Bugünden 1930'a 5,418,658 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

27 OCAK 2012 CUMA CUMHURİYET SAYFA 13 Trafikte Ölenlerin Çoğunluğu AKP’li Seçmen! GÖRÜŞ lkemizin pek çok acil Ü sorunu var... Ne yazık ki “Aciliyet” sırası görevini 1993 yılından beri yerine getirmiyor? Neden? “Başbakan bir de trafikle mi iktidarın nema önceliğine uğraşsın” diyorsa... göre değişiyor. 2918 sayılı Karayolları Sorunların en acili, en can Yasası’nı değiştirip 4 yakıcısı, en can, çok can yardımcısından birisini“Trafikten alanı trafik... Sorumlu Başbakan Yardımcısı” Sayıştay özel olarak TBMM yapmalıdır! için bir ‘Trafik Güvenliği Trafık istisna tanımaz... Rütbe, Raporu’ hazırlamıştı. makam dinlemez. Trafiğin artık yayalar için Hiçbir şey bağlamaz: Emniyet kemeri bile Hele de... bile ölüm saçtığını rakamla, Başbakan’ın bir oğlu trafik belgeyle ortaya koymuştu. kazası yaparak değerli bir Ama ortaya koyduğuyla etmektedir... sanatçının (Sevim Tanürek) kaldı. ૽૽૽ ölümüne sebebiyet vermişse... “Devlette devamlılık vardır!” denir Daha önce de yazmıştık. Başbakan Yardımcısı (B. Arınç) durur. “Şok” “astronomik” sayıda ölü bir oğlunu kazada kaybetmişse... Herhalde TBMM içinde ve yaralı beklemeden trafiği her Birçok yazar ve başyazar gibi... muhalefet partileri de yer aldığı için fırsatta yazmayı sürdüreceğiz. Trafiği “entelektüel veya siyasal devlet sayılmaz... Yasalarımız, trafik güvenliğinde 1 derinlikten” yoksun bir alan olarak TBMM’de devamlılık yoktur. No’lu sorumlu ve yetkili olarak mı görüyor? TBMM Trafik Güvenliği Araştırma başbakanı ve onun başkanlığındaki Yoksa siyasal nema yönünden Komisyonu’nun raporu da bu Karayolu Güvenliği Yüksek yetersiz bir konu olarak mı “devamsızlık”tan nasibini almıştır. Kurulu’nu göstermektedir. değerlendiriyor? Çünkü o rapor başbakanı Başbakan, bu kurulu yasaya Elbet bir de başlıktaki gerçek var. göreve çagırmakta... göre “Yılda en az 2 kere” Hiç değilse bu nedenle trafiğe Ve bu konuda yaşayı çiğnediğini, toplamakla yükümlüdür. biraz ilgi!! görevini ihmal ettiğini ilan Ama ne hikmetse başbakan bu Dr. HANDAN DİKER* Bir Yenileşme ve Bağımsızlaşma Projesi: Okuryazarokur Ortalığı Cumhurbaşkanı’nın da dahil olduğu Tweetçiler sardı. Bu köşeyi dahil ettiler. ulsuz zarf, pullu zarf, faks, eposta, P Facebook... Derkeeen. Ulusal Ant (Misakımilli) Müslümanlar 5’e ayrılır. 1) Tam zamanlı Müslüman 2) Cumadan cumaya 3) Ramazandan ramazana 4) Bayramdan bayrama 5) Sadece kalbi temiz olan ‘Ulusal ant şu hat bu hat diye hiçbir zaman sınırlar çizmemiştir. O sınırı çizen şey ulusun çıkarı ve yüksek kurulumuzun isabetli görüşüdür. Yoksa bu, haritası olan bir sınır yoktur.’ M.K. Atatürk (TBMM gizli celse zabıtları cilt: 3) Meclisi Mebusan 12 Ocak 1920’de İstanbul’da son kez toplandığı zaman Mustafa Kemal’in daha önceden hazırladığı bir barış programını ya da bilinen adı ile Misakımilli’yi 28 Ocak 1920 tarihinde kabul etmiştir. Bu barış programında ulusun çıkarları ön plana alınarak yeni kurulan ulus devletin sınırları saptanmıştır. Mustafa Kemal’in olmadığı bu Meclis onun hazırladığı kararları kabul etmiştir. Bu çok önemli ve tarihi bir olaydır. Meclisi Mebusan’ın içinde bulunan 80 kişiden oluşan ve kendilerine Felahı Vatan grubu denilen bir grup, Misakımilli kararlarını bu Meclis’e onaylattırmışlardır. Misakımilli ya da başka bir deyişle ulusal andımız bir tarihi belgedir. Çünkü bu belge ile öncelikle yeni kurulan ulus devletin sınırları çiziliyordu. Bir başka önemi ise bu kararların doğrudan doğruya Mustafa Kemal tarafından hazırlanmış olmasıdır. Yani kısaca diyebiliriz ki onun kaleminden çıkmış kararlardır. Tamamen Erzurum ve Sivas kararlarından oluşan Misakımilli 6 maddeden oluşur. Bu kararlar şöyledir: 1 Osmanlı Devleti’nin yalnızca Arap çoğunluğu bulunan ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin (Mondros) imzası sırasında düşman işgali altında kalan bölgelerin geleceği halkın özgür oyu ile saptanmalıdır. Mütareke sınırları içinde Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu bölgelerin tamamı ayrılmaz bir bütündür. 2 Halkı özgür kalır kalmaz anavatana kendi oyları ile katılan 3 sancakta (KarsArdahanBatum) gerekirse tekrar halkoyuna başvurulmasını kabul ederiz. 3 Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya’nın hukuki durumu özgürce yapılacak halkoyu ile belirlenmelidir. 4 İstanbul ve Marmara Denizi’nin güvenliği korunmalıdır. Bu şartlarla Boğazlar’ın dünya ticaretine ve ulaşımına açılması hakkında bizimle diğer ilgili devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir. 5 Azınlıkların hakları, civar ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanmaları şartı ile garanti edilecektir. 6 Milli ve ekonomik gelişmemizi sağlamak ve işleri daha çağdaş bir yönetimle yürütebilmek için her devlet gibi bizim de tam bir bağımsızlık ve serbestliğe ihtiyacımız vardır. Bu nedenle siyasi, adli ve mali gelişmemizi önleyecek sınırlamalara karşıyız. Borçlarımızın ödenmesi şekli de bu esasa aykırı olamaz. Misakımilli bir barış programını içermektedir. Bir barış adamı olan Mustafa Kemal için barış her zaman en önemli olarak üzerinde durulması gereken bir zorunluluktur. Mustafa Kemal’in amacı barışla dolu özgür ve çağdaş bir dünya modeli oluşturmaktır. Bu ideal dünyada yer alan bireylerin hepsi de haliyle özgür düşünceli bireylerden oluşacaktır. Bu ideal düzen sadece kendi içine kapalı olmayıp tüm dünya uluslarını da kapsayacak bir nitelikte olacaktır. Mustafa Kemal’in kurduğu bu yeni Türkiye Cumhuriyeti de temel yapısını Misakımilli’ye dayandıracaktır. Mustafa Kemal 1923 yılında İzmit’te yaptığı basın toplantısında şu sözleri söyleyecektir: “Ulusal uğraşın amaç ve hedefi, ulusun tam bağımsızlığını kayıtsız ve koşulsuz egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Ulus, dış egemenliğini elde edebilmek için izlenmesi gereken tutumu ulusal ant ile belirtmiştir. Ulusal egemenliğini sağlamak için de izlenmesi gereken yönetimi anayasa ile saptamıştır.” Kısacası görüyoruz ki; Misakımilli; Bir barış programının adıdır. Bir özgürleşme ve bağımsız olarak yaşama istemi projesidir. Özgür bir devlet olarak ulusal sınırlarımızın saptanması işlemidir. Belki de tüm bunlardan da önemli olarak o bir modernleşme ve çağdaşlaşma eylemidir. * Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Türkçe Dilimizin zenginliği enginliği: Nela bu? Bune la? Nebu la? Lane bu? Labu ne? Anlaşılır Kadının huyu para yokken... Erkeğin huyu para çokken... ૽૽૽ Pompacı, “Kurşunsuz mu olsun abi” deyince “Kurşuna gerek yok; sözlerin var ya!” dedim, sarıldık ağladık! Kullanma Kullanıldığını bilmeyen herkes âşıktır! Karin Fişekçi tir: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” Genel Kurul’da gözlerinizi kapatmadığınız ve arkanızı kürsüye dönmediğiniz sürece “en hakiki mürşit” bu sözdür. İkinci özdeyiş ise: “Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz!” Bu sözün sahibi belli değildir. TBMM garajının girişindedir. Garaja “mazeret” özdeyişini selamlayarak, TBMM Muhafız Taburu Nizamiyesi’nin önünden girilir. O söz askere mi söylenmektedir, eclis’te milletvekilleri iki özküldü. M deyişin gölgesinde çalışırlar: Sökülen sözün ardından “Hiçbir mazeret Birincisi Mustafa Kemal’e aitbaşarının yerini mebuslara mı? Sorunun yanıtını... Bendeniz mazeret beyan etmek gibi olmasın ama... Gazeteci ve milletvekili olarak kırk yıldır bulmaya çalıştım... Başaramadım. ૽૽૽ “Askerlikte mazeret yoktur!” gerçeğini bedelliler bile bildiğine göre... O sözün hedefi asker değil, milletvekilleri olmalı idi... İdi... Çünkü dün o özdeyiş duvardan sötutmaz!” sözünün hakkını ve gereğini asker değil... İktidar yerine getirmiş oldu... Ve 90 yıllık TBMM Muhafız Taburu’na marş marş çekmeyi başardı. Böylece Yüce Meclis’i yüce yapan gerçeğin yani, Kurtuluş Savaşı’nın karargâhı olmasının tarihi izi de böylece silinmiş oldu. Daha önce de belirtmiştik: Muhalefetten hiçbir ses çıkmadı. Bizce iyi de yaptı: “Hiçbir itiraz, başarısızlığı izah etmeye yeterli olmaz!” AŞK VE EVLİLİK şk ve evlilik konusunda çok acemi olan Kızılderili A delikanlılar akıl danışmak üzeküskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil eder... Diğeri ise huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı...” Gençlerden birisi elini merakla kaldırarak sorar: “Peki sonunda hangi kurt kazanır?” Reisin yanıtı tek sözcüktür: “Beslediğin!!” re kabile reisine başvurur: Reis, “Oturun” der ve ağır ağır konuşmaya başlar: “Bizim dilimizde der, ‘İçime kurt düştü!’ diye bir deyimimiz vardır. Aşk ve evlilik söz konusu olunca, içimize her zaman bir değil, iki kurt düşer. Bu iki kurt sürekli birbiriyle dövüşür, biri ötekini boğmaya kalkar... Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, ‘Döner Morde!’ MERİÇ VELİDEDEOĞLU KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr Değerli çizerimiz Mustafa Bilgin, “18 Ocak” günkü karesinde “Ocak Ölülerimizin Bazıları” başlığıyle altı resme yer vermişti. Sırasıyla; Prof. Dr. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Gaffar Okkan, Hrant Dink, Lefter Küçükandonyadis ve Rauf Denktaş. İlk dördü öldürülmüştü; M. Aksoy “22” yıl önce; U. Mumcu “19” yıl önce; G. Okkan “11” yıl önce; H. Dink ise “5” yıl önce. M. Aksoy’u iyi tanırdık; H. V. Velidedeoğlu’nun ilk öğrencilerindendi; inanılmaz kertede enerji dolu bir insandı; hep coşkuluydu. Olağanüstü bir savaşım veriyordu; “1923 Atatürk Devrimi” ilkelerinin içlerini boşaltmaya çalışanlara karşı; ayrıca “petrol” sorununa da el atmıştı. “31 Ocak 1990”da evinin önünde öldürüldü; kuşkusuz ülke ayağa kalktı; Ankara’da büyük bir kınama yürüyüşü yapıldı; türlü sloganlarla “cinayet” lanetlendi. Üç yıl sonra, “24 Ocak 1993”te U. Mumcu inanılmaz bir vahşetle, öyle bir kana susamışçasına öldürüldü ki, toplum bu “acı”yı yoğun bir biçimde duyumsamaktan, yaşamaktan kendini alamadı; yüz binler, “Hepimiz Uğur Mumcu’yuz!” diye haykırarak yürüdü. Üçüncü resim, Diyarbakır, Emniyet Müdürü G. Okkan; toplumu birbirine bağlamak için köprüler kuruyordu; çocuklardan başladı; arabasını taşlayan çocukları makamına konuk ediyor, onlarla uzun söyleşiler yapıyordu. “24 Ocak 2001”de öldürüldü “beş” korumasıyla birlikte. Diyarbakırlı anneler o gün ve ertesinde doğan oğullarına hep onun adını verdiler; tam “101” Gaffar Okkan var bugün. Dördüncü resimdeki Hrant Dink, “19 Ocak 2007”de öldürüldüğünde toplum: “Hepimiz Hrant Dink’iz!” haykırışıyla ayağa kalktı; “kınama”yı daha da ileriye taşıyarak “Hepimiz Ermeniyiz!” sloganına da yer verdi. Geride bıraktığımız “19 Ocak” Perşembe günü öldürülüşünün “beşinci” yılıydı; çok yoğun bir katılımla anıldı; “elli bin” kişi yine “Hepimiz Hrant’ız!”, “Hepimiz Ermeniyiz!” diye haykırarak yürüdü. O gün görsel basın, ertesi gün de yazılı basın Hrant Dink’le doluydu; “Cumhuriyet” de öyleydi. Yalnız, Ahmet Cemal, köşesi “Odak Noktası”nda, “Bütün Öldürmelere Karşı mıyız” başlıklı yazısıyla, olaya başka bir açıdan bakıyordu sanırım. Sorduğu sorunun yanıtını irdelerken bir ara: “Yoksa bu toplumda; ‘insan yaşamının değeri’ni, her şeyin ‘ölçütü’ diye benimsemenin ‘yerini’, bazı öldürmelere ‘ses’ çıkarılmayabileceği, bazı ölümlerin daha ‘sessiz’ geçiştirilebileceği, dahası o günkü ‘politika’ gereği, yerine göre, ‘sessiz’, geçiştirilmesi ‘gerektiği’ yolunda bir anlayış mı almış m.velidedeoglu@hotmail.com C MY B C MY B tır” diyerek, konuyu ortaya koyan bu soruyu insan okuduğunda; bir an durup düşününce, “Uludere Olayı”na uzanıveriyor. Tepkimiz nasıldı, ne boyuttaydı bu “34 kişi”nin öldürülme olayına karşı? Bir süre önce de aynı bölgede geçen “Çukurca Olayı”na; “terör örgütü”nün pusu kurarak “24 Mehmetçik”i öldürmesine karşı buraları halkının tutumu nasıldı? Ölenler, öldürülenler, kim olursa olsun, işte tam “bu durumlar”da, böyle “durumlar”da; “... ‘karşı çıkmak’ bağlamında, toplumda bir ‘consensus’a varılmış mıdır?” diye soruyor A. Cemal yazısında. Yine bir ara, “... kimilerinin öldürülmesini kaydadeğer cinayetlerden saymama” gibi bir tutumdan söz ettiğinde, bu kez “Gonca Kuriş” önümde beliriverdi. İslam dininin, “kadın” anlayışına, bakışına “çağa dönük” bir boyut kazandırmak isteyen, beş çocuk annesi, başı örtülü “İslamcı bir feminist”ti Kuriş. Eşinin yanındayken kaçırılıp ağır işkencelerle öldürülmüştü. Bu cinayet karşısında da tepkimiz nasıldı? Bırakalım on binleri, binleri, dört yüzbeş yüz kişi bir araya gelip kınamış mıydık? Ya şimdi... Bunun gibi durumlar, A. Cemal’in, “ölümleri sınıflandırmak” saptamasına uygun düşüyor sanırım. Yazarın “ölümü sınıflandıran toplumlar” hakkındaki değerlendirmesine geçmeden önce bu kapsama alınabilecek olan aynı gün Cumhuriyet’te yayımlanan bir haberden söz edelim diyorum. Osman Çutsay, Federal Almanya’dan bildiriyordu; bu ülkede geçen yılın “en kötü sözcüğü” olarak seçilen söz, Neonazilerce işlenen cinayetleri anlatmak için, “güvenlik güçleri” (polis) ve “medya” tarafından kullanılan “Döner Morde”, yani “Döner Cinayetleri” olmuş. Verilen bu addan da anlaşılacağı gibi, cinayetlerdeki baş hedefin “Türkler”, “Alman Yurttaşı” olan Türkler olduğudur. Seçimi yapan “Jüri”nin başkanının söylediği gibi, bu adlandırmanın dolaysiyle bu ölümlerin bir “aşağılama” içerdiği apaçıktır. Alman yurttaşları oldukları halde, “bazı halk grupları dışlanıyor ve kurbanlar kökenleri nedeniyle, bir ayaküstü büfe yiyeceğine indirgeniyor” açıklamasıyla da, ölümlerin açıkça nasıl “sınıflandırıldığı” ortaya çıkıyor. Ayrıca ne Jüri Başkanı Nina Jonich ne de bir avuç olsa daAlman halkı bu öldürmelere kuşkusuz Neonazilere de karşı olduklarını, şiddete uğrayan toplumun “kimliği”ne bürünerek ortaya koymuyorlar. Sanırım olayı “insan olma” bağlamında ele alıyorlar; umarım, “ölümü böylece sınıflandıran” toplumların, “insanlık” kavramına yaptıkları “kıyım”ın da ayrımındadırlar. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com T.C. SİLİFKE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NDEN KAMULAŞTIRMA İLANI ESAS NO: 2011/330 Esas KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YER: MERSİN İLİ SİLİFKE İLÇESİ SÖKÜN KÖYÜ PARSEL NO: 392 PARSEL YÜZÖLÇÜMÜ: 4.200,00 M2 (Kamulaştırılan kısım 1.046,16 M2) MALİKLERİN ADI VE SOYADI: DURHASAN BELEN, HATİCE ÇAM, FATMA PIYNAR, HATİKE ARSLAN, MUSTAFA FEYZİ BELEN, MUSTAFA BELEN (HALİL OĞLU), MUŞTA BELEN (ABDURRAHMAN OĞLU), MAHMUT BELEN, YÜCEL BELEN, AYŞE DURDU, AYŞE BELEN, FATMA BELEN, HÜRÜ UZUN, ŞADİYE BELEN, KASIM BELEN. KAMULAŞTIRMAYI YAPAN İDARENİN ADI: Ulaştırma Bakanlığı (Karayolları Genel Müdürlüğü) KAMULAŞTIRMANIN VE BELGELERİN OZETİ: İdare tarafından yol, inşaat sahası ve emniyet sahasının temini amacıyla 06/04/2009 onay tarihli 2009/78 sayılı kamu yararı kararına istinaden mülkiyeti davalılara ait olan yukarıdaki nitelikleri belirtilen taşınmazın kamulaştırılan kısmın tamamına toplam 11.863,45 TL kıymet takdir edilerek kamulaştırılmıştır. Kamulaştırmayı yapan davacı idare, malikleriyle cinsi ve niteliği yukarıda yazılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili için davacı idare tarafından mahkememizin 2011/330 Esas sayısında dava açılmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası’nın 10. maddesinin 4. bendi uyarınca ilan olunur. 22/07/2011 (Basın: 4767) YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Nemli yerlerde yetişen zehirli bir bitki. 2/ Verme, ödeme... Özellikle “Bolero” adlı yapıtıyla tanınmış Fransız besteci. 3/ Yusuf Ziya Ortaç’ın üç perdelik manzum trajedisi... Eski ve bilinmeyen bir tarihi anlatmakta kullanılan deyim sözü. 4/ Yankı... Vücudun yatıştan ayaküstü duruma geçişini sağlayan jimnastik hareketi. 5/ Bir nota... Kanun. 6/ İdare lambası. 7/ Yontulan, rendelenen bir ağaçtan çıkan parça... Soyundan gelinen kimse. 8/ Bir gıda maddesi... İzmir’in bir ilçesi. 9/ Gökçeada’da yer alan ve yurdumuzun batıdaki en uç noktası olan burun. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ “Kuşdili, hasal 1 ban” gibi adlar da verilen ve Akdeniz 2 yöresinde yetişen 3 kokulu bir bitki. 2/ 4 Çabuk davranan, çevik... Sivas ilinde 5 bir göl. 3/ Yapağı 6 dan elde edilerek 7 eczacılıkta ve parfümeride kullanılan 8 sarımtırak renkte 9 yağ. 4/ Konya’nın 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Ereğli ilçesinde, 150 dolayında kuş türünü barın 1 Ç I L B I R G E dıran ve “tabiatı koruma 2 I R A R A B A N alanı” kapsamına alınan 3 L A N A F O R göl. 5/ Uzak... Beyşehir 4 B A N A K C İ P Gölü’nde bir ada. 6/ Me 5 I R A K K U P A lih Cevdet Anday’ın fil6R A F K A K S me de aktarılan bir roma7 B O C U K E T nı... İlave. 7/ Tuzağa düE B E şürülen şey... Orta Ameri 8 G A R İ P P A S T E L ka’da bir ülke. 8/ Alevi 9 E N Bektaşi şairlerinin tarikat konularını dile getirdikleri şiir türü... Boru sesi. 9/ Adları sıfat yapan bir yapım eki... Gemiyi baştan ya da kıçtan halatla karaya bağlama.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog