Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

13 OCAK 2012 CUMA CUMHURİYET SAYFA 13 Makara Telli Bağlar er devrin “H argosu; Her argonun üfür söylenir söylenmez, K hakaret içerdiği için tepki çekiyor. HAYA BURMAK Argo ile Küfür Farkı bu yolla kendisini özel kılmış oluyor. Siyasal argonun zenginleşmesine Başbakan belli ki katkıda bulunmak istiyor. Ama bazen kullandığı sözcükler kelebek kulağına at konmuş gibi duruyor. Oysa argonun derdi hakaret değil. Bir tür, mizahla ifadeyi güçlendirmek, zenginleştirmek... Argo kullanan grup veya kişi düşü olar üç gündür yı” bulaşrı’ an “T e ’y Biz TL tırmamışız... ize, kültürümüSadece zihnim ze kazımışız: az bir Allah!” “Düşmez kalkm diye... yeri geldikçe, Tayyip Bey de ı olmaz!” dian “Paranın dini im r. yo na “ateistler” Dolar piyasası ... re gö e girmediğin an mı zayıflıDolara olan im D alesi mi? h a d ü M t is e t A yor?.. yor. inanç mı an Yoksa TL’ye ol . ?. or iy güçlen tim ve lise öğUmreye ilköğre Diyanet İşleri en rencisi gönder yarıyıl tatilinbu Başkanlığımız an meselesine im ve ra pa , de ... de bir el atsa da endirip... TL silahını güçl arı’nı öldürCari Açık Canav sek... Canavarı’na Ve sıra, Trafik gelse... kullanıcısı, üreticisi Ve elbette bir de tarihi var.” Başbakan bu devri temsil ediyor. Devrini renklendirmek için de hem argo sözcük ve deyim kullanıyor... Yetmiyor, üretiyor. Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla da yine buna tanık olduk. Cumhurbaşkanı’ndan ilkokul çocuklarına, tüm toplumu kucaklayan “tweet” salgını için “Hakara makara” dedi. Böyle bir deyimi daha önce duyan yoktu. Hemen “google”a ve sözlüklere yönelenler oldu. Bir sonuç alınamadı. Argo sözlük ve sözcük rgonun tarihteki serüvenini A bulup çıkartmak ciddi bir uzmanlık gerektiriyor. uzmanı, derleyicisi yazar ve yayıncısı Filiz Bingölçe’ye sorduk. Osmanlı Argosu, Futbol Argosu, Kadın Argosu (AltÜst Yayınları) diye cilt cilt kitapları da olan Bingölçe’nin işte “hakara makara analizi”: “Sayın Başbakan bir argo kullanıcısı olduğu kadar argo üreticisi de... Konumu dolayısıyla ağzından çıkan olağandışı her sözcük anında ülke çapında dolaşıma giriyor, ilgi çekiyor. Ağızdan ağza yayılmaya başlıyor. Argo denen olgu da bu zaten.” Ya “Hakaramakara”? Hakara, “hakaret” kökünden Arapça bir sözcük... Makara da sardığımız şey! Yani? Başbakan sanırım, “tweet”i “hafif hakaretle karışık dalgasını geçmek” olarak tanımlıyor... Bence yerinde bir tanım. Ananı da al git’e göre elbette çok daha sempatik bir deyim. Türk siyaset argosuna hayırlı olsun! S onunda, Merkez Bankası Başkanı, geçen hafta Malkoçoğlu edasıyla ortaya fırladı. “TL’ye güvenin... Dolar’ı yeneceğiz!” dedi. Çünkü TL’ye güvenmek demek... Doları yenmek demek... Dahası... Cari Açık Canavarı’nın hayalarını da burmak demekti! Merkez Bankası Başkanımız, bu güvenceyi “sözlü” verdi. Oysa para söz konusu olunca, güvence “yazılı” olmalı. Dolar’ın güvencesi yazılı... Hem de mübarek bir renk üstüne... “In God We Trust” (Güvenimiz Tanrı’yadır!) diye... GÖRÜŞ İ. GÜRŞEN KAFKAS Fransızların Çukurova’da Ermeni Düşü Dünlerini bilmeyen köksüzlerin bugünleri de yanlışlıklarla doludur. Fransa buna güzel bir örnektir. Dünü sömürgeci, istilacı, yağma ve acımasız entrikalarla dolu oyun oynama ustası Fransa’nın tarihi bilinmektedir. Cezayir halkına uyguladığı baskı, şiddet ve istila, kanlı sahnelerle doludur. Dünyanın birçok yerindeki geri kalmış ülkeleri sömürgeci devlet olarak asırlarca elinde tuttu. Cezayir halkına uyguladığı baskı, şiddet, işkence ve sömürü Fransız tarihinin kirli yüzünde ibret alınarak görülecektir. Geri kalmış, yokluk, yoksulluk ve eğitimsizlikle boğuşan bu sömürge devletlerinin yeraltı ve yerüstü, taşınır ve taşınmaz bütün varlıklarını sömürenlerden biri de Fransızlardı. Tarihi eğip bükmek veya kendi çıkarı doğrultusunda düşünceler üretmek Fransızlara özgü kirli bir siyasettir. Fransa, başta Cezayir olmak üzere sömürgelerinde uyguladığı soykırımları, acımasız baskı, şiddet ve ölüm olaylarının tarih sahnesinde yokmuş gibi davranıyor. Ya da tarihinden silmek, gizlemek ve yok etmek istiyordur. Fransa’nın İngiltere ile birlikte Anadolu topraklarında da gözü olduğu öteden beri bilinmektedir. Haçlı Savaşları’ndaki yenilgileri, Osmanlı’nın yükselme dönemindeki genişleme ve yücelmesi, Fransa’nın Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemesi gibi tarihi gerçekleri bir türlü hazmedilemedi. Gerçek şu ki Fransa ve İngiltere, Anadolu topraklarının tarihi zenginliğine, uygarlıkların beşiği oluşuna ve coğrafi güzelliğine hep kem gözlerle bakmıştır. Onlar Türkleri Anadolu’dan atmak, Asya’ya kadar kovalamak düşünü kuruyorlar asırlardır. Birinci Dünya Savaşı sonlarında Anadolu’nun istilası, bu iki devletin iştahını yeniden kabartmıştı. Anadolu’nun güneyindeki Çukurova, Kozan, Antep, Maraş ve Urfa yörelerini 1 Kasım 1918’de işgal eden Fransa, bu yörelerde bir Ermeni devleti kurmak istiyordu. Mısır, Suriye, Fransa ABD’den gelen çok sayıda Ermeniye Fransız askeri elbiseleri giydirildi silah verildi ve “Ermeni Lejyonu” kurularak halka kan kusturuldu. 19141915’te çarlık Rusya’sında da Ermenileri aynı amaçla silahlandırıp Türklerle savaştırmışlardı. Ermeni soykırımı denilen ve aslında Ermenilerin yaptığı akıl almaz katliamlar, toplu ölüm ve toplu mezarlar, o günlerin unutulmaz acı dolu öyküleri ve söylemleridir. Fransa 19181921 tarihleri arasında Çukurova, Antep, Maraş, Urfa, Antakya ve çevredeki halka kanlı, acımasız ve ölüm kokan nice karanlık günler yaşatmıştır. Çukurova halkının “kaçkaç dönemi” diye adlandırdığı dönem, halkın işkenceden, baskıdan, şiddetten ve korkudan kaçışını anlatan amansız öykülerin yer aldığı o günlerden kalma talihsiz söylencelerle doludur. Fransa’nın Çukurova’da tasarladığı Ermeni yerleşim planı 1921’de TBMM ile Fransa ile imzalanan “Ankara Antlaşması’yla” suya düşmüştü. Fransa işgal güçleri, Suriye ve Lübnan’a elli binin üstünde Ermeniyle birlikte çekildiler. Çukurova, Kozan çevresine yerleşen Ermeniler de Suriye ve Lübnan’a kaçmak durumunda kaldı. Çukurova ve o yörelerden kaçan Fransızların Suriye ve Lübnan’dan sonra hamileri (koruyucuları) olan Fransızlara sığınmak üzere Fransa’ya gittikleri bilinmektedir. İşte bu Ermeniler bugünün Fransa’sındaki 600700 bin Ermeni vatandaşının geçmişidir. Onlar dünlerini Fransızlarla öğrenmelidirler. Türk halkına Çukurova, Antakya, Maraş, Kozan, Urfa ve Antep halkından özür dilemelidirler. Yaptıkları onca kötülük, işkence, korku, şiddet ve ölüm olayları için af dilemelidirler. Bu özür ve af dileyişi Ermeniler ve Sarkozy ile birlikte yapmalıdırlar. Gerçekler acıdır ama gerçek gerçektir. Ulusal Canavarlarımız S Yoksa “magazin boyutu” eksiilivri yüzünden mi?.. ğinden mi nedir, medyamız “canavarları” unuttu: Trafik Canavarı... Yaz kış bayram seyran demeden, Allah’ın her günü ölen ve sakat kalan yurttaşların kanı ile semirmeye devam ediyor. Terör Canavarı... Gizliden açıktan besleyenler sayesinde her daim pu suda bekliyor... Canavarların en ünlüsü/en sülüğü... Enflasyon Canavarı idi... Çok şükür, onu yenebildik. Ama ne yazık ki, o da arkasında işsizlik, taşeronculuk... Ve babası belirsiz Cari Açık Canavarı gibi çeşit çeşit vârisler bıraktı... Onlar da semirdikçe semiriyor. Çünkü onların da iktidarın içinde gizli besicileri var... Argocu Evliya Evliya’nın kaydettiği argo deyimlerden, bugüne ulaşabilen birçok deyim var. “Kiri har’a kelebek konmuş!” var örneğin! İki sözcüğünü değiştirmişiz o kadar. ૽ Hakara makara’yı hangi sınıfa sokmak gerekecek? Futbol gibi bir de “Siyaset Argosu” sözlüğü yazacak mı? “Hayır” diyor ve ekliyor: Eski yazı bilmek yetmiyor, dilin komşu dillerle etnik yakınlıklarını da bilmek şart. Evliya Çelebi gezginliğini gözlemleriyle yediği, içtiği duyduğu notlarıyla da renklendiren bir edebiyat ve tarih hazinemiz... Filiz Bingölçe’ye göre, “Seyahatnamesi aynı zamanda bir argo külliyatı!” 17. yüzyılda argo altın çağını yaşamış. “Ne yazık ki Sayın Başbakanımız dışında siyasette argo zenginliğimize katkı yapan pek yok!” Meclis’te örneğin, argodan ziyade küfür ve hakaret var. Argo ise bambaşka bir olgu. Edebi bir tat, yaratıcılık gerektiriyor. Tayyip Bey’in “prompter cihazı” dışına çıktığında piyasaya sürdüğü sözcük ve deyimler demek ki sadece manşetleri kurtarmıyor... Sözcükleri de zenginleştiriyor... İzlemeye devam! Başkomutan MERİÇ VELİDEDEOĞLU KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK kıyye”dir? Bilemeyiz... Ama ülkede yaşanmakta olan, toplumu sarsan kimi olaylara “bu açı”dan bakıp, izleyecek olursak... “Ergenekon” davalarından biri olan “Balyoz Davası”na şöyle bir baksak. Bilindiği üzere; bütünüyle ‘Silahlı Kuvvetler’e, “ordu”ya yöneltilmiş; “emekli” ve “muvazzaf” askerlerden oluşan ilkin “186 sanık”lı bir dava bu; dolaysiyle de “Başkomutan”ı “da” doğrudan ilgilendiren bir yargılama. Mahkeme, başladıktan iki ay sonra, “186” sanıktan “163”ünün “tutuklanmasına” karar verildi (11.2.2011). Ve o gün, duruşma salonunda bulunan “134 komutan”ın derhal tutuklanması istendi. İçlerinde, “orgeneral” ve “oramiral”den başlayarak, “TSK”nin tüm rütbelerdeki subaylarının; dahası “Deniz Kuvvetleri”nin, “Hava Kuvvetleri”nin eski komutanlarının da bulunduğu “134 komutan”, dört bir yandan “TSK”nin “Jandarma erleri”nce sarılıverdi. Tartışıp, direnen “savunman”ların, duyduklarına dayanamayıp seslenen, gülen “izleyici”lerin “dışarı” çıkarılması için jandarma erlerince çevrilmesine “tanık” olmuştuk; ne ki bu duruma; “134 komutan”ın açıkçası“esir” edilmesine “tanık olmak” çok ayrı, bambaşka... Salonu dolduranlardan pek çoğu öylece donup kaldı... Ama dört bir yanı “TSK”nin “erleri”nce çevrilmiş, “TSK”nin “134 komutan”ı, hep birlikte “Harbiye Marşı”nı söylemeye başladılar salonu inletircesine... Bu yaşananlar karşısında, “TSK”nin “Başkomutanı”nın ne düşündüğünü, ne duyumsadığını insanlar bilmek istiyor. “Başlayan yargı sürecine müdahale etmekten sakınma” gibi “yanardöner” bir “kural”a sığınılmasını haklı olarak kabul etmek istemiyor. Bu durum insanlara (yaşlısına gencine, kadınına erkeğine, askerine, siviline, emeklisine, çalışanına v.ö’lerine), yazının başında değinilen Cumhurbaşkanı’nın dolaysiyle Başkomutan’ın, “verilen söz”e mi, “içilen and”a mı bağlı kalıp kalmadığı sorusunu anımsatabilir... O gün mahkemede bulunamayan “muvazzaf” komutanlar da görevlerinden bir bir koparılıp tutuklanmaya başlandı. Bunlardan biriydi, Diyarbakır 2. Hv. Kuv. Kur. Başkanı Tuğgeneral Kubilay Baloğlu. Komutasındaki filolarda görevli “F16”ların, “PKK”ye karşı operasyonlarını düzenliyordu yakalama emri kendisine ulaştığında. 18.08.2011 günü Komutan Baloğlu, teslim olup Hasdal’da tutuklanırken jetleri onun verdiği komuta doğrultusunda Kandil’deki, Zap’taki “PKK” inlerini vuruyordu. O gün TV’lerden bu olup biteni saati saatine izlerken “TSK”nin dolaysiyle Tümgeneral Baloğlu’nun Başkomutan’ı acaba ne düşünüyordu, insanlar bilmek istiyor; istiyoruz haklı olarak... behicak@yahoo.com.tr m.velidedeoglu@hotmail.com C MY B C MY B Osmanlı ordularının “komutan”ı, “devletin başı”ndaki “padişah”tı, “sultan”dı; bu “sultan komutanlar”, sefere çıkan ordunun başında olurlardı; dolaysiyle içlerinde savaş alanında yendiği ordunun askerince şehit edilen de, esir düşen de vardı; bu konuyla ilgili tüm ayrıntılar tarihte yerini almıştır. Yine de bu gelenek uzunca bir süre sürdürülmüş. Ayrıca “ordu” ile “komutan” bir bakıma başkomutan arasında, “ulülemr’e itaat”in dışında bir “bağlılık”tan, dahası bunun “karşılıklı” olduğundan, bir “himaye”den de söz edilir. Daha sonraları bu konu, ‘Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan ‘1876 Anayasası’nda, yer aldı; “padişah”ın “kara ve deniz kuvvetleri komutanı” olduğu belirtildi. “45” yıl sonra, “Türkiye Devleti”nin, “1921 Anayasası”nda bu görev “BMM Reisi”ne veriliyordu. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin ilk anayasası olan “1924 Anayasası”na göre de; “Başkomutanlık”, “Cumhurbaşkanı” tarafından “temsil olunur”; “Genelkurmay Başkanı” da cumhurbaşkanınca “atanır.” Bu düzenleme, “1961 Anayasası”nda, daha sonra da “1982 Anayasası”nda aynen yer almıştır. Demek ki, “88” yıldır, simgesel (temsili) olsa da “Cumhurbaşkanı”, “Türk Silahlı Kuvvetleri”nin “Başkomutanı”dır. Ayrıca bu konuya, cumhurbaşkanının sorumluluk ve görevlerini içeren “Cumhurbaşkanı Andı” ile “TSK’nin Görevleri” açısından bakıldığında, “koşutluklar” olduğu da açıkça görülür. Bu görevler arasında; “demokratik hukuk devleti”ne, “Atatürk ilke ve inkılâpları”na, “laiklik” ilkesine “bağlı” kalmak da, “savunmak” da yer alır. Kısacası; “Cumhurbaşkanı” ve dolaysiyle “Başkomutan” “hukukun üstünlüğü”ne, “Atatürk inkılâpları”na ve “laiklik” ilkesine; halkı temsil eden TBMM’de “ant” içerek “bağlı” kalacak, “TSK”de öteki görevleriyle birlikte bütün bu kuralları, “laiklik” ilkesini “iç” ve “dış” tehditlere karşı “koruyup kollayacak”tır. “Anayasa”ya ve yasalarımıza göre böyle. Ne var ki; “cumhuriyet rejimi”nin yani “laik rejim”in başarılı olmadığını, bunu “değiştirecek”lerine “söz veren”; “İslamla laiklik bir arada olamaz!”; “Elhamdülillah şeriatçıyım!” diyenlerle birlikte “dinsel temelli” bir parti kuran ve bu partiyle “siyaset” yapan bir “kişi”, “Cumhurbaşkanı”, dolaysiyle “Başkomutan” olup, “laik”liğe bağlı kalma “andı”nı da gözünü kırpmadan içerse; o ülkenin; “insanları” (yaşlısı genci, kadını erkeği, askeri sivili, emeklisi çalışanı v.ö.) ne düşünür dersiniz? Hangisine, verilen “söz”e mi, içilen “and”a mı “sadık” kalınacaktır? Ya da dinsel bir söylemle sorarsak: “Bunlardan hangisi ta ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com 1/ Gaziantep 1 ve Hatay yöresine özgü bir 2 tür su muhal 3 lebisi. 2/ Ka 4 rakter... Belli 5 bir bölgede yaşayan hay 6 vanların tümü. 7 3/ Bir mal ya 8 da paranın, emek verilme 9 den sağladığı gelir... 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Teknelerle suyun di 1 K A L A F A T D binde sürüklenerek 2 AMA Z ON L A çekilen bir balık ağı. 3 L A L R OMA N 4/ İnek ya da dana 4A Z P A N AMA budunun orta bölü5 F O R A İ Ş B mü... Kars’ın doğu6 A N O N İ M S U sundaki ünlü eskiP İ R çağ kenti. 5/ Yete 7 T M A Ş rince aydınlık olma 8 L A M S İ O N yan... Atın, aralık 9 D A N A B U R N U sız ve düzenli adımlarla hızlı yürüyüşü. 6/ Yırtıcı bir kuş... Fas’ın plaka imi. 7/ Zeytine benzer meyvesi sakız gibi çiğnenen bir palmiye türü. 8/ Utanç duyma... Sivas’ın Divriği ilçesinde bir kaplıca. 9/ Hastalık nöbeti... Uyanık, gözü açık. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Trabzon yöresine özgü, dana eti ve mısır unuyla yapılan bir tür köfte. 2/ Maranta adlı kamıştan çıkarılan ve çocuk maması yapmaya yarayan un... Eski Mısır’da güneş tanrısı. 3/ Genellikle bir çiftçinin yanında çalışan işçi. 4/ Tunus’un plaka imi... Yunan mitolojisinde savaş tanrısı. 5/ Bağışlama... Bir kişinin ya da bir ailenin en uzak atasından başlayarak bütün bireylerini gösteren çizelge. 6/ Letonya’nın para birimi... Haydut, eşkıya. 7/ At arabasının tekerini oluşturan parmaklıklardan her biri... Dingil. 8/ Yaratıcısının adı bilinmeyen yapıt... Bir nota. 9/ Közlenmiş patlıcan, kıyma ve yoğurtla yapılan bir yiyecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog