Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 2 OCAK 2012 PAZARTESİ 6 KÜLTÜR SÖYLEŞİLERİ 2012 Beklentiler: Erdoğan ve Cemaat 2012’de izleyeceğim en önemli konulardan biri, 2014’te boşalacak “üç koltuk”la ilgili gelişmeler olacak. Şimdiden çeşitli senaryoları okuyoruz: Cumhurbaşkanı, sorular üzerine, siyasette beklentisi olmadığını, bütün makamlarda bulunduğunu söyleyerek mütevazı bir giriş yaptı! Ama en önemli nokta, siyaseti sürdüreceği idi. Gül’ün “beklentim yok” demesi ile siyaset yapacağını vurgulayan sözleri, birbiriyle çelişiyor.. Henüz “üç koltuk” meselesine iki yıl varken, koltuk meselesine doğrudan giriş yapması, kamuoyu gözünde şık olmazdı! İkincisi, ve en önemlisi, iktidarın (gayri) resmi ortağı cemaatin devlette tırmanışı... Cemaatin devleti ve AKP’yiErdoğan’ı kuşatması. Bu bağlamda, Erdoğan ile cemaat arasındaki ilişkilerdeki gelişmeler, siyaset, AKP ve ülke için önemli. Bu bağlamda, cemaatin liberalAmerikancı gazetedeki koçbaşısı malum kişinin Erdoğan’a “MİT’i senden iyi biliyorum, Kasımpaşalılığın bana sökmez...” biçimindeki “kabadayılığı”, aslında cemaatin Erdoğan’a karşı ana düşüncesinin dışavurumuydu. İkisi arasındaki “diyaloğu” ilgi ile izledim! Koçbaşı, MİT’in yeniden yapılanması gerektiğini gündeme getirdiğine göre, cemaatin üzerinde çalıştığı yeni hedefinin, MİT’te yapılanma olduğu ortaya çıktı. ૽૽૽ Bu arada, cemaat ile Erdoğan arasındaki çok önemli bir nokta da, özellikle Amerikancılık noktasında düğümleniyor. Türkiye’deki medya ve askere yönelik siyasi adli operasyonların tertipçileri, başı çekenler, esas olarak Amerikacemaat müttefikliğine dayanıyor. Cemaatin dünya çapındaki politikasının belkemiğini, ABD ile müttefik olması oluşturur. Ülkemizde hiçbir güç, cemaat kadar Amerikancı olamaz. Erdoğan ve Davutoğlu bile. Onlar, Amerika’nın güçlü bileğini ve kesin kararlılığını gördükleri noktada, politik gerçekliğe dönüyorlar ve Amerikancı politikayı uyguluyorlar. Cemaatin adalet kurumundaki yapılanmasını biliyoruz. Özellikle özel yetkili kurumlarda. CemaatErdoğan siyasi çatışmasında, akla gelen fantastik sorulardan biri de, acaba cemaat Erdoğan’a da hukuk mızrağının ucunu gösterir mi? Bu fantezi sorunun ardındaki olgu, cemaatin kendisine karşı olan ve rakip olarak gördüklerine her türlü hukuki tuzağı kurabilecek bir güce ulaştığını sanmasıdır. ૽૽૽ Üçüncüsü, Erdoğan’ın sağlığı! Bu konuda yoğun spekülasyon yapılıyor. Başbakan’ın ciddi sağlık sorunu varsa, AKP ve iktidar siyaseti baştan sona yeniden yapılanacak... “üç koltuk” meselesi de, cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi de, AKPcemaat arasındaki ilişkiler de, epey buna bağlı. Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa, bütün siyasiiktidar ilişkilerini yeniden tanımlayacağız. Çünkü iktidarın ana adı Erdoğan’dır. Parti, her durumda, en az zarara uğrayacak yeniden bir liderlik yapılanması üzerinde duracak. Gül de olsa Arınç da olsa, Erdoğan’ın halk üzerindeki etkisi bakımından elde ettiği “kişisel başarı”ya ulaşması mümkün gözükmüyor. ૽૽૽ Kürt sorunu, en önemli konularımızdan biri olacak bu yıl. Leyla Zana, “Özerklik bile yetmez, kendi kaderimizi tayin hakkı istiyoruz” diyerek, Kürt meselesinde “öncü” rolünü sürdürüyor. Şunu belirtelim ki, Zana’nın söylediklerinde yeni bir şey yok aslında. Her zaman burada, PKK (ve buna bağlı BDP’nin) stratejik yöneliminin bu olduğunu belirttik. İki adım geri bir adım ileri veya tersi, Kürt politikasının ana mihveri oldu. Barzani’ler ve Talabani’ler hep bu çizgiyi izlediler. Koşullar oluşmadan Büyük Kürdistan mümkün değil. Ama ana doğrultu hep o yöndedir. Doğrusu da budur, onlar açısından! Türkiye ile birlikten yana bütün çözümleri tartışmalıyız... Kürtler üzerindeki her türlü zulme karşı çıkacağız... Uludere, ne olursa olsun bir kıyımdır!.. Ama “ayrılıkçı” ve etnik damardan politikalara destek vermek, bu köşenin gündeminde olmayacak. Şüphesiz, Suriye İran/Ortadoğu en önemli konuların başında geliyor. İşin ucunda atom bombaları da var.. Bu yıl pek çok gerilim yaşayacağız.. ૽૽૽ 2012’nin en önemli konularından biri de, Avrupa Birliği’dir. Birlik’teki çözülmeler, çok önemli bir laboratuvar deneyimini, ulus devletleri aşan büyük bir yeni oluşum kurma deneyimini zora sokacaktır. Ekonomik kriz ve bu bağlamda Türkiye, pek çok açıdan siyasi ve sosyal sistemleri derinden etkilemeyi sürdürecek. Ve halkların mücadelesi ve direnişler daha çok gündeme gelecek. Yeni yıla hoş geldik... ‘İstanbul’a kör kazmayı vurdular’ CEREN ÇIPLAK 2011’in son günlerinde sanat tarihi alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’ne değer görülen Bizantolog, sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice törendeki konuşmasında İstanbul’daki yapılaşmayı eleştirerek kentin acıklı bir görünüm aldığını ve siluetinin bozulduğunu vurgulamıştı. Öyle görünüyor ki, 2011’de olduğu gibi 2012’de de İstanbul projeleri çok konuşulacak, tartışılacak. Özellikle de kentin Tophane, Beyoğlu, Sultanahmet gibi semtlerindeki tarihi kent dokusunun ortadan kalkmasına neden olacak projeler gündemdeyken. Eyice, Çankaya Köşkü’ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmada, 12 Eylül döneminde Türk Tarih Kurumu’ndan “atıldığını”, 4 yıl sonra kuruma yeniden alındığında daha önce atılmasının gerekçesini sorunca bir kez daha ihraç edildiğini, böylece Tarih Kurumu’dan “iki kez atılma şerefine nail olduğunu” anlatmakla kalmamış, İstanbul’daki yapılaşmaya da eleştiriler yöneltmişti. Çankaya’daki törende, “İşin en acıklı tarafı, etrafında yükselen heyula gibi binalarla İstanbul’un silueti yok oluyor” diyen Eyice ile, evinin İstanbul manzaralı gravürlerle dolu salonunda, kentin Bizans’tan bu yana değişen siluetini, günümüzün “çılgın projeleri”ni, Emek Sineması ve ᮣ“Üsküdar’ın Atatürk Kültür Merkendine özgü bir kezi’ni (AKM) koözelliği vardı, ama nuştuk. Uzun yıllar Anıtbitti. Üsküdar’ın lar Kurulu’nda yer iskeleye bakan tarafı almış olan Eyice, bir yamaç halindeydi “Kör kazmayı vurmadığımız ve orada ahşap yer kalmadı. Nice Üsküdar evleri enteresan yapıları vardı. O evlerin çatır çatır yıkmıbiri bile şızdır. İstanbul’u yok ettik, tahrip etkalmadı.” tik. Eskiden mimariye özen gösteriliyordu, şimdiki mimaride özen de yok” dedi. Ödül için gecikmiş bir ödül diyebilir miyiz? Yıllar önce benim öğrencim olmuş kişilere ödüller verildi, sonunda bana da isabet etti... Ödül törenindeki konuşmanızda İstanbul’un siluetinin bozulduğunu vurguladınız. Daha eskilere uzanırsak kentin siluetine ilişkin neler söylersiniz? İstanbul’un kendine özgü bir silueti vardı. Kilometrelerce uzaktan surlar görünüyor, surların en başında, yani şehrin girişinde mermerden iki muazzam kule, bunların arasında üç gözlü altın kapı denilen kapı... Sonra Bizans zayıfladıkça o kapıları kaldırmışlar. Düşünün ki o mermer cephe kilometrelerce uzaktan görülüyor, onun arkasında da Byzantion şehri... İstanbul’un ilk imajı bu. Sonra, Osmanlı döneminde şehrin belli başlı yükseklikleri üzerine muhteşem camiler yapılıyor. Alman şehircilik uzmanı Bruno Taut bir kitabında bu camilere, külliyelere “şehir taçları” adını veriyor. Çünkü başka bir şehirde yok böyle bir şey. Bu özelliği bozmamamız, eksiltmememiz gerekir. İstanbul’un en güzel görünümü, manzarası peki? Denizden bakılınca bu taçların belirmesi İstanbul’un en enterasan görünümlerindendir. İstanbul’un en güzel görünümü ise Galata sırtlarındandır. Galata, Hasköy taraflarından bakıldığında İstanbul’un engebeli arazisi ve bunların üzerine taç şeklinde oturmuş olan büyük külliyeler görünür. Süleymaniye Camii, Şehzade Camii, sonra bir vadi, vadiden Bizantolog, sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice, çarpık yapılaşma sonucu İstanbul’un acıklı bir görünüm aldığı kanısında uyguladığında ultra modern bina yapıyor. Yeni yapılan binalar korkunç yükseklikte, hevesle gökdelenler yapılıyor. Yani bu ağır baskıyı yaratalanların yine mimarlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Mimarlar Odası protesto ediyor, ama yine o mimarların arkadaşları bu binaları yapıyor... Size göre mimaride doku uyumu önemli. Beyoğlu’nun tarihi dokusu içinde modern mimarinin uygulandığı AKM’yi nasıl buluyorsunuz bu anlamda? Çevresi tarihi binalarla düzenlenmiş bir mimari varsa yapılacak binanın da oraya uygun mimaride yapılmasını uygun görürüm. Klasik tipte oluşmuş dokunun içinde bir parsel boşalmışsa oraya yapılacak yeni bir bina o dokuya uygun olmazsa çürük diş gibi durur. AKM tipi binaların Avrupa’daki benzerleri gayet klasik binalardır, önü sütunlu Yunan mabedi gibi, bir haşmeti, bir gösterişi vardır. AKM’de öyle bir gösteriş, haşmet yok. Bunu itiraf etmek lazım. Emek Sineması’nın başka bir kota taşınmasını öngören projeye nasıl bakıyorsunuz? Olmaz efendim! Bunlar kesme taş yapı değil. Cepheyi koruyalım, içini değiştirelim gibi yaklaşımlar komik oluyor. Zaman zaman garip garip fikirler ortaya çıkıyor. Cercle d’Orient binasının bitişiğindeki İpek Sineması, Emek’ten daha gösterişli, daha önemli yapıdır. İpek Siᮣ “Şimdi neması’nn muhteşem Başbakan, tavanı, muazzam bir avizesi vardı, yan“Karadeniz’den gından sonra yok Marmara’ya bir oldu. İstiklal Cadkanal açılacak” diyor. desi, Galatasaray’dan Taksim’e Teknik bakımdan etüt kadar belirli bir edildi mi? Oradan yükseklik üzerine çıkacak toprak ne kurulmuş binalardan oluşur. Bu biolacak? Karadeniz’den naların kuruluş taMarmara’ya akan rihleri de 1870’ten balık sistemi yok sonraya aittir. ‘Garip garip fikirler’ Şehrin taçları ltür şkanlığı Kü a b r u h m u afta C yice, ᮣ Geçen h yük Ödülü’nü alan E i ve Sanat Bü çları olan külliyeler ta alar İstanbul’un rkasına 60 katlı bin a a camilerinin orantı yok olunca d eta ı, yapıldığın lı görünüşlerinin ad tişam lüyor. yapıların ih haline geldiğini söy t birer make ᮣ “Şe bozulmam hrin tarihi karakteri a bir şehir ya lı. Bozmamak için de p şehrin dışın ılmalı. Modern şehir yeni da olmalı. ta Tarihi yarım rihi kapayacak ad yapılardan kaçınmalıy ayı ız.” kaçınmalıyız. Kaçınmazsak o surların da haşmeti kalmıyor, surların içindeki yapıların da. Örneğin, Üsküdar’ın kendine özgü bir özellliği vardı, ama bitti. Üsküdar’da tarihi karaktere özgü hiçbir şey kalmadı. Üsküdar’ın iskeleye bakan tarafı bir yamaç halindeydi ve orada birtakım ahşap Üsküdar evleri vardı, o evlerin biri bile kalmadı. Avrupa ise bu tür yapıları ayakta tutmaya çalışıyor, herkes kafasına estiği gibi bina yapamıyor! Her yeni yapı kendi çağının, kültürünün ifadesini taşımak zorunda mı? Anıtlar Kurulu’ndayken kente uyum sağlayacak bir mimariye gayret ettim, ancak bu gelenek devam etmedi. Tarihi İstanbul’da yapılacak yeni binaları birtakım nizamlara, üsluplara bağlamamız gerekir. Bir mimar “tarihi eserler şöyle korunmalı, böyle korunmalı” diye fetva veriyor, fakat kendisi bir proje özen yok’ ‘Mimaride Prof. Dr. Semavi Eyice sonra Fatih Camii, Selimiye’ye kadar gidiyor. Bu enteresan bir kompozisyondur. Biz ne yaptık, bu yapıların arkasına 60 katlı binalar yaptık. O zaman da orantı yok oldu. Orantı yok olunca yapıların ihtişamlı görünüşleri adeta maket haline geldi. İstanbul’un şehir planı nasıl olmalı, yeni yapılan modern binalar şehrin dokusuna nasıl uydurulmalı? Öncelikle şehrin tarihi karakteri, tarihi kompozisyonu bozulmamalı. Tarihi şehri bozmamak için yeni bir şehir yapılmalı. Modern şehir de tarihi şehrin dışında olmalı. Avrupa’da çeşitli şehirlerde de bu yöntem uygulanmıştır. Paris’te eski sokaklar, eski binalar olduğu gibi korunuyor. İstanbul’da tarihi yarımadayı kapayacak, sınırlayacak binalardan ‘Üsküdar evleri bitti’ İstanbul için tasarlanan “çılgın projeler” için ne düşünüyorsunuz? İstanbul için eskiden de birtakım projeler ortaya atılmış. Şimdi Başbakan “Karadeniz’den Marmara’ya bir kanal açılacak” diyor. Teknik bakımdan etüt edildi mi? Gerçekleşebilir mi? Oradan çıkacak toprak ne olacak? “Marmara’ya ada yapacağım” diyor, o toprak nasıl tutacak! Mevsimine göre Karadeniz’den Marmara’ya akan bir balık yolu var. Bu balık sistemi yok alacak. Bütün ekoloji ortadan kalkıyor. Kim bilir ne problemler çıkacak... Peki, ülkemizde yıkma hastalığı var diyebilir miyiz? Evet var. “Kör kazma” deriz buna. Kör kazmayı vurmadığımız yer kalmadı. Nice enteresan yapıları çatır çatır yıkmışızdır. Eskiden mimariye özen gösteriliyordu, şimdiki mimaride özen yok, bir kitle yapılıyor pencere pencere... Gözü okşayacak bir şey yok. İstanbul’u yok ettik, tahrip ettik. Marmara kıyılarına o sahil yolu yapılır mıydı? Marmara kıyıları bir dantela gibi girintili çıkıntılıydı. Doldurduk bütün o girintili çıkıntılı yerleri. Sahil yolu yapıldı, yıldırım hızıyla giden arabalardan başka bir şey yok. Surlar geride kaldı, İstanbul’un içinde toprak seviyesi yükseldi, bazı yerleri oyduk, bazı yerleri yükselttik. Aksaray’daki Valide Camisi’nin önündeki çeşmeler yarı yarıya toprağa gömüldü mesela. Beyazıt Hamamı’nın da temeli cascavlak ortaya çıktı. İşte böyle şehircilik uygulamaları var... olacak. Bütün ekoloji ortadan kalkıyor.” Pera Müzesi’nde belgesel yolculuğu Ⅵ Kültür Servisi Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamında Pera Film’in 6 29 Ocak 2012 tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda gösterime sunduğu Cinéma Vérité Öncüler: Pennebaker ve Hegedus programı, izleyiciyi belgesel film dünyasına yolculuğa çıkarıyor. Pera Film, Pennebaker ve Hegedus’dan uzun ve kısa metraj 11 adet filmi beş ana başlık altında sunuyor: “Yeni Belgesel”, “Amerika Seçime Gidiyor”, “Doğrudan Müzik,” “JeanLuc Godard “ve “Bir Portre.” Konservatuvarın yeni mekânı Ⅵ Kültür Servisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) öğrenci ve öğretim üyeleri konserleri için TBMM Milli Saraylar Saray Koleksiyonları Müzesi giriş katını açtı. Halka açık ilk konseri, “Camerata Saygun Oda Orkestrası” 28 Aralık Çarşamba akşamı verdi. Konser öncesinde konuşan Konservatuvar Müdürü ve Keman Ana Bilim Dalı Başkanı Çiğdem İyicil, “Bu salona bakınca tüylerim diken diken oluyor. Çünkü ne kadar önemli olduğunu, hepimiz için ne kadar gerekli bir laboratuvar olduğunu bildiğimiz bir konser salonu hasretini konservatuvarımız hep çekerdi” diye konuştu. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog