Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 18 OCAK 2012 ÇARŞAMBA 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Güven Korkunun Panzehiri YILAN hikâyesi ancak başharflerle anlatılabiliyor. Bu kadar uzayan ve kangren olmaya yaklaşan böyle bir davaya ne devletler arası politika dayanır, ne tarih, ne uluslararası kuruluşlar, ne Türkiye, ne de Ada. Konuyu noktalama zamanı gelmiş, hatta geçmektedir; bir an önce çözülmezse, devletleri, insanları, hatta bölgeyi bile çürütebilir. Dünya politikasının sözlüğüne acayip biçimde yerleşen “aktör” terimi eğer bir tiyatro lafı olmaktan çıkıp gerçekten ciddiye alınacaksa, birileri ciddi rejisörlüğü ele alarak “Bu oyun bitmelidir” deyip perdeyi kapamalıdır. Bunu ancak Türkiye yapabilir. bürleri, sırayla üstlendikleri rollerden vazgeçecek değiller. Çünkü hepsi özde bile bile uzattıkları bu oyundan ekmek yemektedirler. Rum tarafı, Türkiye dışında yeryüzündeki bütün devletlerce tanınmanın ve Avrupa Birliği’nce baştacı edilmenin keyfini sürmekte. Hiçbir şey umurunda değil: Ne Kıbrıs Türklerinin sıkıntıları ve dışlanışları, ne Ankara’ya havanda su dövdürülmesi, ne de hepimizin sinirlenişi. Avrupa Birliği, bambaşka nedenlerle arasına almak istemediği Türkiye’yi oyalamak ve sonuçta bezdirip büsbütün uzaklaştırmak için Kıbrıs sorunu gibi mükemmel bir bahane bulmuştur. Ayrıca, sorunun çözümüne en ufak bir yardımda bulunmadan, Rumları ve Yunanlı armatörleri memnun etmek için, bir de “limanları açın” diye tutturmuştur. Birleşmiş Milletler, başta Filistin olmak üzere çözemediği bir yığın sorun olduğu gibi beklerken, Kıbrıs’a büyük önem verir gözüküp neredeyse çevresindeki bütün emekli diplomatları Ada’ya göndererek sorun çözer gözükmekte. ürkiye Cumhuriyeti hem haklı hem de güçlü olduğu bir davada bu çeşit gösterişlere, oyalamalara ve aldatışlara muhtaç değildir. Bundan sonra yapılacak iş, bütün bu aktörlerin oyunlarına son verecek bir planla ortaya çıkmaktır. Başka reçeteleri beklemeden. Ankara Planı, Ada’da iki ayrı devletin varlığına ve ortak yürütülebilecek işleri ortaklaşa çözmeyi ihmal etmeden yan yana barış içinde yaşamayı öngören bir çözümden başka türlü olamaz. BM, KKTC, AB, TC GirdiÇıktı verilerinin 2002’de kalması Kamu’yu ilgilendiren bir sorun, ülkemizle ilgili önemli endüstri verilerinin, şirket performans verilerinin bulunmaması ise, şirketlerimizin bilgi paylaşmak konusunda isteksiz olmasından kaynaklanmakta. Sonuç olarak, doğru politikalar doğru bilgilere dayanılarak üretilebilir. Yoksa bilineni tekrardan öteye gidemeyiz, doğru kararlar alamayız. Çelik KURDOĞLU 008 yılından beri ekonomik krizle yatıp kalkar olduk. 2011 yazına girerken Ankara, Avrupa’da işler kötüye gidiyor, Türkiye’de cari işlemler açığı büyüyor acaba ihracatı ucuzlatıp ithalatı pahalandırsak çare olur mu, dedi... Sonuç ortada. İhracat büyüyor ama ithalatın artışı daha hızlı. İmalatın ithalat bağımlılığı nedeniyle büyürken yoksullaşıyorduk ama farkına varmıyorduk, TL değer yitirdi, on yıldır neredeyse unutmaya başlayacağımız enflasyon başkaldırdı. Üstelik teşhis doğru konulmadığı için cari işlemler açığına çare de bulunamadı. Ö 2 Ekonomist Kur tahminleri Dünyada işler nasıl? Geçen hafta başında Avro, ABD Doları’na karşı yüzde 0.2 değer yitirdi, aralık ayındaki değer kaybı yüzde 3.6. Japon Yeni’ne karşı on yıldır en düşük değere ulaştı. Dünyada döviz ticaretinin üçte biri DolarAvro üzerinden yapılıyor. Avrupa ülkelerinde ulusal bütçe açıklarının dehşet T verici büyüklüğüne karşın Avro neden hâlâ bu denli değerli? Alman tahvillerine olan talep, yükselen ülkeler Merkez Bankaları’nın ABD Doları’ndan uzaklaşma eğilimleri, Avro’nun ciddi boyutta değer yitirmesini önlüyor. Döviz kurunun ne olacağı hep sorulur ve iktisatçılar genellikle böyle tahminlerden kaçınırlar, teorik olarak denge döviz kuru diye bir kavram var ama paranın değerini etkileyen pek çok başka neden de var. Bazı örnekler verelim, ünlü veri bankası Bloomberg’in tahminine göre 2012’nin ikinci çeyreğinde Dolar/Euro paritesi 1.28 olacak. Japon Nomura Bankası’nın yılın ikinci yarısı için tahmini 1.20, Standard Chartered 1.22 derken, ünlü yatırım bankası JP Morgan 1.34 derken, BNP Paribas 1.35 bekliyor. Kimisine göre bu tahminleri etkileyen faktörler arasında bu bankaların kendi döviz pozisyonları var. vrupa aksırırsa kimin ateşi yükselir? IMF 2011 yılı içinde, siste A mik ülke olarak adlandırdığı ABD, AB, Çin, İngiltere ve Japonya’nın ekonomilerini incelerken, bu coğrafyalarda karşılaşılabilecek ekonomik sorunların diğer ülkeleri nasıl etkileyeceğini araştırdı ve bulgular konsolide etki raporu (spillover report) olarak yayınlandı. İngiliz finansal sistemi küresel istikrarın temel taşını oluşturmaya devam ediyor. Bir süredir Almanya, Londra’daki finansal kurumların yetkilerini Frankfurt’a taşımaya çalışıyor ve son AB doruğunda bu konu önemli bir krize yol açtı. IMF raporuna göre İngiltere’de yaşanacak yüzde 1 oranında gayrisafi yurtiçi hasıla daralması en çok AB bölgesini ve yüzde .1 oranında etkileyecek. AB’yi izleyen sistemik ülkeler sırasıyla Çin, ABD ve Japonya. Japonya ekonomisinin aynı boyutta yani yüzde 1 daralması Çin’i (yüzde 0.15), İngiltere’yi, ABD ve AB’yi etkiliyor. Çin’deki daralmanın en büyük etkisi (yüzde 0.08) Japonya, arkasından sırasıyla AB, ABD ve İngiltere üzerinde oluyor. AB bölgesindeki yüzde 1’lik daralma İngiltere’de yüzde 0.23’lük daralmaya yol açtıktan sonra Çin, ABD ve Japonya’yı etkiliyor. Nihayet ABD ekonomisinin yüzde 1 az katma değer üretmesinin etkileri sırasıyla Çin, İngiltere, AB ve Japonya üze rinde oluyor. Özet olarak İngiltere ile AB, ABD ile Çin, Çin’le Japonya karşılıklı olarak daha duyarlı ekonomiler. Yükselen ekonomiler bu analize dahil değil; ama Brezilya, Hindistan, gibi büyük nüfusa ve önemli doğal kaynaklara sahip ülkeler de, küresel gelişmelerden etkileniyor. Haziran ayında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “TL Kimin Gölgesi” dalı yazımızda, İsviçre’nin Almanya, Kanada’nın ABD, Avustralya’nın Çin için özellikle ticari ilişkiler nedeniyle önemli olduğunu ve İsviçre, Kanada ve Avustralya ulusal paralarının değerinin diğerlerinin değerini yansıttığını ele almıştık. (Bu ve diğer yazılarımız için www.celikkurdoglu.com sitesine bakılabilir.) İçeri Atamadan Öldü... Dün gün boyu televizyonlardan adam gibi bir devlet adamının gidişini izledim... Siz onu hapse atamadan öldü... ૽ Tıfıl muhabirliğimin ilk günlerinde, ilk kez bir devlet adamı ile röportaja gitmiştim. Büyük Ankara Oteli’nin rufunda, camın kenarına tek başına oturmuştu. Heyecanlanıp da peltekliğim tümden azdığında, su bardağını camın üzerinden önüme ittirmiş “Su iç gendine” demişti... Sevecen... Mert... Yalansız... Kinsiz... Nefretsiz... Çağdaş, aydınlık, medeni... Köpeği öldüğünde ağlamış, sarı çiçeği gördüğünde tören protokolünü bozup resmini çekmişti... ૽ Siz onu içeri atamadan öldü... Çünkü onun gibi düşünen herkesi hapishanelere kapattılar... Bu dışarıdaydı... Gerçi her fırsatta onu aşağıladılar... Onu küçük düşürecek yazılar yazdırıp, haberler yaptırdılar... Annan planıydı, “Yes be annem” kampanyalarıydı... Kulislerde ona “takoz” dediler... Bir hücreye kapatmak eksik kalmıştı... Gitti... ૽ Koca Anadolu yarımadası ABD’nin eyaleti haline getirilirken, o küçük bir adada dünyaya direnebildi... Onurlu... Kimlikli... Kişilikli... Sadece Kıbrıs Türklerinin değil, yeryüzündeki tüm Türklerin sevdiği, saydığı, gurur duyduğu devlet adamıydı Rauf Denktaş... ૽ Size göre değildi yani... Onu “takoz” olmaktan çıkartıp, bir kenara atmak ve Kıbrıs’ı İstanbul’un arsaları gibi ele pazarlamak için ne pazarlıklar yapıldı?.. Ne kumpaslar, ne gizli planlar ve tuzaklar alçakça kuruldu ya... Tarih Kıbrıslı kahramanı haklı çıkardı... Dün öyle kös kös yürüdüler arkasından... ૽ Belki son kahramanlarından birisini uğurladı Türkler... Kendi dimdik ve onurlu başı gibi, tabutunun arkasında yürüyen on binlerce insana da bir büyük onuru miras bırakarak... Adam gibi devlet adamı... Büyük yurtsever... Siz içeri atamadan... Gitti... ürkiye ne durumda? Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’nin makro ekonomik politikaları ile herhangi bir ülkeyi etkilemesi söz konusu değil. Pekâlâ, hangi ülkelerin ekonomik politikalarından neden, ne boyutta etkilenebilir? ‘Görüş Mesafesi Kısaldı’ başlıklı yazıda Türkiye’nin önemli ticaret ortakları ile ilişkilerini ve bunun ekonomiye nasıl yansıdığını ele almıştık. Bu yazının içeriği ile ilişkisi bakımından ekonominin çeşitli faktörlere karşı duyarlılığını belirleme kabiliyetimize değinmemiz yerinde olur. Bugün elimizdeki ölçüler toplam ihracat miktarı, dış ticaret açığı, enflasyon oranı gibi büyüklükler. Bunlar görünürdeki sorunlar, ama arka plandaki etkenleri ne kadar inceliyoruz? Bilançonun büyüklüğü mü önemlidir, yoksa şirketin kâr edip etmediği ve kârların nereden kaynaklandığı mı? Bu soruları yanıtlama gücümüz var mı? Önemli olan katma değer üretmek ve bunu kâr ederek yapmaktır. O zaman hangi endüstrilerde, üretimin hangi aşamalarında bunu gerçekleştirebileceğimize bakmamız gerekir. Bunun için gerekli istatistiki bilgiye sahip miyiz? ABD’de önemli bir iktisatçılar grubu Dunn and Bradstreet adlı danışmanlık şirketinin veri tabanını kullanarak çok sayıda ülkeyi içeren bir çalışma yaptı. Bu veritabanında Türkiye’deki şirketlerle ilgili yeterli bilgi bulunmadığı için çalışma Türkiye’yi içermedi. Dünya Ticaret Örgütü dünya ticaretini katma değer bazında inceleyen bir araştırma yaptırdı, sonuçlar nisan ayı içinde açıklanacak. Araştırma GirdiÇıktı tabloları kullanılarak yapıldı. Türkiye’nin son GirdiÇıktı çalışması 2002 tarihli. Oysa Türkiye’de sanayinin ithalat bağımlılığı konusunda son on yılda köprünün altından çok su aktı. OECD’nin yaptığı çalışmalar için de aynı sorunlar geçerli. GirdiÇıktı verilerinin 2002’de kalması Kamu’yu ilgilendiren bir sorun, ülkemizle ilgili önemli endüstri verilerinin, şirket performans verilerinin bulunmaması ise, şirketlerimizin bilgi paylaşmak konusunda isteksiz olmasından kaynaklanmakta. Sonuç olarak, doğru politikalar doğru bilgilere dayanılarak üretilebilir. Yoksa bilineni tekrardan öteye gidemeyiz, doğru kararlar alamayız. T C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog