Bugünden 1930'a 5,419,315 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

15 OCAK 2012 PAZAR ‘Avukatlığın Aydınlık Yüzü...’ “Türkiye, çok yönetimler gördü. Hepsi gelip geçtiler. Bu yönetim de geldiği gibi gidecektir.” Nasıl geldi, nasıl gidecek? Sorun bu!.. Erol Ertuğrul bir avukat. Yıllarca kaymakamlık yapmış... Hukuk nedir, biliyor, savcı nedir, yargıç nedir, yasa nedir, anayasa nedir, Mustafa Kemal kimdir, biliyor, yazıyor, anlatıyor, açıklıyor... Gazete sütunlarında, konuşmalarda, yaşantısının her anında, dost arkadaş toplantılarında! Çağdaş devrimlere dayanan Cumhuriyetimizin yıkılmaya doğru sürüklendiğini görüyor, gösteriyor... “Kaymakamlık Yıllarım”da “Avukatlık Yıllarım”da bir roman akıcılığını buluyorsunuz. Bir yaşam ayrıntılarıyla önünüzde... Her yaşam bir romandır. Anlatmasını bilirsen. Ertuğrul gençliğinden, eşinden, yaşamış olduğu olaylardan bahsederken sizler de benzerlerini anımsıyorsunuz. Bir savaştır bu, yıllarla çözülmek istenen özlemler, anılar, dostluklar... ૽૽૽ Erol Ertuğrul dostumun kitabını okurken Sami Karaören’i yanı başımda buldum birden... Okurlarımın çoğu tanırlar, uzun mu uzun yıllar boyunca “Cumhuriyet” gazetesinin yazıişleri müdürlerindendi. Sorumlu olarak nice askeri darbelerle karşılaştı. Gazetesinin sayfalarında yazılarını seçerek yayımladığı nice yazarı, nice bilim, sanat, kültür adamını tanıdı. İlerlemiş yaşında yapması gereken bir görevi olduğunu geçenlerde anımsattım. Elli altmış yılı geçen gazetecilik yıllarında tanıdığı insanları, geçirdiği sıkıntılı anları yazmasını ya da anlatmasını... Basın tarihimizin belleğinde yer alması gereken nice yaşantı var, unutulmaması gereken... ૽૽૽ Nerden nereye? “Avukatlık Yıllarım”a bir önsöz yazan eski Anayasa Mahkemesi Başsavcısı dostum Vural Savaş bakın ne yazmış: “Hukuka hizmet etmeyen hâkim savcı ve avukatlar, daima hukukçuların yüz karası olarak anılacaklardır. Daha şimdiden ne çok hâkim ve savcımız duymak istemediğimiz sıfatlarla anılmaya başladılar. Böyle bir kitap yazıp, avukatlarımızın aydınlık yüzünü gösterdiği için Erol Ertuğrul’u kutluyorum.” Ben de... Küçük Dostum... Adı; Deniz... Benim küçük okurum, dostum... Ondan aldığım mektubu aynen yayımlıyorum... ૽ “Bu eve taşındığımızda bizi turuncu tüylü güzel bir köpek karşılamıştı. İsmini ‘UMUT’ koymuştuk. Oğlunun adı ‘UMUT’ olan bir anne, köpeğe ‘UMUT’ diye seslenince bozulmuştu bana. Halbuki bilmiyor muydu ‘UMUT’ ne erkek ne kadın ismi. ‘UMUT’ hayatın öteki ismi. Bir zaman sonra birbirimize alışmıştık artık. O samimi olmamayı tercih etmişti. Ama bir sabah yoğun köpek havlamasıyla uyandım. Mutfak penceresinden dışarıya baktığımda sekiz on köpeğin UMUT’u yakalama uğraşında olduğunu gördüm. Çünkü UMUT onlar gibi değildi. Hiçbir zaman kavgadan yana olmamıştı, kedilerle bile sarmaş dolaş uyurken görmüştüm onu apartmanın bahçesinde. Sabahın yedisinde onu öyle masum ve ürkek görünce dayanamamış bağırmıştım ‘UMUUUUTTT’ diye. Arkasından da ‘Kıışşşşttt’ diye bağırdım. ‘UMUT’ diye kendisine bağırdığımı biliyordu. Diğer köpekler pırrtt diye kayboluverdiler. UMUT kafasını kaldırıp da yukarıya baktığında beni gördü. Öyle bir baktı ki Bekir Amca... O sabah, ertesi sabah ve diğer sabahlar bizi okula götürdü. Okul ile aramızda iki sokak var. UMUT okulun demir kapısına kadar geliyor, direğe işaretini bırakıp geri dönüyordu. Çıkışta da bizi almaya geliyordu, kuyruğunu hızlı hızlı sallayarak. Sevildiğini biliyordu, bizim yanımızda mutluydu, biz de... Ona bakınca tüm kızgınlığımı alıp götüren, içime huzur dolduran gözlerini görüyordum. ‘UMUT’larım yeşeriyordu. Başını okşarken yüzüme bakıyordu birden. Artık emindik dostluğumuzdan. Biz sahici dostlardık. Akşam ben ne yersem, sabah o da aynısını yiyordu. Okulun oraya gelince açıyordum paketini ve ödülünü alıyordu. Ne hoştu, yemeğini etraftaki kedilerin yemesine izin veriyor, hatta ağzına bir parça yemek alıp aradan çekiliyordu... UMUT şimdi yok... Gitti, bizi artık sabahları okula bırakmıyor. ‘UMUT’ dolu boncuk gözleri ile yüzüme bakmıyor, başını okşamam için burnuyla elimi kaldırmıyor. Şimdi nerede, aç mı, tok mu bilmiyorum. Ama bir gün geri dönecek UMUT hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz...” ૽ Küçük dostum Deniz’in (Özturan) mektubu bu kadar... Ona bu sevgiyi, dostluğu, güveni, sorumluluk duygusunu ve UMUDU bu denli kim verebilirdi diye düşündüm... Çoğu yetişkinler, dünya barışının; çocukların seveceği bir kedinin yumuşaklığında, bir köpeğin gözlerinde, bir kuşun kanatlarında olduğunu görmeseler de, ben en azından bir tekini bilsinler istedim... Deniz dünyasındaki UMUT’u... Devlet Saygınlığı... Devlet aygıtı için en kötü durum; halkına yabancılaşarak, korku ve baskıyı yönetsel araç durumuna getirmektir. Despotizm, böyle bir yöntemi “güçlülük” olarak niteler. Yadsınacak olan da budur. Çünkü ancak akıl, bilim ve çağcıllıktan güç alınabilir. Ertuğrul KAZANCI EğitimciHukukçu yine rejimin öncü demokratik evlet, en kısa tavrının güvenceleriyle yol tanımlamayla, “halk almışlardır. organizasyonudur”. Devletin tüm kurumlarını Halk, üzerinde yaşadığı ellerine geçirerek başta kalmanın topraklarda siyasal, sosyal ve art niyetli uğraşları, 1950’den bu ekonomik açılardan güvenceli tarafa Türkiye’de yaşanmıştır. yaşam koşulları sağlamak Polis devleti tutumu ve çarpık amacıyla devlet kurumsallığını yasalarla ülkeyi yöneterek oluşturur. Yine halk, ortak bir hukukun üstünlüğünü tanımayan kültür geliştirerek devleti adil ve karşıdevrime özgü davranışlar demokratik işleyiş olgunluğuna olağanlaşmıştır. eriştirir. Bu ülke kurtuluş ve kuruluş Devlet “halkçı” olduğu oranda yıllarındaki antiemperyalist saygındır. Yoksa baskıcı bir duruştan uzaklaştırılmıştır. organizasyonla yurttaşlarının “Tam bağımsızlık” ilkesi, özgürlüklerini geri alan, ilerici emperyalist ülkelere yandaşlıkla ve toplumcu ölçütlere oturmayan yıllardır örselenmiştir. “Mazlum devlet yönetimi, mutsuzluklar ulusların” kapitalizme yaratır. başkaldırı öncülüğünden, zalim Belli kesimlere dayalı olarak paktların sömürgen artçılığına hareket ettiği zaman da düşülmüştür. Yabancıların işgal oligarşinin itici zırhına bürünür. etmedikleri liman ve tersane İşte bu tür bir devlette, kamu kalmamıştır. Topraklar, yararı açısından olumlu yanlar karşılıklılık esasına kalmaz. Böylesi bir gidiş, o ülke uyulmaksızın peşkeş çekilmiştir. ve ulus için artık umutsuz “Kamu İktisadi Teşekkülleri”, geleceklerle dolu olur. iç ve dış sermayeye armağan Feodal, şoven, teokratik ve edilmiştir. “Lozan” onurunu liberal kıstasları, geniş halk yadsıyan “Sevr” alçalışlarına kitlelerinin aleyhine seferber rastlanılmıştır. eden siyasal erkler, ancak; Türkiye, hukuken güven maceracı ve saldırgan kimlikle bunalımındadır. Tutuklamalar ayakta kalabilir. Ama tarih, sürmektedir. Yıllarca yapılan hukuk dışı kuşatmacıların, yargılamaların, ucu açık şekilde tepkiler yaratan ve sorunlar sürdüğü gözlenmektedir. Kolluk çıkaran umarsız öykülerini çok güçleri, adli nitelikte görev kaydetmiştir. yapmaktadırlar. nımsama 1925 yılında kapatılan tekke ve Ülke tarihimizde, “Tek parti, zaviyelerle, şeyhliklere bağlı tek şeflik” tanımlamasıyla anılan cemaat kümeleşmelerinin ve kimilerince de yerilen bir önlenmesinde ülke ve ulus için dönem vardır. ne denli toplumsal yararlar Bilinmelidir ki, halkçıdevletçi olduğu bir kez daha ulusal bir güç kaynağı, kurtuluş anlaşılmaktadır. ve kuruluş yıllarında o dönemin Halk, her gün yeni gerilimlerle onurla ardında durmuştur. yaşama başlamaktadır. Cumhuriyet kazanımlarının tümü Yarınları güvenceli insanların ve devrimin demokratik çelik huzurunu duyma özlemi, arttıkça ivmesi, o süreçte yer almıştır. artmaktadır. İnönü’nün Mütareke döneminin deyişiyle: “Devlet yönetme “Hürriyet ve İtilaf” geleneğini sanatı olan siyaset”, kimilerinin temsil eden 1925 ve 1930 kaset, şantaj, takip ve iletişim yıllarının “Terakkiperver korsanlıklarıyla anılır olmuştur. Cumhuriyet Fırkası” ile Ülke sevgisi törpülenerek, “Serbest Fırka”nın siyasal değersiz kılınarak,“ulusal öykülerini iyi bilinmelidir. Birisi aidiyet” duygusu iç isyanlarla ilişki kurarken bir zayıflatılmaktadır. diğeri karşıdevrimcileri onuç barındırmıştır. Biri mahkeme kararıyla Cumhuriyet ve devrim bilinci kapatılırken bir ötekisi de halkımızda sanıldığından kendisini dağıtmıştır. Rejim, fazladır. Sanılmasın ki halkla bütünleştiği için başkaca karşıdevrim “ağır havadan” partiler, desteksiz kazanç elde etmeyi kalacaklarından ortaya sürdürecektir. çıkamamışlardır. Bilinmelidir ki “Kemalist” Yoksa, siyasal partilerin ideolojiye kendilerini adayanlar, kurulması yasaklanmış ulusu ve ülkeyi dirlik ve esenliğe değildir. İkinci Dünya ulaştırmanın demokratik Savaşı’nın zorluklarından ustaca mücadelesinden geri yararlananlar, 194550’ler arası, çekilmeyeceklerdir. D A S C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog