Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

14 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 Son Düğüm İller Bankası’nı anonim şirkete dönüştüren yasa yürürlüğe girdi. Böylece, Şehir Plancıları Odası Başkanı Necati Uyar’ın deyimiyle “kentleşme adına oluşturulmuş kurumsal teknik birikim” de ortadan kalkmış oldu: “İller Bankası, ürettiği planlama çalışmalarıyla ülkemizin en önemli kurumsal birikime sahip olma özelliğinin yanı sıra, arşivi ile de ülkemizin planlama belleğini geleceğe taşıyan bir kurumsal yapıya dönüşmüştü. Yasa, oluşan birikimin yok edilmesidir.” Kurtuluş savaşı ile kurulmuş Cumhuriyetin son temel taşları da sökülüyor. Böyle böyle 12 Haziran’a varacağız. O günkü seçim, son düğümdür. PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Kaplan Kuzuları Onlar... Yayıncı İlhan Erdost, Mamak Askeri Cezaevi’nin içindeki bir cemsede döve döve öldürülürken kaplandılar! Onlar... 12 Mart’ta yasak yayın avına çıktıklarında kaplandılar! Onlar... 12 Eylül’de hakkında tutuklama kararı bulunan emekli vaize dokunmazken küçücük çocukları asarken kaplandılar! Onlar... Bir ulu Cumhuriyetçiyi, Nadir Nadi’yi içeriye atarken kaplandılar! Onlar... Tansu Çiller tak dediğinde şak diye yaparken de kaplandılar! Onlar... Yeni sisteme raporlarda, “Türkiye’de ılımlı İslamı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye başlanmıştır. Bu eğilimi ve ‘İslami Demokrasi’ bağlamında kazanılmış olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor olduğu açıktır” derken de kaplandılar! Onlar... Kozmik odalara girilirken de kaplandılar! Onlar... Bülent Arınç ağdalı ağdalı dalga geçerken de kaplandılar! Onların gücü, yıllardır hep solculara yeter! Sola kaplan, sağa kuzudur onlar! Açıklamayı Kim, Niçin Yaptırdı? Genelkurmay Başkanlığı’nın 7 Şubat tarihli açıklamasının son paragrafını bir kez daha okuyalım: “Kendi görüşleri doğrultusunda kamuoyu oluşturmak isteyen siyasilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle ilgili söylemlerinde daha özenli olmaları ve asker üzerinden siyaset yapmamaları beklenmektedir.” Gazetemizde geçen hafta konuya ilişkin bir haber gözlerden kaçtı. Habere göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un TSK için “kağıttan kaplan” nitelemesi üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’i aramış, konuya ilişkin bir açıklama yapılması ve ardından da dava için suç duyurusunda bulunulması “talimat”ını vermişti. Yani... Erdoğan, TSK üzerinden CHP’ye karşı savaş açmış, bu amaçla TSK’yi siyaseten kullanmıştı. Genelkurmay da söz konusu açıklaması ile “asker üzerinden siyaset yapılması”na olanak tanımıştı. Laiklik Tartışması Dünkü “Mısır, Türkiye olabilir mi” yazımı yayımlamadan bir gün önce yalnızca başlığını Facebook’ta tartışmaya açmıştım. Sosyal paylaşım sitelerinin böyle bir işlevi var; hiç tanımadığınız insanlar herhangi bir konuda ne düşünüyorlar öğrenebiliyorsunuz. Soruya ilişkin başlayan tartışmaya yirmi kişi katıldı, çok değerli düşünceler ortaya çıktı, yorumlar yapıldı. Şimdi yazı metni de Facebook’ta ve tartışma bu düzeyde sürüyor. İnsanlar sonu gelmeyen laiklik tartışmalarından bunalıyorlar. Haklılar da çünkü laiklik ilkesinin TC Anayasası metnine alınmasından bu yana tam 74 yıl geçmiş, hâlâ nedir, ne değildir, tartışılıyor. Olacak şey değil. Biraz da bu bunalmanın etkisiyle birçok kişi, “Bizde laiklik falan yok” deyip konuyu geçiştirmek istiyorlar. Öte yandan dediklerini de somut gelişmelerle gerekçelendiriyorlar. O zaman sizin de içinize “Acaba” kuşkusu düşüyor. Devletin, Alevileri inançları açısından ikinci sınıf yurttaş olarak görmesi “laikliğin olmadığı” konusunda ortak bir kanıdır. Enerji, dışişleri ve sanayi bakanlıklarının toplamından daha fazla bir bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı Aleviliği ve milyonlarca Aleviyi yok sayıyor. Cemevleri hâlâ ibadethane olarak sayılmıyor, sayılmadığı bir yana Alevi köylerine alay eder gibi harıl harıl cami yapılıyor. Bu Sünni dayatmasının laiklikle hiçbir ilgisi yok tabii. Hıristiyanlık, Yahudilik, inançsızlık görünmeyen güçler tarafından baskı altında tutuluyor. Devlet kadrolarına Sünnilik egemen; eşinin türbanlı olması bir erkek için bürokraside yükselme nedeni olarak görülüyor. Cemaatler devlet katında, eğitimde, sağlıkta, hayatın birçok alanında belirleyici konuma geliyor. Bir de alkol yasakları var. Böyle bakıldığında, “Burası mı laik ülke” sorusu haklılık kazanıyor. Siyasal İslam güçlendikçe ülkemiz özgürlükten, demokrasiden, temel insan haklarından bihaber İslam ülkelerinin safına sürükleniyor. Küresel emperyalizmin Türkiye için öngördüğü tablo böylece ortaya çıkıyor. İşte burada, ne ölçüde zedelenmiş olursa olsun, Türkiye’de var olan laikliğe sahip çıkmak gerekiyor. Türkiye, laikliğin anayasasında bir temel ilke olarak yer aldığı tek ülke; bunu sonuna kadar korumak gerekiyor. Bu çerçevede, “Burada laiklik falan yok!” diyerek derin bir umutsuzluğu dillendirmek her şeyden önce laiklik karşıtı güçlerin ekmeğine yağ sürmek anlamını taşıyor. Tüm kırgınlıklarına karşın başta Aleviler olmak üzere bu ülkede laikliği savunmaya hazır milyonlarca insan var. Bu milyonların mücadeleci ruhlarını yeniden kazanmaları gerekiyor. Eğer iktidardaki siyasal İslamın temsilcisi AKP’yi ebediyete kadar başımızda kalacak bir egemen güç olarak görmeye başlarsak kendi ipimizi kendimiz çekmiş olmaz mıyız? AKP’nin söylemlerinde belirgin bir “değiştirilemezlik” vurgusu var; buna kulak asmamak, tam tersine karşı koymak gerekiyor. Türkiye, küresel emperyalizmin av alanı olan bir coğrafyada yer alıyor. Fabrikaları, bankaları, sigortaları, yeraltı ve yerüstü madenleri, ham madde kaynakları, limanları, tersaneleri, enerji tesisleri, sağlık ve eğitim kuruluşları, turistik tesisleri, marinaları, medyası birer ikişer uluslararası sermayenin eline geçiyor. Ülkemizin içi boşaltılıyor. Sıra şimdi beyinlerimizin boşaltılmasına geldi; siyasal İslamcılar, liberaller, yandaş medya el ele bunun için çalışıyor. Kafalarımızın laiklik kavramından “arındırılması” için büyük çabalar harcanıyor. Eğer bunu başarabilirlerse iktidarlarının ebediyete kadar süreceğini düşünüyorlar. Bize ise her zamankinden çok daha fazla uyanık olmak, direnme gücümüzü yitirmemek düşüyor. Eğer bir sabah Ortadoğu bataklığında uyanmak istemiyorsak tabii. dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com Bozulan Düzen 51 öğretmen, çarşamba günü mahkeme önüne çıkacaklar. Suçları, kamu düzenini bozmak. Nasıl bozmuşlar kamu düzenini? Geçen ağustos ayında Ankara’da oturma eylemi yapmışlar, sayıları 300 bini aşan ve ataması yapılmayan öğretmenlerin kadrolu atanmasını istemişler. O yüzden kelepçelenmişler, haklarında dava açılmış... Peki, atamaları yapılmış mı? Hayır, yapılmamış... uyarlanmak için bugünün bildik soruşturmalarını kullanarak kendi içlerinde tasfiyeye giderken kaplandılar! Onlar... Eylül 2007’de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez hazırladıkları Sultanımız efendimiz ya, istediğine “besleme” der, istediğine “ananı al da git!” diye bağırır. Oysa, devlet yönetme ciddiyet ister, birikim ister. Değişik düşüncelerden beslenme ister. Örneğin, Prof. Dr. Oktar Türel’in son kitabı “Geç Barbarlık Çağı”ndaki Kıbrıs bölümünden sultanımız efendimizin haberdar olduğunu hiç sanmıyoruz. Türel; AB, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntıların, Türkiye’ye yakın siyasal kadroların uzlaşmaz tutumlarından kaynaklandığı fikrini İki Toplumun Zararına özellikle genç kuşaklara yaymada başarılı olduklarına dikkat çekip diyor ki: “Bu olumsuz gidiş, KKTC hükümetlerinin kısa dönemli ihtiyaçlarını gidermeye dönük günü birlik karar ve politikalarda durdurulamaz. Hem KKTC’nin gelişmesine tahsis edilecek iç ve dış kaynaklar, hem de KKTC kalkınmasının yönetimi için yeni ve iddialı bir atılıma gerek vardır. Bu atılımın orta vadeli hedefi, 10 yılda KKTC gayri safi ulusal hasılasını ikiye katlamak, 25 yıllık perspektif hedefi ise satın alma gücü paritesi bazında BM’nin Beşeri Gelişme Endeksi’ni yakalamak olmalıdır. KKTC’nin Türkiye’nin desteği ile kendi ekonomik geleceğini kurma azim ve kararlılığı dış dünyaya somut olarak gösterilemezse, hiçbir siyaset ve devlet adamının bireysel yeteneği KKTC’ye ve Türkiye’ye müzakere masasında avantaj sağlamaz.” Türkiye’nin KKTC’ye, KKTC’nin de Türkiye’ye gereksinim duyduğunu dile getiren Türel, bir olgunun daha altını çizmiş: “HazineMaliye tutuculuğu ile TürkiyeKKTC ilişkilerini ‘sıfır toplamlı bir oyun’ olarak algılamak ve Türkiye’nin yaşadığı mali bunalımı gerekçe göstererek, Türkiye’den KKTC’ye yönelen kaynak transferini kısmaya çalışmak yanlıştır ve her iki toplumun zararınadır.” Burnundan soluyan sultanımız efendimizin KKTC’ye son büyükelçi ataması işte bu zararla sonuçlanacaktır, hiç kuşkunuz olmasın. ÇALIŞANLARIN SORULARI/SORUNLARI YILMAZ ŞİPAL KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ‘İşsizliğe Açılan Kapı’ “İşsizliğin kapısı” yoksulluğa ve açlığa açılır. “Hızlı nüfus artışının” kapısı da “işsizliğe” açılır. Bugün, İslam dünyasında işsizliğin getirdiği yoksulluğun neden olduğu bir eylem oluşmuştur. Nüfus artış hızıyla orantılı olarak büyüyen bu eylemin, ancak uzun dönemli bir “nüfus planlaması” ile engellenebileceği görüşündeyiz. Türkiye’nin de en önemli sorununa dönüşen (türban sorunundan sonra) “işsizlik dalgası”, artık üniversite diploması alan gençlerimizi de içine almıştır. Arkadaşımız Şehriban Kıraç’ın kaleme aldığı işsizlik sorunu, Cumhuriyet’te 7 Şubat Pazartesi günü “Diplomalıların Çığlığı” başlığı ile 1. sayfadan ve başlıktan verildi. “Üniversite mezunu işsizler ordusu çığ gibi büyüyor. Gençlerin iş bulma umudu neredeyse kalmadı. 500 bin genci duyan yok. En yüksek işsizlik üniversitelide: Tüm eğitim seviyeleri içinde en yüksek işsizlik oranı yüzde 40 ile üniversite mezunu gençlerde yaşanıyor. Neredeyse yarım milyon yükseköğrenimli genç istihdam dışı kalıyor. KPSS’de 100 üzerinden en az 70 puan aldıysanız, devlet güvencesi ile işe yerleşmek gibi bir hedefiniz varsa Hakkâri’ye ambar memuru olarak atanma şansını yakalayabilirsiniz. İşsiz gençlerin feryadı: ‘Ne iş olsa yaparım. Sürekli sınav çarkı içinde gidip geliyoruz. Devlet bana verdiği öğrenim kredisini almak için eve haciz yolluyor, ama bana iş vermiyor.’ Türkiye’deki yarım milyon üniversite mezunu işsizden biriyseniz, geçen aralıkta yapılan Kamu Personel Seçme Sınavı’nda (KPSS) 100 üzerinden en az 70 puan aldıysanız, devlet güvencesi ile işe yerleşmek gibi bir hedefiniz varsa Hakkâri’ye ambar memuru olarak atanma şansını yakalayabilirsiniz. Bilgisayar sertifikanız varsa, ya da E sınıfı ehliyet sahibi iseniz tabii sekreter ya da şoför olarak atanma fırsatını da bulabiliyorsunuz. 2 Şubat’ta sona eren ve önümüzdeki günlerde açıklanacak, 4 binin üzerindeki üniversite mezunu kadrosu için kaç kişinin başvurduğu şimdiden bilinmezken, üniversite mezunu işsizler ordusu her geçen gün çığ gibi büyüyor. Gençlerin iş bulma umudu ise neredeyse yok. (…)” Türkiye’de 1950 yılında, ortalama yılda 300 bin kişi olan nüfus artışı, 2000 yılında ortalama yılda 1 milyon 133 bin kişiye ulaşmıştır. Türkiye’nin “nüfus istatistikleri” işsizlik boyutunun her geçen gün giderek de büyüyeceğini göstermektedir. Şimdi, sözü sayılara bırakalım. 1927 2000 Yılları Türkiye Nüfusu Yıl 1927 1950 1970 1990 2000 HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com Nüfus Toplam 13.648.987 20.947.155 35.605.653 56.473.653 67.804.543 Artış Kişi .7.298.168 21.956.666 42.824.666 11.330.890 Ortalama .304.090 954.638 995.922 1.133.089 UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK Bir çocuk daha okusun diye 21.YÜZYIL EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI (YEKÜV) Tel: 0212 274 15 02 0212 213 74 02 Fax: 0212 275 52 44 fhakancelik@mynet.com www.yekuv.org yekuv@yekuv.org Vakıflar Bankası: Osmanbey Şubesi 00158007287986476 1/ İnsanda 1 hayvanlarla cinsel ilişki 2 kurma isteğiy 3 le ortaya çıkan 4 cinsel davra5 nış bozukluğu. 2/ Futbolda to 6 pu havadan 7 kale önüne 8 yollama... Eskiden harman 9 ürünlerinden onda 1 2 3 4 5 6 7 8 9 bir oranında alınan 1 O YMA P I N A R vergi. 3/ Tamirat... 2 B U A T S A V A Suudi Arabistan’ın 3 A ĞMA N MA T plaka imi. 4/ Hayvan 4 AMA N R E yemi olarak yetişti5 O K A R İ N A rilen bir bitki... Namaz ibadetinin biri 6 O M N İ N E mi. 5/ Argoda es 7 C A M N O H U T V A L E rar... Hint mutfağın 8 A C U R 9K A T AMA R A N da kullanılan, çeşitli baharatların karışımına verilen ad. 6/ Türk halk müziğinde kullanılan dokuz telli bir saz.... Bir nota. 7/ İncir ağaçlarında döllenmeyi sağlayan sinek... Mürekkep hokkalarına konulan ham ipek. 8/ Toprağı kazıp siper yapmak. 9/ Açık alanlardan ve kalabalık yerlerden korkma. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Hayvanlardan aşırı derecede korkma. 2/ Kuşbilimci. 3/ Büyük ve süslü çadır... İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonlar tarafından kullanılan avcı uçağı tipi. 4/ Gözkapaklarına sürülen boya... İkrar olunmuş, onaylanmış. 5/ Uzak... Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası. 6/ Doğu Karadeniz yöresine özgü, “laloto” da denilen ve mısır ununa çeşitli sebzeler karıştırılarak yapılan bir tür ekmek... Söz, lakırdı. 7/ Uğraş.... Pamuklu bir kumaş cinsi. 8/ Başkalarının sırtından geçinen kimse. 9/ Çekilerek balık avlamaya yarayan daire şeklinde el ağı... Hatay ilinde bir ırmak. C M Y B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog