Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

22 OCAK 2012 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 sayıda kusursuz insandan biri, hatta en önde geleni Hrant Dink’in hunharca katli, başlı başına bir tragedyadır. Oysa Hrant’ın katlini düzenleyenlerin bırakın cezalandırılmayı, “ödüllendirildiği” Türkiye’de, bu cinayetin davası komedya bile değil, ancak fıkra olabilecek bir mahkeme kararıyla sonuçlandı. Üstelik, özgün bile değil, Nasreddin Hoca’dan apartılmış “çakma” bir fıkra… Dava beş yıl sürdü. Ama daha başlamadan, hatta soruşturma aşamasından bile önce, Hrant Dink’in yüreği yanık ailesinden avukatlarına, herkesin kafasında cinayeti azmettiren örgütün adı belliydi: Ergenekon. Özellikle de Hrant Dink’in evrensel insanlığından hiç mi hiç nasibini almamış, onun asla dönmediği solculuktan çoktan dönüp iktidara yamanmış oportünistler, cinayetin aydınlatılmasını otomatik vitese takar gibi Ergenekon davasına bağladılar. Öyle ki Hrant’ın hiç sahip çıkmadığı “etnik ayrımcı” söylemlerine karşın onun dava arkadaşı olduklarını ancak ölümünden sonra iddia edebilen “yetmez ama evet”çiler, Silivri’ye gönderilen her sanıkta bir “Oh!” çekip, sanki Hrant Dink’in cinayet azmettiricisi tutuklanmış gibi sevindiler. ૽૽૽ Hrant için yüreği gerçekten yansın yanmasın; cinayetin Ergenekon örgütü tarafından kurgulanıp işletildiğine emin olanların ortak noktası, AKP u ülkede eşit yurttaşlığa dayalı toplumsal bir barış B için mücadele eden çok az hepsi kodesi boyluyordu! Şimdi, Hrant Dink’in katlinin 5. yıldönümünde Agos gazetesinin penceresinden bildiri okuyan Karin Karakaşlı, “Bu davayı bir türlü Ergenekon’a bağlayamadılar” diye sitem ediyor. Tribünler, “Hrant’ın katili Ergenekon çetesi!” diye haykırıyor. Yarım yamalak görülen davaların Yargıtay’a yığılmasından yıllardır şikâyetçi Başbakan, Hrant Dink cinayetinde adalet için Yargıtay’ı adres ve “Sarı Gelin” türküsünü referans gösteriyor. ૽૽૽ Hani Nasreddin Hoca, ahırda semerini dikerken iğnesini yitirir. Kendisine el veren köylülerle birlikte başlar iğneyi sokakta aramaya. Saatler sonra bir köylü, “Tam olarak nerede düşürmüştün iğneyi?” sorusuna “Ahırda!” yanıtını alır. “Bre Hoca, ahırda kaybettiğin iğneyi niye sokakta aratırsın!” diye dellenince, Nasreddin, “Orası karanlıktı, burası aydınlık!” karşılığını verir ya… İşte o hesap. Varın fıkranın mı otantik, yoksa bu davanın mı patetik güldürmece olduğuna, siz karar verin. Ya Hrant Dink’i öldürten örgüt Ergenekon değil, ya da aranan Ergenekon, bulunanı değil, amma… Hrant Dink cinayetine ilişkin mahkeme kararı, AKP adaletine “yetmez ama evet” diye güvenenlere yetmedi, nedense. Sehven de mi yetmedi? Kimi Ergenekon ve Balyoz sanıkları sehven kanıtlarla tutuklu da! “İftiranın inandırıcılığı ne kadar zorlamaysa, aptalların belleği de o kadar kolaycıdır.” CASİMİR DELAVİGN E Sehven Yeter mi? adaletine güvenleriydi. Maktulü tehdit eden Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz gibileri Ergenekon’dan tutuklandığına göre, böyle bir peşin hüküm, hiç olmazsa başlangıçta mazur görülebilirdi. Zaten savcı da cinayetin örgütlü olduğuna işaret ederken, Ergenekon’u gösteriyordu. Ne var ki iddiasını açık seçik olgularla destekleyemedi. Çünkü mahkeme salonunu dolduranların beklediği peşin hükmü kanıtlamaya odaklanmıştı. Aslında tanıklar ve kanıtlar apaçık ortadaydı. Ama Ergenekon’dan daha ciddi bir yapılanmayı sorgulamayı gerektirdiğinden, kurcalaması hem daha zor hem de sakıncalıydı. Hazır darbeciler tutuklanır, yıllarca tutuklu yargılanır, medya millet sus puş olmuş; ancak sürdükleri at izi, ot izinden Ergenekon çıkaranların konuşturulduğu bir ortamda, bok izi sürüp ortalığı bulandırmaya ne lüzum vardı? ૽૽૽ Üstelik, cinayete hazırlık Fotoğraf: ALİ ARİF ERSEN Duygudaşlık İnsancıl Gazel Mavi denizin sevdasıyla Madımak’ta yakılmışız. İşkence ç’ektikçe özgürlük diye kül olmuşuz. Açlığın nefes ışıltısından; merhem ummuşuz. Aferistlerin kadehinin kırığıyla esrikleşmişiz. Güneşin üstümüze doğmaması; şehla g’özlerimizden, Kurşun yedikçe d’ağlara yaslanıp; türküler söylemişiz. Ellerimizin kelepçeliliği; azatlığımızdan değildir, Kopan fırtınanın tam arifesinde duasız ölmüşüz. Atlamışız kayadan öfkeyle; anafordan abise inmişiz. Siyatikli d’izlerimizle, yeti gözlü balığa el uzatmışız. Mum ışığı dilber; ç’akma kibritini zaten alev almışız.* Zeki KARAASLAN *Geceyi Kanatan Karanfil/ Mühür Kitaplığı, 2011 aşamasında göz yuman, işlendikten sonra da katilleri koruyan devlet memurları; ilişilmezlikle kalmayıp, hükümet tarafından birer ikişer “yeni atamalarla” ödüllendirilirken… Telefon kayıtları böyle silindi. Raporlar böyle imha edildi. Cinayeti aydınlatacak kimi tanıklar sorgulanmadı. Kimi sorumlular valiyken AKP milletvekili, emniyet müdürüyken vali yapıldı, bazılarının da görev yeri değiştirildi. Ama bu sırada, Hrant Dink cinayetini Ergenekon örgütüyle ilişkilendirmeye çalışan gazeteci Nedim Şener, ne hikmetse Ergenekonculuktan içeri alınırken… Devlet içindeki F tipi yapılanmaya dokunan başta Ahmet Şık, ne kadar araştırmacı gazeteci varsa KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr Lefter’in Son Dersi Her yönüyle “Fenerbahçe” demekti; ama “Beşiktaşlı”lar, “Galatasaraylı”lar, hatta Trabzon, Bursa, Eskişehirspor gibi “eski” Anadolu kulüplerimizin taraftarları da Şükrü Saracoğlu Stadı’nda sarılacivertlilerle beraberdiler... Ancak önemli milli maçlarda görülebilecek bu büyük duygu birliği Lefter içindi; çünkü o, sadece “milli” futbolcumuz değil, herkesin sevgilisi… “Ulusal gurur kaynağı”mızdı. Cenaze haberlerini okuyan biri dedi ki; “Demek Hıristiyanmış!” Evet… İster Hıristiyan, ister Müslüman, ister Musevi, hatta dinsiz; hatta, ister solcu, sağcı, liberal ya da muhafazakâr olalım; eğer bu vatanın evlatlarıysak, Lefter “hepimizin”di. Nitekim 1925’te doğduğu Büyükada’nın Aya Dimitri Kilisesi’ndeki veda merasimine katılanların ve Rum Ortodoks Mezarlığı’nda Televizyon olmadığından, sinemalarda filmden önce gösterilen siyahbeyaz “maçlardan özetler”de Lefter’in gollerini kaçırmamak için tuvalete bile gitmediğimizi anımsarım. Bilet alamadığımız maçlarda, ancak sahanın yarısını görebildiğimiz Gazhane tarafındaki tepeden Lefter’i “bedava” seyretmenin keyfini ise anlatamam... Yıllar sonra Büyükada’ya gittiğimizde devamlı takıldığı “Yüksek Kahve”de bekledik... Neyse ki son vapurdan önce geldi. Tokalaştık, hatırını sorduk. O güleç ama “ciddi” bakışları nasıl da eskisi gibiydi... İtalya’ya transfer olduğunda adeta yas tutmuştuk. Döndüğünde bütün Türkiye bayram yapmıştı. O dönemlerde futbolcular takım değiştirmez; emekli oluncaya dek aynı formalarıyla oynarlardı. Gazetelerde “eski takımına gol attı” gibi futbolculuğa hâlâ pek yakıştıramadığım haberler de çıkmazdı. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com Fransızca “empathie” karşılığı kullanılan “duygudaşlık” dilimize görece geç yerleşmiş bir sözcük. Bilindiği gibi sözcükler dillere hayatta bir karşılığı olduğu zaman ya da o karşılığa bir ad bulma gereksinimi ortaya çıktığı zaman bulunup yerleşiyorlar. Adı tam somutlaştırılmamış da olsa insanlarda kendini başka birinin yerine koyup onun sevincini, hüznünü, acısını, mutluluğunu anlamaya çalışma duygusu hep vardı. Son yıllarda ise toplumsal olayların bilinçlere yansıdığı ölçüde bu duygu da bireysel duygudaşlıktan toplumsal duygudaşlıklara dönüştü. Bu duygudaşlığın en somut örneğini Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kolektif olarak ortaya çıkan “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz!” belgisinde görüyoruz. Doğal ki böyle söylemekle hiç kimse Hrant, hiç kimse Ermeni olmuyor, ama bunu söyleyerek onu öldürenlere, onun öldürülmesine göz yumanlara kendimizi onunla özdeşleştirdiğimizi, kendimizi onun yerine koyduğumuzu sesleniyoruz. Duygudaşlığımızı ifade ediyoruz. ૽૽૽ Ben, mağdurlarla, mazlumlarla, yoksullarla, ezilenlerle, acılılarla duygudaşlığı önemsiyorum. Bu duyguyu duyup seslendirenlerde “başka niyetler” arama çabası içinde olanları ise yadırgıyorum, anlamakta zorlanıyorum. Hrant Dink, Ermeni olduğu için öldürülmüştür. 67 Eylül 1955’te insanların evleri, işyerleri Rum oldukları için yağmalanmıştır. 1934 yılında Trakya’da insanlar Yahudi oldukları için saldırılara uğramışlar göçe zorlanmışlardır. 24 Mayıs 1993’te Bingöl’de 33 Mehmetçik PKK tarafından pusuya düşürülüp öldürülmüştür. 5 Ocak 2010 gecesi ManisaSelendi’de Roman yurttaşların evlerine saldırılmış, Romanlar göçe zorlanmıştır. 28 Aralık 2011 gecesi Uludere’de 34 Kürt uçaklar tarafından bombalanarak can vermiştir. Hrant Dink bu toprakların çocuğudur. Rumlar da, Yahudiler de, Kürtler de, Romanlar da bu ülkenin insanlarıdır. Bizim yurttaşlarımızdır. Mehmetçikler ise Türk’ü, Ermeni’si, Rum’u, Roman’ı ve Kürt’üyle bizim çocuklarımızdır. O halde Hrant Dink öldürüldüğünde “Hepimiz Ermeni’yiz!”, 1934 Trakya’sında “Hepimiz Yahudiyiz!”, 1955 İstanbul’unda “Hepimiz Rum’uz!”, 1993 Bingöl’ünde “Hepimiz Mehmetçiğiz!”, 2010’da ManisaSelendi’de “Hepimiz Roman’ız!” ve 2011 Uludere’sinde “Hepimiz Kürt’üz!” diye haykırarak mağdurlarla, öldürülenlerle, acılılarla duygudaşlığımızı dile getirmekte ne tür “başka şey” aranabilir, olabilir? ૽૽૽ Biz Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Çerkez, Roman, Laz, Gürcü; Sünni, Alevi, Şafi, Ortodoks, Katolik, Gregoryen, Musevi, Protestan, Süryani, Yezidi… Türkiyeliyiz. Yüzyıllar içinde geleneklerimiz, göreneklerimiz, zevklerimiz birbirine karışmış. Her birimizde bir diğerimizden bir şeyler var. Duygudaşlığımız yalnızca acılarla sınırlı değil. Bimen Şen’den (Bimen Dargazaryan) “Bir gün olacak ben gibi naçar olacaksın” şarkısını dinlerken uskumru dolmasından bir dilim aldığımızda biraz Ermeni ya da Aleko Bacanos’un “Gel ey denizin nazlı kızı nuşı şarap et” şarkısı dinlerken hayallere daldığımızda biraz Rum değil miyiz? Tamburi İzak Efendi’den “Ey nesîmi seherî canda yerin var senin”i söylerken de biraz Yahudi? Ya Kürt Şivan Perwer, Ahmet Kaya ya Roman Hasan Yarımdünya, Deli Selim, Burhan Öçal? Ya da Yaşar Kemal, Mehmet Uzun, Ahmed Arif? ૽૽૽ Derilerinin altına ırkçılık işlemiş, beyinleri irinleşmiş kesimin hezeyanlarını anlayabiliyorum, onların doğası böyle. Fakat şarkılarıyla, türküleriyle, şiirleriyle, edebiyatıyla, danslarıyla, yemekleriyle, faklı dilleri ve farklı renkleriyle insanlarına böylesine görkemli bir zenginlik sunan bu ülkede yaşayıp da duygudaşlık söylemlerine yabancı kalan, itiraz eden, üstelik de aklı başında bir izlenim veren insanları doğrusu anlayamıyorum. ‘ G ’ N O K T A S I BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 aşamın da ‘ordinaryüs’ü Balıkçılık yapan babası Rum, annesi ise Türk’tü. En unutamadığı çocukluk anısı, Büyükada’ya gelen 60’lar... Lefter, Mikro Atatürk’ün Mustafa, Puşkaş Ergun... paltosuna dokunma yarışında arkadaşlarını geçip bunu sonsuz dinlencesine uğurlayanların arasında, özgün başardığı için Ulu Önder’in başını okşamasıydı. Şimdiki giysili din adamlarının dışında, liderlere değil dokunmak, kimin hangi inançtan olduğu “güvenlik terörü” yüzünden asla belli değildi... Herkes yaklaşmak bile mümkün kendi duasını etti. müdür? Çünkü Lefter 40’lardaki “gönüllü” katıldığı Küçükandonyadis, tüm kişiliği vatan görevinde ve kültürüyle örnek bir “yurttaş”ımızdı. Yüreklerimizde “Mehmetçik”liği 4 yıl sürdü. 50 kez milli formamızı giyerek ilk “insan”lığıyla yer etmiş eşsiz altın madalyayı aldı. Futbolunu bir spor efendimiz; saygın bir 832 golüyle süsleyen büyüğümüzdü. Lefterimiz, yaşamını üleryüzlü ve ‘ciddi’ noktalarken yine “ders” verdi. Çocukluk ve ilk gençliğimizin Türkiye’de yüzde 99’un Müslüman olduğunu ikide “mahalle” takımlarında top bir söyleyen “malum” koşturduğumuz yıllar, siyasetçilere karşı, Fenerbahçeli Lefter demekti… Tabii, örneğin panter kalecimiz Cumhuriyetimizin tüm inançları kucaklayan bir “çağdaş Galatasaraylı Turgay, inanılmaz çalımlarıyla hayranlık yurttaşlık kültürü”ne duyduğumuz Beşiktaşlı Mikro dayandığını, futbol Mustafa gibi, nice destanlaşan dünyamızdaki lakabı olan topçularımız da “ordinaryüs” bilgeliğiyle unutulmazlarımızdır… Ancak yeniden anımsatmış oldu. hangi takımı tutarsak tutalım, Lefter bu tarihsel Lefter tüm gençlerin “futbol armağanıyla huzurla öğretmeni”ydi. Onun gibi uyuyacak… Yeter ki değerini olmak; ona benzemek... Kim bilelim; hiçbirimizin “azınlık” bilir kaç çocuğun rüyası olmadığını yürekten olmuştur. benimseyelim. Y HARBİ SEMİH POROY G UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ Güzel renkli 1 çiçekler açan bir süs bitkisi. 2 2/ Gözü kapa 3 lı inanılan dü 4 şünce; dog5 ma... İlkçağda birçok Ortado 6 ğu toplumun 7 da tapınılan 8 tanrı. 3/ Havadaki su buha 9 rı... İsrail’de doğmuş 1 2 3 4 5 6 7 8 9 İsrailli. 4/ Azerbay 1 H I R P A N İ O can’ın plaka imi... 2 I S I Y A L A N Asalak bir böcek. 5/ 3 R I D V A N MA Mantar katmanı çok 4P V E K A L E T gelişen bir tür meşe 5A Y A K Y O L ağacı... Erzurum’un Ş İ P bir ilçesi. 6/ Edir 6 N A N A Y 7 İ L L O Ş Y A ne’nin bir ilçesi... İl8 A M E L İ Y A T kel bir silah. 7/ Ma9 O N A T P A T E den ve inşaat işçilerinin giydiği koruyucu başlık... 1960’lı yıllarda Jamaika’da doğan bir müzik türü. 8/ Acınma, yerinme... Brezilya’nın para birimi. 9/ Bahçe, park ve evlerde yaygın olarak yetiştirilen bir süs bitkisi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Anlamları ayrı, yazılış ve söylenişleri benzer sözcükler kullanılarak yapılan söz sanatı... Eski Kıbrıs’ın kuvvet tanrısı. 2/ Cılız, zayıf... İsyankâr. 3/ Şöhret... Nergis çiçeğine verilen bir başka ad. 4/ İlave... Sıcak yenilen bir tür telkadayıfı. 5/ Tavlada “üç” sayısı... Bir gıda maddesi. 6/ Ağır, sert ve siyah renkli bir tahta... Radyum elementinin simgesi. 7/ Bir şeyin kalitesini garanti eden işaret... Baş. 8/ Uçurum... Macaristan’da üretilen ünlü bir şarap. 9/ Karışık renkli... Bilgiçlik taslayan kimse. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog