Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 OCAK 2012 CUMARTESİ 14 Yeni 12 Eylül eni bir 12 Eylül dönemi yaşıyoruz. Cezaevleri tıka Y basa dolu... Sıra geldi, CHP Andıç dosyasından gözlemler ndıç dosyasını inceleyen bir hukukçudan dinledik: “Genelkurmay tarafından kurulduğu iddia edilen bilgisunar sitelerinin çoğu açılmamış bile. Bir kısmı açıldıktan sonra kapatılmış. Polis, açıldığı iddia edilen internet adreslerinde yayımlanan metinleri bir uluslararası belgeleme sitesinden edinmiş. Bunların gerçekten Genelkurmay tarafından açılıp açılmadığı, açıldı ise söz konusu metinlerin o sitelerde kullanılıp kullanılmadığının belgelenmesi gerekiyor. Dahası, o sitelerde yer aldığı öne sürülen ve ‘hükümete karşı kara propaganda’ diye nitelenen metinlerin çoğu, A Türkiye’de yayımlanmış gazetelerde çıkmış yazı ve haberlerden alıntılar.” Aynı hukukçudan bir gözlem daha: “İlker Başbuğ, internet andıcı bağlamında ‘darbe’ yapmaktan soruşturuluyor. Darbe, organizasyonuyla, planlamasıyla başka bir şey; dava dosyası ile darbeye kanıt olarak gösterilen internet andıcı bambaşka bir şey. Varsayalım ki, Genelkurmay bilgisunar siteleri kurmuş ve hükümete karşı birtakım siyasi hareketlere girişmiş. Bunun, Askeri Ceza Yasası’nda cezası belli. Sorumlusu, siyasete karışmakla suçlanır ve yargılanır; darbeyle, terörist olmakla değil.” Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na. Hani neredeyse onu da yaka paça atacaklar içeri... Neymiş? Yargıyı eleştirmiş. Recep Tayyip Erdoğan da, “Olması gereken olmuştur” diyerek Kılıçdaroğlu’nun soruşturulmasını onaylıyor. Yeni 12 Eylül’den (2010) önce, yani yargı siyasallaştırılmadan önce kendisi söylemediğini bırakmamıştı ama... Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri Bülent Serim, Erdoğan’ın kimi konuşmalarını çıkarmış, göndermiş: Türbanın kamusal yaşamdaki yeri için verilen yargı kararından sonra: “Ulemaya sordunuz mu? Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek? Bu ulemanın işidir.” Cumhurbaşkanlığı seçiminde, TBMM’nin toplantı yeter sayısına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin verdiği “367 kararı” üzerine: “Bu bir yargı darbesidir. Bu demokrasiye sıkılmış kurşundur.” Ulaşım ücretlerine ilişkin belediye kararının iptali üzerine: “Gelsin belediyeyi Danıştay işletsin.” Yargıtay’ın, Mehmet Haberal’ı serbest bırakmayan 9 yargıç için tazminat ve İlhan Cihaner’in salıverilmesi kararı üzerine: “Yargıtay pervasızlık ve kanun tanımazlık içinde. Yargıya güven kalmadı, anayasa çiğnendi, hukukla ilgisi yok, ideolojik bir karar.” Anayasa Mahkemesi’nin, anayasa değişiklik paketini denetime alması üzerine: “Anayasa Mahkemesi’nin bu yaklaşımı, hukuk devleti ilkelerinin değil, ideolojik bağnazlığın sonucudur. Anayasa Mahkemesi’nin bu yetki gaspı, siyaset kurumunun ve Parlamento’nun itibarını zedeleyecek ve demokraside zafiyet sorunu yaratacaktır.” Balyoz davasında 19 tutuklunun salıverilmesi üzerine: “Maalesef çetenin nöbetçi hâkim ve savcıları oluyor.” 6’ncı Büyük Kentimiz Epeydir tekrarladığım bir savım var: İstanbul basını “ulusal” değildir, çünkü Türkiye’nin tümünü anlatmaz. İstanbul ve Ankara dışında olan biten bizi pek ilgilendirmiyor. Van depremi bile neredeyse rafa kalktı. Matbaanın icadı ve bu sayede gelişen ortak dil kullanımı ile ulus devletin ortaya çıkışı arasındaki ilişkiyi uzun uzadıya anlatmayacağım. Şu kadarını söyleyeyim: Gazeteler, ulusal aidiyetin oluşmasında hâlâ en önemli etkenlerden biri. Gelgelelim yerelde yaşayan insanlar İstanbul’da basılan yayınları ellerine aldıklarında sayfalarda kendilerini bulmakta zorlanıyor. “Ulusal” televizyonlar için de aynısı geçerli. Bu özeleştiriyi yaptıktan sonra, sözü hafta ortasında iki konferans için gittiğim Gaziantep’e getirmek istiyorum. Önce Gaziantep Üniversitesi... Tıp, mühendislik ve mimarlık fakültelerinde İngilizce eğitim verilen bu kurumda 920 yabancı öğrenci okuyor. Myanmar’dan kalkıp gelen bile var! Hoşuma gitti, kampusta bisikletli yaşam var. Yüzlerce bisikletin başına bekçi dikilmemiş. Rektör Yavuz Coşkun işletmeci mantığıyla şöyle düşünmüş: Birkaç bisiklet kaybolsa veya kırılsa, bunun maliyeti bisikletlerin başına adam koymaktan daha fazla olmaz... Üniversite şehrin kültürüne katkı için kolları sıvamış. Sosyal sorumluluk projeleri ders olarak konulmuş. ૽૽૽ Gaziantep, sanayisi ile “marka şehir” olmasının yanında yerel kültüre yatırım yaparak kendini yeniledi. Bu ikisi birbirini besledi. Vizyon sahibi bir belediye başkanı, kentin tüm kurumları ile el ele vererek ilerledi. Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Zeugma Müzesi başlıbaşına bir çekim merkezi. Avrupa’da kültüre harcanan her bir Avro, 16 Avro olarak geri dönüyor. Gaziantep bunun farkında. Bu başarının geri planında sağlam bir kültürel birikimin yeniden ortaya çıkışı var. Medeniyetlerin üst üste biriktiği “ileri karakol” Gaziantep’e Araplık girememiş. Biraz ötede de sınırı Toroslar çizmiş. Kentin özelliklerini araştırdığınızda karşınıza 19’uncu yüzyıl ortalarından itibaren güçlü bir yazılı kültür çıkıyor. Güneydoğu’nun ilk Türkçe gazetesi 1901’de burada yayımlanmış. Ondan önce Ermenice ve İngilizce gazeteler varmış. Sürekli kültür dergileri çıkmış. Şer’i Mahkeme sicillerini inceleyen Cemil Cahit Güzelbey’in 450 makalesi var. Muhittin Arar’ın başkanlığındaki İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği İLESAM’ın Gaziantep Şubesi, “Kültür ve Edebiyat Günleri Yazarlık Okulu” projesini yürütüyor. Bu proje kapsamında Gaziantepli pek çok yazar ve şairle karşılaştım. Zulal Atay’ın Fransız işgaline karşı verilen “Antep Harbi”ni anlatan belgesel kitabından, Dr. Ahmet Özpay’ın editörlerinden olduğu “Halep’te Adım Adım Osmanlı’nın İzinde” adlı eserden, Bülent Ağcabay’ın “68’lilerin Kırkayak Kahvesi” anılarından etkilendim. Şimdi Gaziantep, “kültür endüstrileri”ne yatırım yapıp yaratıcılığı desteklemek gibi ileri bir aşamaya sıçrıyor. Bunu yaparken küresele ve kitle kültürüne direnip yerel unsurlarını öne çıkarıyor. Sıra “marka şehir”den, “yaratıcı kent”e geçiş yapmakta. Arzu, istek anlamadığını belirterek “Sanki Anayasa Mahkemesi’ne gidince farklı bir karar mı verecek?” dedi. Eski İlim Yayma Cemiyeti Sekreteri olan Ayhan Sefer Üstün’ün bir bildiği var herhalde... Anayasa Mahkemesi, Abdullah Gül’ün döneminde epey değişikliğe uğradı. İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucu üyelerinden Sabahattin Zaim’in öğrencilerinden Sakarya Üniversitesi BMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, İlker Başbuğ’un neden T Yüce Divan’da yargılanmasının istendiğini öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım, Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirildi örneğin. Engin Yıldırım, Zaim’i andığı bir yazısında diyor ki: “Sabahattin Zaim hocamızın derslerinde, sohbetlerinde sık sık tekrarladığı İngilizce bir deyiş vardı: ‘Where there is a wish, there is a way’. Yani, arzu ve istek varsa, bir çözüm, bir çıkış yolu vardır. Umutsuz durumlarda bu deyişi hatırlatır, özgüvenimizi adeta tekrar canlandırırdı.” Arzuları, istekleri var; çıktılar bir yola, gidiyorlar... CHP tüzük kongresine gidiyor HP’de il ve ilçe kongreleri öncesinde tüzük kurultayı yapılmasına ilişkin C toplanan imzalar, yeter sayıya ulaştı. Tüzük kurultayına ilişkin önergede, en tartışmalı hüküm hiç kuşkusuz 39. maddede yapılması istenen değişiklik. Önergeye göre, MYK, genel başkan dışında 14 kişiden oluşacak ve PM tarafından seçilecek. Genel başkan, MYK üyeleri arasından genel başkan yardımcıları ile genel sekreteri seçecek. MYK üyeleri, ancak Parti Meclisi üyelerinin üçte birinin önerisi ve salt çoğunluğun güvensizlik oyu ile görevden uzaklaştırılabilecekler. Bu değişikliğin özelliği; genel başkanın, MYK üyelerini seçme ve azletme yetkilerinde önemli bir tırpanlama içermesi... Önerge ayrıca, il ve ilçe kongrelerinde blok liste önerisi verilmemişse, çarşaf liste ile seçimlere gidilmesine ve genç üyelere yüzde 10 kota konulmasına ilişkin değişiklikleri de öngörüyor. Tüzük kongresi için yeterli imza toplandığına ilişkin açıklamanın bugün yapılması bekleniyor. Yeni Türkiye’de Adalet ve İleri Demokrasi SADIK ÇELİK KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr İktidarın karnesi her şeyden önce adalet kılıcını kullanma becerisi, demokrasi anlayışı ve demokrasinin uygulanış biçimi notlandırılarak verilmelidir. Sözde ileri demokrasi oyunu oynayan, özgürlüklere aldırmayan bir iktidar, yüzde kaç oy aldığına bakılmaksızın, sınıfta kalmış demektir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Genelkurmay Başkanı görev süresi bittikten ve emekli olduktan 1 yıl sonra tutuklandı. Tutuklama gerekçesi ise “terör örgütü kurmak ve yönetmek”, bir başka deyişle “terörist başı” olmak suçuydu. Arkasından ülkenin ana muhalefet partisi lideri hakkında fezleke hazırlandı ve dokunulmazlığının kaldırılması talep edildi. Eleştiri olarak yorumlanabilecek ve benzerlerini daha önce belki de defalarca işittiğimiz sözlerden ötürü, hele hele bir ana muhalefet partisi lideri hakkında fezleke hazırlanması, son dönemde ifade özgürlükleri alanında yaşananlar ve gelinen süreç göz önüne alındığında, durumun tahammül sınırlarının aşıldığını göstermiyor mu? Bir ülkenin ana muhalefet partisi lideri bile bu yolla susturulmaya çalışılıyorsa, o ülkede kim konuşacak? Fezlekeyi savunan karşı cevaplar daha da ilginç; hakkında fezleke hazırlanan milletvekillerinden hiçbirinin dokunulmazlığı kaldırılmıyormuş, dolayısıyla aslında panik yapmaya gerek yokmuş. Rüşvetten, ihaleye fesat karıştırmaktan, hatta cinayet, gasp ve dolandırıcılık benzeri suçlardan milletvekilleri hakkında fezleke hazırlanıyor; fakat hiçbirinin dokunulmazlığı kaldırılmıyormuş… Bu yanlış ve çarpık değil midir? Yoksa doğru ve normal midir? Peki ya Kemal Kılıçdaroğlu’nun eleştiri ve ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik hazırlanan fezlekeyi diğerleriyle bir tutmak? Yaşananlar normal olarak değerlendirilebilir mi, bunlar gerçekten “olması gerekenler” mi? Tüm bunların demokratikleşme adımları olarak lanse edilmesi ne derece inandırıcı? En olmadık olayların bile son yıllarda başarılı bir biçimde normalleştirildiği ülkemizde yaşayan bizler, bu son olup biteni de “normal” algılarımızın içine yerleştirebiliriz belki… Ancak Türkiye’de yaşananlar dünya basınında pek de olağan addedilmiyor olsa gerek ki geçen hafta içinde New York Times, Financial Times gibi birçok gazete, sayfalarında bize de yer verdi. Yabancı basın, İlker Başbuğ’un tutuklanmasını genel olarak “otoriter rejime düşüş” şeklinde yorumladı. Arkasından, Türkiye’nin otoriter rejime kapıldığı görüşünün sıkça vurgulanmaya başladığı Batı medyasında bu kervana İngiliz ekonomi dergisi The Economist de katıldı. The Economist’in bağlı olduğu gruba ait Economist İstihbarat Birimi “Dünya Demokrasi Endeksi” araştırmasının dördüncüsünü yayımladı geçen hafta. Araştırmaya göre Türkiye 10 üzerinden aldığı 3.9’luk puanla “tam demokrasiler” ve “kusurlu demokrasiler” sınıflarını atlayarak “melez rejimler” kategorisine layık görüldü ve 167 ülke arasında 88. sırayı aldı. Melez rejimlerin bir altında ise “otoriter rejimler” sınıfı bulunuyor. Bu durumda melez rejimden ne anlamamız gerektiği açık: Demokrasi ile otoriter rejimin bir karışımı. Sıralamada bizim altımızda Filistin ve Pakistan yer alıyor. Ondan sonra da otoriter rejimler sınıfı başlıyor. Bir başka deyişle otoriter rejim olmaya iki kalmış! 2012’nin ilk iki haftası içinde birbiri ardından sıralanan olaylar bu şekildeydi. Yeni yıla hızlı bir giriş yaptık; keşke hızlı ve güzel bir giriş yaptık diye başlayabilseydik… ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com ilahtan sigorta olursa… 2012’nin ilk günlerinde tanık olduğumuz bir başka ilginç olay da BDP Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana’nın “Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi. Ben silahların bırakılmasını asla tartışmıyorum. O Kürtlerin sigortasıdır. Bu sorun var olduğu müddetçe o silahlar Kürtlerin güvencesidir” şeklinde yaptığı açıklaması ve BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Zana’ya bu sözleriyle ilgili destek vermesiydi. Toplumu temsil etmekle, millet yönetimine ortak olmakla yükümlü bir kimsenin sebebi her ne olursa olsun silahı, herhangi bir kimse, bir örgüt ya da bir hareket için sigorta olarak görmesi olağan ya da kabul edilebilir değildir. Hele ki otuz yıldır susmak bilmeyen, sivil, asker, çocuk, genç, yaşlı demeden binlerce insanın kanıyla hükümlüyse o silahlar… Silahla sigorta, silahla güvenlik olmaz. Silahın sağladığını sandığımız sigorta geçici ve koca bir yanılsamadan ibarettir. Bireysel veya toplumsal güven ortamının sağlanması ve bu ortamın sürdürülebilir olması ancak ve sadece silahların tamamen susup yerine uzlaşmacı, akılcı, mantıklı insan seslerinin geçmesiyle sağlanabilir. “Bu sorun var olduğu müddetçe o silahlar Kürtlerin güvencesidir” diyen Zana aslında yanılıyor; o silahlar var olduğu ve masum insanların canını almaya devam ettiği ve sigorta olarak görüldüğü müddetçe bu sorun var olur. sadik.celik.gorus@gmail.com S BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HARBİ SEMİH POROY UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ Bağlama ai 1 lesinden, curaya benzeyen 2 dört telli çalgı. 3 2/ Gideni 4 esenlik ve sev5 gi dilekleriyle geçirmek. 3/ 6 İsviçre’de bir 7 kanton... Sarp 8 geçit. 4/ ABD’nin bir 9 eyaleti... Maden eşya 1 2 3 4 5 6 7 8 9 üzerine vurulan bir 1 H A Y T A L Y A tür cila. 5/ Bir cins 2 I R A F A U N A dağ kekiği. 6/ An 3 R A N T T R O L lamlı iz... Bir nota... 4 T R A N Ş A N İ Bir ilimiz. 7/ Eko5 L O Ş E Ş K İ N nomik alanda kendi kendine yeterli ol 6 A T M A C A M A Z maya yönelen bir ül 7 M A R E K A 8 A R E R İ K L İ kenin rejimi. 8/ İki 9 A K S E S A K şey arasında karşılıklı ilgi... Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı. 9/ Paltoya benzer bir tür üstlük... İlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yunan müziğine özgü, mandoline benzeyen telli bir çalgı... Duman lekesi. 2/ Çimlenmiş buğdayın kaynatılmasıyla yapılan bir yemek... Dinlenmek için çalışmaya ara verme. 3/ Divan edebiyatında manzum bilmece... Sıcak bölgelerde yetişen çok sert bir ağaç. 4/ Yunanistan’ın plaka imi... Bir tür yün örgüsü. 5/ Karışık renkli... Sürüldükten sonra bir yıl dinlendirilen tarla. 6/ Teniste kullanılan spor aracı... Adana’nın Kozan ilçesinin eski adı. 7/ Kadın hapishanesi. 8/ Toprak, kum ve saman elemeye yarayan iri delikli kalbur... İlaç. 9/ 106 taşla oynanan bir oyun... Parlaklığı geçici olarak artarak patlayan yıldız. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog