Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

3 OCAK 2012 SALI CUMHURİYET SAYFA 13 çişleri Bakanı İdris Naim Bey, Başbakanımızın millete İ sunduğu bir tür erken yılbaşı hediyesidir… Bir tür Çılgın Proje’dir. yaparak çağ açma projesiydi. Ama aslında amacı, CHP’nin projelerini örtmek ve yerliyabancı büyük şirketlerin iştahlarını kabartarak destek sağlama projesiydi. Seçim kazanıldı, iş bitti. Proje rafa kalktı. “Şiirsever” liderine dokunacağını elbette biliyor. Ve sorumlu bir siyasetçi olarak malum hukuki gerçeği ilan ediyor: Mevzuatımıza göre (şiir, resim, piyes, şarkı dahil her tür vasıta) “Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etme” aracı sayılabiliyor. Yargıtay’ın mahkumiyet gerekçesi bir içtihattır: “(Sanık) ‘Minareler süngü/Kubbeler miğfer/Camiler kışlamız/Müminler asker’ şiirini okuduktan sonra, hiçbir şeyin kendilerini sindiremeyeceğini, gökler ve yerler açılıp üzerlerine tufanlar yağsa, yanardağlar saçılsa bile kendilerinin susturulamayacağını, yanardağ ve yıldırım olup ezanları susturanların karşısında patlayacaklarını, referanslarının İslam olduğunu, bu ülkede inançlara saygı duyulmadığını, kula kulluk edilmeyeceğini söylemiş,(…) konuşması şiir sonrasında başlayan tekbir sesleri arasında sürüp gitmiştir. (…) Sanığın hitap ettiği kitle, parti mensuplarından, meraklılardan oluşan karma bir topluluktur. Adli psikoloji, bu topluluğu ‘yığın’ olarak tanımlar. (...) Bu topluluk birbirinin etki alanına girer. Bazen bir haykırış kişiyi sarsar, psikolojik kudretini belli noktalarda yoğunlaştırır. İrade öğesi kaybolur. Yığın, artık sürükleyicinin etkisindedir! (…) Sanık bir kesimi, diğeri aleyhine kapalı da olsa kışkırtmıştır. (…) Demokratik hak ve özgürlükler, demokrasiyi yok etmek için kullanılmaz. Sanık, savaş çağrısı yapmaktadır. Bu itibarla (hapis cezası için) temyiz itirazları yerinde görülmemiştir!” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi Esas 1998/10296 ve Karar 1998/82685) Cepsizlik Başbakan’ın hiçbir icraat ve projesinin hikmetinden sual olunmaz.. O icraat ve projeler karşısında, milletçe cepsiz ceket giymiş duruma düşeriz. Ellerimiz gibi.. Bu projeleri de nereye koyacağımızı bilemeyiz. Ki Cumhurbaşkanı Sayın Gül bile “5 artı 5” diye değiştirilen anayasa hükmüne rağmen, ellerini de kendisini de nereye koyacağını bilemez duruma düştü. Çünkü Başbakan, “Bu seferlik 7 yıl” diye yeni projesini ilan etti. Bir Bakanın Çılgın Proje Olarak Portresi... Çevre İdeolojisi!.. Bazı solcu arkadaşlarım yine takılacaklardır, ama yeni yılda bir kez daha şu “çiçekböcek” meselesine değineceğim. Yani doğa katliamına ve çevre sorunlarına... Zira konu demokrasi, özgürlük, insan hakları kadar yaşamsaldır. Hatta bunların tümünü kapsar. İster savunucuları tarafından başlı başına bir “ideoloji” olarak algılansın, isterse sınıfsal bir tahlille farklı dünya görüşleri kapsamında ele alınsın, çevre sorunları, giderek büyüyen krize dönüşmüştür. Bu bakımdan tüm canlıları ilgilendiren küresel bir sorunla yüz yüzeyiz. Adına “çevre” ya da “ekoloji” deyin, konu tümüyle ideolojiktir. Bu gidişle daha da geniş kitlelerin ilgi alanına girecek ve politikleşecektir. Dolayısıyla çevre sorunları ve mücadelesi sınıfsaldır, politiktir. Mesele, türlerin yok olması ya da azalması, dünyanın kirlenmesi, kaynakların vahşice sömürülmesiyle ilgili değil salt. Mesele, soluduğumuz havanın her nefeste zehirlemesidir. Küresel ısınmayla tüm canlıların yaşamının tehdit altında olmasıdır... ૽૽૽ Temel olarak da bugün doğayı, çevreyi sömüren, kirleten ve yok eden, vahşi kapitalist sistemdir. Çünkü sömürü sistemi paradan ve kârdan başka bir şeyi dikkate almaz. Tarihsel olarak insanlığın binlerce yıllık geçmişine rağmen, dünyamız büyük ölçüde son 200 yılda kirletilmiştir. Bu kirlenme, son 50 yılda doruğa ulaşmıştır. Dünyanın 50 yıl sonra kullanılacak doğal kaynakları bile, şimdiden tüketilmiştir. Dolayısıyla çevre ve doğa koruma mücadelesi veren bazı kesimler, kendilerini sınıflar üstü görse de kapitalizm karşıtıdır. Bu yüzden hem neoliberal düzeni savunup, hem çevre ve doğa mücadelesi yürütmek söz konusu olamaz. Küçük iyileştirmelerle sorunu geçiştirmeye çalışan sermaye sınıfına yaslanarak, bugün Türkiye’de olduğu gibi toprağı, ormanları, dereleri, suları yağmalayan AKP iktidarını destekleyerek, çevre mücadelesi yürütülemez. Yürütenler, halkı aldatmak gibi olumsuz bir niyetleri yoksa eğer, bilgisizdirler ya da büyük bir yanılgı yaşamaktadırlar. Nitekim Tortum’da HES’e direnen başörtülü kadınlar, Kastamonu Loç, Kumluca Alakır, Göcek Kızıldere, Manavgat Değirmenözü, Çayeli Senoz, Antalya Köprüçay vadilerinde, Fındıklı Arılı Deresi’nde köylüler, Hopa’da, “Su hayattır, satılamaz” diye haykıran gençler, polis ve jandarma dayağına maruz kalıyor, mahkemelere sevk ediliyor. Büyük Anadolu Yürüyüşü’yle Türkiye’nin dört bir yanından yürüyenler, Ankara’ya sokulmuyor. ૽૽૽ Kirletenlerin ilk sırasında yer alan ABD, Kanada gibi ülkeler, küresel ısınma örneğinde olduğu gibi uluslararası yaptırımları onaylamıyor. Sera etkisi sonucu küresel ısınma ve önemli bir felakete yol açacağı bilimsel olarak kanıtlanan deniz sularının yükselmesi konusunda, gelişmiş ülkeler hiçbir önleme başvurmuyor. Suyun azalmasına aldırmıyor, ormanları yok ediyor, karbon emisyonlarını indirme yönünde ayak sürüyorlar. Çünkü onlar sürekli üretim, aşırı tüketim ve para istiyor... Oysa, her yıl 11 milyon çocuk hava kirliliği nedeniyle ölüyor. 1 milyardan fazla insan temiz içme suyundan yoksun. Canlı türlerinin beşte birinin 20 yıl içerisinde yok olacağı belirtiliyor. 40 yıl sonra iklim mültecilerinin sayısının, bir milyara ulaşması bekleniyor. Öte yandan konuyu sömürüden soyutlayıp gelinen olumsuzlukların devasa büyüklüğüne ve vahşetine bakarak çevreciliğin “geçerli tek küresel kimlik olduğu” yaklaşımı da yanlıştır. Sonuç olarak çevre mücadelesini önemsemek gerekiyor. Çünkü özgürlük, insan ve diğer canlıların hakları, demokrasi kadar yaşamsaldır. Gidebileceğimiz başka bir dünya yok! EpedEdep İdris Naim Projesi’ni rafa kaldıramayız. Elan ve halen muvazzaf İçişleri Bakanımızdır. Başbakanımızın gençlik ve belediye arkadaşıdır. Onun her sözü gerekirse manşete çekilmelidir. Ki kendisi de bunun bilincindedir, buna göre beyanat vermektedir: “Terör sadece pusu kurmakla olmaz. Şiir yazarak da olur!” Bu tür demeçleriyle yalnız siyasette değil, edebiyat ve ebediyet âlemindeki yerini şimdiden “rezerve” etmiştir. Kapalı da olsa Kararda, “Sanık bir kesimi ‘kapalı da olsa’ kışkırtmıştır” deniyor. Erdoğan, kesinleşen 10 aylık mahkumiyetten 4 ay yattı. Silivri’de ise değil kesinleşmek, daha yeni başlamış davalardan 20 aydır, 30 aydır yatan var. “Şiir ile terör” bağı kuran Sayın Bakan, Silivri’de yaşanan ve yaşatılanlar konusunda da bir beyanat verse: “Men dakka duka” mı, yoksa “Bir tür ak içtihat” mı? Öğrensek... İçi dışı bir Projelerin içi de dışı da bir. Kaddafi’in elinden önce İnsan Hakları Ödülü alıp sonra da kendisinin de tekmelenerek öldürülme sürecinde edilgin rol alma projesi gibi. Bu türden projelere maruz kalanlar, dedik ya, cepsiz ceket giymiş duruma düşerler. Şimdi biz İdris Naim Şahin’i nereye koyacağız? Cezai evvel Kendisi iktidar için bir tür Canlı kalkandır. İşsizliğe, sürekli artan borçlara, boşanmalara, toplumsal dokunun bozulmasına, şiddete, cinayetlere karşı kullanılan bir canlı kalkan! Rafa “Öteki Çılgın Proje’yi nereye koyduysak oraya!” diyemeyiz… Çünkü o kanal açar gibi “Şiir yazarak da terör yapılabilir..” diyerek 74 milyonun önüne bir zarf atmıştır. Bu arada Sayın Başbakan’ın “Cezai Cemaziyel Evveli” üzerinden meri hukukumuzun bir acı gerçeğine de parmak basmak istemiştir. Yürürlükteki mevzuatımız, sadece şiir yazarak değil, “Şiir okuyor” gibi yaparak da “halkta kin ve nefret duyguları uyandırılabileceğini” hükme bağlamaktadır. Nitekim Erdoğan’a verilen 10 ay hapis 860 liralık para cezasının gerekçesi de budur. Teslimiyet İdris Naim Projesi gerçekten başarılıdır. Bu köşe bile, bile bile bugün ona teslim oldu! Şiir sevicilik İdris Naim Bey, “şiir” tartışmasının ucunun gidip ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com Rusya: Putin’e Büyük Muhalefet Tehdidi Yılbaşını Moskova ve St. Petersburg’da geçirdik. Rusya’nın son 2030 yılda nereden nereye geldiği inanılmaz! Kadın çorabı bile bulunamayan ülkede, bugün Batılı tüm markalar cirit atıyor, McDonald’s ve Starbucks, Kiril alfabe yazılışlarıyla sokakları dolduruyor. “Daha 1990’larda tuz veya tuzluk yoktu bu ülkede, vitrin kavramı bile yoktu. Betonarme dökmeyi bizden öğreniyorlardı, onlarla da yalnız ya Lenin, ya Stalin tipi prefabrike evler yapılırdı.” Bu sözler 20 yıldır Rusya’da yaşayan Türk mimarmüteahhit Gökhan Tuncalı’ya ait. Değişen Rusya hakkındaki bazı sorularımı böyle yanıtlıyor. Rusya’da 1900’lerin en başlarında doğup bugün hâlâ yaşayan insanlar yok mudur? Herhalde İnönü’nün “İnsan ömrüne sığan değişiklikler hayret vericidir” sözleri onlar için sarf edilmiş! Çarlık Rusyası, Ekim Devrimi, komünist rejim, Lenin, Stalin, “Gulag” dönemi, Soğuk Savaş, Glasnost ve… ne idüğü belirsiz yeni dönem! Rusya bugün komünizm, liberalizm ve faşizm sentezine benzeyen mantık dışı bir yerlerde sanki yeni rejimini arıyor. Son 1015 yılda felç geçirircesine durağanlaşmış muhalefet, şu anda dev bir kıpırdanma içinde. Büyük dalga, Komünist Parti’den değil, internetten geliyor. Arap dünyasının “çakma baharı”ndan daha başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek. Rusya’da “muhalefetçilik” zor zanaat. Zaten bu ülkede insanın pek bir değeri yok. Hatta bununla ilgili bir atasözleri de var; “Ne fark eder, bir eksik bir fazla, burası kocaman Rusya”. Her an helikopteriniz “şanssız bir kaza sonucu” düşebilir ya da gazeteci Anna Politkovskaya gibi apartmanınızın asansöründe dört kurşunla vurulmuş bulunabilirsiniz. Ya da Lebedev veya Khodorkovsky gibi vergi soruşturması sonucu yıllarca hapislerde çürüyebilirsiniz. Bunların ötesinde yeni dönem “düşmanlar” olan blogger’lar, her an kelle koltukta yaşıyorlar. 4 Aralık’ta yapılan seçimlerde program üstünden sahtekârlık yapıldığı iddiaları ile on binlerce insan sokaklara döküldükten iki hafta sonra, 24 Aralık’ta, ikinci büyük muhalefet buluşması, Moskova’da 1993’ten beri ilk defa 100 bin kadar insanı bir araya getirdi. Henüz tam bir lideri olmayan bu muhalefetin öne çıkan ismi Aleksey Navalny. Konuşmasında “Ben burada Kremlin’i ve Beyaz Saray’ı alacak bir güç görüyorum, evet, biz barış içinde bu değişimi gerçekleştirmek istiyoruz, ama sabrımızın sınırı var” gibi iddialı sözler sarf eden ve en son 15 gün hapis yatan Navalny’nin dışında, bu sene 14 kere tutuklanan Sergey Udaltsov hâlâ hapiste ve üst üste açlık grevleriyle hükümeti terletiyor. Twitter ve bloglardan çığ gibi büyüyen bu taze muhalefetin zaafı, birleşik olmaması. Ana sloganı “biz, halka ait olanı alın” olan Navalny’nin karizmatikliği çekememezlik yaratırken, milliyetçilerle olan işbirlikleri eleştiri alıyor. Liberal muhalif, efsanevi dünya satranç Şampiyonu Garry Kasparov da dikkat çeken isimler arasında: “Artık biz daha kalabalığız, büyüyoruz ve korkularımızı yendik” diyor. Tabii atılan sloganlara bakılırsa bu başkaldırının cesareti hemen ortaya çıkıyor. Duma seçimlerinin iptali ve Seçim Kurulu Başkanı’nın istifasını isteyen kitleler, Putin’in “Birleşik Rusya”sının “Dolandırıcılar ve Hırsızlar Partisi” olduğunu haykırıp Kremlin’in “çetevari” işgaline son vermek istediklerini haykırıyorlar. Bu muhalefetin tek koldan değil de atomize parçalar halinde sürdürdüğü merkezsiz kuşatma, Putin ekibine daha ağır bir fatura bırakıyor. Devlet televizyonunun saptırılmış yayınları artık halkı sakinleştirmeye yetmiyor. 4 Mart’ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Başkan Medvedev’le yer değiştirmek isteyen Başbakan Putin, (Hay Allah, bu bana neyi hatırlattı acaba?) gelişmelerden son derece rahatsız. Henüz “ileri demokrasi” metodolojilerini tam keşfedemediği için sokak muhalefetini bastıramayan Putin, “muhalefetle diyaloğa girelim de, kiminle konuşacağız ki” diyerek ortadaki bölünmüşlüğe gönderme yapıyor. Potansiyel liderleri sürekli içeri girip “çıkan” direnişin tek ortak noktası ise “Putin’e oy yok” sloganı. Rusya, birçok gelişmeye gebe. Sosyalizmin, liberal faşizm vampirine kalıcı dönüşü, sancısız yaşanmayacak. Protestocuları maymunlara, sembolleri beyaz kurdeleyi de prezervatife benzetme gafını yapan Putin’in başı daha çok ağrır. Çünkü Batı’ya karşı kan içici bir vampire dönüşmeden, sakin yollardan bu yangını nasıl bastıracağını pek bilemiyor. Sokak muhalefeti bize oranla çok daha güçlü ve daha özgür olan Rusya, dünyayı şaşırtacak günlere doğru yol alıyor. HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 BULUT BEBEK NURAY ÇİFTÇİ bulutbebek@hotmail.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ Güney Ana 1 dolu’ya özgü, buz kırıkları 2 ve şerbetle ya 3 pılan serin içe 4 cek. 2/ Din 5 adamlarının simgesi sayı 6 lan başlık... 7 Karışık renkli. 8 3/ Kent... Hollanda’nın pla 9 ka imi... Bir spor ta 1 2 3 4 5 6 7 8 9 kımının gözde oyun 1 P A F T A İ S O cusu. 4/ Taş ya da 2 A T E L A N E T tuğladan yapılmış 3 F E V K A N İ U olan. / Aynı ahır adı4 T K O T A E R na koşan yarış atla5A L A T U R A U rına verilen ad... Soyundan gelinen kim 6 A N A R Ş İ Z M A İ L E se. 6/ Gözün ağta 7 İ N İ 8 S E E Z E T A bakası... Öğütülmüş 9 O T U R U M A Z tahıl. 7/ Cinsiyet... Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez. 8/ Arıların kovan deliğini kapatmak için kullandıkları sarı ve yumuşak madde. 9/ Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü bir tür köfte... Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Nohut ve parça etin de konulduğu bir tür mantı. 2/ Üstü kapalı olarak anlatma... Sıra, nöbet. 3/ Salam, sosis, sucuk gibi hazır yiyeceklerin satıldığı dükkân. 4/ İlaç... Ödünç, eğreti. 5/ Boyalı, renkli, parlak... “Elif dedim dedim / Kız ben sana ne dedim” (Türkü). 6/ Adları sıfat yapan bir yapım eki... Ortasında lagün bulunan mercan adası. 7/ Fas’ın plaka imi... Radyum elementinin simgesi... Yabancı. 8/ Bir göz rengi... Atılmış ve eğirilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün ya da pamuk. 9/ Kazakistan’ın başkenti. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog