Bugünden 1930'a 5,418,973 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10 İstanbul K Edirne PB Kocaeli K Çanakkale PB İzmir B Manisa B Denizli PB Zonguldak K Sinop Y Samsun K Trabzon K Giresun K B Ankara 3 2 2 3 7 6 3 3 6 4 5 8 2 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars B B K B Y B Y Y PB Y B B K 2 1 0 14 15 10 9 9 7 9 3 2 0 HABERLERİN DEVAMI Oslo B Helsinki B Stockholm B Londra B AmsterdamB Brüksel B Paris B Bonn B Münih B Berlin B Budapeşte B Madrid B Viyana K 2 4 1 4 3 3 3 4 1 3 2 7 0 Belgrad K 1 Sofya K 2 Roma B 12 Atina Y 9 Zürih B 2 Moskova B 5 Aşkabat B 13 Taşkent K 9 Baku B 12 Bişkek B 2 Tiflis B 10 Kahire PB 17 Şam Y 12 Ülke genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın doğusu, Batı Karadeniz kıyıları, Orta ve Doğu Karadeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Orta ve Doğu Akdeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu ile Kırklareli, Sinop, Bitlis ve Muş çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Hava sıcaklığının hafta başından itibaren batı bölgelerden başlayarak ülkemiz genelinde hissedilir derecede olmak üzere 5 ila 7 derece azalacağı tahmin ediliyor. 16 OCAK 2012 PAZARTESİ TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 16 OCAK Afiş astığı için tutuklanan öğrencinin annesi, kızının yaşadığı acılara isyan etti: GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY Bilsem doğurmazdım Sarkozy’nin ‘Karakuşi’ Yasası (*) Onca Öfkeye Değer mi? ‘Ermeni soykırımı’nı tanımayanları cezalandıran yasanın Fransız senatosunda bu ay içinde oylanması bekleniyor. Ancak sorun sanıldığından çok karmaşık. Gündeme alınıp alınmayacağı tartışmalı. Gündeme alınmazsa başka bahara ertelenecek. Bilindiği üzere söz konusu yasa 577 üyeli Fransız parlamentosunda bir süre önce çoğu Ermeni nüfusun yoğun olduğu bölgelerin vekillerinin sadece 50’sinin katılımıyla, ‘çoğunlukla’ kabul edilmişti. Tasarı, senatodan geçerek yasalaşırsa soykırımı inkâr edenlerin 1 yıl hapis ve 45 bin Avro para cezasıyla cezalandırmalarını öngörüyor. Ancak büyük bir olasılıkla vahim bir akıl tutulmasının ürünü olan bu tuhaf yasanın, birkaç ay önce yapılan seçimlerde senatoda sosyalistlerin çoğunluğu ele geçirmesiyle soykırımın inkârını cezalandıran yasanın onaylanması uzak bir olasılık olarak görülmektedir. Dahası, tasarı senatoya geldiğinde onaylanıp yasalaşması için birden fazla engeli aşmak zorundadır. Örneğin tasarıya değişiklik önergesi verilmesi durumunda tasarı sil baştan yeniden meclisin yolunu tutacak, daha açık deyişle, bir ‘başka bahara’ ertelenecektir. ૽૽૽ Sağlıklı bir beyinden çıktığı kuşkulu bu saçmasapan cezayı cezalandıran yasa karşısındaki tepkimiz ne denli haklı gerekçelere dayansa da, olayın ağır basan mantıksızlığı ve devlet ciddiyetinden nasipsizliği düşünüldüğünde yine de fazla alıngan görünmektedir. Aslında neresinden bakılırsa bakılsın bu saçma yasa, kanımızca onca tepki ve öfkemize değecek bir ciddiyetten uzaktır. Dolayısıyla tepkimizin de olabildiğince benzer düzeyde olması gerekmektedir. Saçmalığa saçmalıkla yanıt vermek ya da düpedüz eğlenceli bir kafa bulmak gibi. Hırsı boyundan büyük Sarkozy Fransa değildir. Günlerinin sayılı olduğu ise bilinmektedir. Muhatabımız her zaman Fransa’ya yakışmayan arızi yönetimler değil, aydınlanmanın, kültür ve sanatın Fransası olmadır. Bu ülkenin önde gelen saygın gazetelerinden biri olan Le Monde’un soykırımın inkârını cezalandıran yasanın tartışıldığı günlerde kaleme alınan başyazısında “anılar üzerine temellendirilen yasaların işe yaramadığı belirtilerek, tarih yazmak politikacıların değil tarihçilerin işidir” denmektedir. Ve Fransa’da birkaç oy uğruna her türlü mantıksızlığa ve saçmalığa, bazen ülkenin yüksek çıkarlarına da zarar verecek kararlar almaya (Azerbaycan petrollerine ortaklık gibi) hazır politika esnafı, çok sayıda ülkede olduğu gibi yeteri sayıda mevcut bulunmaktadır. Le Monde soykırımı inkârı cezalandıran yasanın kabulü sırasında kaleme aldığı bir başka başyazısında, politikacıların kendilerini doğruların bakanlığı düzeyine çıkarmamaları için çağrıda bulunmaktadır. O zaman 577 vekilden oluşan meclisin 453 üyesinin katılmadığı oturumda, bu mantıksızlık anıtı yasa 19’a karşı 119 oyla kabul edilmişti. Yine o sıralarda su üstüne çıkan bir başka tartışma, Sarkozy yönetiminin yasaların meclisten geçirilmesinde uygulama alışkınlığında olduğu devlet ciddiyetinden uzak ‘çifte standart’ uygulamaları arasında yer alıyordu. Fransa’nın sömürgeci döneminde bazı iyi şeylerin de yapıldığının okul kitaplarına girmesine izin veren yasanın siyasetçiler tarafından değil tarihçiler tarafından yazılması gerektiğini savunan ve önde gelen tarihçi ve saygın üniversite öğretim üyelerinin yanı sıra o zamanki Cumhurbaşkanı Jaques Chirac tarafından da desteklenen görüşün ağır basmasıyla tartışma rafa kaldırılmıştı. Ne ki Ermeni soykırımının inkârını cezalandıran yasa aynı meclisin önüne geldiğinde tarih siyasetçilerin değil tarihçilerin işidir yaklaşımı yok sayılmış ve yasa mecliste Sarkozy yönetiminin devlet ciddiyetinden uzak ‘çifte standart’ uygulamaları arasında ayrıcalıklı yerini almıştır. ALİCAN ULUDAĞ ANKARA Tıp öğrencisi Ayça Kılınç’ın annesi Fadime Kılınç, açık görüş cezası nedeniyle kızına Şeker Bayramı’ndan bu yana sarılamadığını belirterek, “Sayın Başbakan ‘üç çocuk yapın’ diyor. Üç çocuğu niçin yapacağız, hapisaneler boş kalmasın diye mi? Çocuklarım için canımı bile veririm ama bunları yaşayacaklarını bilsem doğurmazdım” dedi. Ayça Kılınç (24), Erkin Kocaman (25) ve Kubilay Uçucu (25), Türkiye’de cezaevlerinde olan yaklaşık 500 öğrenciden isimlerini ᮣ Dünya Kadınlar Günü etkinliğinde taşıdıkları afişlerden dolayı terör örgütü propagandası yapmak iddiasıyla 7.5 aydır tutuklu bulunan üç öğrenci, yarın hâkim karşısına çıkacak. bildiğimiz sadece birkaçı. Suçları, cezaevlerinde ölüm orucu nedeniyle hayatını kaybedenlerin resimlerinin yer aldığı afişleri taşımak. Dava dosyasında yer alan delillerin arasında Ayça Kılınç ve arkadaşlarının 17 Nisan 2011’de İstanbul’da yapılan Grup Yorum konseri için stant açıp, bilet dağıtımı yapmaları, buna ilişkin afiş asmak, ayrıca “Gazi, 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarına” ilişkin yürüyüşlere katılmak da bulunuyor. Hatta 58 yaşındaki Hatice Harman, ölüm orucunda yaşamını yitiren kızı Feride’nin fotoğrafını taşıdığı için bu davada tutuksuz yargılanıyor. 4 ismin yargılandığı davanın 6. duruşması, yarın Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Özel yetkili savcı, 4 ismin terör örgütü propagandası yapmaktan 5 yıla kadar hapsini istiyor. Tutuklu öğrencilerden Ayça Kılınç’ın annesi Fadime Kılınç, çocuğunun eğitim hakkının engellendiğini belirterek şunları söyledi: “Bu hâkim ve savcılar, ellerini vicdanlarına koysunlar, çocuklarımızın gelecekleriyle oynamasınlar. Çocuğum bunları hak etmedi. Yasadışı etkinliğe katıldığına ilişkin hiçbir kanıt yok. Çocuğum şu an okul sırasında olması gerekirken dört duvar arasında.” Baba Yusuf Kılınç da, ailece mağdur olduklarını belirterek, “Çocuğum demokratik haklarını kullanmıştır. Türkiye’de demokrasi varsa, demokratik tepki de olması gerekir” dedi. HRANT DİNK DAVASI Karar yarın açıklanabilir İstanbul Haber Servisi Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in tutuklu bulunduğu, 19 sanığın yargılandığı davanın, yarın yapılacak duruşmada karara bağlanması bekleniyor. Davaya bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Rüstem Eryılmaz, 10 Ocak’taki 24. duruşmada tüm avukatları 17 Ocak Salı günü yapılacak celsede hazır olmaları konusunda uyararak davayı karara bağlayabileceklerini belirtmişti. Hrant Dink’in Arkadaşları,“Hrant’ın Mücadele Mirası” konulu forum düzenledi. Açılış konuşmasını yapan Aydın Engin, delillerin ikiüç kişinin planlayıp işlediği bir cinayetle yetinmeye izin vermeyecek kadar açık olduğunu belirtti. Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin ise şunları söyledi: “TİB kayıtla Hrant’ın Arkadaşları panel düzenledi rını istedik ancak bir türlü gelmedi. Bürokrasi inanılmaz bir direnç gösterdi. 5 yılın bitmesine yakın basın ve kamuoyunun baskısıyla geldi bu kayıtlar. ‘Bu kayıtlar kaybolmasın’ diye tedbir de koydurduk ancak daha sonra ‘davayı bitiriyoruz’ dediler.” Panale, sosyolog Ferhat Kentel ve Ufuk Uras da katıldı. Dışarıda serbestçe satılan bazı eserlerin Sincan Cezaevi’ne alınmadı Kitaba cezaevi yasağı SİBEL BAHÇETEPE Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi yönetimince, Fyodor Gladkov’un “Çimento”, İlya Ehrenburg’un “Paris Düşerken” adlı romanları, bir süre önce kaybettiğimiz gazetemiz yazarlarından Prof. Dr. Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi”, Karl Marks’ın “Komünist Manifesto”, Mao Zedung’un “Seçme Eserler”, Georgi Dimitrov’un “Savaşa ve Barışa Karşı Birleşik Mücadele” adlı kitaplarının yasak olduğu gerekçesiyle cezaevine alınmadığı belirlendi. Tutuklu olan KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) İstanbul 1 No’lu Şube Eğitim Sekreteri Gülsüm Yıldız, bir dönem yasak olduğu için toplatılan, ancak daha sonra bu yasak kararı kaldırılan ve kita bevlerinde serbestçe satılan bazı kitapların kendilerine verilmediğini belirterek “Adalet Bakanlığı bir süre önce toplatma kararı verilen kitapların incelenerek hapishaneye alınması için çalışma yapacağını açıklamıştı. Adalet Bakanlığı’nın bu kitaplarla ilgili incelemenin hızlı yapılmasını ve sözünde durmasını istiyoruz” dedi. Yıldız’ın avukatı Özgür Yılmaz ise konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdıklarını söyledi. 27 Mayıs 2011 tarihinde “örgüt üyesi” iddiası ile İstanbul Bağcılar’daki işyerinde gözaltına alınarak tutuklanan Gülsüm Yıldız da gazetemize cezaevinde yaşanan yasaklara ilişkin bir mektup gönderdi. Mektubunda, 19 yıllık memur olduğunu, yerinin belli olmasına karşın Ankara Savcılığı’nın yakalama emriyle işyerinden gözaltına alındığını ve tutuklandığını belirten Yıldız, “Bu ülkede bir sendikalı olarak tutuklanmak şaşırtıcı değil” diyerek yaşadıklarını anlattı. Yıldız, özetle şunları kaydetti: “Araştırma yaptığımız kitapları yanımızda tutamıyoruz. Kitap sınırı 5. Bir kitabı defalarca istemek zorunda kalıyoruz. Diğer tutsaklarla kitap alışverişi de yasak. Asıl önemlisi 70’li, 80’li yıllarda toplatılmış olan, sonradan bu yasağın kaldırıldığı, dışarıda serbestçe satılan kitaplar burada, tahmin ettiğiniz gibi yasak. Adalet Bakanlığı’nın verdiği sözleri tutmasını istiyoruz.” SAKAT KALAN ERE AYİM DARBESİ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER (*) Karakuşi yasası: Adaletsiz, gayri hukuki, gayri kanuni, kural dışı, mantıksız. Nöbette su içmek malul aylığından etti İLHAN TAŞCI Özel Harpçi Sakat’tan Çarkın benzeri itiraflar ALİCAN ULUDAĞ suyunun üçte birini kaybeden göl, önlem alınmazsa 2040 yılında haritadan silinecek. İnsan bedeni için su ne demekse, toplumsal yaşam için, insanoğlunun dünyada varlığını sürdürebilmesi için akarsular, sulak alanlar ve göller de o demek. Susadığımızda bir saat boyunca suya ulaşamazsak ne oluyor? Göllerin kurumasının ne anlama geldiğini günlük yaşamınızla karşılaştırarak kolayca anlayabilirsiniz. Peki anlatabilir misiniz? Türkiye’de göllerin durumuna bakınca zor görünüyor. Acıgöl, Burdur, Eğridir, Kovada ve Beyşehir, coğrafi tanımıyla “Göller Yöresi”nin 5 büyük gölü. Bunların dışında Salda, Kestel, Yarışlı, Gölhisar, Pınarbaşı, Çorak gibi irili ufaklı onlarca göl var. Sulak alanlara Ankara’nın şaşı bakışı büyük bir yok oluşu beraberinde getiriyor. ૽૽૽ Uzmanların verdiği bilgiye göre, Burdur Gölü’nün durumu, deyim yerindeyse tam sınırda. Şu dönem önlem alınmazsa gölün çöle dönüşünü durdurmak neredeyse olanaksız hale gelecek. Göl, bütün dünyadaki dikkuyrukların yüzde 70’inin kışlama yeri. Göl küçüldükçe gelen dikkuyruk sayısı da azalıyor. Burdur’un nüfusu da... İlk yerleşimin İÖ 5 bine kadar uzandığı Burdur, İbni Battuta’nın 14. yüzyıldaki Anadolu’yu da kapsayan dünya gezisinde uğrayıp sözünü ettiği bir kent. 17. yüzyılda nüfusu 20 binin üzerindeydi. Kenti yüzlerce yıl ayakta tutan başlıca unsur Burdur Gölü idi. Türkiye’de “sulak alanların ıslahı” diye adlandırılan bir merkezi yönetim anlayışı var. Aslında öncelikle bu anlayışın ıslah edilmesi gerekiyor. Zira sulak alanı kurutup tarıma açmak önemli bir başarı olarak görülüyor. Bu anlayışla tümüyle kurutulan Hatay’daki Amik Gölü artık haritada yok. Burdur Gölü’nün de aynı sonla karşı karşıya kalmaması için öncelikle sözünü ettiğim anlayışı, daha doğrusu “anlamayışı” bırakmak şart. Burdur Gölü’ne su taşıyan Bozçay üzerine rastgele kurulan barajlar gölün kurumasının nedenleri arasında. Yeraltı suyunun bilinçsiz kullanımı, Antalya tarafındaki derin kuyular Burdur Gölü’nün alttan beslenme yollarını kesiyor. Bir bakıma Burdur, alttan da üstten de göç veriyor. İki tarafı bağlayan en büyük güç, göl. ૽૽૽ Burdur benim doğum yerim. 1971’deki depreme dek çocukluğum Yeşilova ilçesinin Güney kasabasında geçti. Depremde okulumuz yıkılınca, evler hasar görünce AydınNazilli, sonra üniversite için İzmir... Ne zaman deprem olsa ben de Burdur depremini yeniden yaşarım. Hatta ani bir belirsiz gürültü duyduğumda aklıma ilk deprem gelir. Büyük depremlerin insan yaşamında silinmeyen bir etkisi vardır. Adeta bir fay hattı da içimize girer. Yüzmeyi Salda Gölü’nde öğrendim. Derin bir göl. Aynı zamanda tehlikeli. Pek çok çocuğu aldı, vermedi. En önemli malzememiz kamyon iç lastiği idi. İyice şişirdin mi, 56 kişiyi taşıyacak bir halka olurdu. Ağustosta gölün hemen kıyısındaki Sultanpınarı’nın içinde elimizi bir dakikadan fazla tutamazdık. Öylesine soğuktu. Göl, pınar, sonra çamlar başlıyordu. Burdur Gölü daha uzaktı ama, sık sık kıyısından geçerdik. O zamanlar yolun hemen yanında göl başlardı. Gazetelerde çıkan son fotoğraflara baktım, çekilmiş, çekilmiş, adeta nefes alamayan bir kişiye bürünmüş. Son yıllarda Burdur sohbetimi seyrek de olsa Silivri davalarının başlıca avukatlarından Prof. Dr. Köksal Bayraktar’la yapıyoruz. Kendisi Burdur’a öylesine bağlı ki, Prof. Dr.’nin yanına bir de Burdur kısaltması yapıp “Br.” koysanız yeridir. Burdur Gölü’nü, Göller Yöresi’ni, ülkemizin 300’ü aşkın sulak alanını yaşatmak, en azından zarar vermemek borcumuz değil, yaşamsal zorunluluğumuz. Çekilen her su, bir damarımızın tıkanması demek... Bahçeli’den 19 Mayıs tepkisi Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “19 Mayıs kutlamaları üzerinden yürütülen ve daha hangi gelişmelere yol açacağı belirsiz olan art niyetli girişim ve niyetlerin, milletin varlık değerlerine tam anlamıyla kasteden bir duruma geldiğinin anlaşıldığını” belirtti. Bahçeli, son siyasi gelişmeler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, cumhuriyetin kanına girmeyi gündemine alan ayırıcı dinamiklerin baskı ve tuzakları ile yüz yüze kalındığını iddia etti. Açıklamasında özel yetkili mahkemelere de değinen Bahçeli, bu mahkemeler nedeniyle cezaevlerinin toplumun her kesiminden insanlarla dolduğunu vurguladı. ANKARA ANKARA Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), temmuz ayında 4 saatlik nöbetini tutarken susayınca nöbet arkadaşının yanına gidip dönerken düşüp sakat kalan askerin malul aylığı davasında önce “insani ihtiyaç” diyerek aylık bağladı, ancak daha sonra “nöbet yerini terk etti” diyerek aylığın kesilmesine karar verdi. 2009’da er İsmail Danış kule nöbetine gitti. Danış, nöbette sıcakların da etkisiyle susadı. Suyunu içip kuleden inerken düşen Danış’ın omuriliği zarar gördü. GA TA’da tedavi gördü. Bu sürecin sonunda, yatalak olan Danış, çürüğe çıkarıldı. Danış, kendisine malullük aylığı bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurdu. SGK başvuruyu reddetti. Danış bunun üzerine AYİM’de dava açtı. AYİM 3. Dairesi, Danış’a malul aylığı bağlanması gerektiğine karar verdi. SGK de, bu kararın düzeltilmesi için kararı veren AYİM 3. Dairesi’ne başvurdu. Daire, karar düzeltme başvurusunu geçen ay ele aldı ve temmuzdaki kararını kaldırdı. Daire sakat kalan askere verilen malullük aylığının kesilmesine karar verdi. ANKARA Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, faili meçhul cinayetlere ilişkin ikinci bir soruşturma için harekete geçti. Bu kapsamda Özel Harp Dairesi olarak bilinen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda bir dönem çalıştığını söyleyen eski Astsubay Gökhan Sakat, soruşturmayı yürüten özel yetkili savcıya toplam 16 saat ifade verdi. Gökhan Sakat’ın ifadesinde Özel Harp’in gerçekleştirdiğini iddia ettiği ve bizzat kendisinin de içinde bulunduğu “illegal faaliyetle re” ilişkin tanıklıklarını anlattığı öğrenildi. Bazı olayların JİTEM bağlantılı olduğu da ifade edildi. Eski Özel Harekât Polisi Ayhan Çarkın’ın itirafları sonucu işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin yürütülen soruşturma sürerken, buna benzer bir soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı. Eski Astsubay Sakat ifadeye gelirken Cumhuriyet’e yazılı bir açıklama ulaştırdı. Sakat, Şu an 20 yıl hapis cezası almasına neden olayın “eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’ya yapılması emredilen bir suikastı gerçekleştirmemesi” olduğunu iddia etti. Abbas’ın VIP statüsü kaldırıldı Ⅵ Haber Merkezi İsrail’in, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın VIP statüsünü kaldırdığı ve Abbas’a sadece iki ay geçerli seyahat izni verdiği bildirildi. Filistinli yetkililer, Abbas’ın lideri olduğu El Fetih Partisi’nin geçen haftaki toplantısı sırasında İsrail’i Filistin’in Birleşmiş Milletler’e üyelik başvurusu için kendisini cezalandırmakla suçladığını bildirdi. ‘Taliban lideri öldürüldü’ iddiası Ⅵ İSLAMABAD (AA) Pakistan Taliban Örgütü lideri Hakimullah Mesud’un öldürüldüğü ileri sürüldü. Pakistan ulusal medyasının bir istihbarat yetkilisine dayanarak yayımladığı haberde, Mesud’un, Amerikan insansız uçaklarının 12 Ocak’ta Kuzey Veziristan’a düzenlediği saldırıda öldürülmüş olabileceği belirtildi. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog