak kullanılan yapı çevresinde yürütülen kazıda, il özel idaresine ait küçük iş makineleri de kullanılıyor. Diyarbakır Başsavcılığı’nın, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na, kazıda iş makinelerinin kullanılması için yazdığı yazıya olumlu yanıt verildiği, kazının daha hızlı ilerlemesi için bu yöntemin kullanıldığı belirtildi. BALYOZ SANIĞI YARBAY TÜRKSOYU: Sahte dijital verilerle suçlanıyorum İstanbul Haber Servisi Darbe planı yapıldığı iddiasına ilişkin Balyoz davasına 15 günlük aranın ardından devam edildi. Tutuklu sanık Yarbay Oğuz Türksoyu, savunmasında “Hukukla bağdaşmayan bir suçtan dolayı 8 aydır tutukluyum” dedi. Beyazıt Camisi’ne yönelik planlanan “Sakal” eylem planıyla ilgili görevlendirme yaptığına ilişkin iddiaları reddeden Türksoyu, şöyle konuştu: “İddianameye göre, başkaları tarafından hazırlanan, başkalarına ait mekânlarda bulunan ve başkalarının bilgisayarda oluşturduğu dijital verilerde iradem ve istemin dışında ismimin yer almasından dolayı, iddia makamı beni suçlamaktadır.” Türksoyu, darbe planlandığı iddia edilen “Plan Semineri 2003”e katılmadığını ifade etti. Davanın tek tutuklu sivil sanığı eski HAVELSAN Genel Müdürü Ömer Faruk Ağa Yarman ise “Birileri benimle ve HAVELSAN ile oynuyor. Darbe için HAVELSAN’a ihtiyaç yok” dedi. Anter’den vatandaşlık başvurusu Ⅵ DİYARBAKIR (Cumhuriyet Bürosu) Hakkında 21 yıl önce verilen “Türkiye’ye giriş yasağı” nedeniyle yurda gelemeyen, öldürülen yazar Musa Anter’in oğlu Anter Anter, bugün gerekli belgeleri doldurup İçişleri Bakanlığı’na teslim ederek Türk vatandaşlığı için gereken başvuruyu yapacağını söyledi. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog