Bugünden 1930'a 5,432,635 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ 8 İstanbul PB Edirne PB Kocaeli PB Çanakkale Y İzmir Y Manisa Y Denizli Y Zonguldak PB Sinop Y Samsun Y Trabzon Y Giresun Y Ankara Y 10 10 13 13 13 16 15 7 7 7 8 11 8 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars Y Y Y Y Y Y Y Y Y Y K K K 9 11 11 18 17 16 11 13 6 8 2 0 2 HABERLERİN DEVAMI Oslo B 10 Belgrad Y 6 Helsinki B 12 Sofya Y 3 Stockholm B 9 Roma Y 11 Londra Y 7 Atina B 13 AmsterdamY 7 Zürih B 9 Brüksel Y 7 Moskova K 12 Paris Y 9 Aşkabat B 9 Bonn Y 8 Taşkent PB 8 Münih PB 5 Baku B 6 Berlin B 0 Bişkek Y 3 Budapeşte B 0 Tiflis K 3 Madrid Y 8 Kahire Y 19 Viyana K 4 Şam Y 13 Ülkemizin geneli parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın güney ve doğusu, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kastamonu ve çevreleri yağışlı geçecek. Yağışlar; İç Anadolu’nun batısı olmak üzere Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak. Sabah ve gece saatlerinde iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı bekleniyor. Hava sıcaklığı iç kesimlerde 1 ila 3 derece artacak. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 14 Şubat AÇI MÜMTAZ SOYSAL Her Kurum Herkese Lazım ASLINDA, bu yazının başlığı olarak, “Herkes herkese lazım” demek daha doğru olurdu. Ama son yıllarda “Hukuk herkese lazım” demeye ağzımış alışmış, bunu konuşup sadece bunu düşünüyoruz. Peki, örneğin asker herkese lazım değil mi? Yakın zamana kadar bu ülkenin jeopolitik ve eğitim koşullarında “Ordu herkese lazım” demeye gerek bile yoktu; çok doğaldı bu gereklilik. Şimdi, olur olmaz nedenlerle ordunun saygınlığını törpüleme modası yaygınlaştıkça, bu gerekliliği düşünmek gerekiyor, ama söylemek neredeyse ayıp sayılıyor. yleyse, ordunun gerekliliği düşüncesini iyi anlatabilmek için, gözümüzü ve belleğimizi birkaç gün öncesinin Mısır’ına çevirelim. Mısır ordusu Meydanı Tahrir’e yığılan kızgın ve tepkili kalabalık şiddete dönmesin, polisle ve Mübarekçi kesimle kanlı çatışmalar çıkmasın diye oraya birkaç tankla biriki manga asker yollamamış ve o kalabalığa dıştan bir şeyler atılmasını ya da o kalabalığın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yürümesini engellememiş olsaydı, tarafların çıkaracağı kargaşada yüzlerce kişi ölür ya da yaralanır, mağazalar yağmalanır, uygarlık tarihinin en değerli yapıtlarını barındıran Ulusal Müze talan edilirdi, değil mi? Mısır ordusu ki, her yıl bir buçuk milyar dolarlık Amerikan yardımı alıyor diye aleyhinde söylenmemiş şey kalmamıştı, o ordu ne Mübarek’in polisleriyle çatışma gereğini duydu, ne kendi halkına karşı silah kullandı, ne çürümüş bir düzenin yıkılmasını engellemeye kalktı, ne devlet başkanını öldürdü, ne sonraki gelişmeleri güçleştirecek sözler etti, ne de o tür başka yanlışlar yaptı. Olay için “Amerikan planıdır ya da dinci faşizme dönüşür” sözleri mutlaka edilecektir, ama o ordunun bile halkı kördövüşe sürüklenmekten kurtardığı ve bunu ülke ufkunu karartmadan başardığı yadsınabilir mi? urum, belli kuralları olan bir bütünlük demek. Bu, ya bir kuruluştur ya da Medeni Kanun’la düzenlenmiş evlilikte olduğu gibi bir kurallar bütünlüğüdür. Kurumlardan oluşan devlet de, kurumların düzgün ve kendilerine özgü kurallara uygun işlemesiyle yaşar. Bu anlamda, devletin her kurumu, değişik alanlarda ve değişik ölçülerde bütün vatandaşlara, hatta ülkede bulunan bütün yabancılara lazımdır. Sık sık, her vesileyle “Hep aynı gemideyiz” deyip gemide çeşitli işlevleri yerine getirenlerin birbirine lzım olmadığını söylemek ve hele onları birbirine düşürecek davranışlarda bulunmak olacak şey midir? Toplumda da, bırakın yurt savunmasını, her büyük doğal afette ve baş edilemeyen her kalkışmada gücüne ve disiplinine güvenerek orduyu göreve çağırıp sonra en lazım olan bu kurumun özgüvenini sarsacak bir tutum sergilemek olur mu? Ö ucakirozer@cumhuriyet.com.tr Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, beraberinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte dün İran’a gitti. Gezinin önceden planlandığını tahmin ettiğimiz zamanlaması Türk heyeti için beklenmedik bir sürpriz yaratabilir. Çünkü, İran’daki rejim karşıtı muhalif liderler Mirhüseyin Musavi ve Mehdi Karrubi, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yönetiminin uygulamalarını bugün protesto için taraftarlarına çağrı yapmış durumda. Başta ABD olmak üzere, bazı Batı ülkelerinde, Tunus ve Mısır’dan sonra İran’da da halkın, antidemokratik uygulamalara karşı sesini yükselteceği beklentisi hâkim. Ahmedinejad’ın hileli olduğu ileri sürülen cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında 2009’da kanlı biçimde bastırılan olaylar her an yeniden alevlenebilir. İran yönetimi ise demokrasi yanlısı taleplerin dile getirilmesi beklenen bugünkü gösteriyi ‘yasadışı’ ilan ederek yasaklamış durumda. Hem de İran lideri Ahmedinejad’ın, Mısır’daki göstericilere ‘haklısınız ve yanınızdayız’ yönündeki mesajının üstünden 24 saat geçmeden. ANALİZ UTKU ÇAKIRÖZER Bu soru geçen hafta, Ankara’da kapalı kapılar ardında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na yöneltildi. AB ülkelerinin Ankara’daki büyükelçileri İran’a karşı “sessiz protesto” başlatmış durumda. Çarşamba akşamı Ankara’da yapılan İran Milli Günü’nü toplu biçimde boykot ettiler. Gerekçesi Hollanda pasaportu Ankara’daki Sessiz Boykot ve Gül’ün Tahran ziyareti da taşıyan İranlı kadın Zahra Bahrami’nin idam edilmesi. İran halkına destek sözü Bu boykottan bir gün sonra, Macaristan Büyükelçiliği’ndeki akşam yemeğinde AB ülkelerinin büyükelçilerinin konuğu Davutoğlu idi. Yemekte, Başbakan Erdoğan’ın Mısır halkına destek vererek Mü barek’e demokrasi çağrısı yapan Meclis grup konuşmasını anımsatan büyükelçiler Dışişleri Bakanı’na ilginç bir soru yöneltmiş: “Mısır’dakine benzer tepkiyi İran halkı gösterse, Türkiye yine aynı duyarlılığı gösterecek mi?” Davutoğlu’nun yanıtı tereddütsüz “Evet gösteririz” olmuş. Oysa ki AKP döneminde hükümet ve Dışişleri Bakanlığı, İran halkının demokrasi taleplerini duymazdan geldi. İran halkı seçimleri protesto ederken, Ahmedinejad’ı kutlayanların başında Ankara vardı. Kim bilir? Belki bugünlerde Tahran sokaklarına yansıyacak tepki, Davutoğlu’nun Avrupalı diplomatlara yaptığı açıklamayı dünya önünde tekrarlaması için iyi bir fırsat da yaratabilir... GÜNDEM Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY ‘Yargı reformu’ hayatımıza yansımaya başladı! ‘Yargı reformu’ adı altında önce 12 Eylül referandumuyla Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ye, sonra da kanunlarla Yargıtay ve Danıştay’a neşter atılmasının ardından bu ‘reform’un aslında ne olduğunu gösteren somut örneklerin sayısı artmaya başladı. Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında son günlerde sık sık mahkumiyet kararları çıkıyor. Oysa ki daha önceleri yargı “İktidar her türlü eleştiriyi göğüslemek zorundadır” görüşü doğrultusunda kararlar alırdı. Bir başka örnek meslektaşlarımızın başında... Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın şikâyeti üzerine geçen hafta Cumhuriyet’ten İlhan Taşcı, Hürriyet’ten Ali Dağlar ve Radikal’den İsmail Saymaz aleyhine 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Duruşması nisanda Erzurum’da yapılacak bu davanın kamuoyunun bilmesi gereken ilginç yanlarına bir kez daha dikkat çekmekte yarar var: 1. Basın Yasası’na göre yayınlar için 2, kitaplar için 4 ay içinde dava açma zorunluluğu var. Dava konusu kitaplar 2010 başında yayımlanmış ve bu süreler çoktan aşılmış olmasına rağmen, hem tazminat hem de ceza davaları aradan neredeyse bir yıl geçtikten sonra açılıyor. 2. Yasal gereklilik olmasına rağmen, iddianame üç gazetecinin de ifadesine başvurulmadan hazırlanmış. Gerekçesi aradan geçen onca zamana rağmen, ‘davaların zamanaşımı sınırında olması.’ 3. Basın davaları kitapların yayımlandıkları yerde görülür. Üç yayıncı da İstanbul’da olmasına rağmen, dava, şikâyetçi Osman Şanal’ın da görev yaptığı Erzurum Adliyesi’nde görülecek. 4. Taşcı hakkındaki iddia, hayatımıza kitabında Osman Şanal’ı ‘cihat mantığıyla hareket etmekle suçlamak’. Ama Taşcı’nın satış rekorları kıran “Cüppeli Adalet” kitabında, bir kez dahi ‘cihat’ lafı geçmiyor. Ne dersiniz? “Yargı reformu” hayatlarımıza yansımaya başlamamış mı? yemek de o olur. Koydunuz nohutla suyu, başladı kazan kaynamaya... Usul usul mırıldanıyorsunuz: “İnşallah kazandan güzel bir et haşlama çıkar.” Elinin körü çıkar, olur mu öyle şey!.. Diyeceğimiz o ki, seçim sonuçları, seçim atmosferi başladığında adım adım oluşur. Tabloya önce iktidar kanadından bakalım: Alt yelpazeleri çok geniş bir koalisyon. Her şeyi bir yana bırakalım, sadece tarikat gerçeğinden hareket edelim. Türkiye’de gücü geniş coğrafyaya yayılmış kaç tarikat var? Ben diyeyim 30, siz deyin 50. Kimileri arasında o kadar büyük farklar, çelişkiler var ki, biri ötekinin camisine gitmiyor. Çok parçalılar, çok çeşitliler ama tek hedefliler: İktidar gücüne ulaşmak ve bırakmamak. Erbakan’ın bile en ağır lafı şu: “Bunlar bizim okuldan kaçan talebelerimiz!” İktidarla ilgili söylenebilecek daha çok şey var ama salt bu örnekle yetinelim, muhalefete geçelim... MHP kendisine şöyle bir yol seçmiş görünüyor: AKP’ye vurduğun kadar CHP’ye de vur, ikisinden ayrı bir yerde dur! İki ayrı muhalefet gücü demokrasinin zenginliğidir. Merkezsol yelpazede ise daha net olması gereken bir tablo ile karşı karşıyayız. Solda birlik geçmişte çok konuşuldu, çok tartışıldı, çok uygulandı. Sonuçları ayrı bir tartışma konusu... Ne olursa olsun gönülden geçen birlik. Ama gönüllü birlik. Zorla sadece güzellik değil, birlik de olmaz. Eğer bu olmuyorsa, olamıyorsa, iktidarın hukuk kılıflı saldırılarına uğramış bir aydın, bir mücadele insanı olarak ortaya bir tanım atmak istiyorum: Hedef ortaklığı. İstanbul Barosu’nun son seçimlerinde ilginç bir yarış yaşandı. Birbirine çok yakın düşünen, listeler itibarıyla aynı yolun yolcusu iki grup oluştu. Onlara gönül verenler, “keşke tek liste halinde gitselerdi” dediler. İki grup birbirinin kuyusunu kazmadı. İkisi de enerjisini ilkeleri doğrultusunda baro seçimlerini kazanmak için harcadı. Sonuç; toplam oyları arttı, ilk ikiyi paylaştılar. Kritik bir seçime gidiyoruz... Bir bedenin sol eli, gücünü sağ eli alt ederek kanıtlamaya kalkarsa, ne derler? Diyelim ki; biri Edirne’de, biri Ardahan’da yakın düşünen, hedefi Ankara’ya ulaşmak olan iki grup var. Biri ötekine diyor ki; “birleşeceksek, önce sen bana gel, buluşup birlikte gidelim.” Bunun mantığı olabilir mi? Var gücünüzle Ankara’da buluşmaya çalışın! Anlatım kolaylığı için verdiğim örnekleri hoş görün. Önümüzdeki seçimlerde hedef, hukuk rayından çıkmış Türkiye’nin yeniden hukuk devleti haline getirilmesi olmalı... Hukuk raydan çıktı mı, ekonomiden eğitime her alanda adalet de bozulur. Aklın yolunu izleyen herkes ortak hedefin ne olduğunu çok iyi görür. Her kim ki, ortak hedef yerine yanındakini çelmelemeye çalışır... O, gaflet, dalalet ve hatta kötü niyet içinde demektir! Ötesine dilim varmıyor. Yapmayın... Bunu bir yurtseverin yakarışı kabul edin. ankcum@cumhuriyet.com.tr Ankara’da İran’a toplu boykot Yönetimin tüm baskılarına rağmen İranlı muhalifler sokağa çıkarsa, Gül’ün ziyareti Tahran’dan şiddet görüntüleri eşliğinde geçebilir. İran’daki demokrasi talepleri konusunda Türkiye adına nasıl bir tepki göstereceğini Cumhurbaşkanı Gül, eminiz düşünerek bu yolculuğa çıkmıştır. Balyoz davası sanığı Tuğgeneral Mimiroğlu tutukluluğa itiraz etti K Doğan teslim olacak İstanbul Haber Servisi “Balyoz Darbe Planı” davasının 1. No’lu sanığı ve hakkında yakalama kararı çıkarılan eski 1. Ordu Komutanı emekli orgeneral Çetin Doğan’ın bugün savcılığa giderek teslim olacağı belirtildi. Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatı Celal Ülgen, bu akşam Balyoz davası avukatlarının İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ile bir toplantı yapacaklarını belirterek “Avukatların olmadığı hiçbir organizasyona mahkeme denmez. Mahkeme sıfatını bu kuruluşlara verip vermeme konusunu görüşeceğiz” dedi. Avukat Ülgen, Çetin Doğan’ın evinde bulunduğunu, omuzundaki çıkığın sağalma aşamasına geldiğini ancak uzun süreli bir grip geçirdiğini kaydetti. Haberal’ın mahkemeye gönderilmeyen sağlık raporuyla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan uzman çavuş Engin Sağır, hemşire Şengül Arı ile 2 refakatçi serbest bırakıldı. (Fotoğraf: AA) mumtazsoysal@gmail.com İŞTE AKP’NİN BEĞENDİĞİ MAKALE ‘Cumhuriyet sonrası diktatörlük’e ödül FIRAT KOZOK Haberal kurşun geçirmez odada İstanbul Haber Servisi İkinci Ergenekon davasında tutuklu bulunan eski Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın mahkemeye gönderilmeyen sağlık raporuyla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan uzman çavuş Engin Sağır, hemşire Şengül Arı ile refakatçiler Muhammed Hüsrev ve Erkan Özhun, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Nöbetçi mahkeme, hemşire Şengül Arı ve Hüsrev’e adli kontrol uygulanmasına karar verdi. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Prof. Haberal’ın sevk edildiği Mehmet Âkif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “kurşun geçirmez camları bulunan korunaklı bir odaya” yatırıldığı belirtildi. Açıklamada, Prof. Dr. Haberal’a bir hemşirenin refakat ettiği belirtilerek yatışından itibaren tüm yaşamsal fonksiyonlarının normal olduğu ve uygun periyotlarla avukatları ile görüştürüldüğü kaydedildi. Baroda toplantı Ülgen, Balyoz davasında müvekkilleri olan avukatlarla bu akşam İstanbul Barosu’nda bir araya geleceklerini kaydederek şunları söyledi: “İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal da toplantıya katılacak. Bundan sonra ne yapacağımız konusunda bir yöntem tespit edeceğiz. Çünkü artık bu mahkemeye, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin hiçbirine güvenimiz kalmadı. Bağımsız olmadıklarına inanmaktayız artık. Mahkemeyi mahkeme yapan savunmadır, yani avukatlardır. Avukatların olmadığı hiçbir organizasyona mahkeme denmez. Bu mahkeme sıfatını bu kuruluşlara verip vermeme konusunu görüşeceğiz.” ANKARA AKP ARGE ve Gençlik Kolları başkanlıkları tarafından düzenlenen Türkiye’nin dış politikası konulu blog yarışmasında 3. olan Amerikalı Maria Elvira Hernandez Jalil’in Türkiye tarihini anlatırken, “İmparatorluktan cumhuriyete geçiş, daha sonra diktatörlük, daha sonra engellerle ve şiddetle dolu bir yoldan sonra diktatörlükten demokrasiye geçiş var” ifadelerini kullanması dikkat çekti. “Türkiye ile gurur duyuyorum ve Türk değilim” başlıklı yazısı ile ödül alan Jalil, kendisini tanıtırken, annesinin Lübnanlı, kendisinin Amerikalı olduğunu ve Meksika’da avukatlık yaptığını belirtti. Yarışmadan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Facebook’taki “hayran sayfası” aracılığı ile haberdar olduğunu belirten Jalil, makalesinde şunları kaydetti: “Okuduğum ve öğrendiğim kadarıyla, Türkiye’nin tarihinde; imparatorluktan cumhuriyete geçiş, daha sonra diktatörlük, daha sonra engellerle ve şiddetle dolu bir yoldan sonra diktatörlükten demokrasiye geçiş var. Türkiye’nin, demokrasiye doğru aldığı uzun ve kıvrımlı yolda, şu anki hükümete hayran olmaktan başka bir şey yapamıyorum. Sadece demokrasiye değil, aynı zamanda Türkiye’yi bugün olduğu gibi büyük bir ülke konumuna getiren ve yarın büyük bir örnek yapmak için oluşturdukları tek ve özel hükümet sistemine de hayranım. Benim tüm saygım ve hayranlığım, bu büyük çalışma ekibinin liderliğini yapan Erdoğan’a Gül’edir.” Yarışmada birinciye Samsung Galaxy Tab, ikinciye notebook, üçüncüye netbook verildi. ‘Erdoğan ve Koşaner görüşmesi doğal’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Balyoz” davasında 106’sı muvazzaf 163 askerin tutuklanmasıyla ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner arasındaki görüşmeyi “normal ve doğal karşıladı.” Atalay, yargı süreci içinde, İçişleri Bakanlığı’nın görev alanına giren bir talepte bulunulması halinde bakanlığının işlem yapacağını da kaydetti. Bir televizyonun canlı yayınına katılan Atalay, Dolmabahçe’deki görüşmenin normal karşılanması gerektiğini savunarak Atalay, “Ortada aileler var, onlarla Genelkurmay Başkanı’nın görüşmesi var. Bazı duyguları, düşünceleri paylaşmaları var. Bunların böyle bir toplantıda paylaşılması da normal” görüşünü dile getirdi. 2. Ergenekon davasında 100. duruşma bugün İstanbul Haber Servisi Gazetemiz yazarı Mustafa Balbay’ın iki yıla yakın bir süredir tutuklu bulunduğu İkinci Ergenekon davasının bugün 100. duruşması yapılacak. 20 Temmuz 2009’da başlayan davaya 3. iddianame ile birleştirilerek Eylül 2009’da 53’ü tutuklu 108 sanıkla devam edildi. 15 ayda Mustafa Balbay’ın da aralarında bulunduğu 23 kişinin sorgu ve savunmasının tamamlanabildiği davada, 27 kişi tahliye edildi. İki dosya ile birleştirilen davaya 118 sanıkla devam ediliyor. Savunmasına 19 Kasım 2009 tarihinde başlayan Balbay, bayram tatili nedeniyle 14 Aralık 2009’da tamamladı. Balbay, duruşmalarda yaptığı konuşmalarda “Davanın sonunu değil çocuklarımız, torunlarımız bile göremeyecek” dedi. Acılı anneden oturma eylemi İkitelli’de yaklaşık 6 ay önce saçları jöleli ve gözünde lens olduğu iddiasıyla bıçaklanarak öldürülen üniversite öğrencisi Aykut Alıcı’nın annesi Songül Alıcı, suçluların bulunması için Taksim Meydanı’na çadır kurdu. 24 saatlik oturma eylemi yapan anne Songü Alıcı, “9 psikopat, oğlumu gözlerimin önünde öldürdü. İkitelli Polis Karakolu ise olayla ilgilenmiyor ve görüntüleri bize vermiyor. 1 ay daha bekleyeceğim ondan sonra da Ankara’ya çıplak ayakla yürüyüş başlatacağım” dedi. Alıcı’nın arkadaşları da katillerin bulunması istemiyle Taksim Meydanı’nda imza topladı. (Fotoğraf: ALİ AÇAR) Özdemir tutuklandı “Balyoz Harekât Planı” davasında hakkında tutuklama kararı çıkarılan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan Tokat İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bulut Ömer Mimiroğlu tutukluluk haline itiraz etti. Hakkında yakalama kararı bulunan Harun Özdemir dün akşam saatlerinde gittiği Beşiktaş Adliyesi’nde tutuklandı. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog