Bugünden 1930'a 5,418,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

16 OCAK 2012 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA DİZİ ÖDP’Lİ TAŞ, DARBE İDDİANAMESİNİN TARİHİ GİZLEME ÇABASI OLDUĞUNA DİKKAT ÇEKTİ 9 12 Eylül zihniyeti sürüyor Taş, ‘İçeride 100’e yakın gazeteci, milletvekilleri, öğrenciler, aydınlar var. Ekonomik manada 12 Eylül’ün önünü açtığı piyasacı düzen daha da acımasızca devam ediyor’ diyor dalet Partili, sıkı Demirelci bir işçinin oğlu Alper Taş, babasına Tercüman okurken devamlı “öcü” gibi bahsedilen “solcuları” merak ediyor. İmam hatipte okuyor, ancak o eğitimi de hak, adalet kavramları üzerinden düşünmeyi ihmal etmiyor. Çay mitingleri, bildiriler derken sonunda solcu abilerle de tanışıyor. Ölüm, cinayet, işkence haberleri arttıkça 12 Eylül’ün ayak sesleri duyuluyor. Darbe olduğunda 13’ünde ama insanların cemselere Laik Eğitime Veda... Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla başlamıştı. Köy çocuklarının eğitilmesi istenmiyordu. Köy çocukları eğitilip köylerde çalışırsa toprak ağaları ne yapardı? Köy eğitmenleri topraksız köylüyü uyandırırsa köylerin derebeyleri hükmünü nasıl geçirirdi? Köy Enstitüleri kapatıldı. Çok partili sisteme geçildi. Toprak ağaları oy depolarının sahipleri oldular. Köy derebeyleri kendilerini seçtirdiler. Bu da demokrasi oldu. Sonra bu demokraside okullara din dersleri konuldu. 12 Eylül döneminde din dersleri zorunlu oldu. Böylece öğrenciler dinlerini öğrenecek, zararlı sol akımlara kapılmayacaklardı. Amerika, Sovyetler Birliği’ne karşı ‘Yeşil Kuşak’ projesini uyguluyordu. Sağ partiler din duygusuna yaslanarak, toprak ağalarına güvenerek siyasal iktidarlarını sürdürdüler. Düzen bozulmamalıydı. Ama yetmezdi. Yetmedi de. ૽૽૽ AKP açık bir din söylemiyle iktidara geldi. Artık sağ partilerin dolaylı söylemlerine gerek kalmamıştı. Küresel aktörlerin, Amerika’nın, Avrupa Topluluğu’nun desteğiyle yeni bir dönem başlıyordu. Amerika, dünyaya vermek istediği yeni biçimle, Avrupa Topluluğu ise ulusal sistemden vazgeçilmesi için Türkiye’deki yeni iktidarı desteklediler. Bu destek çekinceler olsa dasürüyor. Laik eğitim artık ayak bağı olmaktadır. Nedir laik eğitim? Tarihte din ekseni dışında bilimsel bilgiye dayalı bir eğitim modeli olarak laik eğitim, bütün gelişmiş ülkelerin uyguladığı eğitim olmuştur. Zamanla laik de olsa ‘ezberci eğitim’in dogmatik yanı fark edilmiş ‘eleştirel düşünce eğitimi’, uygulamanın temeli olmuştur. Nedir ‘eleştirel düşünce eğitimi’? Öğrencinin bilgiyi sorguladığı, tartıştığı, sormanın ve tartışmanın dışında hiçbir konunun kalmadığı, daha doğrusu bulunduğu zaman bilinenin değiştirildiği bir eğitim yöntemidir ‘eleştirel düşünce eğitimi’. Hiçbir dogma bu eğitim yöntemini kabul edemez. Din eğitimi de ‘din kültürü eğitimi’ olduğu zaman yararlıdır. Bu da bütün dinlerin çıkışları, ilkeleri, temelleri ve uygulamaları ile öğretildiği zaman kültür eğitimi olur. Ama artık buralar geçildi, başka yerlere gelindi. ૽૽૽ Şimdi ilköğretim dönemi, 7 ile 15 yaş dönemi ele alınmaktadır. Bu dönemdeki eğitim programına Arapça dersi konmaktadır. Bu yaş çocukları umreye götürülmektedir. Yenisi Konya Seydişehir’den gelen bir haberle açıklandı. İlköğretim çocuklarına ‘ödüllü namaz programı’ bir dernek eliyle başlatılıyor. Habere göre 90 günlük programda çocukların camide kılacakları namaz puanlanacak, aldıkları puana göre ödüller dağıtılacakmış. Sabah ve yatsı namazları 30’ar puandan, öğle, ikindi, akşam namazları ise 10’ar puandan hesaplanacakmış. Ödüller de laptop, MP3 çalar, çeyrek altın, bisiklet olacakmış. Bu uygulama bırakın pedagojiyi, bırakın psikolojiyi, dinin özüne aykırıdır. Hiçbir ibadet, sonunda ödül verilerek yapılamaz. İbadet, ancak ve ancak Allah rızası için yapılır. Dinin özü bizim bildiğimiz kadarıyla budur. Jimnastik amacıyla namaz kılınmaz, diyet amacıyla oruç tutulmaz. Ödüllü ibadet olmaz. Gerçek din adamları bunu bilirler. Şimdi neresinden bakalım? Artık bakılınca görünen gerçek şudur: Laik eğitime veda edilmektedir. ૽૽૽ Cumhuriyet, bütün kurumlarıyla, simgeleriyle, ilkeleriyle ortadan kaldırılmaktadır. Laik eğitime veda, bu değişimin en önemli noktasıdır. Cumhuriyetin sonu bu mudur? Hep birlikte göreceğiz. DARBE İDDİANAMESİ A doldurulup götürüldüğünü, kiminin kan revan içinde döndüğünü gördükçe erkenden büyüyor. 85’te üniversiteye İstanbul’a geliyor. YÖK’e karşı mücadeleyi başlatan kuşaktan. 1988’de İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün işgalinde tutuklanıp Sağmalcılar Cezaevi’ne yollanıyor. Üç ay kalıyor. Sonra iki kere daha misafir oluyor bu cezaevine. Mehmet Akif Dalcı’nın öldürüldüğü 1 Mayıs 1989’da gözaltına alınıp Gayrettepe’de işkence görüyor. Aramalar, ev baskınları... Şimdi ÖDP’nin genel başkanı. “İnsanların bencilleştiği, bireycileştiği, öğrenmenin değerinin kalmadığı, para için herkesin birbirini ezdiği bugünleri getiren de Kürt sorununu derinleştiren de 12 Eylül” diyor. Taş için 12 Eylül sorgusu o acılara, öldürülenlere karşı vicdanı, bilinci olanların hissetmesi gereken bir vefa borcu. O yüzden de 12 Eylül’ün yargılanmasını en çok isteyenlerden biri, ancak... Gerisi Alper Taş’tan. ‘Bireyler değil, düzen yargılanmalı’ 12 Eylül iddianamesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İncelediğimizde görüyoruz ki öz itibarıyla 12 Eylül zihniyetini aklıyor. 12 Eylül’ün hedeflediği bugünkü neoliberal düzeni överken 12 Eylül’ün ezdiği, yok etmeye çalıştığı sosyalist, devrimci ideolojiyi tekrar mahkum ediyor. İddianame, AKP’nin tarihi kendi bakış açısından yeniden yazma çabasının uzantısından başka bir şey değil. 12 Eylül öncesinde yaşananları generallerin iktidar hırsının sonucu olarak yönlendirilen bir “sağsol çatışması” gibi gösteriyor. 12 Eylül’le Türkiye’nin emperyalizmin neoliberal küreselleşme doğrultusundaki politikalarına eklemlenmenin yolu açıldı. 12 Eylül öncesinde gerçekleşen ve iddianamede konu olan katliam ve cinayetlerse emekçi halkın yükselen devrimci hareketini bastırmak için, doğrudan kontrgerilla ve onların yönlendirdiği sivil faşistler eliyle gerçekleştirildi. Şimdi, 12 Eylül iddianamesi ve AKP’nin 12 Eylül’le hesaplaşma olarak gündeme getirdiği iddialarla, bu tarihsel gerçek gizlenmeye, emperyalizmin, sermayenin, sağ faşist hareketin sorumluluğunun üzeri örtülmeye çalışılıyor. İddianame sizi özellikle hangi söylemiyle rahatsız etti? İddianamenin bamteli Fatsa’ya ilişkin yazılanlar. 12 Eylül öncesi yaşananlar iki farklı Türkiye’yi ortaya çıkardı: Halkın demokrasisi olarak gelişen Fatsa ve kan deryasına dönüştürülen Maraş. Devrimciler ülkenin Maraş haline getirilmesine karşı bütün ülkeyi Fatsa yapmayı amaçlıyordu. O yüzden Evren darbe sonrası mitinglerde “Biz bu darbeyi yapmasaydık şu anda bu kürsüde Fatsa’dakiler konuşacaktı” diyordu. İddianamenin Fatsa’ya bakışı 12 Eylülcülerin Fatsa’ya bakışıyla birebir aynı. “Fatsa ilçesi, sokaklarında rahatça dolaşılamayan, resmi dairelerinde Türk bayrağı asılmayan, camilerinde namaz kılınamayan, okullarında mini mini öğrencilerine dahi sol yumruklar havada Alper Taş 12 ke Eylü nc eh l, ce an zae ey e ç vleri ev ni i ird şi. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’dan, 12 Eylül davasına müdahil olma çağrısı ‘Binlerce kişi işkencede inledi’ Eylül’le derdimiz mi ne? 19 yıl beş ay cezaevinde, altı ay İstanbul, Maraş, Elazığ işkencehanelerinde tutuldum. Bir yıldan uzun süre ölüm orucu ve açlık grevlerinde bulundum. 19 yıl boyunca ailem cezaevi kapılarında ciddi mağduriyetler yaşadı. Yazık ki, tek değildim; bir milyon insan da benimleydi. Binlerce insanın acısına, binlercesinin işkencede inlemesine tanık oldum. Türkiye’nin nüfusu o dönem 45 milyon olduğuna göre, onların annesi, babası, çocuğu derken nüfusun altıda biri bu zulmü yaşadı. Sahi Kıbrıs’ın nüfusu bundan azdır, değil mi? Evet, 12 Eylül yargılanmalı. Zaten biz 78’liler 12 Eylül darbecilerinin yargılanması sürecini 12 yıl önce başlattık. O zamanki koşullarda 12 Eylül adeta unutulmuş, toplum 12 Eylülcülerle yaşama gibi bir davranış kalıbına girmişti, taleplerimizi şaşkınlıkla karşıladılar. 12 Eylülcülerin yaptıklarını rakamlarla kamuoyuna sunduk, kitaplar, broşürler hazırladık, Türkiye’nin dört tarafında seminer verdik. 12 Eylül’ün toplum vicdanında yargılanması sürecini başlattık. Yargılanmanın önündeki en büyük engel anayasanın geçici 15. maddesiydi. 2005’te bunun kaldırılmasını gündeme getirdik, kampanya yaptık. Bunca şeyden sonra bu yargılama AKP hükümetinin gücüyle mi yapılıyor diyeceksiniz? Diyemezsiniz. Olsa olsa, taleplerimizi daraltarak kabul etmek zorunda kaldılar, denilebilir. Daraltma da daraltma ama! Referandum yapılırken hükümet uygun gördüğü yasaları, özellikle yargıyı yürütmeye bağlama şeklindeki yasaları geçirdi. 12 Anayasanın 15. maddesini ve askerisivil yargıyı birbirinden ayırmayı da bir parmak bal gibi bize sundu. Bunlar yargının yürütmenin bir kolu haline getirilmesinin aracı yapılmamalıdır diye de kampanya yürüttük. Topyekun yargılayın 15. madde kaldırılınca da boş durmadık. 198084’te Diyarbakır muş bütün emniyet müdürlerini, siyasi şubeleri, operasyon yapan timleri, askerisivil bütün cezaevlerinin müdürlerini ve subaylarını, bütün sıkıyönetim komutanlarını, askeri adli müşavirleri, askeri mahkemeleri, askeri yargıtayları, hatta İhsan Doğramacı başta olmak üzere üniversitelerde gençliği teslim almak için çalışanları, Vehbi Koç’un çeleri verdik. Bütün olarak 12 Eylül’ün masaya yatırılmasını, böylece bir daha asla olmaması gibi bir sonucu arzuladık. Ancak ortaya çıka çıka iki kişiyle sınırlı bir iddianame çıktı. İki kişiye nezakaten sorulan 12 soru... Öyleyse ne mi yapmalı? Bu iddianameyi ve davayı elimizin tersiyle bir yere atabiliriz, ancak bu davayı kabul etmeyiz mızmızlığı yapmayacağız. Çünkü bu davanın açılması bile başlı başına bir adım; bizim mücadelemiz sonucu atılan bir adım. Öyleyse adımlarımızı çoğaltacağız! Gelip mahkemede konuşacak, davanın içini dolduracağız. Haydi mahkemeye! Davayı tartışmak için forumlar, sempozyumlar düzenleyip, adalet arayışını derinleştirecek, hükümeti, muhalefet partilerini zorlayacağız. Bunun için de 78’liler Girişimi sözcüsü olarak, buradan bütün 78’lilere bir çağrı: Bu davaya müdahil olun. Mademki, 12 Eylül en az bir milyon insanın hikâyesinde var, yüzde biri müdahil olsa çok büyük sonuçlar elde edeceğimizi düşünüyorum. Evren, Şahinkaya ceza almasa bile, bizler bu ülkenin mahkemelerinde darbeyi belgeleyecek, adalet isteyeceğiz... Mesele onların ceza almasından öte, dönemle hesaplaşmak! Noktayı koyarken bir çift sözü de Tayyip Erdoğan’a etmeli: Hani Türkeş, Kenan Evren’e “Fikri iktidarda kendi cezaevinde, baht utansın” demişti ya, şimdi Kenan Evren bunu Tayyip’e derse verecek cevabı var mı? Zira Evren yargılanıyor, ama yaptırdığı onlarca yasa, siyasi partiler kanunu, anayasal düzeni hâlâ geçerli. Celalettin Can, 12 Eylül sürecinde bir milyona yakın insanın tarifsiz acılar çekip büyük bir zulüm yaşadığına vurgu yaptı. vahşetinin kamuoyunca bilinmesi, suçluların yargılanması için binin üzerinde suç duyurusunda bulunduk, böylece Diyarbakır’da soruşturma açıldı. Şimdi iddianamesini bekliyoruz. Türkiye’nin farklı şehirlerindeyse binlerce kişiyle, sadece Evren ve Şahinkaya ile sınırlı olmayan, cuntanın diğer elemanlarını, Bülend Ulusu hükümetinin üyelerini kapsayan, cuntaya ortak olKenan Evren’e akıl veren mektubu dolayısıyla Koç ailesini, “İşçiler gülüyordu, gülme sırası bizde” diyen İTKİB Başkanı Halit Narin’i, dönemin ABD Başkanı Jimy Carter’a “Bizim çocuklar başardı” diyen CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze’yi, eski devlet yapısını tasfiye edip devletleşen 12 Eylül’ün bütün kadrosunu kapsayan suç duyurusu dilek YARIN: Öldürülen savcı Doğan Öz’ün eşi, hukukçu Sezen Öz ve Nimet Tanrıkulu Enternasyonal Marşı söyletilen, devlet gücüne karşı, barikatlarla çevrilmiş, hiçbir adli ve devlet organı faaliyet gösteremeyen, bütün meseleleri 11 halkdireniş komiteleri tarafından çözülmeye çalışılan, milliyetçi vatandaşların mallarının istimlak edilerek göçe zorlandığı, gitmeyenlerin acımasızca öldürüldüğü bir yer haline geldi” deniliyor. Devamla iddianamede cuntacılara dönük suçlama, sıkıyönetim ilan edilen yerler arasında olmamasına rağmen Fatsa’da yapılanın neden bütün Türkiye’de yapılmadığı, buna karşılık askeri darbe yapıldığıdır. İddia makamı askeri darbe yapılmadan da Fatsa’da yapılan “devlet terörünün” bütün Türkiye’de yapılabileceğini iddia ederek bunun hesabını soruyor! Peki 12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma için ne yapılmalı? Yaşına başına bakmadan sadece darbe yapan iki general değil, o dönemin sıkıyönetim savcıları, valileri, emniyet müdürleri, bütün darbecileri ve işkencecileri yargılanmalı. Bu iddianamede Evren ve Şahinkaya’nın sanık sıfatıyla yargılanması 12 Eylül düzeninin yargılanması manasına gelmiyor. 12 Eylül zihniyeti bugün de sürüyor. İçeride 100’e yakın gazeteci, milletvekilleri, öğrenciler, aydınlar var. Ekonomik manada 12 Eylül’ün önünü açtığı piyasacı düzen daha da acımasızca sürüyor. 12 Eylül öncesi emperyalizmin kanat ülkesi olan Türkiye füze kalkanıyla şimdi cephe ülkesine dönüştü. 12 Eylülcülerin koyduğu yüzde 10 barajıyla oluşmuş bir Meclis yapısı var hâlâ. 12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma aynı zamanda 12 Eylül’ün bugün AKP eliyle sürdürülen düzeniyle hesaplaşarak mümkün olabilir. ALMANYA’DA ŞÜPHELİ ÖLÜM Kaçırılan Türk kızının cesedi bulundu Dış Haberler Servisi Almanya’da aile baskısı ile karşılaştığı belirtilen, 1 Kasım’da maskeli 3 kişi tarafından kadın sığınma evinden kaçırılan 18 yaşındaki Türk kızı Arzu Özmen’in cesedi Lübeck kenti yakınındaki bir golf sahasında gömülmüş halde bulundu. Özmen geçen ağustos ayında kadınlar evine sığınmış, genç kızın kaybolmasından sonra ağabeyleri ile kız kardeşi gözaltına alınmıştı. Bir fırında çalışan Özmen’in kaybolduğu günlerde 20 yaşındaki Alexander isimli biriyle gönül ilişkisi yaşadığı, kardeşlerinin buna karşı çıkarak Arzu Özmen’i dövdüğü ileri sürülmüştü. Özmen’in aile baskılarına dayanamayarak ağustos ayında kadınlar evine sığındığı, 1 Kasım’da erkek arkadaşı tarafından ziyaret edilmesinin ardından maskeli üç kişinin baskın yaparak kaçırdığı bildirilmişti. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog