Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 2 OCAK 2012 PAZARTESİ 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Tarihten Dersler 2011 İlk Sayfa ANI defteri tutan ilkokul öğrencisi, geçmiş yıla bakmadan ilk sayfaya hemen “artık çok çalışacağım” diye yazabilir; ama bir gazete köşesinin penceresi geçen günlere sorumlu gözle son defa bakmadan açılamaz. Çünkü, geride kalan sayfalarda kendinizi ve okuyucularınızı nelerle meşgul ettiğinizin hesabı verilmelidir. Aynı zorunluluk, ülkeyi yönetenler ve dolayısıyla onları gözleyen bütün medyacılar için de geçerlidir. Kişi olarak “abesle iştigal etseniz bile, vatandaşları kendi yanlışlarınızla meşgul etmiş olmamalısınız”. öyle olduğu içindir ki okurlar olarak bu sütunda şunu mutlaka görmüşsünüzdür: Yeni anayasa tartışmasına ayrıntılı olarak hiç girilmedi, “anayasa şöyle olmalı, böyle olmalı” türünden görüşler ileri sürülmedi. “Yürürlükteki anayasayla ve Meclis’teki iktidar çoğunluğuyla hukuk alanında kolayca atılabilecek adımlar atılmadan vatandaşları anayasa şenliğine çağırmak ayıptır” diye özetlenebilecek bir tutumu sürdürmek daha doğruydu. Galiba, politikanın ve basınla ya da televizyonla topluma yön verici medyacılığın başlıca ödevlerinden biri de şu olmalı: İnsanları yanlış işlerle, hedeflerle ve yanıltıcı tutumlarla oyalamamak. Bu yapılmadığı sürece, heba edilen çabaların, sarf edilen, boşa giden zamanların haddi hesabı yoktur. Böyle olduğu halde, yalnız bizde değil, genel olarak bütün dünyada medya ortamının yanlış kullanılması, hatta avara kasnak gibi boşuna dönmesi çağımızın utanç verici özelliklerinden biri değil mi? orumsuz gazeteciliğin ve televizyonculuğun büyük kusurlarından biri de demokratik yönetim düzeninin geleceği konusunda etnik haklar gibi ortaçağ kalıntısı bir köhne kavramın fütursuzca tekrar öne çıkarılması oldu. Hem de ilericilik adına. Çağdaş ulus kavramının eşitleştirici ve insan haklarında bütünleştirici niteliğini vurgulamak varken, etnik çeşitlilikten kaynaklanan çok renkliliğe ve çoksesliliğe sarılmak anlatım ve iletişim alanlarına tekdüzeliği giderici bir etki getirir elbet. Ama bunu özgürlük konusu saymak yerine hak kavgasına sokmak, yapılabilecek yanlışların en tehlikelisidir. Ekranlarla sütunlar bu yanlışa ortak edilmemeliydi. Bu sütun edilmedi. Tarihçi Enver Ziya Karal Hoca’nın deyişiyle “Osmanlı’nın dört paşası”ndan “Cumhuriyetin dört paşası”na geçiş pek zor olmamıştı. Bugün, tutuklu olarak yargılanan paşaların dramını, “demokrasinin bir zaferi veya bedeli” olarak yorumlayan gençler, ülkemiz askeri bir vesayetten sıyrılmaya çabalarken, sivil giysili bir “vasi” yaratmasının rahatlığı içinde mi görünmek istiyorlar? Bozkurt GÜVENÇ arih ve ders ikilisiyle karşılaştığım her yerde duraksar, uygarlık tarihçisi Will ve Ariel Durant’ın ‘Tarihten Dersler’ini* ve çeşitli özdeyişleri anımsarım. Tarih yapan ve yazanlar, seçimde anlaşmasalar bile, ders alınması önerisinde birleşirler. Kimisi ders alınmadığından yakınır: “Ders alınsaydı tarih hiç yineler miydi?” diye eleştirir. Kimi bilgeler, “Gerçi tarih, yaparak, yaşayarak öğrenilir, ama yine de ders almayız” derler. Çağdaş eğitimciler ise uyarırlar: “Yaptığımız her şeyden bir şeyler öğreniriz de her öğrendiğimizi yapmayız.” Bilmek ve yapmak, ideal ile gerçek gibi, insanlık serüveninin yarattığı fakat ortasını bulamadığı ikilemlerdendir. En ünlüsü toplum hayatında görülen tek güçlü “ben” olmak; herkese hükmetmek, sözünü dinletmek eğilimidir. İnsan türünün ne’liği bilinemeyen alacalı doğası mı, toplum baskısına tepki mi, kutsallığa özenmesi, aşağılık duygusu ya da üstünlük yanılsaması mı? Kendi kerametine inanmak, ölümsüzlük umudu, yoksa hesap vermek korkusu mu? Belki hepsi ya da hepsinden biraz! Kestirmek zor. Eflatun, ‘Devlet’ i ele geçiren “tiran”lardan, Machiavelli her çareye başvuran “Hükümdar”dan, Shakespeare “Atinalı Timon”lardan; tarih, Papa’nın oğlu fütursuz bir Kardinal Borgia’dan, her yurttaşını ölüme gönderebilen Başbakan Richelieu’den, “Devlet Benim” diyen XIV. Louis’den söz eder. Hemen her ülkenin tarihinde despotlar, otokratlar, zorbalar görülmüştür. Sultanlarımız öyle güçlüymüş ki, ara sıra hatırlatırlarmış: “Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah var!” Asıl sorun belki de güç değil, devleti ayakta tutan “adaletin korunması” olabilir. İktidar T sessizce çekilir. Günler sonra çalışma odasına girenler, sırtında bir masa örtüsüyle yerde oturan, sabit ve anlamsız gözlerle bakınan bir yoldaş bulunca yalvar yakar olurlar mealen: “Stalin Yoldaş, her şey durdu, savaş ve ülke yönetilmiyor. Lütfen kalkın, devletin başına geçin, görev sizi bekliyor.” Hukuk Seni Göreve Çağırıyorum! Prof. Dr. Erdener YURTCAN / İstanbul Üniversitesi B yozlaştırır, şöhret sarhoş eder, varlık yoksuldan uzaklaşır. Demokrasi, yönetim erkini bölüp hizmet sürelerini sınırlayarak, gücün tek elde toplanmasını engellemeye çalışır. Seçimle gelen yöneticiler bile, yasamayı aşmak, yargıyı yönlendirmek, muhalefeti susturmak, devlete egemen olmak isterler. Bunalımlar, devrimler ve savaşlarla geçen 19. yüzyılda dünya bir dizi diktatörün önlenemeyen yükselişine ve yıkılışına tanık oldu; Portekizli Salazar’dan Mussolini’ye, Hitler’e, Franco’ya, Mao’ya ve son günlerde hayat öyküsünü yeniden izlediğim Stalin’e kadar. Tarih dersi Sanımca, devrimi yöneten, savaşı kazanan, Sovyetler Birliği’ni bir dünya devi yapan; fakat birliğin kendiliğinden dağılmasını önleyemeyen zalim diktatörün hayat öyküsünden alınacak “tarih dersi” buradadır. Kurduğu imparatorluğu yönetecek çapta, yürekte kimse kalmamıştır. Devrim için milyonları feda ederek birliğin 30 yılına egemen olmuş, ancak yarattığı düzeni kendinden sonra 30 yıl daha yaşatacak bir kadro ve kurum bırakmamıştır. Öykü, farklı bağlamlarda yorumlansa bile tarihi gerçekler değişmez. İspanya, İtalya, Türkiye, Küba gibi devrim yaşamış ülkeler iyi kötü bir demokrasiye geçiyorlar. Oysa Sovyetler Birliği’nden federal bir cumhuriyete geçişin mimarı Gorbaçov, Stalin’den 60 yıl sonra, güvenlik yıldızı Putin’den istifa etmesini bekliyor. Eder mi bilinemez; görünen o ki toplumlar güçlü liderlerden sonra güçlü adaylar arıyor. “Deli” Petro’dan, zalim Stalin’e, rakipsiz bir KGB’li Putin’e geçiş belki kaçınılmazdı. Rusya’da, özgürlükçü ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir cumhuriyete geçiş biraz daha zaman alacakmış gibi görünüyor. (Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 27 Aralık) Tarihçi Enver Ziya Karal Hoca’nın deyişiyle “Osmanlı’nın dört paşası”ndan “Cumhuriyetin dört paşası”na geçiş pek zor olmamıştı. Bugün, tutuklu olarak yargılanan paşaların dramını, “demokrasinin bir zaferi veya bedeli” olarak yorumlayan gençler, ülkemiz askeri bir vesayetten sıyrılmaya çabalarken, sivil giysili bir “vasi” yaratmasının rahatlığı içinde mi görünmek istiyorlar? * İki çevirisi var. İlki Güvenç’in, ikincisi çeviriyi eleştiren Muallimoğlu’nun. B ‘Stalin Yoldaş’ın öyküsü Macar Televizyon Kurumu’nun yaptığı belgesel, Gürcü asıllı bir Komünist Partisi üyesinin, devrim lideri Lenin’in erken ölümünden hemen sonra, tek rakibi olarak gördüğü Troçki’den kurtularak, Sovyetler Birliği’nin kaderine ve geleceğine egemen oluşunun öyküsüdür. Devrimin sadık bir koruyucusu olan ‘Stalin Yoldaş’, yükselen yoldaşlarını önce seçip görevlendirir, sonra teker teker öldürtür, ardından da sıra birbirini vuran tetikçilere gelir. “Korku İmparatorluğu”nda artık kimse güvende değildir. Toplama kampından, Sibirya’dan korkanlar, sevgili eşi ve oğlu gibi intiharı seçerler. Tetikçi Beria’yı devlet güvenliğinin başına getiren Yoldaş, Çar Petro’nun, Hazreti İsa’nın ve lider Lenin’in yerini alır; Rusya’nın karşıdevrime aman vermeyen mutlak hâkimi olur. Tarihi ve dramatik bunalım 1941’de Alman saldırısında yaşanır. Savaşın ilk haftalarında, milyonluk ordularını, bütün zırhlı birliklerini ve binlerce uçağını kaybeden Yoldaş, “Komutanlar nerede” sorusuna “temizlenmişti” yanıtını alınca, yıkılmaz, S Nabucco Projesine Ne Oldu? Proje birçok bakımdan (doğalgaz “hub” olanağının tanınmaması, devletten ayrıcalıklar alması vb.) Türkiye için ideal bir proje değil idiyse de, rakiplerine kıyasla stratejik ve ekonomik açıdan tercihe şayan bir proje idi. Dr. Ferruh DEMİRMEN Serbest Petrol Danışmanı ürkiye ve Azerbaycan enerji yet üzerinden yeni bir boru hattı yapımına ihkililerinin basın demeçlerine ba tiyaç duymuyor, BOTAŞ’ın mevcut iletim kılırsa Nabucco doğalgaz proje şebekesinden yararlanmayı öngörüyordu. si hâlâ yaşamını sürdürüyor. Pro Maliyeti nispeten düşük olan proje, Najeyi sahiplenen uluslararası Nabucco Şir bucco için açıkça bir rakip, daha doğrusu keti’nden (NIC) gelen söylemler de şim bir tehdit idi. dilik aynı doğrultuda. Oysa gerçekler bu Nitekim SEEP, boru hattı yarışmasındaki yönde değil. Hazar Bölgesi ve Ortadoğu dengeleri bozdu. 25 Ekim’de İzmir’de Türdoğalgazını Türkiye ve AB’ye (son nok kiye ile Azerbaycan arasında yapılan hüküta Avusturya) taşımayı öngören Nabucco metler arası anlaşma, Nabucco için bir dönüm projesi, bugünkü kimliği ile yaşamını yi noktası oldu. 20172018’den itibaren yıllık tirmiş durumda. Türkiye bu gelişmeye des 16 milyar metreküp Şah DenizII gazının 6 tek verdi. milyar metreküpü kendi gereksenimi için Türkiye’ye, geri kalan 10 milyar metreküpü arbe nasıl geldi? AB’ye sevki kararı alındı. AB’ye ulaşacak gaProjenin darbe yiyişi, BP (British Pet zın pazarlamasını ve satışını bizzat Azerroleum) şirketinin 3 ay önce yaptığı bir çı baycan yapacak, Türkiye sadece transit ülkışla başladı. O zamana kadar Nabuc ke olacaktı. Bu iş için başlangıçta BOco’nun başlıca rakipleri İtalya’ya kadar uza TAŞ’ın iletim şebekesinden olabildiğince yanacak ITGI ve TAP boru hattı projeleri idi. rarlanılacak, ileride Türkiye topraklarında yeHer 3 proje de yılda 10 milyar metreküp ni bir hat yapılacaktı. olacak şekilde Azeri Şah DenizII gazını Basına verilen açıklamada adı söz edilkaynak olarak planlıyordu. Tasarım kapa mediyse de, SEEP konsept olarak kabul sitesi yılda 31 milyar metreküp olan Na görmüştü. bucco için 10 milyar metreküp, projenin ön Çok geçmeden Nabucco’ya olan tehdit aşaması içindi. yaşamsal darbeye dönüştü. 17 Kasım’da İsProjeler arasındaki önemli bir fark, bo tanbul’da yapılan 3. Karadeniz Ekonomi ru hatların nerede yer alacağı idi. Nabuc ve Enerji Forumu’nda SOCAR Başkanı co, Türkiye topraklarında doğudan batıya Rovnag Abdullayev “TransAnadolu” uzanan yeni bir boru hattı yapımını, ITGI adını verdiği yeni bir boru hattın yapımıve TAP projeleri ise Yunanistan’da Sela na karar verildiğini açıkladı. Hat, tıpkı Nanik yakınlarından itibaren yeni hat ya bucco gibi Şah DenizII gazını Türkipımlarını öngörüyordu. Gaz sevki Şah ye’ye ve Avrupa’ya iletmeyi amaçlıyordu. DenizII gaz üretimine bağlı olarak 2017Türkiye topraklarında doğudan batıya ka2018’de başlayacaktı. Şah Deniz konsor dar uzanacak hat, SOCAR’ın liderliğinde siyumu bu 3 proje arasında bir seçim ya BOTAŞ ile ortaklaşa inşa edilecekti. İlepacaktı. ride başka ortaklar da katılabilirdi. SOCAR 2002’de gündeme gelen Nabucco, gaz te ve BOTAŞ hattın yapımı için çalışmaya dariki sorunu nedeniyle zorlanan bir pro başlamıştı bile. Hattın maliyeti 56 milyar je idi. Ancak rakiplerine kıyasla en iyi plan dolar, yıllık kapasitesi en az 16 milyar metlanmış, en kapsamlı proje idi. Azeri gazı reküp olarak öngörülmüştü. na ek olarak Türkmen ve hatta ileride KaYeni hattın BOTAŞ değil, SOCAR tazak ve Irak gazlarını da kapsamına alma rafından açıklanması ilginç idi. yı hedefliyordu. Türkmen gazı AB için kriAslında bu bir şok gelişme idi. Ancak katik öneme sahip idi. Türkiye Nabucco’ya muoyuna yansıyan resmi tepkiler olayı kübüyük destek verdi. Temmuz 2009’da çümser nitelikte oldu. “asrın projesi” basın manşetleri ile AnOysa TransAnadolu hattı, Nabucco’nun kara’da altına imza atılan projeye Mart Türkiye toprakları üzerindeki varlığını, baş2010’da TBMM’den onay gelmiş, geçen ka bir deyişle yüzde 70’ye yakın bölümühaziran ayında Kayseri’de “destek an nü ortadan kaldırıyor, pratik anlamda onu laşmaları” imzalanmıştı. haritadan siliyordu. Eylül ayı sonlarında BP beklenmedik bir Bundan böyle Nabucco çok daha kü“öneri” ile SEEP denen 4. bir projeyi gün çülmüş bir şekilde faaliyet gösterebilse bideme getirdi. Şah Deniz konsorsiyumun le (örneğin TürkiyeBulgaristan sınırından da ağırlığı olan BP’nin bu önerisi, başta itibaren), proje bugünkü statüsü ile yaşaAzeri şirketi SOCAR olmak üzere kon mını yitirmiştir. sorsiyumun büyük ilgisini çekti. SEEP, Şah Azeri gazının sinerjisinden “yoksun DenizII gazını AB’ye taşımada Türkiye kılınmış” bir Nabucco projesinin yalnız T D Türkmen gazını hedeflemesi de artık düşünülemez. 26 Aralık’da Türkiye ve Azerbaycan arasında Ankara’da imzalanan mutabakat zaptı TransAnadolu hattına (TANAP) resmiyet kazandırdı. Garip bir gelişme olarak projede SOCAR’ın payının yüzde 80, Türk tarafının payının yüzde 20 olacağı açıklandı. Genel bakış Nabucco’nun bitirilmesiyle ABHazar bölgesi eksenindeki enerji stratejilerinde dama taşları yerlerinden oynadı. Nabucco’nun yaşamını yitirmesi demek, Türkmen ve Kazak gazının AB ve Türkiye için en aşağı orta vadede devre dışı olması demektir. Bu durum Türkiye (ve AB) için stratejik kayıp demektir. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi enerji güvenliğinin temel taşlarından biridir. Şeyl gaz potansiyeli, Kuzey Akım, AB’nin 20/20/20 enerji direktifi, Doğu Akdeniz doğalgaz keşifleri vb. etkenler göz önünde bulundurulduğunda Türkmen ve Kazak doğalgazlarının uzun vadede de Batı yönünde sevki çok küçük bir olasılık olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda, Ocak 2011’den bu yana AB delegeleri HazarGeçişli Doğalgaz Boru Hattı (TCGP) projesini gerçekleştirmek yönünde Aşkabat ile görüşmeler yaparken Türkiye’nin bu görüşmelere niçin katılmadığını anlamak zor. Oysa, Türkiye’nin Türkmen gazına ilişkin Aşkabat ile 1999’da imzaladığı bir gaz alım anlaşması var (yılda 16 milyar metreküp); hazır fırsat var iken bu noktada girişim yapılabilirdi. Nabucco’nun ayağının kaydırılmasıyla TCGP projesi yeniden rafa kaldırılıyor. Ayrıca Rus şirketi Gazprom’un önderliğini yaptığı Güney Akım doğalgaz projesinin rakibi tasfiye ediliyor. Bu gelişmeler Moskova’nın isteği doğrultusunda. Son bir noktaya daha değinmekte yarar var. 4 Haziran 1996’da imzalanan Şah Deniz Üretim Paylaşımı Antlaşması’ına (PSA) göre bu gazın ihracı için ilk tercih edilecek piyasa Türkiye piyasasıdır. Gaz, ancak Türkiye’ye ihraç edilemezse başka bir ülkeye satılabilir. PSA böyle diyor. PSA, Türkiye’de gazın iç tüketimde kullanılacağına ya da reexport edileceğine dek bir hüküm içermiyor. Yani bu noktada bir kayıt yok. Türkiye anlaşmada lehine olan bu hükümden yararlanma yoluna gitmiş midir? Sonuç olarak, Nabucco projesinin ayağının kaydırılması Türkiye için bir şansızlık olmuştur. Proje birçok bakımdan (doğalgaz “hub” olanağının tanınmaması, devletten ayrıcalıklar alması vb.) Türkiye için ideal bir proje değil idiyse de, rakiplerine kıyasla stratejik ve ekonomik açıdan tercihe şayan bir proje idi. en ona sen diye hitap ederim, çünkü 1962 yılından beri tanışıyoruz. Birlikte çok günler, aylar, yıllar geçirdik. Bazen sevindik, bazen üzüldük. Zaman zaman oturduk muhasebeler yaptık. Gün gene böyle bir gün, 2011 gidiyor, 2012 geliyor. Gönül elbet güzellikler yaşamak istiyor. Bu nedenle hukuku göreve çağırıyorum. Hukuk dünyanın en iddialı kavramıdır, çünkü yaşanan ve yaşanacak olan tüm olayları düzenleme ve çözümler bulma sanatıdır. Bu açıdan yükü ağırdır. Ama kaçış yok, onun işi budur. Hukuktan neler bekliyoruz, yeni bir yıla girerken? Nereden başlamalı? Yeni bir anayasa hazırlığı. Temel soru şudur: Yeni bir anayasaya gerek var mıdır? Bu soruya cevap verirken geriye dönüp bakmak uygun olur. 1982 Anayasası bir darbeden sonra gelmiştir. 1961 Anayasası’nın temellerini sarsmıştır. Fakat sonra kaç kez değiştirilmiştir. Hak ve özgürlükler açısından belirli bir noktaya gelinmiştir. Elbette eksiklikler vardır. Bu nedenle yeni bir anayasa yerine, ihtiyaçların doğru tespitleri ile bir değişiklik daha yapılabilir. Bu yol kısadır ve sorunları çözer. Ceza adalet sistemi. Terimi bağışlayınız, ortalık yangın yeri. Ben resmi kısaca çizmeye çalışacağım. Ama bir noktayı belirtmeden bu konuya giremem. Ülkede bugün herkes ceza adalet sisteminden şikâyetçi. Fakat harekete geçen yok. TBMM’de hukukçular çoğunlukta, siyasal partilerde de öyle. Çözümleri hızla üretmek gerekmez mi? Elbette gerekir. Nasıl mı? Milletvekili seçilip tutuklu oldukları için parlamentoda görev yapamayanlar için anayasada küçük bir değişiklik yapılır. 1961 Anayasası’nın düzenlemesine dönülür. Tutuklu olarak yargılanan milletvekilleri de dokunulmazlıktan faydalanırlar ve TBMM’de göreve başlarlar. İşte çıban başı: Tutukluluk süreleri ve tutuklama nedenleri. Bu nedenler yeniden kaleme alınmak zorundadır. Tutuklamanın istisna olduğu ortaya çıkarılmalıdır. Temel bir yanlıştan dönülmelidir. Tutuklamayı adeta mecburi kılan suçlar listesi (yanlış terim: katalog suçlar; doğrusu: katalogda yer alan suçlar) yasadan çıkarılmalıdır. Tutukluluk süreleri kısaltılmalıdır. Ceza yargılamasını güvenceleri yok etmeden en kısa sürede tamamlamak devletin görevidir. Anayasaya, adil yargılanma ilkesini yazmakla iş bitmez. Önemli olan onu hayata geçirmektir. Özel ağır ceza mahkemelerinin sistem içinde yeri yoktur. Bunu 2004’ten beri yazıyorum ve söylüyorum. Bu mahkemeler anayasaya aykırıdır. İzninizle biraz cezanın dışına çıkıyorum, konu güncel olduğu için. Hukuk uyuşmazlıklarını arabuluculuk yoluyla çözmek anayasaya aykırı değildir. Fakat tasarıdaki yaklaşım hatalıdır. Bu işi yalnız avukatlar yapabilir. Bunun için kısa bir eğitimden geçmek de uygundur. Yeni bir avukatlık yasası hazırlanırken avukatlığın “ulusal” bir meslek olduğunu göz ardı etmemek işin başıdır; yabancılara kapıyı kapatmak şarttır. Buraya kadar sistem içinde en güncel ve acil çözüm bekleyen konuları özetlemeye çalıştım. Tabii ki iş ve konular bu kadar değil. Asıl yapılması gereken, 2004’te başlatılan yasama hamlesiyle ortaya çıkan yasaların tümünü yeniden gözden geçirmek, 2005’ten bu yana alınan sonuçları süzgeçten geçirmektir. O günlerde AB’ye giriş sürecinde müzakere tarihi alabilmek için aceleye getirilen konuların serinkanlı değerlendirmelere ihtiyacı vardır. Buna başlamak için 2012’yi milat yapmaya ne dersiniz? Sevgili eski dostum hukuk, seni göreve çağırmakta haklı mıyım, haksız mıyım? 2012’ye girerken bizi kucaklasan, güneş gibi parlayan çözümler üretsen, aydınlık geleceğe birlikte yol alsak, sen de tarihe damganı vursan, çok güzel olmaz mı? C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog