Bugünden 1930'a 5,454,028 adet makale



Katalog


«
»

1 ŞUBAT 2011 SALI KÜLTÜR CUMHURİYET SAYFA kultur@cumhuriyet.com.tr 21 Oreet Ashery ve Larissa Sansour’un Depo’da düzenlediği ‘Falafel Yolu’ sergisi 27 Şubat’a kadar izlenebilecek Portman ve Firth ‘en iyiler’ Oscar ödülleri öncesi pek çok ödüle değer görülen Natalie Portman ve Colin Firth, şimdi de Beyaz Perde Aktörleri Derneği’nce ‘en iyi oyuncu’ seçildi, Portman, “Black Swan” (Siyah Kuğu) adlı filmde canlandırdığı rolüyle “En İyi Kadın Oyuncu”, Colin Firth ise “King’s Speech” (Kekeme Kral) filmindeki rolüyle “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı. Tophane’de ‘nohutlu intifada’ sitinden, “Sanat dünyayı değiştirebilir ohut köftesi, nami” sorusu üzerinmıdiğer “falafel”, den yola çıkıyor. Kikültür, reel polititaptaki süper kahraka ve sosyolojiyi İstanbul manlar olan, alterTophane’de kesiştiren “Faegolarımızı temsil lafel Yolu” projesinin sereden bizler de, hikâgisine ilham verdi. 27 Şuyede bir virüse maruz bat’a kadar Depo’da ücretkalıyor ve kahramansiz izlenebilen sergi, iki laşıyoruz. Çünkü sagüncel kadın sanatçının, son natçı olarak yaratma üç yıllık işbirlikleri sonucu gücümüzden mahrum ortaya koydukları üretimlekalıyoruz. Ve karşırini ilk defa toplu halde bumıza “Dünyayı deluşturmasıyla öne çıkıyor. ğiştirme uğruna ya İsrail doğumlu Oreet Ashery ve Fisanatçı olacaksın ya da gücü eliİsrail’i kültürel listin doğumlu Larissa Sansour, ne alacaksın” gibisinden, felseaçıdan boykot sergide evvela “The Novel of Nofi bir ikilem ortaya çıkıyor. Ve nel and Vovel” (Nonel ve VoNonel ile Vovel, grafik çizgi–roeden biri Filistin, vel’ın Romanı) adlı, sanatçı ikilinin manda sanatçı olmayı seçiyor; diğeri İsrail asıllı Filistin’i kurtarmaya çalışırken biyoksa gücü değil. iki kadın rer süper kahramana (NonelAshery Sergi, güncel sanat camiası sanatçının ‘Falafel dışında kimlerin tepkisini aldı? / VovelSansour) dönüşmelerinin hikâyesini anlatan deneysel bir graFilm yapımcıları, sosyologYolu’ sergisi fik roman sunuyor. lar, Filistin işgali davasında taraf Tophane’de. Sergide, Londra’daki “Falafel olan siyasi aktivistler, grafik taSergi, Filistin’in Road” adlı etkileşimli sanatçı misarımcılar ve sivil toplum kurusafirliği programı bünyesinde ürekültür mirası luşları (STK) proje ve sergiyle iltilmiş 20 kısa video, ziyaretçiler için gilendi. Hatta Save Our Children ‘nohut köftesi’ özel bir rehber ve projenin ruhunu üzerinden İsrail’in / Çocuklarımızı Koruyun adlı yansıtan çeşitli resimler de mevcut. STK, kitapları Gazze’ye taşıyarak Filistin’den Videolardaki tüm sohbetleri kışçocuklarla birlikte eğitim amaçkırtan ilk soru ise, İsrail’in falafeli ‘çaldığı’ değerlere lı olarak kullandı. Bu da, projeyi Filistinlilerden ‘çalıp çalmadığı’. sanatsal çerçevesinden taşırdı. odaklanıyor. Oreet Ashery, İsrailli makamların, Filistin ve İsrail makamlatıpkı falafel gibi, sanat projelerini de rının projeye tepkisi nasıldı? ‘rehin aldıklarını’ anlatıyor. Projeyi Brooklyn Müzesi’nde sergilediğimiz Falafel adeta bir kriz nesnesine dönüşmüş esnada, İsrail Elçiliği etkinliği kendi web sitesinde gibi. Akdeniz’de de hellim, baklava ve rakı ko ilan etti. Bu sırada bizimle işbirliği yapmakta olan, nusunda bu krizleri konuşuyoruz. Kültürel mi Ramallah’tan Filistinli bir genç sanatçı da, bu israsın sınırlarını kim, nasıl tayin edebilir gü tenmeyen, beklenmedik durum üzerine projeden nümüzde? kendini çekmek durumunda kaldı. İsrail ElçiliHer ne kadar, sömürgeciliğin varlığını hisset ği’nin projeyi onayımız dışında sahiplenmesi tiğimiz humus, köri gibi küresel unsurlar da ol nedeniyle, Google’da da çalışmayı arattığınız zasa, birinin ötekini çağlar boyu etkileyebileceği ger man, sanki İsrail’in resmi destekli bir çalışması çeğini göz önünde bulundurmamız gerek. İsrail gibi algılanması durumu oluştu. İsrail resmi maise, falafel tabağını çabucak sahiplendi ve sanki kamları, geçen ocakta, projeyi rehin aldı ve kenyöreye özgüymüş gibi sundu. Bu milliyetçi bir ta dilerine aitmiş gibi kamuoyuna sundu. vırdı. Oysa falafel, organik yollarla toprak deMavi Marmara gerilimine rastlayan sergi, ğiştirmiş değildi. Türkiye’de yeni bir anlam kazanıyor mu? İki kadın sanatçı olarak, bir çizgi romanda Mavi Marmara olayı yaşandığı sırada biz ‘süper kahraman’ sıfatıyla yer almak da, fark projemizi Larissa ile Berlin’de sunuyorduk. Bu yaratmış olmalı. sırada bir İsveçli aktivist bize, gemiden sağ kurKuşkusuz. Zira çizgi romanlar ‘erkek işi’ gö tulanların gerçekte neler olup bittiğini bildiğini, rülür hep ve her nedense kahramanların çoğu da İsrail’in kendilerine saldırdığını anlattı. İsraerkektir. Kitap, kadın duyarlılığı ile böyle bir far il’in yardım çalışanlarına karşı bu tehlikeli tukı ortaya koyuyor. İlk yarısında, konuya iki ka tumunun bir insanlık suçu olduğu inancındadının Filistin sorunu üzerine yaptığı konuşmalar yım. Bu bir sürpriz değil. Ne zaman böyle bir damga vururken, kitabın grafik ağırlıklı ikinci kıs durum yaşansa insanlar Filistin’i anımsıyor. Ve mında ise aksiyon ağırlıkta. Dahası, kitap en ba bunu neredeyse her gün yaşıyoruz. EVRİM ALTUĞ N MALTEPE’DE FESTİVAL ‘Perdeler çocuklar için açılıyor’ İstanbul Haber Servisi Maltepe Belediyesi ve gazetemizin ortaklaşa düzenleyeceği çocuk tiyatro festivali bugün Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde başlıyor. 111 Şubat tarihleri arasında sürecek festival boyunca karnelerini alan minikler birbirinden güzel çocuk klasiklerinden oluşan tiyatro oyunlarını izleyecek. Maltepe Belediyesi ve gazetemiz “Perdeler çocuklar için açılıyor” sloganıyla çocuk tiyatro festivali başlattı. Maltepe Belediye Başkanı Prof.Dr. Mustafa Zengin, “Çocuklarımızın mutlu, aktif, sanatla iç içe büyümelerini sağlamak için çalışıyoruz. Küçük arkadaşlarım;sizin güzel yüzlerinizi gülümsetmek, gözlerinizdeki o pırıltıyı görmek için perdelerimizi sizler için açıyoruz” dedi. Festival kapsamında bugün, “Bir Çiçek Bin Çiçek ve Bremen Mızıkacıları” yarın “Yalancı Tilki, Çocuk Olmak Hakkımız”, 3 Şubat’ta “Kral Çıplak ve Uzaylı Dostum Maya” , 4 Şubat’ta “Oyuncaklar Ülkesine Yolculuk” izlenebilir. İsrail doğumlu Oreet Ashery ve Filistin doğumlu Larissa Sansour, sergide Filistin’i kurtarmaya çalışırken kendilerinin birer süper kahramana dönüşmelerinin hikâyesini anlatan deneysel bir grafik roman sunuyor. Sanal bir orgazmın peşinde Çok sayıda sinemada gösterime giren ‘Kurtlar Vadisi Filistin’ kan ve vahşete bulanmış bir sinema sefaleti Hamasete bu kadar çok yaslanan filmler, inandırıcılıktan çok, sanal bir orgazm yaratmanın peşine düşer. Ama asıl acı veren şey, 1619 yaşlarındaki gençlerin bu bol ajitasyonlu, kanlı fanteziyi alkışlar eşliğinde izlediğine tanık olmak. Umarım, sadece ‘makara’ yapıyorlardır. BURAK GÖRAL “Kurtlar Vadisi” televizyon dizisinin ilk sezonu, Amerikan televizyonlarında başarıyla uygulanan belli bir polisiye modelini yerli motiflerle destekleyerek heyecanlı bir kurguyla sunmuştu. Bir istihbaratçı ajanını, tipini ve kimliğini değiştirerek mafyanın içine sokan yetkililer, bir süre sonra onun bu düzenin içine eklemlendiğine şahit oldular. Polat Alemdar adlı bu ‘ajan’, yakın arkadaş olduğu mafya tetikçisinin ölümünün ardından bağımsızlığını ilan etti. Dizi uzadıkça Polat’ın değerleri de değişti. Bağlı olduğu kanun ve demokratik düzenin yerini ‘kişisel adalet’ ve ‘derin ilişkilerle desteklenen başka bir düzen’e olan bağlılık aldı. Yaratılan ‘mit’in cazibesine kapılan yapımcı şirket, bu malzemeyi sonuna kadar kullanmayı seçti. Bu da mafyayı çökertmek için içeri sızan ‘ajan’ Polat’ı, ‘içerde ve dışarda mağdur edilen’ Türk ve Müslümanların intikamcısı bir Rambo’ya çevirdi. Bitmesi gerektiği gibi bitseydi, mafyanın bütün kirli işlerini ortaya çıkaran bu ‘yoldan çıkmış ajan’ın kendi yaptıklarının da cezasını bir biçimde çektiğinin seyirciye gösterilmesi gerekirdi. Evet, ülkemizdeki hasarlı adalet sisteminde böyle olmuyor pek, ama en azından TV dünyasında ideal modeli kurmak zorundasınız. Çünkü ulusal bir kanaldasınız ve her eve bedava girmektesiniz! Ama Sharon Stone’lu finalde, Polat ve elleri hayli kanlı arkadaşları fantastik bir şekilde ‘aklandılar’ ve Adalet Sarayı’ndan yavaş çekimle, fiyakalı bir müzik eşliğinde çıkıverdiler ve eylemlerine devam ettiler! Dizinin daha da abartılmış ve “Türk’ün Türk’e propagandası” haline gelmiş sinema filmlerinde ise Polat’ın eylemleri James Bond zarafetinin çok uzağında, Rambo vandallığına çok yakın bir biçimde seyretmekte. “Kurtlar Vadisi Filistin”de bu anlayışın zirvesi var. Polat ve kötü bakışlı arkadaşları, aynen “Irak” filminde Amerikalılara yaptıkları gibi, Filistin’de önlerine çıkan İsrail askerlerinin kafalarına müdanasızca sıka sıka ilerliyorlar. Araya giren siviller ve turistler de varsın ölsünler, umurlarında değil! Bütün düşüncelerini ilk akla gelen cümlelerle dile getiriyorlar ve akıllarına estiğinde silahlarını çıkarıyorlar. Oysa sinema bir incelik sanatıdır. Her şeyi bu kadar kaba ve kalın görürseniz yaptığınız şey sinema olmaz. Propaganda filminin bile incelikleri vardır. Hamasete bu kadar çok yaslanan filmler inandırıcılıktan çok, sanal bir orgazm yaratmanın peşine düşer. Polat ve arkadaşları Yahudi bir Amerikalı kadını da İsrail dehşetinden kurtarınca kendimizi nasıl hissetmemiz bekleniyor ki acaba? “Amerika değil, ‘biz’ Amerikalı bir kadını kurtardık ve o kadar da Yahudi düşmanı değilmişiz” deyip mutlu mu olmamız gerek? Perdede İsrail askeri gibi giyinmiş figüranların ölümünü izlemek Mavi Marmara’da yaşananları atlatmamıza yardımcı mı olacak? Bu arada hikâyedeki Amerikalı, Filistinli, İsrailli herkesin son derece düzgün Türkçeyle konuşuyor olmasıyla, üç adamın bütün İsrail ordusunu dize getirmesiyle, onca çekilen dizi ve filme rağmen oyunculuk konusunda bir adım ilerleyemeyen oyuncuları ve çatışma sahnesi çekmeyi birbirlerine ateş eden bir sürü adam olarak gören anlayışıyla “Kurtlar Vadisi Filistin”deki sinemasal sefalet de içler acısı... Ama asıl acı veren şey 1619 yaşlarındaki gençlerin, bu pek de yaratıcılık gerektirmeyen bol ajitasyonlu, kanlı fanteziyi alkışlar eşliğinde izlediğine tanık olmak... Umarım sadece ‘makara’ yapıyorlardır... C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog