Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

16 OCAK 2012 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 CHP Seçmeni Çaresiz mi? HP, toplumun bir kesimi için ne anlam C ifade ettiğinin ayırdında Devlet Sırrı seçimlerinden yıl sonuna değin milletvekillerince verilen 3 bin 188 soru önergesiden yalnızca 717’si cevaplandırılmış, cevaplanma zahmetine katlanılmayan 606 soru önergesi de gelen evrak dosyasına konularak işlemden kaldırılmış.” Oyan, diyor ki: “Milletvekilinin anayasal bilgi edinme hakkının hiçe sayıldığı bir ortamda, üstüne bir de ‘Devlet Sırrı Kanunu’ çıkarılmak isteniyor.” HP’li Oğuz Oyan saptamış: C “12 Haziran 2011 İzmir operasyonu HP’lilere göre, İzmir C Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na karşı yürütülen soruşturma bulamaçlı siyasi operasyonun amacı belli: Kocaoğlu, sürekli savunmada bırakılacak; “Ben suçlu değilim”i anlatmayla uğraşırken AKP’nin olası adayı, İzmir için yeni tasarımlar üzerinden prim yapacak. AKP, İzmir için eski Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’i parlatıyor. EXPO 2020 İzmir Yürütme Komitesi Başkanlığı’na getirilmesi de bir rastlantı değil. Futbol Federasyonu Başkanlığı da yapan Mahmut Özgener’in, İzmir’in orta sağ seçmeni için iki önemli yanı var: İlki; ünlü Asfalt Osman’ın, yani İzmir’in eski AP’li Belediye Başkanı Osman Kibar’ın torunu olması. Diğeri de, muhacirliği. AKP, İzmir’i istiyor. Türkiye’de hükmetmediği yer bırakmamak için! Sorumlu bdullah Gül, A gazetecilerin çalışma koşullarının 1961’den geri olduğunu söylemiş ve uzun tutuklulukların kendisini rahatsız ettiğini ifade etmiş. Zaten gazeteciler, 27 Mayıs darbesi yüzünden bu hale geldi. Uzun tutuklulukların tek sorumlusu da Atatürk! mı acaba? CHP’ye oy verenler, laik, demokratik sistemin sürmesinden yanalar. 1923 devriminin kazanımlarından bir adım geri gidilmemesini arzuluyorlar. Bölünmeyi değil, kardeşliği savunuyorlar. Çocuklarını medreselere değil, bilimsel eğitimin yapıldığı okullara göndermek istiyorlar. Savaşa karşılar. Uygar yaşamın kadın için de, erkek için de özgürlüğün birincil koşulu olduğunu biliyorlar. Kimsenin düşüncesinden dolayı yargılanmamasını diliyorlar. CHP’li seçmen, olup bitenden, geriye gidişten çok tedirgin. CHP’den kendisine güven, destek vermesini; yalpalamayan, disiplinli, ciddi, toplumu kucaklayan bir muhalefet istiyor. Derin yalnızlıklarında yaslanacağı bir çatı olsun diye, “İşte o benim sesim”, “Eninde sonunda CHP bana sahip çıkar” diyebilmek için CHP’ye oy verdiğinin de bilincinde. O yüzden CHP’li seçmen, Cumhuriyet ile yaşıt CHP’nin Genel Başkanı’nın bile soruşturulmak istenmesi karşısında yalnızca İstanbul’da topu topu 500 kişiyle eylem yapılmasına şaşırıyor. Ağız dalaşıyla, yüzeysel, sıradan, içeriksiz, çelişkili demeçlerle gün geçirilmesine anlam veremiyor. Milletvekillerinin “Dokun Bana” yazılı tişörtler giyip medyada öne çıkma sevdasıyla faşizme karşı direnilemeyeceğini ise çok iyi algılıyor. Kısacası CHP’li seçmen, altına sığınmak istediği o çatının, ülkeyi etkisi altına almış delibozuk fırtına karşısında kendisini korumasını sabırla bekliyor! Montaigne’in Bir Sözü Üzerine Çok yazıldı, çok çizildi fakat bir şey değişmedi. Konu, infaza dönüşen uzun tutukluluk süreleri; görünürde Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, bakanlardan hükümet sözcüsüne kadar herkes evrensel hukuka, temel insan haklarına aykırı bu uygulamayı eleştiriyor, Adalet Bakanı ise birtakım yasa değişikliklerinin yapılacağını, hazırlıkların son aşamada olduğunu söylüyor. Ne tür bir “son aşama” ise artık, ortaya somut hiçbir şey çıkmıyor. Yandaş kalemler ise bu “gecikmeye” bahaneler bulmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Oysa gecikmenin nedeni belli, iktidar da, iktidar yandaşları da sudan bahanelerle içeri tıkılan, çürümeye bırakılan gazetecilerin, yazarların, yayıncıların, bilim insanlarının, askerlerin, kısacası sesi en gür çıkan muhaliflerin özgürlüklerine kavuşmalarını arzu etmiyor. İktidar sahipleri “nasıl yaparız da bu tutuklulardan bir bölümünü serbest bırakırız” hesabı içindeler. Çünkü Batı bu uygulamalardan rahatsız, Türkiye’ye her gelen bunu dile getiriyor. Öyle bir şey yapılsın ki mızrak çuvala sokulabilsin, ama olmuyor, sokulamıyor. ૽૽૽ İktidarı anlayabiliyorum. Gücünü dinden alan, dinden beslenen “siyasal İslamın” temsilcilerinden evrensel insan haklarına, demokrasiye, özgürlüklere “mutlak” saygı göstermelerini beklemek abestir, boştur. Günümüz dünyasında nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan hiçbir ülkede evrensel hukukun, temel insan haklarının, demokrasinin, birey özgürlüğünün uygulanma şansı yoktur, çünkü bu İslamın da, İslamdan beslenen iktidarların da doğasına aykırıdır. Sözgelimi, kadınerkek eşitsizliğini evrensel temel insan haklarının hiçbir yerine yerleştiremezsiniz. Biat kültüründen de demokrasi doğmadığı gibi dogmatik inanç özgürlükçülüğün filizlenmesine izin vermez. Türkiye İslam dünyasında bir istisnadır. Nitekim bugün Türkiye’de verilen temel mücadelenin tarafları bu istisnai durumu ortadan aldırmak isteyenlerle korumak isteyenlerdir. Anlayamadığım iktidar yandaşı kalemlerin nasıl olup da bu çıplak gerçeği göremedikleridir. Çünkü içlerinde “ezelden beri” demokrasiyi, özgürlükçülüğü dillerinden düşürmeyen donanımlı insanlar da vardır. Montaigne, “İnsanların en çok inanma eğilimi gösterdikleri şey en az anladıklarıdır!” diyor. Evet, bunlar bir şeylere inanmak istiyorlar, inandıklarını söylüyorlar fakat inanmak istediklerini, inandıklarını söylediklerini ya en az anladıklarından ya hiç anlamadıklarından ya da bir türlü anlayamadıklarından içini dolduramıyorlar. Normalde insan “bir şeyi” merak edip incelemeye, araştırmaya başlar, eğer “o şeyi” benimserse, inanır, savunur; ödün vermez. Fakat bunlar temel insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi “şeyleri” incelemeden, araştırmadan benimser göründüklerinden kolayca çark edebilmekte, ödün verebilmekte, parçalayabilmektedir. ૽૽૽ Temel insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar “mutlak” kavramlardır. Azı, çoğu yoktur! Onun için’i, bunun için’i yoktur! Bunların bir kesimi “askerler çıksın, öbürleri içeride kalsın”, bir kesimi “herkes çıksın, ama askerler içeride kalsın” derken, bir kesimi de “siviller de, askerler de çıksın, ama Kürtler içeride kalsın” diyor. Bu kesimler, suç işleyip işlemedikleri henüz belli olmayan, uzun süredir tutuklu sanıklar hakkında açılan davaların niteliğine göre, sanıkların meslekleri ya da etnik kimliklerine göre oluşuyor. Bu, evrensel hukuk adına da, temel insan hakları adına da, demokrasi ve özgürlükçülük adına da yüz kızartıcı bir durumdur! “Yüz kızartıcı” derken, sakın bu ayırımı yapanların yüzlerinin kızardığını söylemek istediğimi sanmayın, yüzü kızaran bizleriz, bunlara baktıkça biz utanıyoruz, bizim yüzümüz kızarıyor. Ama şunu da itiraf etmeliyiz ki iktidar tencere, ona alkış tutan şakşakçılar da eğer kapaksa, doğrusu birbirlerini iyi bulmuşlar. BF öğretim üyesi Prof. Dr. Onur Karahanoğulları, 6 S Yok hükmünde Temmuz 2011’de Cumhurbaşkanı işlemi ile oluşturulan Bakanlar Kurulu’nda yapılan anayasal hata sonucu Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay ve Bekir Bozdağ’ın başbakan yardımcılıklarının tartışmalı hale geldiğini ileri sürmüştü. Karahanoğulları’nın bu hukuksal yorumunu gazetemiz aracılığıyla gündeme taşımıştık. Konu CHP’li Mahmut Tanal tarafından Meclis kürsüsüne taşındı: “6 Temmuz 2011 tarihli 643 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. Yeni yeni bayramlar Ekim yasaklandı, 19 29 Mayıs kaldırıldı. Bu gidişle... 31 Mart Adam Kesme, 2 Temmuz Zındık Yakma, 30 Ağustos Subay Tutuklama, 12 Eylül Cezaevi Bayramı olarak kutlanacak. Menemen’de her 23 Aralık’ta düzenlenecek resmi törenlerde Kubilay’ın başı, ibret olsun diye bir kez daha, bir kez daha kazığa geçirilecek. maddesi uyarınca 3046 sayılı Kanun’un 4. maddesini değiştirdiniz. Başbakan yardımcısı, ancak bir kişi bakan olarak atandıktan sonra ‘başbakan yardımcısı’ olarak atanabilir. 3 tane başbakan yardımcısı atanır, 3’ü de hukukçu; siyasal iktidarın içerisinde 2 tane anayasa hukuku hocası var, ‘Her tarafta, biz anayasa profesörüyüz’ derler. Ya Allah rızası için, bu anayasanın 109. maddesini, 3046 sayılı Yasa’nın 4. maddesini hiç mi okumadınız? Madde, ‘Ancak bakan olarak atanan kişi başbakan yardımcısı olarak atanabilir’ diyor. 6 Temmuz 2011 tarihinden bu tarafa, Bakanlar Kurulu’nun yapmış olduğu kanun hükmünde kararnamelerin tamamı yok hükmündedir, böyle bir Bakanlar Kurulu yoktur aslında. Başbakana vekâleten, bu dört tane değerli milletvekili arkadaşımız, başbakan Yardımcısı olarak imzalar attılar, sözleşmeler imzaladılar. Bunların hepsi yok hükmündedir. Bunlarla ilgili yapılan düzenlemelerin hepsi sakattır. Bu, hukukla oynamaktır, hukukla alay etmektir.” KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr Çocuk Sömürüsü (2): ‘İnsanlığa Karşı Suçlar’ KONU 1) : “Bir ülkenin utancı: BOLU (Cumhuriyet) Bolu’nun Mudurnu ilçesinde imam nikâhlı eşi tarafından hastaneye kaldırılan 11 yaşındaki Z.Ç’nin 8 aylık hamile olduğu belirlendi. Z.Ç, doktorların hastaneye yatması teklifi 25 yaşındaki imam nikâhlı eşi tarafından kabul edilmeyince evine gönderildi. Küçük yaştaki kız çocuğu koruma altına alınmadı, imam nikâhlı kocası hakkında da işlem yapılmadı. (…) Doktorlar, Z.Ç’nin hastanede kontrol altında tutulmasını istedi. E.D doktorların isteğini kabul etmeyerek, muayene olan Z.Ç’yi alarak hastaneden ayrıldı. Z.Ç’nin yaşının küçük olmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmaması dikkat çekerken, hastane yetkilileri konu hakkında açıklamada bulunmadı.” ( Cumhuriyet Gazetesi, 6 Ocak 2012, sayfa 9) KONU 2): “Aile Düzenine Karşı Suçlar: Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören: Türk Ceza Kanunu Madde 230: (1) Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. (5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. (6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.” KONU 3 : “İnsanlığa Karşı Suçlar: Türk Ceza Kanunu Madde 77 :“(1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur: a) Kasten öldürme., b) Kasten yaralama., c) İşkence, eziyet veya köleleştirme. d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma., e) Bilimsel deneylere tabi kılma. f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı., g) Zorla hamile bırakma. h) Zorla fuhşa sevk etme. (2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır. (3) Bu suçlardan dolayı tüzelkişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur. (4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.” KONU 4) : “Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; yüzde 30’unun 2 (iki) 5 (beş), yüzde 40’ının 6 (altı) 10 (on), yüzde 30’unun 11 (on bir) 17 (on yedi) yaş grubunda olduğunu görülmekte. Bir başka deyişle olguların yüzde 70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismara maruz kalan çocuklarda kız/erkek oranı 3’tür. Yurtiçi yayınlarda ise kız/erkek oranı birbirine yakın bulunmuştur. İstismarcıların yüzde 96’sı (doksan altı) erkek, %80’i de (seksen) çocuğun tanıdığı birisidir. (Kaynak: Vikipedi: Çocuk İstismarı)” Türk Ceza Yasası’nın 77. maddesi, 1) Cinsel saldırıda bulunmayı, 2) Çocukların cinsel istismarını,3) Zorla hamile bırakmayı, en ağır suç olan “insanlığa karşı suçlar” kapsamına almıştır. Biz de, “yasal evlenme akdi belgesi olmadan” ve özellikle de “on üç yaş ve altındaki kız çocuklarla” yapılan “yasadışı imam nikâhı” sorumlularına “ne yapılması gerektiği” yorumunu hukukçularımıza bırakıyoruz. HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ Osmanlılar dö 1 neminde kullanılmış bir tür sarık. 2/ 2 Tifoya neden olan 3 ve bulucusunun adı 4 nı taşıyan basil... Bir türün temel 5 özelliklerini ken 6 dinde toplayan ka7 lıplaşmış örnek. 3/ Türk müziğinde bir 8 makam... Güzel çi 9 çekli bir süs bitkisi. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 4/ Cemal Nadir Güler’in yarattığı bir tip ve yayım 1 K U B A D A B A D ladığı mizah dergisinin 2 O K E Y L İ L A adı. 5/ Yiğit, kahraman... 3 B A T T A T A R Oyunda cezalı çocuk. 6/ 4 A L K İ B E Bir nota... Herhangi bir 5 R AMA A Z AM nedenle armağan kabul 6 A P A Ş GO edenin, vermek zorunda B O P olduğu karşılık. 7/ Eskiden 7 N İ S A N N A R E savaşlarda giyilen ya da at 8 U M U R 9 H A M İ D A B A D lara giydirilen zırh... Eski Mısır’da güneş tanrısı. 8/ Ayakla devindirilen mekanizma... Hindistan’da yaygın olan bir din. 9/ Önü hendekli siper... “Camlar olmuş, meyler dökülmüş / Sâkiler meclisten çekmiş ayağı” (Bayburtlu Zihni). YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Sarık... İtalya’nın en uzun ırmağı. 2/ Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba kumaş... Kıl elek. 3/ Yaylı bir çalgı... Ateş. 4/ Ermenistan’ın para birimi... Halk dilinde sütlaca verilen ad. 5/ Satrançta bir taş... Müslüman ülkelerde oturan Yahudiler ve Hıristiyanlardan alınan cizye vergisi. 6/ Bir Asya ülkesinin başkenti. 7/ Isparta’nın bir ilçesi... Selenyum elementinin simgesi. 8/ Torun sahibi kadın... Yunan mitolojisinde kavga tanrıçası. 9/ Başkent. C M Y B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog