Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

2 OCAK 2012 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 Öğretmenlerin Van’ı Sendikası yöneticileri, yılbaşı önEğitimİş cesi Van’a gitti. İşte izlenimleri: Eğitimin en önemli öznesi olan öğretme CHP Üzerine artisini ıncığına cıncığıP na değin bilen, önemli bir kademedeki CHP’li ile konuşuyoruz. Söyleşinin ana başlıkları ve dinlediklerimizi özetleyelim: Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisi değişimi istiyor, iyi niyetli. Ama çevresi... Bu konuda kuşkuluyum. Hemen her ay parti bir çam deviriyor. Şöyle birkaç ay geriye gidin. Yemin, yerine getirilmeyen mutabakat metni, Dersim tartışması ve son olarak milletvekili maaşları. Parti yönetimi: Aralarında kalfalar var, ama çoğu henüz çırak. Çok iyi siyaset bilimci olabilirsin ama siyasetçilik başka bir şeydir. Gelecek: CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu, başarılı olmak zorunda. Yoksa, oyu yüzde 102025 arasında kalan bir parti, kendi başarısız olmakla kalmaz, yerine yeni oluşumlar çıkmasına da engel olur. Siyaset tıkanır. Anayasa Önerisi İ ktidar yanlısı işadamlarının oluşturduğu MÜSİAD, modaya uymuş, bir anayasa önerisi hazırlamış. MÜSİAD, değiştirilmesi önerilemeyecek maddeleri bile değiştirebilme cinliklerine de başvurmuş. Örneğin devletin şekli ve niteliklerini belirleyen 1. maddeye bir dördüncü fıkra eklemiş: “Bu maddenin değiştirilmesi, Meclis’in ve halk oylamasında seçmenlerin üçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür.” Adnan Menderes’in ünlü sözüdür: “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz.” Bütün dert o zaten. Anayasadan Türkçe kalkacak, laiklik kalkacak, sosyal devlet kalkacak. Hilafet gelecek, başımız göğe erecek! İki Sorumlu A BD’nin yönetim ve denetimindeki insansız hava aracı gösterdi, jetler gitti yurttaşlarımızı öldürdü. İki sorumlu yan yana: Art niyet ve teslimiyet. nin barınma sorunu çözülememiş. Konteynır sözü verilmesine karşın bu söz yerine getirilmemiş. Öğretmenler adeta sokakta yaşıyor. Şanslı öğretmenlere çadır verilmiş, ancak çadırları kuracak yer bile gösterilmemiş. Öğretmenler güvenlik sorunları nedeniyle gece çadırlarda uyuyamıyor. Tacize uğrayan öğretmenler bile var. Öğretmenler sağlıksız koşullarda, adeta toplama kampı gibi yerlerde yaşamaya zorlanıyor. 3040 kişinin kaldığı koğuşu andıran barınaklarda banyo yok. Depremden 4 ay sonra hâlâ tuvalet kuyrukları oluşuyor. Öğretmenler deprem travmasından kurtulamamış, rehabilitasyon desteği halen sağlanmamış, öğretmenlerin yaşadıkları psikolojik tahribata yönelik etkili çözüm yolları geliştirilmemiş. Okullar gerek teknik altyapı, gerek kadro açısından eğitim öğretime hazırlanmamış. Terk edilmiş okul binalarında, eğitim alacak öğrenci sayısı bile belli değil. Merkezde bulunan 140 bin civarında öğrencinin 62 bini başka illere gönderilmiş. Depremden zarar gören okullarda ayrıntılı teknik hasar tespiti yapılmamış. Eğitimİş Başkanı Veli Demir soruyor: “Sorunlar bu denli ortadayken okulların, öğretmenlerin, öğrencilerin ve hatta velilerin Bir Şeyler Yapmak Gerekiyor Çok kötü bir yıldı 2011; sonu gelmez kavgalar, çözülemeyen sorunlar, savaşlar, depremler, su baskınları, kadına şiddet, tıka basa doldurulan cezaevleri, erken ölümler... Kırpık demokrasi, eksik özgürlük, çiğnenen insan hakları… 2010 olmuş, 2011 olmuş; doğal ki suç, yılı oluşturan rakamlarda değil, bizde, insanda. İyi ya da kötü ne yaşanıyorsa, ne yaşıyorsak kaynağı yalnız ve yalnız insan denen, giderek kendi doğal kimliğinden sıyrılan o mahlukun beyni, eli değil mi? Kendimizi hiç aldatmayalım! Dedelerimiz, ninelerimiz, anne babalarımız gibi “iyi” insanlar değiliz bizler. Onlar, kötü olanı iyi görmek yanlışına düşmedikleri, iyiye karşı kötüye yengi kazandırma çabasında olmadıkları için “iyi” insanlardı. Belki bizlerden daha yoksun, daha yoksuldular, sınırları bizlerinkinden çok daha dar çizilmiş hayatlar sürmek zorundaydılar. Ama yaşadıkları hayatları değiştirmek için “her yola” başvurmayan, erdemlerinden ödün vermeyen insanlardı. Hayatı bir başkasına karşı mutlaka kazanılması gereken bir yarış olarak görmüyorlardı. Alçakgönüllülük egemendi onların hayatına. ૽૽૽ Kötüler hep yok muydu? Doğal ki vardı, fakat özenilen insanlar değildiler. Şimdiyse birçok insan onlardan biri olmak, onlar gibi yaşamak için kötüleşiyor. Çevrenize bir bakın! Betonlaşmış kıyılar, kirletilmiş denizler, zehirlenmiş topraklar, yağmalanmış dereler, kurutulmuş göller, çoraklaşmış ormanlar, yıkıma uğramış doğa, önce biraz daha fazlasına, sonra çok daha fazlasına sahip olmak için tüm kötülükleri göze almış, çıkar tutkularına tutsak olmuş kötülerin eseri değil mi? Depremlere verilen kurbanların, yıkık kentlerin, dağılan ailelerin sorumlusu o kötüler, o kötülerin “daha fazla” hırsları değil mi? İnsanı insana düşman eden, kardeşi kardeşe düşman kılan ideolojiler, insan hayatını hiçe sayan o kötülerin beyinlerinin ürünü değil mi? Birbirimizi onların ellerimize tutuşturduğu silahlarla öldürmüyor muyuz? Demokrasimiz onların eliyle kırpılmıyor, özgürlüklerimiz onların yasalarıyla eksilmiyor, temel haklarımız onların ayakları altında çiğnenmiyor mu? Tüm bunlar doğru, fakat dürüstlüğü elden bırakmadan yanıtlayalım aynı soruları. Bu kötülere dilediklerince kötüleşmelerine gereken ortamları biz hazırlamadık mı? Susarak örneğin, müdahale etmeyi hiç düşünmeyerek, gördüklerimiz olağanmışçasına yalnızca izleyerek, razı olarak, belki de “Bize de bir pay düşer” diye umutlanarak… Kötülere karışmanın bir başlangıcı olmalı, öyle değil mi? ૽૽૽ Yazının başlığında, “Bir şeyler yapmak gerekiyor” dedim ya, kendimizden başlayalım. İlkin kendimiz için “bir şeyler” yapalım. Dünyalarımız giderek kötülerle sarılıyorsa onlarla aramızdaki mesafeyi düşünelim, sözgelimi. Ne düşündüğümüzü kendimizden başka kimse bilmeyecek nasıl olsa, açık olalım. Mesafe kısalmışsa eğer, bu, bize de yakında virüs bulaşacağı anlamına gelir. Önlem alalım. Kendimizle yüzleşerek, bastırdığımız duygularımızı bilincimize çıkaralım. İçimizdeki iyi ile kötüyü ayırt etmenin başka yolu, yöntemi yok! Yüreğimizde, beynimizde “kötü”den boşalan yeri sevgiyle dolduralım. Sait Faik ustanın dediği gibi “Bir insanı sevmekle başlar her şey”. Birbirimizi sevelim. Doğal ki anlamamız da gereklidir insanı; sevmek tek başına anlamaya yeterli değildir çünkü. Anlayarak sevmek insana güç katar. Birbirimizden güç alırız. Suskunluğumuz bozulur, dilimiz açılır, korkularımız dağılır. Umutlarımız yeşerir yeniden. Evet, bir şeyler yapmak gerekiyor. Başka bir hayatı kucaklamak, kucaklayabilmek için... eğitim öğretime başlayabilmeleri için gerekli koşulların oluşturulmadığı bu ortamda nasıl bir eğitim hedeflenmektedir?” Okulları medreseye çevirmekle meşgul Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’edir bu soru... madığı kanısında: “Örneğin, tartışılması gereken konulardan biri 80 kişilik PM’nin işlevi, işleyişi. Diğeri, genel başkan yardımcılarının atamayla gelmesi. Bu modeli de 1 yıldır uyguluyoruz. Acaba verimli mi, değil mi, bilmek gerek. Bir diğeri, il yönetim kurullarının üye sayısı. İstanbul’u da, bir milyonluk nüfuslu kentleri de 20 kişi ile yönetiyoruz. Dördüncü olarak, kurultay delegelerimizin dağılımı. HP’nin örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihad Matkap, parti içinde C tüzük değişiklikleri konusunda bir uzlaşı ol Tüzük Değişikliği Yöntemi Ben diliyorum ki, mart ayından itibaren 960 ilçede yapacağımız kongrelerde, tüzük değişikliklerinden beklentiler de ele alınsın. İlçe kongrelerinden gelen talepler il kongrelerinde tartışılsın. Sonuçta, 81 ilden gelen değişiklik önerileri, şu an bizde var olan değişiklik önerileriyle harmanlansın. Ardından konu MYK’ye, Parti Meclisi’ne sonra da tüzük komisyonuna devredilsin. Bütün çalışmayı gelecek temmuz ayına değin bitiririz. Eğilimlere bakılarak arzu edilirse başlı başına bir tüzük kurultayı, belki yanına bir program kurultayı da konularak yapılabilir. Arzu edilirse de, sonbaharda yapmayı planladığımız olağan kurultayımıza 2 gün ilave edilerek bir tüzük kurultayı gerçekleştirilebilir.” Matkap’a, “İleri sürüldüğü gibi ipe un sermiyor musunuz yani?” diyecek olduk. “Kesinlikle sermiyoruz” dedi: “Bizim tüzüğümüzün aksayan yanı çok. Bu aksaklıklardan doğrudan etkilenmiş bir kişi olarak, örgüte de danışarak bir tüzük kurultayı toplama amacındayız.” İyi niyetin göstergesi olarak da PM’de kabul edilen “aday belirleme yöntemi”ndeki değişikliği örnek verdi: “Her muhtarlık biriminde alınan her 50 oy için bir delege seçilecek ve onlarla ön seçime gidilecek. Önümüzdeki ilk yerel seçimlerde bu yöntemi kullanacağız. Böylece, CHP’de aday belirlemeden kaynaklı gerginlikleri, öfkeleri bitirmiş olacağız.” KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr GDO’ların ‘Zaman Yolculuğu’ Birleşmiş Milletler Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünyada 1 milyar insanın aç olduğunu açıklamakta. Dünyanın yeterli beslenemeyen ülkelerinin başında Hindistan, Çin, Kongo Cumhuriyeti, Endonezya, Pakistan, Bangladeş ve Etiyopya geliyor. Bugün dünyanın özellikle de geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerinin en büyük sorunu “aşırı doğurganlık” sonucu oluşan nüfus artışıdır. Yıllardır süregelen aşırı nüfus artışı, sağlıksızlığın, eğitimsizliğin, işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın da “kapılarını” ardına kadar açmış durumdadır. Aşırı doğurganlığın getirdiği “insan enflasyonu” sonucu oluşan “tüketim” doğal dengeleri de bozmuş, iklim değişikliğine ortam hazırlamıştır. Uzmanlar, önümüzdeki 20 yıl içinde yüzde 50 oranında artacağı kaçınılmaz görünen gıda gereksinimini karşılamanın olanaksız olduğunu açıklamakta ve gıda ürünlerinde GDO’lar (genetiği değiştirilmiş organizmalar) aracılığıyla verimin yüzde 40’lara kadar artmasının gerektiğini vurgulamakta. Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (WWF) Yaşayan Gezegen 2010 Yılı Raporu’nda dünyayı yakın gelecekte bekleyen tehlikelere karşı uyarmaktadır. “(…). Giderek artan dünya nüfusunun gereksinimlerini karşılamak başta olmak üzere, önümüzde pek çok zorluk bulunmaktadır. Bu zorluklar; kalkınma ile doğal kaynaklara yönelik sürekli talep artışı arasındaki bağlantının koparılmasının önemini vurgular. En basit ifadeyle, daha az kaynaktan şimdiki kadar, hatta daha fazlasını elde etmek için yeni yollar bulmak zorundayız. Dünyanın kaynaklarını, kendilerini yenileme hızından daha hızlı tüketmeyi sürdürmek, bağlı olduğumuz sistemleri yok etmektir. Artık kaynakları, doğanın koşullarına ve sınırlarına göre yönetmek zorundayız.(…)” GDO’lar insanın ve insanlığın geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Verimlerini arttırmak için genleriyle oynanan ürünlerin, insan vücudunda özümsendikten sonra, gerek o insana, gerekse o insandan üreyen kuşaklara da neler aktaracağı bilinmemektedir. GDO’ların yalnızca gıda sektöründeki ürünleri değil, bu ürünler dışında, insanı da kapsayan başka canlıları da etkileyebileceği konusu günümüzde sürekli tartışılmaktadır. GDO’ların çevresel etkilerini kısa dönemde tam olarak belirleyebilmenin ve denetleyebilmenin olanaksız olduğu aktarılmaktadır. Bu nedenlerle de organizmaların içinde bulundukları çok yönlü etkileşimin göz ardı edilmesinin, insan ve toplum hayatını “dönüşü olmayan” sürece sokabileceği kanısı giderek yaygınlaşmakta. Aralarında bilimkurgu romanlarının ünlü ismi Isaac Asimov’un da yer aldığı çevreciler, GDO uygulamalarından huzursuz olduklarını ifade ederek şu gelişmelere işaret etmektedirler: • Çeşitli devletlerin denetimindeki bilimciler gen aktarımı yoluyla şimdiye dek yeryüzünde ilk kez meydana gelen yüzlerce yaratık meydana getirmişlerdir. Dolayısıyla istenmeden de olsa, insan türünü yok edecek bir mikroorganizma ya da bir türün yaratılmasına yol açılabilir. • Günümüzde genetik mühendisliği, özellikle biyoteknoloji üniversitelerden özel şirketlere geçmiş ve bunlar büyük maddi kazanç getirecek başka çalışmalara yönelmiş durumda bulunmaktadırlar. • (…), hayvanlar âlemi çokuluslu şirketler ile eczacılık ve biyoteknoloji şirketlerinin eline bırakılmıştır. Günümüzde biyoteknoloji alanında binlerce şirket bulunmaktadır. GDO’lar evrende insanoğlunun içindeki “bir kara kutuda” dolaşmaktadır. “Zaman yolculuğuna çıkan” GDO’lar, 21. yüzyılın 2012 yılına ulaşmış durumda. Bu “kara kutu” günü geldiğinde açılacaktır. Kutunun içinden ne çıkacağı da ancak kutu açıldığı zaman belli olacak. HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ Büyük harita, 1 plan ya da modeli oluşturan parçalar 2 dan her biri... İs 3 tanbul Sanayi Oda 4 sı’nın kısa yazılışı. 5 2/ Yunan mitolojisinde tutku tanrı 6 çası... Aksi, ters ve 7 kötü huylu kimse 8 ler için kullanılan sözcük. 3/ Oturu 9 lan yerin, tamamen boş 1 2 3 4 5 6 7 8 9 bırakılmış bir zemin ka 1 O D İ T O R Y UM tın üzerine kurulduğu 2 MA T E A İ L E Türk ev tipi. 4/ Manda 3 AMA İ H D A S yavrusu... Rütbesiz as4C A U L V İ ker. 5/ Kırmızı renkli bir 5A N U T A Ş I T üzüm cinsi. 6/ İnsan ya6 M A R N L İ şamının bütün alanların7 A F A R A S I R da kurulu düzenlere kar8 R E M İ K E S İ şıt bir kültür oluşturma anlayışı. 7/ Kayınbira 9 K R İ T E R Y U M der... En küçük sosyolojik birim. 8/ Tavlada “üç” sayısı... Yunan abecesinin altıncı harfi. 9/ Harman yerindeki ekin demetlerinin yığını... Kâfi gelmeyen. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Metal çubuk ve borulara diş açmakta kullanılan aygıt... Uluslararası Standartlar Örgütü’nün simgesi. 2/ Tanrıtanımaz... Tanrı bağışlamasından yoksun kalma. 3/ Arap abecesinde üstte noktası olan harfe verilen ad. 4/ Belli bir toplumsal, ekonomik topluluğa tanınan kontenjan... Kahraman, yiğit. 5/ Çalgıcılara verilen bahşiş. 6/ Tarihsel koşullar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılması gerektiğini savunan öğreti. 7/ Küçük erkek kardeş... Temel niteliği bir olan dil, hayvan ya da bitki topluluğu. 8/ Selenyum elementinin simgesi... Macaristan’a özgü, şaraplık bir üzüm cinsi. 9/ Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri... Azerbaycan’ın plaka imi. C M Y B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog