Bugünden 1930'a 5,418,658 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 2 OCAK 2012 PAZARTESİ 4 HABERLER AKP’li Elazığ Belediye Başkanı M. Süleyman Selmanoğlu ‘ihaleye fesat karıştırmak’ ile suçlanıyor Yolsuzlukta 46 şüpheli ᮣ Elazığ Cumhuriyet Savcısı İrfan Sarıcı iddianameye, “suçtan zarar gören” bölümüne “Elazığ Belediyesi” yazdı. AYKUT KÜÇÜKKAYA Yaşamla Ödeşmek... 2012 yılına girdik. Kimileri için “bir yıl yaşlanmak”tır yeni yıl, kimileri için beyaz bir sayfa. İnsan hayatının özeti ise “yaşamla ödeşmek”tir. Kendini “yaşamdan alacaklı” duyumsayan insan huzursuzdur, mutsuzdur. Yaşayamadıklarına bakar, içlenir. “Yaşama borçlu” olduğunu düşünen insan ise ilerde yapacaklarını planlar. Yaşam ise bütün bunlardan habersiz sürüp gider. Sorun insanın kendine ve yaşamına nasıl baktığıdır. Schopenhauer, yaşamın anlamını üç soruyla belirler: “Ben kimim?” “Neyi temsil ediyorum?” “Nelere sahip olmakla varoluyorum?” “Hayat bana ne verdi?” diyen insan yanılmaktadır. Hayat kimseye bir şey vermez. Hayat, bizim ona verdiklerimizi bize geri verir. Yaşamımızın anlamını da hayata nasıl baktığımız, kendimizi nasıl gördüğümüz, yaşamaktan ne beklediğimiz belirler. Geri kalanı kendi kurguladıklarımızdır. Onun için de birisi için yeni yıl “yaşlanmak” olur, birisi için ise “yeni bir yıla yeni hedeflerle girmek.” Belirleyen ise kişinin kendisidir. ૽૽૽ Aralık ayının son günlerinde teyzemizi kaybettik. Yaş farkımızın azlığından ötürü ona “abla” derdim. Bu zeki, enerjik, kişilik sahibi, gururlu kadın eski kuşak kadınlarımızın yetkin bir temsilcisiydi. O dönemin kadınlarının hayatı “ev içinde” geçerdi. Kendi evleri, komşularının evleri, eşleri, çocukları onların dünyasıydı. Temel değerleri sadakat, temizlik, yardımlaşma, çalışkanlık, fedakârlık olan bir hayatı paylaşırlardı. Evlerin dışı erkeklerindi. Evin içinde güzel yemekler yapılır, ikram edilir, sürekli bir temizlik, tertemiz büyüyen terbiyeli çocuklar, iyi okuyan öğrenciler olarak gurur kaynağı olurdu. Ablamın daha fazlasını düşündüğünü hissederdim. Kadınca sezgisiyle daha fazlasını yapabileceğini, daha başka ufuklarda olabileceğini anladığını düşünürdüm. Bunları elbette böyle dile getirmezdi. Sadece gözlerime bakar, başka bir şey söylemeden “Sen beni anlıyorsun” derdi. Ben onu anlıyor muydum? Ya da anladığım onun doğruları mıydı? Bunu hiç bilemeyeceğim. İçimde çok derinlerde bir acı bırakarak gitti. 2011 yılıyla birlikte o da gitti. ૽૽૽ 2012 yılından ne mi bekliyorum? Hiçbir şey. 2012 yılından hiçbir şey beklemiyorum. 1 Ocak 2012 ile 31 Aralık 2012 arasında geçecek bir yıl. Kendimden bekleyeceğim çok şey var. Kendimden bekliyorum. Yapmam gerekenleri kendime söylüyorum. Ülkemde adalet yok. Ülkemde demokrasi yok. Ülkemde güven yok. Ülkemde sevgi yok. Ülkemde uygarlık yok. Ülkemde bağımsızlık yok. Ülkemde dayanışma yok. Bütün bunlarda benim sorumluluğum var. Bütün bunlarda benim yapacaklarım var. Bütün bunlarda yapmam gerekenler var. Ya bunları yaparak varoluşuma saygı duyarım. Ya da ben de geçip giden yıllar gibi geçer giderim. Karar da benim, sorumluluk da benim. Ben hayata ne verirsem o da bana onları verir... MÜFETTİŞ RAPORU Cumhuriyet’in 2011 yılının başından itibaren kamuoyunun gündemine taşıdığı AKP’li Elazığ Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili “46 şüphelinin suçlandığı” iddianame mahkemeye sunularak dava açıldı. Elazığ Cumhuriyet Savcısı İrfan Sarıcı’nın hazırladığı “41 sayfalık iddianamede” AKP’li Elazığ Belediye Başkanı M. Süleyman Selmanoğlu, “20052010 yılları arasında ihaleye fesat karıştırmak ve zincirleme görevi kötüye kullanmak”la suçlanıyor. Savcı Sarıcı iddianamesinde, “suçtan zarar gören” bölümüne ise “Elazığ Belediyesi” yazdı. 20052010 yılları arasında belediye yönetimince gerçekleştirilen ihalelerde on milyonlarca liralık yolsuzluk yapıldığı iddiası mülkiye müfettişi ve bilirkişi raporlarına dayanılarak iddianamede yer aldı. Selmanoğlu’nun da aralarında bulunduğu 46 şüpheli içinde en dikkat çeken diğer isimler, geçen dönem AKP Elazığ Milletvekili olan Tahir Öztürk’ün kardeşleri Metin Öztürk ve Suat Öztürk. Öztürk kardeşlerin ismi iddianamede “suç tarihi itibarıyla” AKP Elazığ Milletvekili Öztürk’ün eskiden sahibi olduğu aile şirketi “Hazar Limited Şirketi” ve “Öztürk Limited Şirketi”nin yetkilileri olarak geçiyor. Savcının iddianamesinde yer verdiği mülkiye müfettişlerinin hazırladığı raporlarda şüpheli bulunan ihalelerin büyük bir bölümünü bu şirketlerin aldığına atıf yapılıyor. Savcı Sarıcı, AKP’li Elazığ Belediyesi’yle ilgili yolsuzluk iddialarıyla ilgili yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak hazırladığı iddianameyi 2 Aralık 2011 tarihinde Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu. 1. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi iade etti. Savcı Sarıcı bir üst mahkemeye başvurarak bu karara itiraz etti. 2. Ağır Ceza Mahkemesi Savcı Sarıcı’nın itirazını kabul etti. Üst mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle Elazığ’daki dava süreci başlamış oldu. İtirazı kabul eden Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi 1. Ağır Ceza’ya gönderdi. İddianamesinde 46 şüphelinin ismine yer veren Sarıcı, yolsuzluk davasıyla ilgili delillerini, “İddia, denetim raporları, müfettiş raporları, bilirkişi ra İddianamede adı geçen şirketler SORUŞTURMANIN DETAYLARI Savcı Sarıcı’nın hazırladığı iddianamede Elazığ Belediyesi Denetim Komisyonu’nun 2009 yılı için hazırladığı raporda, “Belediyece yapılan bir kısım ihalelerde usulsüzlük yapıldığının, yaklaşık maliyetlerin mevzuatın öngördüğü şekilde hesaplanmadığının, ihalelerin genelde hep aynı firmalara verildiğinin belirtilmesi üzerine” Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar yapıldığı ve bu başvuru üzerine, “Elazığ Belediye Başkanı Selmanoğlu, diğer belediye görevlileri şüpheliler ve ihaleye fesat karıştırarak ihale alan şüpheliler” hakkında 2010 yılında soruşturma başlatıldığı vurgulandı. Soruşturmayı üstlenen Sarıcı, “İddia konusu ihalelerle ilgili gerekli araştırma ve incelemenin yapılabilmesi, herhangi bir usulsüzlüğe rastlanması halinde ise sorumluların tespit edilebilmesi” için İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na başvurdu. Sarıcı, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nce hazırlanan “31 Ağustos 2010, 5 Eylül 2010, 17 Eylül 2010, 11 Kasım 2010” tarihli dört müfettiş raporunun gönderildiğini belirtti. Sarıcı, “31 Ağustos 2010 ve 17 Eylül 2010 tarihli raporlarda ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşumuna kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğunun” savcılığa bildirildiğine dikkat çekti. Müfettiş raporlarıyla ilgili de 2011 yılında soruşturma başlatıldığına, iki dosya arasındaki bağlantı nedeniyle soruşturma dosyalarının birleştirildiğine vurgu yapıldı. Savcı Sarıcı’nın iddianamesine de yansıyan bakanlık mülkiye müfettiş raporlarının şirketlerle ilgili bölümü özetle şöyle: Elazığ Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün ihalelerinin devamlı Hazar Sosyal Hizmetler Limitet Şirketi’nce yine 2009 yılından itibaren Fen İşleri Müdürlüğü’nün araç kiralama işlerinin Hazar Şirketi’nce, Yapı Kontrol Müdürlüğü araç kiralama işlerinin 2007 yılından itibaren Öztürk İhracat İthalat Limitet Şirketi’nce yerine getirildiği, bilhassa Öztürk ve Hazar Limitet Şirketi’nce yerine getirilen araç kiralama işlerine esas olmak üzere belediyece hazırlanan yaklaşık maliyet hesaplarında aşırı üzerinde yaklaşık maliyet oluşturduğu... Hazırlanan idari şartnamelerin bu şirketlerin yeterlilik alabileceği diğer şartname satın alan şirketlerin yeterlilik alamayacağı şekillerde düzenlendiği... Hazar Limitet ve Öztürk Limitet Şirketi’nin bazı ortaklarının aynı kişilerden oluştuğu... Gizli tutulması gereken yaklaşık maliyetin ihaleye katılan şirketlere ve başkalarına ulaştığı izlenimini veren kuvvetli şüphelerin bulunduğu; bu durumun belediyenin bu dört biriminden ihale alan şirketlerin daima yaklaşık maliyetin hemen biraz altında fiyat teklif etmelerinden de görülebileceği... Belediyece yaklaşık maliyet oluşturulurken Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’ndan alınan birim fiyatlarının da ortalamaya katıldığı, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’ndan alınan birim fiyatlara bakıldığında belediyenin farklı birimleri için verilen fiyatlar arasında aşırı farklılıkların bulunduğunun gözüktüğü, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’nın bir önceki başkanının Hazar Limited Şirketi’nin ortaklarından Suat Öztürk (AKP’li Öztürk’ün kardeşi) olduğu, yaklaşık maliyetlerin gerçekçi yapılmamasından dolayı ihalelerin sağlıklı sonuçlanmadığı... Elazığ Belediye Başkanlığı tarafından yapılan 200620072008 ve 2009 yıllarına ait temizlik ihalelerinin tamamının Hazar Sosyal şirketine verildiği, belediyenin en az 19 milyon TL zarara uğratıldığı... Savcıdan karara itiraz Elazığ Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddiaları ve gelişmeler gazetemizde de yer almıştı. porları, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni kararları, Danıştay kararları, şüpheli savunmaları, tanık beyanları, birleşme ve ayırma kararları” olarak sıraladı. İddianamade önemli raporlara yer veren Sarıcı, “Şüphelilerin mahkemenizce yargılamalarının yapılarak üzerlerine atılı eylemlerine uyan suçlardan belirtilen sevk maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına, haklarında her bir cezaları için tedbir kararı uygulanmasına, dosyada mevcut Elazığ belediyesi ihale dosyaları asıllarının karar kesinleştiğinde bu kuruma iadesine, onaylı örneklerinin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesini” kamu adına talep etti. BEKİR BOZDAĞ ‘Kapatmak çözüm değil’ TBMM (AA) Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresiyle ilgili anayasaya bir geçiş hükmü konulmadığı için ihtilaf olduğunu belirtti.. Bozdağ, Türkiye’de parti kapatmaların artık tarih olması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı’nın görev süresine ilişkin tartışmanın çıkarılması öngörülen yasayla sona erdirilmesinin doğru olacağını söyleyen Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Cumhurbaşkanı’nın görev süresini öne almanın da uzatmanın da hukuken imkânı yok. Eğer siz 7 yılın 5 yıla düştüğünü kabul ederseniz, o zaman 7 yılın 10 yıla çıkarılmasının da yolu açılmış olur. Halbuki görevdeki bir cumhurbaşkanının süresini 7 yıldan 5 yıla düşürmek mümkün olmadığı gibi, 7 yılı 8, 10 yıla çıkarmak da mümkün değildir” dedi. 2012 yılının, “anayasa yılı” olması dileğininde bulunan Bozdağ, bu yılın tarihi dönüşümlerin, değişimlerin yılı olacağını ileri sürdü. Bekir Bozdağ “BDP’nin kapatılmasıyla ilgili hazırlıklar olduğu konuşuluyor. Böyle bir gelişme hem demokrasinin durumu hem de Türk siyaseti açısından nasıl bir etki yaratır?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Türkiye’nin partileri kapatarak bugüne kadar herhangi bir fikre yön ve istikamet verdiğini, başardığını görmedik. Parti kapatmaların herhangi bir sorunu çözmeye olumlu katkı vermediği çok açıktır. O nedenle biz parti kapatılmasının Türkiye’de hiçbir soruna çare olmadığını ifade ediyoruz, ifade etmemiz lazım” diye konuştu. Özel yetkili savcılar, Küçük ve Avcı’nın ifadeye getirilmesini istedi Faili meçhulde kritik ifade ALİCAN ULUDAĞ ANKARA Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin yürüttüğü faili meçhul cinayetler soruşturmasında, eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün ifadesine başvurulacak. Soruşturmayı yürüten savcılar Hakan Yüksel ve Mehmet Özgür, Adalet Bakanlığı’na yazı göndererek Silivri Cezaevi’nde Ergenekon kapsamında tutuklu bulunan Küçük ile Odatv ve Devrimci Karargâh davasının tutuklu sanığı Avcı’nın Ankara’ya getirilerek ifade için hazır edilmesini istedi. Her iki ismin duruşmalarının olmadığı önümüzdeki günlerde Ankara Adliyesi’ne getirilmesi bekleniyor. Hanefi Avcı’nın 4 Şubat 1997’de TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifade, faili meçhul soruşturmasının önemli dayanaklarından birini oluşturuyor. Hanefi Avcı, ifadesinde PKK’nin 1990’lı yıllardaki eylemleri üzerine, bazı devlet görevlilerinin devletin PKK mensuplarına ve PKK’ye büyük destek veren kişilere karşı hukuk dışı bir anlayışla görev yapmak gerektiğine inanmaya başladıklarını anlatmıştı. İlk defa Güneydoğu’da JİTEM görevlisi Cem Ersever’in bu tür faaliyetler içerisine girdiğini belirten Avcı, şunları kaydetmişti: “Bunu takiben özellikle İstanbul’da PKK’ye önemli ölçüde maddi yardımda bulunan finans çevreleri ve uyuşturucu kaçakçılarına karşı yasal mücadele yapılamadığı anlayışı ile illegal çalışacak gruplar oluşturulması ve illegal mücadele edilmesi düşüncesiyle Emniyet, MİT ve Jandarma içinde böyle gruplar oluşturuldu ve eylemler başlatıldı. Neticede PKK’nin ve diğer örgüt ve Korkut Eken’e bağlı sivillerden; MİT içinde Mehmet Eymür’e bağlı özel harpten geçmiş subaylar ile ülkücü ve mafya mensuplarından; JİTEM içinde de kendilerine bağlı kişilerden teşekkül ettiğini açıklamıştı. Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür ise soruşturma kapsamında verdiği ifadede bu suçlamalara karşılık Hanefi Avcı’nın ᮣ Faili meçhul cinayetler soruşturmasında, eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün ifadesine başvurulacak. Veli Küçük Hanefi Avcı lerin destekçisi aktif unsurlar susturuldu. Daha sonra faaliyet gösterilecek zemin kalmayınca resmi görevli ve sivil kişilerden teşekkül ettirilmiş olan bu gruplar kendilerine menfaat temini uğruna mafya türü birtakım yasadışı faaliyetlere giriştiler.” Bu grupların Emniyet, MİT ve JİTEM içerisinde ayrı ayrı oluştuğunu belirten Avcı, Emniyet içerisinde Genel Müdür Mehmet Ağar’a bağlı Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin’in başkanlığında Özel Harekâtçılardan “karanlık işler yaptığını” belirterek “PKK terör örgütünde bulunup da Pişmanlık Yasası’ndan yararlanan şahısları İstanbul iline getirdiğini ve bu şahısları kullandığını biliyorum” demişti. Mafya ile sıkı ilişkide Veli Küçük ise Susurluk kazası sonrası yazılan raporlarda, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ı kullanmak ve Kocaeli’nde görev yaptığı dönemde mafya ile sıkı diyalog içinde olmakla suçlanmıştı. Küçük’ün Kocaeli’nde görev yap tığı dönemde 4 faili meçhul cinayet işlendiği Ergenekon davasına yansıdı. Küçük’ün görüştüğü isimlerin başında Abdullah Çatlı, Sami Hoştan, Sedat Peker, Ali Yasak (Drej Ali) gibi çok sayıda kişi geliyor. 3 Kasım 1996’da Susurluk kazası olduğunda Sami Hoştan, Veli Küçük’ü arayarak olayı bildirmişti. Bunun üzerine Küçük, Balıkesir Emniyet Müdürü Nihat Camadan’ı aramış, kazada ölen Mehmet Özbay’ın Abdullah Çatlı olabileceğini ve dikkatli olmasını söyleyerek uyarıda bulunmuştu. Küçük, Ergenekon davasında Çatlı’nın cesedini almak için Hoştan’ı göndermekle de suçlandı. Yine Küçük’ün Kocaeli’nde görev yaparken yanına Çatlı’nın gelip gittiği iddia ediliyor. Tuncay Güney, verdiği ifadede, Giresun’da Veli Küçük ve bazı üst düzey askeri görevlilerle otururken Susurluk kazası ile ilgili Küçük’ün “Mehmet Ağar da ölecekti biliyorsun, o gün onlar otelde idiler, bunların aslında hep beraber gitmeleri, o kazada olmaları gerekiyordu, bizimkiler öbür arkadaki arabada idiler, Allah’tan o çantayı Drej Ali aldı” diye konuştuğunu öne sürdü. 18 Şubat 1997 tarihinde TBMM Susurluk Komisyonu’na ifade veren Jandarma Assubay Hüseyin Oğuz, Veli Küçük’ün Yeşil’i tanıdığını belirterek “Yeşil, Veli Küçük’ün sözünden çıkmazdı” demişti. ABF’DEN HÜKÜMETE ELEŞTİRİ ‘Katliamların üstü örtülmemeli’ MEHMET MENEKŞE AMASYA Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), AKP’nin sorunları ortaya koyduğunu ancak bu sorunların çözümü için hiçbir adım atmadığına dikkat çekti. ABF yayımladığı mesajda, Maraş katliamının 33. yıldönümünde anmaların engellenmesini ve Uludere ilçesinde yaşanan katliamı kınadı. Mesajda, katliamlarla yüzleşmek yerine üstünün örtülmeye çalışıldığına vurgu yapılan açıklamada, bu durumun AKP iktidarıyla doruğa ulaştığı ifade edildi. Açıklamada “Uludere katliamının da Maraş katliamının da gerçek suçluları ortaya çıkmalı, soruşturmalar sonuçlanana kadar ilgili bütün yöneticiler açığa alınmalıdır” denildi. AKP iktidarının da bütün siyasi yaklaşımlar gibi katliamların üstünü örtmek için çaba harcağının açıkça görüldüğü belirtilen açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Maraş katliamı dosyasını yeniden açması gereken AKP iktidarı, bunu yapacağına katliamla yüzleşelim diyen bizlerin önüne askeri ve polisi çıkardı.” C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog