Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 31 OCAK 2012 SALI kultur@cumhuriyet.com.tr 14 KÜLTÜR AST’nin yeni oyunu ‘Zübük’, Aziz Nesin’den toplumca alınacak derslerin tükenmediğini bir kez daha kanıtlıyor İçimizdeki nkara Sanat Tiyatrosu’nun (AST) bu yılki yapımı “Zübük”, dönemin en çok tutan oyunları arasında yer alıyor. AST’nin seyirᮣ Dersu cisinin geri döndüğünü muştulayabilir Yavuz miyiz? Topluluğun, geçmiş yıllarda manşetlere çıkan borçlarının bir böAltun’un lümünün kapatıldığını, bir bölümünün sahneye de taksitlendirilerek ödeme düzenine uyarladığı oturtulduğunu da öğreniyorum. AST’nin, 50. yılına yaklaşırken, geç‘Zübük’, hem mişteki “özellikli” konumuna ulaşiçeriği hem ması, yalnız topluluğa omuz vererek de sunuluş bugünlere taşıyan üç kuşaktan sabiçimiyle bir natçıların değil, özgürlükçü, eşitlikçi, hukuka saygılı bir toplum düzeni tiyatro adına tiyatro yapan tüm toplulukların oyununun başarısı sayılmalı. mayasının Doğru metin, doğru sanatçılar, doğru zamanlama… “Zübük”, hem tutması için içeriğiyle hem de sunuluş biçimiyle gerekli böylece onu toplumda hiç hak etbir tiyatro oyununun mayasının tutkoşulların mediği yerlere getirdikten sonra ması için gerekli koşulların sağlandığı sağlandığı bir istesek de istemesek de ona “bibir yapım. İçerik, Nesin Usta’nın kaat etme” durumunda kalmamız; leminden her dem damlayan bir uluyapım. sonunda da toplum mekanizmasal hastalığımızla ilgili: “Küçük çılarının bütünüyle “zübük”lerin karlar” uğruna “büyük ödünler” eline geçmesi… vermekten çekinmeyen, “bedava“Zübüklük” olgusu, “başta inanç olmak cı”, “kolaycı” yaradılışımız; dolayısıyla da çıkarlarımızı korumak için hakkımızı yasal üzere, toplumdaki tüm iyi duyguları, umutyollardan aramayı öğrenmektense, sorunun çö ları, çaresizliği, eğitimsizliği, paraya, çıkazümünü bizden daha “becerikli” olduğunu ra, iktidara tahvil etme, sonuna kadar sögördüğümüz bir “aracı”nın, devlet katındaki mürme sanatı” olarak açıklanıyor. Bu sana“torpilli” (olduğunu sandığımız) konumuna tın ustalarının eline düşmemek için yapmamız havale etme eğilimimiz; bu eğilimimiz nede gereken, öncelikle kendi “zübüklüklerimiz” niyle, onun bizi sömürmesine izin verişimiz; ile yüzleşerek bu hastalıktan kurtulmak. Ne ler Kendine Ait Bir Mezar Yakınlarından biri birdenbire ortadan kaybolan kişi ne yaşar? Önce telaş, kaygı, bekleyiş. Ardından inanmazlık, bilinmezlik, umut, zorlu bir arayış süreci ve yorgunluklar. Dinmeyen gözyaşları. Kahredici bir umutsuzluk ve acı. Kaybolan birinin öldüğüne inanabilmek çok uzun sürer. Başına gelen felaketi bilmemek deli eder insanı. Geride kalan bir ses, işaret, ipucu ve uzanacak yardım elini özler yıllarca. Oğlu, kızı, eşi ya da kardeşi bir biçimde devlet iradesiyle gözaltına alındıktan sonra kaybolmuş olanların acısı ise bütün hukuk kapılarının duvar oluşuyla isyana dönüşür. O korkunç arayıp sorma sürecinde geri dönülmez, belalı bir kaybolma öyküsü içinde yer almaya hiç kimse gönüllü olmaz. Olan olmuş, diller susturulmuş, tutanaklar silinip yok edilmiştir. Sert bir ret, inkâr, korkulu ve tehditkâr bakışlar vardır başvurulan her yerde. Kokular, sesler, sezgiler egemen olur iz sürenin ruhuna. İdrar, beton, nem kokan hücreler. İzbe, kantuzelektrik kokan işkence odaları. Morg, mezarlık, bataklık imgeleri. Bir insanı gizlice kim bilir nasılyokluğa taşımış her şey, herkes, her yer. Kasıtla, zorla kaybedilmiş birini aramanın sonu yoktur. Kapılar bir bir kapanıp umutlar boşa çıktıkça, resimler, gölgeler kalır belleklerde. Kırda bir yemek, son sözler, son gülüş. Kucaklaşmaların sıcaklığı kalır tende, buruk özlemi. Bir insanı vedasız, buharlaşmışçasına kaybetmek, hayatının onunla geçen bölümünü de kaybetmektir. Öfke dik tutsa da yıkım kaçınılmazdır. Neden sonra çaresizlik, hayal kırıklığı ve acı sınırlarını aşarak acıklı bir razı oluşa dönüşür; “Ziyaret edilecek bir mezarı olsaydı hiç değilse, adı yazılı bir taş…” Ama nasıl! Kanlı av dönemlerinde, bir ülke halkının geleceği, özlemleri acımadan katledilmiş ve karanlık emellerle canlarına kıyılanlar aceleyle kazılmış çukurlara rastgele, üst üste atılarak gözlerden saklanmıştır. ૽૽૽ Faili meçhullerle, yargısız infazlarla yok edilen insanlarımızın kemikleri, cinayetlerin üzerindeki toprak kalktıkça ortaya çıkıyor. Biz suspus olmuş uyurken birileri Türkiye’yi kayıplar mezarlığına dönüştürmüş meğer. İnsan Hakları Derneği’nin olası toplumezarlar haritası tüyler ürpertici. Diyarbakır’da bulunan kafatası sayısı her gün artıyor. Tepki yok, sessizce dizi film izliyoruz sanki. Uygar bir ülkede toplumu ayağa kaldıracak vahşet rahatsız etmiyor çoğunluğu. Duyarsızlık ve kanıksama beyinleri teslim almış. Yargısız infazın hukukta yeri yok. Bu ülkede ne zaman hukuk oldu ayrı soru ama devletin vatandaşını kontrgerilla eliyle öldürüp toplumezarlara doldurması savaş suçudur ve etiğe, kültüre, dine aykırıdır. Hiçbir din ve kültür ölülerine saygısızlık ve işkenceyi kabul etmez. İnsanlığa yapılmış saldırı sayar. Buna sessiz kalmak, gizleyip unutturmaya çalışmak mezarların yeniden örtülmesine izin vermektir. Geçmişin kanlı sayfaları açılmaz, suçlu ve sorumlular bulunmazsa bu yarı resmikeyfi yok etmeler önlenemez. Zamanaşımına fırsat tanınmadan toplumezarların tümü açılmalı, kurbanların kimlikleri saptanmalı ve defnedilmeli ki acılı ailelerin çilesi son, kamu vicdanı bir parça huzur bulsun. Sonuçta, bu topraklarda doğmuş, adı konmuş ve yaşamış herkesin en azından kendine ait bir mezara sahip olma hakkı vardır. A BURSA BÖLGE DEVLET SENFONİ ORKESTRASI Genç ve idealist bir orkestra ERSİN ANTEP Türkiye’nin bölge statüsündeki tek resmi orkestrası Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası (BBDSO), 45 kişilik dar kadrosuna rağmen Bursa halkının ve Bursa Filarmoni Derneği’nin (BFD) desteğiyle önemli adımlar atıyor. Orkestra, son olarak daimi şefi İnci Özdil idaresinde klasik müzik literatürünün en zor eserlerinden biri olan ve yaklaşık 100 kişilik kadrolu Mahler’in ‘1. Senfoni’sini seslendirerek dikkatleri üzerine çekti. 28 ve 29 Ocak’ta ise genç besteci Utar Artun’un “Hüzün” adlı eserine de yer verdiği konserinde, en genç ve başarılı şeflerden Cemi’i Can Deliorman ile beğeni topladı. 14 yıldır bir bölge orkestrası kadrosunun yarı kadrosuyla çalışan ve fazlaca yıpranmasına rağmen “genç ve idealist” yapısını sürdüren orkestra, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği yeni salonlarda her hafta dinleyicinin önüne çıkıyor. Perşembe konserleri ise pazar günleri Olay TV aracılığıyla dünya çapına yayılıyor. Bu haliyle “Türkiye’den konserleri periyodik olarak yayınlanan tek orkestra”, aynı zamanda “televizyonda düzenli gerçekle şen tek klasik müzik konseri programı”nın da başrolünü üstleniyor. Orkestra, ayrıca Balıkesir Burhaniye’den Yalova’ya, İzmit’e dek bölgede konser vererek de takdir topluyor. Bursa’nın en çağdaş kurumlarından BBDSO’nun olanakları ve kadrosunun şehirle çevresine yetmediği ise açık. Ge çen yıllarda “Yaramaz Notalar” adlı oyunda rol alarak Bursalı çocuklara hitap eden, Dağhan Celayir’in “Tek Notalık Adam” adlı bol ödüllü kısa filminde rol alan bu sıra dışı orkestra, Uludağ Gazoz gibi şehrin önde gelen firmalarının destek olmayı bir prestij saydığı yapısıyla yakın zaman için yeni ve önemli projeler tasarlıyor. (ersin@muzikoloji.org) sin’in yapıtını sahneye uyarlayan Dersu Yavuz Altun, birbirini izleyen tablolarda, bireylerinden her birinin kendi çıkarını kolladığı bir kasaba halkının, hepsinden çok daha kurnaz ve çıkarcı olan bir “hemşehri”lerini devlet katına dek nasıl yükselttiklerinin, bu süreçte onun tarafından nasıl kazıklandıklarının öyküsünü anlatıyor. Öykünün zaman içindeki yolculuğu birbirini izleyen tablolar yoluyla, hızlı biçimde sergileniyor. Yönetmen Altun, oyun için öngördüğü kabare tiyatrosu kıvraklığını, sahnede çeşitli biçimlere sokulan taşınabilir blokların kullanımıyla, yedi oyuncunun birden çok kişiyi canlandırmasıyla, en çok da metni başarılı bir müzikal çerçeve içine yerleştirerek sağlamış. Çeşitli tablolarda hızlı giysi değişimleri ve “ortaoyunculuk” biçemine yaslanan yorumlarıyla, şarkılı bölümlerde ise oyuncu kişilikleriyle sahneye çıkan sanatçılar, topluluğun müzik yönetmenliğini yapmakta olan Ali Seçkiner Alıcı’nın seyirciyi daha ilk aşamada sarıp sarmalayan müziğinin de hakkını veriyorlar. Yapımın başarıyı kucaklayan en önemli bir başka boyutu da, sahneyi boydan boya kaplayan bir üst platformda yer alan canlı orkestra ve şarkı eşlikçileri. Hızlı tartımını iki saat boyunca sürdüren, disiplinle yürüyen, iyi çalışılmış, tüm ayrıntılarına dikkat edilmiş, özenli bir yapım izliyoruz. Zübükzade İbrahim’i incelikli bir teatral yaklaşımla oynayan Yıldırım Şimşek’ten başlayarak, tüm oyuncular, komedi oyunculuğunun çekip uzatıldığında iç bayıltıcı olan abartmalarına ölçülü biçimde klişelere abanmadan başvururken, kendi yaratıcıklarını da ortaya koyuyorlar. Hakan Güven, Ana ve İmam kompozisyonlarıyla, Mehmet Ulusoy her zamanki yumuşak/duru oyunculuğuyla, Erdem Ulusal çeşitli kompozisyonlarıyla, Zafer Gökçek ve Ferhat Büküş tiplemeleriyle metni ayakta tutuyorlar. Eğitimi ve birikimiyle “aslen” müzikçi olan Ali Seçkiner Alıcı’nın oyunculuktaki gelişimi ise şaşırtıcı… Kimi sahnelerin gereksizce uzaması dışında, “açık biçim” tiyatronun bilinen özelliklerinin yeterince “yalın” ve yeterince “gösterişli” bir yaklaşımla sunulduğu “Zübük” yapımı, Aziz Nesin Usta’dan toplumca alınacak derslerin tükenmediğini bir kez daha kanıtlıyor. Derginin 192 kişinin katılımıyla yaptığı soruşturma, resmi listeye gerçek bir seçenek oluşturuyor Notos’un ‘100 Temel Eser’i Kültür Servisi Edebiyat dergisi Notos, 32. sayısında her yıl farklı bir konuda düzenlediği geleneksel yıllık soruşturmalarına bir yenisini ekledi. Konusu “100 Temel Eser” olarak belirlenen 192 yazar ve eğitimcinin katıldığı soruşturma, aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamaya konduğu günlerden bu yana tartışılan resmi listesine de gerçek bir seçenek oluşturuyor. En çok önerilen 100 eserin öneri sayısına göre yukarıdan aşağıya sıralanarak oluşturulduğu listede 59’u Türk, 41’i ise dünya edebiyatından eserler yer alıyor. Ayrıca listede 13 yaşayan yazarın eseri bulunuyor. Hedef kitlenin ortaöğretim öğrencileri olduğu soruşturma, yaşadığımız günlerin beğenisini, eğilimini sunan güncel bir liste. Önermesi ise hem öğretmenlerin uygulama sırasında daha kolay izleyebileceği hem de öğrencilerin kendilerine yakın bulacakları bir listeyi gözler önüne sermesi. Listesinin ilk 30 kitabı ise şöyle 1 İnce Memed 1 (Yaşar Kemal), 2 Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Ahmet Hamdi Tanpınar), 3 Alemdağ’da Var Bir Yılan (Sait Faik), 4 Memleketimden İnsan Manzaraları (Nâzım Hikmet), 5 Don Quijote (Cervantes), 6 Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali), 7 Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin), 8 Bütün Öyküleri (Sait Faik), 9 Suç ve Ceza (Dostoyevski), 10 Parasız Yatılı (Füruzan), 11 Küçük Prens (Antoine de SaintExupéry), 12Kuyucaklı Yusuf (Sabahattin Ali), 13Dönüşüm (Kafka), 14 Tutunamayanlar (Oğuz Atay), 15 Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal), 16 Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel García Márquez), 17 Çavdar Tarlasında Çocuklar (J.D. Salinger), 18 Aylak Adam (Yusuf Atılgan), 19 Sevda Sözleri (Cemal Süreya), 20 Beyaz Kale (Orhan Pamuk), 21Bütün Öyküleri (Anton Çehov), 22 Yeraltından Notlar (Dostoyevski), 23 Fareler ve İnsanlar (John Steinbeck), 24 Korkuyu Beklerken (Oğuz Atay), 25Yabancı (Albert Camus), 26 Bütün Şiirleri (Orhan Veli), 27Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan), 28 Benim Adım Kırmızı (Orhan Pamuk), 29Dede Korkut Hikâyeleri, 30 Puslu Kıtalar Atlası (İhsan Oktay Anar). SAG ödülleri açıklandı Kültür Servisi Oscar’ın habercisi olarak görülen ödüllerden biri olan Screen Actors Guild (Oyuncular Birliği) ödülleri önceki gece düzenlenen törenle sahiplerini buldu. “The Help” adlı filmindeki rolüyle Viola Davis, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün sahibi olurken “The Artist” filmindeki rolüyle Jean Dujardin, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne değer görüldü. Oscar’ın en güçlü adaylarından Christopher Plummer, “Beginners” filmindeki performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. K A M İ L M A S A R A C I K Ü L T Ü R ⅷ Ç İ Z İ K C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog