Bugünden 1930'a 5,457,619 adet makale



Katalog


«
»

1 ŞUBAT 2011 SALI CUMHURİYET SAYFA 19 ‘Gökçek Yasası’ Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) CHP, kamuoyunda “Melih Gökçek” yasası olarak nitelendiren ve görevi kötüye kullanan bürokratlara af getireceği iddia edilen TCY’nin 257. maddesinde değişiklik öngören yasanın da aralarında bulunduğu 4 yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürme kararı aldı. CHP, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yasası ve Bazı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasa ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası ve Türk Ceza Yasası’nın 257. maddesinde değişiklik öngören yasanın bazı maddelerinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini isteyecek. Bir yıldır tutuklu yargılanan ODTÜ öğrencisinin arkadaşları ve akademisyenler imza topluyor MAVİ SÜRGÜN SERDAR KIZIK Edemir için kampanya HİLAL KÖSE Bursa Nutku, Gerilim ve Direniş Hakkı! Gerilim tırmanıyor. Nereye kadar? Seçim hesabı mı? Ne tür bir seçim çalışması izlerse izlesin, kimsenin toplumu böylesine germeye hakkı yok. Oysa öfke, dalga dalga büyüyor. Başbakan, Bahçeli bağırıp çağırıyor. Özellikle Başbakan’ın tehdide varan tonlamaları... Öylesine sert söylemler, öylesine hakaret sözcükleri ki, ne yapmalı? Ya eylemler, uygulamalar? Onlar daha berbat bir tablo çiziyor. En ufak protesto bile şiddetle bastırılıyor. Üniversite öğrencilerine biber gazı, cop, dayak. Özgürlükmüş, demokrasiymiş! Hepsi hepsi bir otobüs genç, “ortalığı karıştırır” diye, Başbakanımız üzülmesin, sinirlenmesin diye Erzurum gibi bir kente sokulmuyor. Baskı, korku, zulüm, muhalefete tahammülsüzlük... Topluma gözdağı... Gerilim evlerde, sokaklarda büyüyor. Kanıt, gazetelerin 3. sayfa haberleri, televizyonların “şok şok şok” anonsları... Eli kanlı, domuz bağı cinayetlerinin sorumluları bırakılıyor, sanıkların bir bölümü kaçıyor, bu kez toplum tepeden tırnağa sarsılıyor. Hadi yetişkinleri geçtik, bu şiddet kültüründen çocukları nasıl koruyacağız? İktidar baskısı öylesine tırmanıyor ki. Söz söyleme hakkı, TBMM’de bile engelleniyor. Buna karşı ne yapmalı, nasıl tepki koymalı? Baksanıza, yargıyı tümüyle yürütmenin güdümüne sokacak TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelere. CHP’lilerin konuşma ve önerge verme hakları budanıyor. Derken oluşan tepkiler... Faşizmden, sinei milletten söz ediliyor yeniden, sokaklarda sivil direnişten. Böylece geldik geldik, TBMM’de direniş çağrılarına, Mustafa Kemal’in Bursa Nutku’na ve Adalet Komisyonu’ndan istifalara. CHP’li milletvekili Atilla Kart ve on milletvekili yayımladıkları bildiride, “baskıya ve faşizme karşı direnme hakkının” meşru şartları oluştuğunu savunuyor. İktidar sahipleri durumu değerlendireceğine CHP’yi “eşkıyalık”la suçluyor, “darbeye zemin hazırlandığını” söylüyor. Yıllar önce gepegenç 68’liler yargılanırken, Samsun’a doğru yürürken haykırmışlardı Bursa Nutku’nu emperyalizme karşı. Şimdi Meclis’te, CHP’li milletvekilleriyle ilgili suç duyuruları ve Bursa Nutku’nun uyduruk olduğu savları. Oysa uyduruk değil, 1966’da Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı belgeler var, yargı kararları var... Yargıyı ya da 12 Eylül Faşist Cuntası’nın kapattığı Türk Tarih Kurumu’nu ciddiye almayanlar, şu örneğe ne diyecek?.. 1949’da, İzmir’deki DP kongresinde Celal Bayar, Şeref Balkanlı’ya Bursa Nutku’nu bizzat okutmuş da... serdarkizik@cumhuriyet.com.tr Vekiller 3 kişi ile çalışacak ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) TBMM Başkanlık Divanı’nın toplantısında; personelin durumu, Meclis çalışmaları değerlendirildi. Toplantıda, 24’üncü dönem Meclis’te uygulanmak üzere milletvekillerine 3. personel hakkı verilecek. Personelin ne şekilde alınacağına ise milletvekilleri karar verecek. Toplantıda, Meclis’te kadrolu çalışan ama yönetici durumda bulunmayan personele yüzde 10, “4C” kapsamında çalışanlara yüzde 9 zam yapılması kararlaştırıldı. MHP il başkanlığına bomba TUNCELİ (Cumhuriyet) Tunceli’de 12 yıl sonra il başkanı atayan MHP’nin, Behice Boran Caddesi’nde 3. katta bulunan il başkanlığının kapısına bırakılan bombanın patlaması sonucu maddi hasar meydana geldi. Patlamanın ardından, bomba imha ekipleri incelemelerde bulundu. Yıllar önce bulunduğu söylenen belgelerle DHKP/C üyesi olduğu iddia edilen, bir yıldır tutuklu yargılanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yüksek lisans öğrencisi Hüseyin Edemir, “Adaleti arıyorum, göreniniz oldu mu?” diye insanlığa sesleniyor. Edemir’in arkadaşları ve akademisyenler de 28 Ocak’ta “Hüseyin’e Özgürlük” sloganıyla imza kampanyası başlattılar. Adil yargılanma talep eden grup, www.huseyineozgurluk.net adlı sitede destek bekliyor. Hüseyin Edemir, 2008 yılında ODTÜ Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Bir yıl sonra da ODTÜ ve Humboldt Üniversitesi’nce ortaklaşa yürütülen TürkAlman Sosyal Bilimler Yüksek Lisans Programı’na tam burslu olarak kabul edildi. Programın Ankara’da olan birinci yılına devam ederken, yarı yıl tatilinde, 31 Ocak 2010’da GBT kontrolünde gözaltına alındı. 1 Şubat 2010’da “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla tutuklandı. ‘Ülkemizde Gençlik’ dergisinin bürosuna 2001’de yapılan baskında ele geçirilen belgelerde adının geçtiği iddia edildi. Belçika ve Hollanda’dan gelen 1999 tarihli bir belgeye göre örgüte özgeçmişini gönderdiği ileri sürüldü. Savcı, Edemir hakkındaki GBT kayıtlarını da delil diye iddianameye koydu. Edemir’in ‘ADALETİ GÖREN VAR MI?’ E demir, hapishanede kötü muamele ve işkenceye varan uygulamalara maruz kaldığını, bir yıl içinde 3 hapishane gezdirildiğini anlatıyor. Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na, savcılığa ve ilgili kurumlara gönderdiği dilekçelerin hiçbirine yanıt alamamış. “Tutukluluğum infaza dönüştü. Bulunduğum hapishaneden ODTÜ’ye gidip bir sınava girebilmem için binlerce lira ulaşım bedeli ve personel gideri talep ediliyor. Benim bu miktarda bir bedeli ödemem mümkün değil. Kaydımı dondurmak zorunda kaldım. İlköğretimden itibaren burslarla okudum ama şimdi burslarımın hepsi kesildi” diyor. Edemir, cezaevinde olmasaydı şimdi Berlin’de eğitimine devam ediyor olacaktı. 2010 yılının yaz mevsimini de Almanya’da staj yaparak değerlendirecek, sonra da tezini yazacaktı. Edemir’in 6 yıllık sözlüsüyle buluşması da bilinmeyen bir tarihe ertelendi. “Kıt kanaat geçinirken, biriktirdiğim parayla yüzüklerimizi aldım. Nişanıma saatler kalmıştı. Ama tutuklandım. Tutuklanmam sadece planlarımı değil, hayatımı da altüst etti.” Edemir, ailesiyle de Ardahan’da oldukları için görüşemediğini söylüyor. “Yargılama sonunda beraat edersem kaybettiklerimin telafisini kim nasıl sağlayacak? Bu cevabı bekleyen benim gibi pek çok insanın olduğunu biliyorum. Hem kendim, hem de onlar için soruyorum. Adaleti göreniniz oldu mu?” daha önce katıldığı demokratik eylemler bile suçlamalara dayanak gösterildi. Edemir’in avukatları ise suça konu belgelerin asıllarının olmadığını vurguluyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüyen davanın ilk iki duruşmasında mahkeme başkanı olan ancak daha sonra başka mahkemeye atanan Zafer Başkurt, Edemir’in tahliyesi yönünde oy kullandı ancak iki üyenin oylarıyla tutukluluğun devamına karar verildi. 8 Şubat’ta üçüncü kez yargıç karşısına çıkacak olan Edemir, cezaevinden gönderdiği KÂMİL MASARACI son mektubunda, yaşadıklarına isyan ediyor. “Nereden başlasam, nasıl anlatsam diye düşünüyorum, bir cevap bulamıyorum. Hatta kendi kendime ‘Anlatsam ne olacak’ diyorum. İşin kötüsü de bu. Çünkü bu ‘kapana kısılmış fare’ psikolojisidir... Aslında çırpınıp bağırıyorum. Bağırırken sesim çıkıyor mu yoksa zulüm sağanağında eriyip gidiyor mu, onu bilmiyorum. F tipi duvarları arasında, telleri altında yaşayıp da susmak imkânsızdır. Susamam. Sesimi duyar mısınız yoksa gündelik yaşamınız içinde yok mu olur, ya da uzayıp giden tartışmalarınız içinde kısacık bir yer bulabilir mi, onu da bilmiyorum” diyor. Bazı hapishanelerin müze yapıldığını anımsatarak, şöyle sesleniyor: “Bu toplumun aydınlarının, sanatçılarının, yazarçizerlerinin, bilim insanlarının beni görebilmesi için F Tipi’nde fotoğraflarımın bulunduğu müzeleştirilmiş hücrelerde hatırlanmak istiyorum. Şimdi tam zamanı. Ben, o hücrelerdeki ettenkemikten canlı bir insanken hatırlanmak istiyorum.” kamilmasaraci@gmail.com YAKAMOZ BEDRİ BAYKAM ÇİZGİLİK Silivri Duruşmaları Neden Yayımlanamıyor Biliyor musunuz? Aslında yaşadığımız süreç bir açıdan çok karışık, bir diğer açıdan da çok basit bir puzzle. Her gün haberlere yansıyan kavgalar, restleşmeler, tabii ki olağan bir ülkede görülemeyecek korku filmiyle trajikomedi tadında serüvenler. Konu şu: AKP adeta bu Cumhuriyete cinsiyet değiştirme operasyonu yapıyor! Her gün hastanın bir organı adeta ameliyat ediliyor. Konu adım adım Atatürk’ten bize miras kalan laik demokratik bir Cumhuriyeti sessizce, her inlemede “bir bardak suda fırtına koparmayın” diyerek bir gerici ve din temelli sözde demokratik, özde teokratik bir faşist rejime dönüştürmek. Bu yoğun “oldu da bitti maşallah” gerektiren ağır işlem sürerken hastayı susturacak formüller düşünülmüş de.. bazen mızrak çuvala sığmıyor! Hükümet o anlarda tepki veren Yargıtay’a, Danıştay’a, HSYK üyelerine, YARSAV’cılara, baro başkanlarına, hep aynı şeyi söylüyor: “Aaa bakın siz siyaset yapıyorsunuz! CHP ağzı ile konuşuyorsunuz... O zaman mesleği bırakın, siyaset yapın!” İşte bu noktada görmek istemedikleri şu: Bu saydıkları kişi ve kurumlar, sadece anayasanın temel maddelerini savunuyorlar. Yani onlar “oyunun zaten mecburi olan kurallarının” uygulanmaya devam edilmesini istiyorlar ve hükümetin açık yoldan sapmalarını gördüklerinde rejimi savunmak için harekete geçiyorlar. O zaman ne oluyor? Bu faşizm meraklılarının borazanları hemen “siz statükocusunuz, reform istemiyorsunuz” diye ortaya atılıveriyorlar... Bu yorumları yobazların yapması normal. Ama sözde demokratik basın soytarıları yapınca “Allah akıl fikir versin” demekle yetiniyorum! Geçen cuma günü yine Silivri’de davayı izlemeye gittik. “Ergenekon” adlı o bahtsız davanın acıklı olduğu kadar Aziz Nesinlik kanıtları dışında, en sonunda yapmam gereken yorumu belirteyim: Silivri’de yaşananları her gördüğümde bu davanın neden İstanbul’a 90 dakika uzaklarda yapıldığını ve oturumların neden naklen yayımlanmadığını daha iyi anlıyorum! Çünkü şayet orada yaşananları milyonlar izleyebilseler, o davaya hâlâ inanan insan sayısında çoook abartılı bir değişim yaşanır! O dava hep “gizli” ve uzaklarda sürecek ki, hükümet gece rahat uyusun... Sormak lazım zatı muhteremlere; hani çok şeffaftınız? Hani AB standardında demokrasiniz? Bir de şu “ek” soruyu yöneltmek lazım: Arada sırada kin kustukları tarihi durakların en başında gelen 27 Mayıs’ın Yassıada davalarında, neden yoktu bu büyük sır merakı? Neden herkes rahatça davayı izleyebiliyor veya radyodan takip edebiliyordu? Neden fotoğraf vardı? Yoksa dünyanın en mükemmel anayasalarından birini getiren 1960 Devrimi, iddialarınızın tam aksine kartlarını açık oynamış bir halkla bütünleşmenin ürünü müydü? İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, yine tarihi bir konuşma yaptı... Bir savunma değil, adeta bir iddianame okudu. İlk sözleri, “yalan makinesi”ne bağlanmak istediğini söyleyen sanık Erkut Ersoy’un bıraktığı yerden başladı: “Yalan makinesine Erdoğan ve Gül bağlansın.” Perinçek Başbakan’ın yepyeni bir konuşmasında farkına varmadan ağzından kaçırdığı sözleri salonda dinletti: “Bizim içeri tıktığımız bir tek aydın yok.” Gerçekten de bu sözler Erdoğan’ın gözünde ve fiiliyatta yürütme ve yargının “uyum içinde çalıştığının”(!) yani güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının yok edildiğinin direkt kanıtı! “Ben bu davanın savcısıyım!” diyen Tayyip Bey, artık sanki hâkimliğini de ilan etmiş. Perinçek yine bu hükümetin dağıttığı demokratik açılım süreci kitapçığında, “Gerekli hallerde özel yargılama yapılabilir” dediğini anımsatarak, Silivri Mahkemesi’ni Başbakan’ın kurdurduğunu, devletin diğer yargı kurumlarından birinde yargılanmadıklarını vurguladı. Ardından hâkimle bir gerginlik yaşayan Perinçek, mahkeme heyetine “Bu tertibin yanında yer almayın” diyerek bu davada tarafların yer değiştireceğini ikaz etti. Daha sonra sıra Muzaffer Tekin’e geldi. O da onurlu bir konuşma yaptı ve komployu çok sıkıştırdı. “Yalan ve iftiralar sürdükçe bunları ısrarla çürüteceğim” dedi. Tekin ardından Aydınlık’ta 24.10.2010’da yayımlanan “Osman’ımın 21 Yalanı” başlıklı çok detaylı ağlanası tutanak analizini okudu. İki cümlesinden HİÇBİRİ birbirini tutmayan bir adamın sözleriyle Ergenekon ve Danıştay cinayeti gibi alakasız davaların birbiriyle birleştirildiğini anımsatan Tekin, “devşirilmiş tanıklar ve kurgulanmış delillerle” ısmarlama cevapların adeta kurgulandığını hatırlattı. İlk fırsatta “dökülen” Ergenekon kanıtlarını da ele almamız gerekecek... HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc yahoo.com SEDAT YAŞAYAN BULUT BEBEK NURAY ÇİFTÇİ bulutbebek@hotmail.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com bedri.baykam@gmail.com www.bedribaykam.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1 1/ Zonguldak ilinde, Türki 2 ye’nin en uzun 3 mağaralarından 4 biri. 2/ Telli 5 çalgılarda, telleri yüksekçe 6 tutan tahta köp 7 rücük... Dur 8 madan, aralıksız. 3/ “Bir kez 9 gönül yıktın ise / Bu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 kıldığın değil” 1 K R OMA T İ K (Yunus Emre)... Sü 2 R A V E L N A Ş rat. 4/ Katılmış, ulan 3 E F E S İ C R A mış parça... Karagöz 4Ş İ R İ N C E N ve ortaoyununda 5E N R UMB A Rum tiplemesine verilen ad. 5/ Alay, şa 6 N E O S A U N A L E H R E Y ka, mizah. 6/ Asya’da 7 D 8O P A K H U L A bir ırmak... İşçi. 7/ S E N E K Yersiz ve zamansız 9 A Y davranışları olan kimse... Yüz metrekare değerinde alan ölçüsü birimi. 8/ “Oğulotu” da denilen güzel kokulu bir bitki. 9/ Trabzon yöresinde dokunan ve daha çok peştamal olarak kullanılan bir tür dokuma... Sıcak ve kuru bir rüzgâr. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Tekirdağ’ın Saray ilçesinde bir mağara. 2/ Erkek hizmetçi... Parça. 3/ Temeli taklide dayanan sözsüz oyun... Antalya’ya özgü, tahinle yapılan bir yiyecek. 4/ Hastalığın ya da bir durumun en zor anı... “Yükseltme, yüceltme” anlamında eski sözcük. 5/ Anadolu Selçukluları döneminde KonyaAksaray yolu üzerinde yapılan ünlü kervansaray. 6/ Tuzağa düşürülen şey... Bir şeyi elle tutma, dokunarak hissetme. 7/ Sofrada kullanılan sahan altlığı... Bağışlama. 8/ Orta Asya’da yaşayan Şamanist Türkler arasında yaygın bir fal... Bir nota. 9/ Akut lösemilerin tedavisinde kullanılan antibiyotik. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog