Bugünden 1930'a 5,432,954 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 11 OCAK 2011 SALI kultur@cumhuriyet.com.tr 16 KÜLTÜR Peter Weiss’ın yapıtı ‘Marat Sade’ İBB Şehir Tiyatroları’nda Ragıp Yavuz’un yorumuyla sahneleniyor KARŞILAŞMALAR İNCİ ARAL MaratSade: Yalnızlıklar, zıtlıklar “Jean Paul Marat’nın Takibi ve Öldürülüşünün Charanton Akıl Hastanesi Oyuncuları Tarafından Marquis De Sade Yönetiminde Temsili” adlı oyun İBB Şehir Tiyatroları’nda Ragıp Yavuz’un yorumuyla oynanıyor. Peter Weiss’ın 1962’de yazmış olduğu “Marat Sade” 1964 yılında çeşitli dillere çevrildi ve dünyanın belli başlı sahnelerinde seyirciyle buluştu. Türkiye’de de ilk kez 1968’de, İstanbul’da yeni kurulmuş genç bir topluluk olan LCC tarafından sahnelendi. LCC Tiyatro, Nişantaşı’nda, günümüzün popüler Abdi İpekçi Caddesi’nde, tiyatroya meraklı bir işadamı tarafından açılmış bir eğitim kurumu ve 250 kişilik, donanımlı (döner sahneli) bir tiyatroydu. Ne yazık ki eğitim ve sanatsal üretimi birlikte götüremediği için çok uzun ömürlü olamadı. Yine de, bugün genç tiyatrocuların ve öğrencilerin Muhsin Ertuğrul, Ayla ve Beklan Algan, Yıldız Kenter, Melih Cevdet Anday, Nureddin Sevin, Haldun Taner, Halil Bedii Yönetken, Horst Coblenzer, Klaus Boltze gibi sanatçılardan oluşan kadrosu ve onların araştırmacı çalışma yöntemleriyle döneminin dikkat çeken tiyatrolarından biri olan LCC’yi incelemeleri yararlı bir çalışma olacaktır kuşkusuz. ESKİN BİR DİL Oyun içinde oyun mantığı üstüne kurgulanmış olan “Marat Sade”da birbirinin içine geçen ve birbiriyle kesişen güçlü kareler film şeridi gibi akar. Peter Brook’un, oyunun önsözünde belirttiği gibi, Brecht’in ‘yabancılaştırma’ kuramının işaretlerini taşır Peter Weiss’ın yapıtı. Aynı zamanda, Shakespeare’in şiddete tutkulu oyunlarını da çağrıştırır. Ama, sonuçta, yine Brook’un deyişiyle, ne Brechtiyen bir oyundur ne de salt Shakespeare etkisindedir. Bütüncül tiyatronun izlerini taşır. Elizabeth döneminden Brecht’e, Artaud’ya, Genet’ye kadar uzanır ve içerik olarak da günümüze güçlü göndermeleri olan bir yapıttır. Oyunun bütününü oluşturan parçalar yazarın hareket noktasını belirlerken se Roman ve Cinsellik Birinci yılını dolduran Roman Kahramanları dergisi, “Türkiyede kadın roman kahramanları cinselliklerini özgürce yaşayabiliyorlar mı” sorusuna yanıt aramış. Katılan yazarlardan biri, kendi tanımıyla “havalara bakarken” kaçırdığından mı nedir, “Türkiye’de kadın roman kahramanı olmadığını” söyleyecek kadar ileri gitmiş ve “kadın yazarları esnaflıktan vazgeçip edebiyatta varlık göstermeye” çağırmış! Bu haddini aşan yargıyı bir yana bırakırsak, görüşler kadın roman kahramanlarımızın cinselliklerini yaşamakta, yazar kadınlarımızın ise yazmakta özgür olmadıklarında birleşiyor. Hande Öğüt’ün saptamaları şöyle: “Erkekler, dilin, kültürün, edebiyatın yaratıcı ve sürdürücü aktörleri olarak eserlerinde kadın cinselliğini, ataerkinin çok boyutlu kuşatılmışlığı içinde, kadını kategorize ederek, son derece dar bir kavrayışla melek/şeytan, bakire/fahişe, metres/eş dikotomileri içinde anlattılar, anlatıyorlar. (…) Kadınlar tarafından yazılan romanlara yönelmiş özgül bir edebiyat okuru olarak, cinsel özgürlüğünü, herhangi bir travma, hezeyan, bedel ödeyip atlatmadan, kendi dilediği gibi, sorunsuz yaşayan bir kadın kahramana rastlamak açıkçası zor.” Öyledir çünkü kadın ve cinsellik sorunu yaşanan bir ülkede gerçeğe göz yummak olanaksızdır. Öte yandan, cinselliği arızasız kadın tiplerine az rastlanması kadın romancıların daha çok can yakan konulara el atma eğimleri ile de ilgilidir. Mutlu, özgür bir roman karakterinin hikâyesi de iyi yazılırsa ilginç olabilir ama genelde, çoğunluğu dışarıda bırakan mutluluk pembe dizilere özgüdür. Peki, erkek cinselliği sorunsuz mudur? Hayır, sorun ortaktır. Sorulacak şey bunun romanımıza ne kadar ve hangi cins tarafından yansıtıldığıdır. Benim yanıtım, yeteri kadar değilse bile olanın yalnızca kadınlarca yazıldığıdır. Kadınların yazdıklarının çok okunuyor olması, biraz da erkek şablonlarını yıkarak kendilerini ve erkekleri içerden anlatabilmeleriyle ilgilidir. Hande Öğüt de vurguluyor zaten bunu: Kadın yazar sayısında büyük artışın olduğu 70’lerde özgürleşme sürecindeki, bilinçlenme/bilinçlendirme savaşımındaki kadını, siyasal, toplumsal, entelektüel, tinsel, duygusal, etik açılardan bütün olarak kavrayan; kadınlık bilincini ve dişil öznelliği yansıtan, cinsel farklılığı kadının bakış açısıyla sunan ve cinsiyetler arasındaki simetrik iktidar ilişkisine dair eleştirel farkındalık sergileyen çok değerli romanlar yazıldı. Özellikle Sevgi Soysal, Füruzan, Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Erendiz Atasü, İnci Aral, Pınar Kür toplumsal cinsiyeti eleştirdikleri kadar kadın cinselliğini de tema edindiler. Ekliyorum; cesaretle ve içimizden kahramanlar yaratarak. Yadırgandılar, kınandılar bazen ama özgürlük vuruşarak kazanılır. Savaşları sürecektir. Kendinden başkasını okumayan, yok sayanlarla, cinsiyeti ne olursa olsun, kadın edebiyatına önyargıyla bakanlara Hande’nin söz ettiği yazarları, okumaya vakti olmayanlara ise Tamer Kütükçü’nün birkaç ay önce çıkan bir kitabını öneriyorum: “Türk kadın Yazınında Kadın Bedeni ve Cinselliğinin Temsili.” Yazar, otuzdan çok kadın yazardan aldığı örneklerle kadın cinselliğinin edebiyatımıza derinlemesine ve sakınmasızca nasıl yansıdığını belgeliyor. Doğumdan ölüme, ilginç başlıklarla ilerleyen bu çalışmada kadın cinsel yaşamına ket vuran eril cinselliğin hastalıklı çehreleri de var. Haftaya konu üzerine yazmayı sürdüreceğim ve bu önemli kitaptan daha ayrıntılı söz edeceğim. Tamer Kütükçü Türk Kadın Yazınında Kadın Bedeni ve Cinselliğinin Temsili Cinius Yay. 204 Say. aralinaral@gmail.com Oyun içinde oyun mantığı üstüne kurgulanmış olan “Marat Sade”da birbirinin içine geçen ve birbiriyle kesişen güçlü kareler film şeridi gibi akar. Peter Brook’un, oyunun önsözünde belirttiği gibi, Brecht’in ‘yabancılaştırma’ kuramının işaretlerini taşır Peter Weiss’ın yapıtı. yircinin bu akışı özümsemesini sağlar. Bu nedenle de karmaşa içinde yalınlıktır öne çıkması gereken ki “Marat Sade”ın keskin ve güçlü dili yakalanabilsin. Oyun, Charenton Akıl Hastanesi’nde Marquis de Sade ile Jean Paul Marat’nın hayali buluşması üstüne odaklanır. Peter Weiss, J.L. Caspers’in 1822’de yayımladığı “Fransız Tıbbının Özellikleri” adlı eserinde belirttiği hususların altını çizer oyunda. Charenton, Weiss’ın deyişiyle, deli olsalar da olmasalar da yönetici sınıf tarafından toplum içinde yaşamaları zararlı görülen kişilerin kapatıldıkları bir yerdir. Açık olarak yargılanmaları yöneticilerin işine gelmeyen suçlular ve özellikle ağır siyasi suçlarından ötürü tutuklananlar yatar burada. Oyunu çarpıcı ve sorgulayıcı kılan da bu siyasi baskıdır. “Marat Sade” başlarken, Charenton’un yöneticisi olan Coulmier, hastaların, ‘insan haklarına saygılı’ bir kurum olarak uygulanan sanat yoluyla tedavi yönteminin bir uzantısı olarak Marquis de Sade’ın yazdığı oyunda Marat’nın kendisini Jean d’Arc’la özdeşleştiren Charlotte Corday tarafından öldürülüşünün anlatılacağını açıklar. Seyirciler; sindirilmiş hastalar, hastabakıcılar ve yöneticilerdir. Zaman zaman radikal bir sosyalist olan rahip Jaques Roux ve Girondist ve cinsel sorunları olan Duperret oyunu keserler… Haberci bir anlatıcıdır. Dört şarkıcı hareketli, canlı bir koro olarak sahnede yaşananlara eğlenceli ve iğneleyici yorumlarını getirirler.. “Marat Sade” düşünsel ve de biçimsel anlamda ayrışmaların, buluşmaların yaşandığı bir K FARKLI ÜSLUPLAR VE YORUM bütündür. Farklı üsluplar iç içe geçerken Marat ve Sade’ın ölümyaşamtanrı halközgürlükler üstüne konuşmaları önemli çelişkilerin yansımasıdır. Zaten Peter Weiss da “Sade’la Marat’yı bir araya getirmekteki başlıca amacım, en uç noktasına varan bireycilikle siyasi ve toplumcu bir ayaklanma, karışıklık arasındaki zıtlığı göstermektir” der. Ragıp Savaş’ın yorumunda Barış Dinçel’in sahne tasarımı baskın bir resim oluşturuyor. Kalabalık bir dekor ve kalabalık bir oyuncu kadrosu buluşunca yönetmenin oyun broşüründe sözünü ettiği “atomlaşma, yalnızlık, bunaltı, şiddet, öfke” gibi duygular, iniş çıkışlar kanımca resim içinde adeta kayboluyor. Tabii ki bütünde yer yer, hoş renkler yakalanıyor. Cucurucucu (Murat Coşkuner), Coquette (Yeşim Koçak), Polpoch (Ozan Gözel) Rossignol (Aslıhan Kandemir), Duperret (Cengiz Tangör), Jacques Roux (Ali Mert Yavuzcan), Charlotte Corday (Özge Özder), kimi zaman çok abartılı olmasına karşın Haberci (Çağlar Çorumlu) bu önemli reneklerden bazıları. Dişli bir oyun “MaratSade”. Bu açıdan bakıldığında, oyunun katmanlarının ve bu katmanlar arasında gidip gelmelerin yeterince işlenmediğini ve dolayısıyla da seyirciye yansımadığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Sade ile Marat arasındaki, yani insanın kendi ihtilali ile toplumsal ihtilalin tartışılması üzerine odaklanmış olan ve tartışmayı besleyen parametreler oyunun dinamiğini oluşturamıyor. Bu durumun bir uzantısı olarak Marat’nın (Yıldırım Fikret Urağ) salt devrimci kişiliğinden değil onu sürekli bir küvet içinde oturmaya mahkum eden cilt hastalığından da kaynaklanan içsel öfkesinin hemen hiç kullanılmadığı görülüyor. Bu arada Sade’ın (Murat Garibağaoğlu) özgür düşünceye sonuna kadar prim veren keskin renkleri daha da öne çıkartılamaz mıydı diye düşünüyorum. Böylelikle, bu iki uç arasındaki ‘oyun’ sanki daha vurucu olabilir ve karşıtlıklar ve çelişkiler ilişkisine çok daha zengin anlamlar katılabilirdi. ‘Çukurova Kitap Fuarı’na bu yıl 200 bin ziyaretçinin katılımı bekleniyor Adana’da okuma atağı... MELTEM YILMAZ ADANA 57 kültür etkinliği, 170 yayınevi ile 300 yazarın katılımıyla gerçekleştirilecek “Çukurova 4. Kitap Fuarı” bugün başlıyor. TÜYAP Adana Fuarcılık AŞ ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle, Adana Büyükşehir Belediyesi ile Altın Koza’nın katkılarıyla “Çukurova 2011 Eğitim Fuarı” ile eşzamanlı olarak 1116 Ocak tarihleri arasında gerçekleşecek fuar öncesinde, dün Adana Seyhan Otel’de bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Adana Belediye Başkanvekili Zihni Aldırmaz, Türkiye Yayıncılar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Kenan Kocatürk, TÜYAP Adana Fuarcılık Genel Müdürü İlhan Ersözlü, TÜYAP Adana Fuarcılık Genel Müdür Yardımcısı Bülent Yamaç, TÜYAP Kültür Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu ve Altın Koza Genel Müdürü Ozan Aksu katıldı. Kitap fuarının başlamasından bu yana Adana’da kitap okuma alışkanlığının ve kitap satışlarının giderek arttığına dikkat çeken Aldırmaz, fuar kapsamında düzenlenen Altın Koza Edebiyat Festivali’nde oluşturula ÇUKUROVA KİTAP FUARI’NDA BUGÜN cak fon aracılığıyla öğrencilere ücretsiz kitap dağıtılacağını, ayrıca Adana’da 10 gün içinde Türkiye”nin ilk “Edebiyat Müzesi”nin de açılacağının müjdesini verdi. Kocatürk ise “Türkiye’de kitap okunmuyor algısı, büyük bir yanılgı. Bizim verilerimize göre kişi başına yılda 5 ila 6 kitap düşüyor. lonu I Konferans Sa yleşi: “Aydın Boysan 4.0015.00 Sö r: Aydın Saat:1 e” Konuşmacıla ile Hayat Üzerin Turhan Günay Boysan, a’da Panel: “Çukurov Saat:15.1516.15 han Kemal” Yöneten: ve Or Emek Edebiyatı lu, Konuşmacılar: Müslüm Sinan Seyfettinoğ , Mehmet Karasu Kabadayı ’den Panel: “Türkiye Saat:16.3017.45 . Yılı” Yöneten: Yavuz n 50 Avrupa’ya Göçü ılar: Ercan Karakaş, Faruk ac Donat, Konuşm cık Şen, Tevfik Kısa ATO’nun 019.00 Panel: “Niye” Yöneten: Saat:18.0 Doğu ve Türk Gölgesinde Orta nuşmacılar: Erol Bilbilik, nmez Targan, Ko şvanoğlu Sö Şiar Ri Şairin nel: “Şiirimizde :19.1520.15 Pa Cuma Duymaz, Saat : Duruşu” Yöneten ın, Ersun Çıplak, Sabit nis Ak Konuşmacılar: :E ldıran, Ogün Kaymak Kemal Bayı Adana, Türkiye çapındaki kitap satışlarında yüzde 6 ile dördüncü sırada yer alıyor” değerlendirmesini yaptı. Kocatürk, devletin bir fon oluşturup çocuklara ücretsiz kitap dağıtılması ve halk kütüphanelerine “iyi” kitapların alınması gerektiğini de sözlerine ekledi. Ersözlü ise bu yıl beklentilerinin 200 bin ziyaretçi olduğu belirterek “Altın Koza Edebiyat Festivali” ile “Çiçeği Burnunda Edebiyatçılar Buluşması”nın da fuara renk katacak etkinlikler arasında olduğunu söyledi. “Çukurova 2011 Eğitim Fuarı” kapsamında ise aralarında Varna Teknik Üniversitesi, Euro College Goce Delcev, Sofya Üniversitesi, Helwan ve Kahire üniversitelerinin bulunduğu çok sayıda üniversiteden katılım olacak. Çukurova 4. Kitap Fuarı’ndaki söyleşi ve imza günlerine gazetemiz yazarlarından katılacak isimler arasında ise Hikmet Çetinkaya, Serdar Kızık, Ataol Behramoğlu, Ümit Zileli, İlhan Taşçı, Alev Coşkun, Zeynep Oral, Çetin Yiğenoğlu, Öner Yağcı, Meltem Vural, Rasim Dirsehan Örs ve Sevgi Özel yer alıyor. Fenomen parti serisi 70’ler ile devam ediyor Kültür Servisi Sıra dışı davetiyeleri, evrensel mesajlar içeren temaları ve ilginç sürprizleri ile fenomen haline gelen “Insomnia” partileri, 70’ler konsepti ile devam ediyor. 22 Ocak Cumartesi günü saat 22.30’da kapılarını açacak olan parti, Beyoğlu The Hall’da tutkunlarıyla buluşuyor. Geçen yıl 60’lar temalı dönem konsepti ile başlayan ve sabah 4’e kadar süren, saf olmayan içeriğe ve “cover müziğe” hayır diyen “Insomnia” partisi, ilaç kutusu şeklindeki davetiyesi ile insomnia’ya yakalananları hedeflemişti. Her defasında ayrı bir temanın işlendiği partilerde bugüne kadar sanat, barış, özgürlük ve bilim gibi evrensel konular ele alındı. Bu yılki 70’ler partisinde ise 22 Nisan 1970 tarihinde “Dünya Günü” ilan edilmesi dolayısıyla çevre ve dünyamız ele alınıyor. “Insomnia” partilerinde konuklara, döneme özgü ücretsiz aksesuvarlar da hediye ediliyor. Türkiye’nin önemli müzik yazarları ve DJ’lerinden Murat Beşer’in performans gösterdiği partinin bileti The Hall’den ve Biletix’ten sağlanabiliyor. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog