Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

11 OCAK 2011 SALI CUMHURİYET SAYFA ekonomi@cumhuriyet.com.tr EKONOMİ 13 İŞÇİNİN EVRENİNDEN ŞÜKRAN SONER SGK ile anlaşmalı hastanelerdeki hekimlerin esnaf olarak gösterilmesi onları yüksek tazminatlarla karşı karşıya bırakacak Doktora sigorta tuzağı OLCAY BÜYÜKTAŞ AKÇA Terzinin Söküğü... Toplumun bilgi edinme, gerçekleri bilme hakkına giden yolda aracı gazetecinin, söküğünü dikemeyen terzi konumunda; kendi özgürlüğü, kimliği, örgütlenmesi, özlük haklarına sahip çıkamamasının bedeli, keşke sökük elbiseyle dolaşma ile sınırlı kalsa... Ülkemiz ve dünyada, giderek ağırlaşan insan hakları ihlalleri, demokrasiden sapma sorunları, toplumun, bireyin kendine, çıkarlarına yabancılaştırılmalarının odağında, çağın en etkili silahı medya gücünün güdülenmesi, güdülemesi; satın alınmış, beyninin içi ele geçirilmiş gazeteci eliyle; medya çalışanının aracılığında toplumun güdülenmesi gerçeği var... 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, TGS ile birlikte, 24 gazeteci meslek örgütünün, Gazeteciler Özgürlük Platformu çatısı altında, “Cezaevinde gazeteci kalmasın, gazeteciler adil yargılansın” çağrısıyla sürdürülecek ortak girişimlerinin, basın toplantısının gündem başlığını oluşturması, içinde bulunulan durumun vahametini açıklamak için yeterince çarpıcı değil mi? Halkın gerçekleri öğrenme, bilgi edinme hakkının kullanılabilmesini kapsayan, demokrasinin olmazsa olmazı, basın ve ifade özgürlüğü, basın emekçilerinin haklarını kullanabilmeleri ile doğrudan ilişkili olduğuna göre, 24 gazeteci meslek örgütünün, günümüze ilişkin sorunlardan kimi satır başlıklarını paylaşmakta yarar var: “Türkiye’de, AİHM içtihatları doğrultusunda gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğünden söz edebilmemiz mümkün değildir. 2011’e girerken, iş güvencesinden yoksun basın emekçilerinin, editoryal bağımsızlığı ve özgür haberciliği tehdit eden işsizlik tehlikesi altında; en son Sabah ve Habertürk’te yaşandığı üzere yüzlercesinin birden işten çıkarılması, basın ve ifade özgürlüğü bağlamında endişeyle izlenmektedir. Bunun, basın ve emekçilere dönük devlet baskısının giderek arttığı bir döneme rastlaması geleceğe yönelik kaygılarımızı arttırmaktadır. TRT ve Anadolu Ajansı üzerindeki hükümet müdahalelerinden kaygı duyuyoruz. Bu kuruluşların özgür, bağımsız habercilik ilkelerinden uzaklaşmalarından da kaygı duyuyoruz... Başbakan ve bakanlara özgürce soru sorması engellenen, haber izlemeleri akreditasyon uygulamaları ile kısıtlanan gazetecilerin; her açıdan koruma altında olmaları, halkın haber alma hakkını kullanabilmesi bakımından da acil zorunluluk haline gelmiştir. Meclis’te görüşülmekte olan Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Yasası kapsamında bu kurumlarda çalışan gazetecilerin basın iş yasası dışına çıkarılmaları tehlikesi vardır. Ayrıca yayın yasaklarının geliştirilmesi, tekelleşmenin önünün açılması kabul edilebilecek bir durum değildir. Halen 50’den fazla gazeteci tutuklu yargılanmaktadır. Tutuklanma istemi ile yargılanan 30’dan fazla gazeteci vardır. Ceza infazı 5 yıl ertelenmiş 30’dan fazla gazeteci daha vardır. 100’den fazla gazeteci cezaevine girme tehdidi altındadır. Gazeteciler ve kuruluşları hakkında hapis veya para cezası istemi ile açılmış davaların sayısı ise 2000’den fazladır, 4000’i aşan sayıda gazetecilere açılmış soruşturma da durmaktadır... Gazetecilerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan, sansür ve otosansüre yol açan, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanun hükümlerinde acil olarak değişiklik yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Gerçek anlamda basın ve ifade özgürlüğü mücadelesi verirken tutuklanan, gözaltına alınan, yargılanan, haklarında soruşturmalar açılan, hapis ya da para cezalarına mahkum edilen meslektaşlarımıza sahip çıkmak adına sesimizi yükseltiyor, onların mücadelesini selamlıyoruz...” Sandık demokrasisi ile ele geçirlimiş Meclis çoğunluğunu, giderek yükselen oranda gönüllü ya da tehditle ele geçirilmiş medya güdülemesinde; iktidar gücünün hesap sorulamaz olduğuna, yeteneklerinin sınırsızlığına.. her şeyi yapma, her şeyi bilme, her şeyden anlama pervasızlığına.. son güncel örnek Başbakan Erdoğan’ın Kars’taki “insanlık anıtı” için “ucube” tanımlaması, “yıktırılsın” fetvasının verilmesi... Sanatında ürünleri ile uluslararası ölçekte saygınlık kazanmış Aksoy’un, doktora tezi olmuş sanat ürünlerinin kitabını okumuş, sayısız sergisini izlemiş, eserlerinin bütünü, kimliği, sanatı hakkında ucundan da olsa fikir sahibi olmuş biri olsam da, sanatını tartışmaya kalkışmak, üzerinde söz söylemek elbet haddim değil. Ancak Başbakan’ın sözlerini hakaret, küfür olarak değerlendirmesi, “Bu açıklama demokrasiye yakışmıyor. Anıtı yıktırırlarsa Taliban’a dönerler...” sözlerinin, sanatçı onuruna yakışır bir duruş olduğunun, arkasında durma gereğinin altını çimek istiyorum... Yaşadığımız olay Aksoy’un sanatı, Kars’taki yarım bıraktırılmış, yok edilmek istenen antının üzerinden tartışılacak bir konu değil. Yaşadığımız olay Türkiye’nin insan hakları, demokrasi, uygarlık yolunda gidişinin önünün kesilmesi, insana, elbette sanata düşman, ilkel, kör ayrımcılıklar üzerinden yüzyıllar gerisine çekilmek istenmesi.. Her birey, kurum için önemli sınav günleri; tehdit, baskılar karşısında bedel ödemekten korkan sanatçı sanatçı sayılabilir mi?.. soner@cumhuriyet.com.tr Çatısı altında çalıştırdığı hekimin kıdem, ihbar ve prim yükünden kurtulmak isteyen özel sağlık kuruluşlarının aynı zamanda hekimi, mesleki sorumluluk sigortası konusunda da yalnız bıraktığı ortaya çıktı. Sosyal Güvenlik Kurumu ile (SGK) anlaşması olan özel sağlık kuruluşlarının, hekimlere BağKur’lu olma koşulu getirmesinin yanı sıra sektörde işleyişe ilişkin soruları yanıtlayan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyesi Hüseyin Demirdizen, konunun son dönemde daha fazla telkin edilir hale geldiğini söyledi. Daha önceleri yalnız ameliyat masasını kiralamış gibi gösteren özel sağlık kuruluşunun, şimdi toptan cerrahi ünitesini kiralamış gibi gösterdiğini, söz konusu işlemleri hizmet alımı şeklinde beyan ettiğini anlatan Demirdizen’in verdiği bilgiye göre, kurum böyle yaparak vergi ve benzeri yükümlülüklerden kurtuluyor. Ancak hekimleri daha büyük bir tehlike bekliyor. SGK denetimlerinin olduğu kuruluşlarda böyle uygulamaların olmaması gerektiğini belirten Demir ‘PERFORMANSA GÖRE ÜCRET’ SAĞLIĞI VURACAK Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Yönetim Kurulu üyesi Özlem Azap, 31 Ocak’ta üniversite hastanelerinde uygulamaya girecek olan “performansa göre ücret” sistemini eleştirdi. YÖK’ün henüz bir metin hazırlayamadığını söyleyen Azap, “Taslaklara göre tanı ve tedavisi zor olan hastalıklar ‘performans puanı’ getirmediğinden, öncelik puanı daha yüksek ve daha az risk taşıyan hastaların tedavisine verilmektedir. Hastanın kalbindeki tümörü ameliyat eden hekim 2000, kalbi duran hastayı yeniden canlandıran 200 puan alıyor. Nobel ödülü 4000 puan. Puanlar neye göre hesaplanıyor?” sözleriyle değerlendirdi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu da imza kampanyasına 3 bin 500 akademisyen, asistan ve tıp öğrencilerinin katıldığını belirterek uygulamadan vazgeçilmesini istedi. dizen, “Sağlık kuruluşlarının hizmet satınalma yolu açık olduğu için bu tip uygulamalar yaygınlaşıyor. Ancak, hekimler için çok daha büyük tehlike söz konusu. Çünkü, şimdi bu uygulamayla hekimler de daha yüksek maaş alıyor gibi görünüyor, ama bu durumda artık yapılması zorunlu sorumluluk sigortalarını da kendilerinin yapması gerekiyor. Zorunlu sigorta uygulaması yeni olduğu için henüz ortaya çıkmış sonuçlar yok, fakat orta vadede bu hekimler, ciddi risklerle karşı karşıya kalacak” dedi. 30 Temmuz’da zorunlu oldu Kamuoyunda “Tamgün Yasası” olarak bilinen düzenlemeyle özel ve kamuda görev yapanlarla serbest çalışan hekimlere mesleki sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmişti. Söz konusu uygulama 30 Temmuz 2010’da zorunlu hale gelmişti. Buna göre, kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlarla kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara (geri isteme) karşı sigorta yaptırmak zorunda. Bu sigorta priminin yarısı kendileri, diğer yarısı döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi olmayanlarda kurum bütçelerinden ödenecek. Ortaya çıkacak zararlar iki yıl süresince geriye dönük olarak da soruştarma konusu olabilecek. Bu sigortayı, serbest hekimler kendileri ödeyecek. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışanların sigortasını ise ilgili kurum ve kuruluş yaptıracak, bu hekimlerin sigorta primlerinin yarısı kendileri tarafından, yarısı da istihdam edenlerce ödenecekti. İstihdam edenlerce ilgili sağlık çalışanı için ödenen sigorta primi, hiçbir isim altında ve hiçbir şekilde çalışanın maaş ve sair mali haklarından kesilemeyecek, buna ilişkin hüküm ihtiva eden sözleşme yapılamayacaktı. Ek hesap kullanırken dikkat Ekonomi Servisi Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Başkanı Sıtkı Yılmaz, Banka Kartları ve Kredi Kartları Yasası’nın 26. maddesine göre üç ayda bir Merkez Bankası’nın kredi kartı faizini yeniden düzenlediğini belirtti. Son düzenlemeyle birlikte kredi kartı aylık faizinin 2011’in ocakta yürürlüğe girmek üzere yüzde 2.44’ten yüzde 2.26’ya çekildiğini ifade eden Yılmaz, kredi kartı faizlerindeki düşüşe karşın bankaların ek hesap faizlerinin yüksek olduğunu söyledi. Bankaların ek hesaptan faizlerinin yüzde 5’e yaklaşan oranlarda uygulandığını belirtenYılmaz, “Yani kredi kartı faizlerinin 2 katı faiz uygulanıyor. Birkaç yıl önce kredi kartı faizinin yüzde 6 ve TÜDEF üzerinde olduğu dönemlerde ek hesabın faizi düşük tüketiciyi, göründüğü için dikkati kredi kartı aylık çekmiyordu. Banka faizlerinin yüzde Kartları ve Kredi Kar2.26’ya düşmesine tı Kanunu’nun yürürkarşın bankaların lüğe girmesinden sonra kredi kartı faizleri ek hesap faizlerinin Merkez Bankası’nın yüzde 5’e yaklaşan denetimine geçti. Geloranlarda diğimiz süreçte de her uygulandığı üç ayda bir tespit edilerek faiz oranları aşağıya konusunda çekildi. Tüketici kredileriuyardı. nin faizleri yüzde 1’in altında gösteren reklamlarla cazip gösterilirken, ek hesaba uygulanan faizin yıllık yüzde 60’a ulaşması kabul edilemez” dedi. Türk Telekom’un Arena’yı tanıtan ve Cem Yılmaz’ın oynadığı reklam filmi de dün yayımlanmaya başladı. Ekonomi Servisi Türk Telekom Arena, 15 Ocak Cumartesi günü Galatasaray ile Ajax Futbol Kulubü arasında oynanacak hazırlık maçı ile Kanadalı Sanat ve Multimedya Yönetmeni Erick Villeneuve’nin 90 kişilik dans grubu eşliğinde ışık ve ses gösterileriyle açılacak. Törende Kenan Doğulu da konser verecek. 560 kişinin çalıştığı Türk Telekom Arena açılışında düzenlenecek gösteriler Galatasaray’ın bugüne kadar Ali Sami Yen’deki başarılarını simgeleyen öğelerle süslenecek. Galatasaray’ın sembolü olan ‘aslan’ konsepti üzerinden yola çıkılarak hazırlanan multimedia efektleri sahaya yansıtılacak. Gösteriler için hazırlanan yaklaşık 2 metre çapındaki davullar şo Arena’da şov başlıyor vun önemli bir parçası olarak saha ortasında multimedia efektlerin desteğiyle kullanılacak. Pençe darbesi ile sahne perdesi üzerinde tırnak izlerinden devasa bir pençe izi oluşurken, aslan kükremesi ile sahanın tam üstündeki LED ekrandan su efekti bir şelale gibi sahaya akacak. Futbolcular aslan ayak sesi ve kalp atışı ritmiyle sahaya girecek. Sahanın kenarında beliren takımın gölgesine, yürüyen aslan gölgesi eşlik edecek. Galatasaray bayrağı orta sahaya dikilirken suyun altındaki Galatasaray amblemi büyük efektlerle su yüzeyine çıkacak. AB’nin yaşlılarına Eczacıbaşı desteği Ekonomi Servisi Evde bakım hizmeti sunan Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri’nin sahip olduğu deneyim, AB ülkelerine de katkı sağlayacak. Eczacıbaşı’dan yapılan açıklamaya göre, bu yıl başlaması hedeflenen ve 3 yıl sürecek olan ‘JADE Yaşlıların Bağımsız Yaşayabilmeleri için Çokuluslu Bilgi Kümelerinin Kurulması ve Politikaların Entegrasyonu ve Yenilikçi Yaklaşımların Bir Araya Getirilmesi Projesi’nde çalışacak kurumlar arasında yer alan Eczacıbaşı’nın, projeye katılan araştırma ve teknoloji firmalarına yaşlılar için geliştirilebilecek teknolojik ürünler konusunda öneriler sunacağı belirtildi. JADE Projesi ile yaş ortalaması gittikçe yükselen toplumlarda kişilerin başkalarına muhtaç kalmaksızın sağlıklı yaşlanmalarına yardım edecek politika ve yöntemlerin ortaya çıkarılmasının amaçlandığı ifade edildi. Açıklamada, projede yer alacak farklı ülkelerden kurumların, ArGe yeteneklerini ve kapasitelerini bir araya getirerek yeni ve ulaşılabilir teknolojiler geliştirmek üzere ortak çalışma planları hazırlayacağı dile getirildi. Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Anıl Sugetiren, İstanbul’un, yaşlı bakım teknolojilerinin geliştirilmesi için AB tarafından ‘bilgi bölgesi’ seçildiğini belirterek “Bu alandaki deneyimlerimizle, yaşlı bakımında geleceğe yönelik taleplerin belirlenmesine ve geliştirilen teknolojilerin uygulanmasına rehberlik yapacak olmaktan mutluluk duyuyoruz” ifadesini kullandı. pamukm superonline.com Yargıya gidilecek Yılmaz, ABD ve Almanya’da bu şekildeki yüksek faiz oranlarına ve haksız uygulamalara yüksek cezalar verildiğini belirterek “Türkiye’de serbest piyasa uygulaması adı altında tüketici açıkça sömürülüyor. Milyonlarca tüketicinin mağdur edilmesine, üzerlerinden haksız kazanç sağlanmasına ‘dur’ denilmeli” diye konuştu. Yılmaz, ek hesaptan alınan bu yüksek faiz nedeniyle yargı yoluna başvuracaklarını belirterek, gidişatın böyle devam etmesi halinde mevcut yapının tüketiciyi koruyamadığı kaygısının artacağını ve TÜDEF’in bankalar karşısında tüketicinin yüklerini azaltmak ve hukuksuz uygulamalardan korunmak için bağımsız bir Danışma Kurulu’na olan ihtiyaç talebinin haklılığının ortaya çıkacağını dile getirdi. MALİYECİ GÖZÜYLE / MUSTAFA PAMUKOĞLU Bir ülke düşünün; zayıf düşen aslana saldıran sırtlanlar gibi her tarafımızı lime lime eden büyük emperyalistlere karşı onurluca savaş vermiş, bir uygar ülke yaratmış, üstelik aklı ve medeniyeti öne çıkarmış büyük Atatürk’e ve yaşadığı ülkeye nefretle dolu insanları mantar gibi çoğalmış. Üstelik bunların içinde aydın dediklerimiz bu ülkenin uygar eğitim kurumlarında öğrenim görmüşler, Cumhuriyet olmanın tüm avantajlarından yararlanmışlar ve adam olmuşlar. Birçoğu zengin olmuş, ağa olmuş, bakan olmuş, memur olmuş. Hainleri, vefasızları, nankörleri çoğalmış böyle bir ülkede bülbüller öter mi? Ötmez sevgili okuyucular. Bakın bu hikâye bu dersi veriyor bize. “Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün Güzel Ülkemizde Bülbüller Ötmüyor Artık ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona; ‘Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın’ demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.” Emrine girdiğimiz Amerika’nın Thomas Jefferson, George Washington, John Adams, Benjamin Franklin gibi büyükleri var. Hiçbir Amerikalı atalarının ülkeleri için yaptıklarını unutmaz, onlara laf söyletmez. Hiçbir Batılı ülke kendi atalarını yerden yere vurmaz, kurumlarını yerle bir etmez. Bize gelince kendini dünyanın merkezi sanan, ancak ortaçağ karanlığı ile dans eden insanlarımız, bağımsız ve onurlu bir ülkenin ne demek olduğunu unutarak, ülkesini, atalarını elde etmek için büyük bedeller ödediğimiz medeniyeti sağlayanları yerle bir ediyorlar. Ömrünün büyük bölümü cephelerde geçmiş Atatürk’ün kusur bilançosunu çıkarıyorlar. Atatürk’ün heykelini yakıyorlar. Cumhuriyetin yıkılması için ellerinden ne geliyorsa onu yapıyorlar. Bir ülkede hainler çoğalmışsa, nankörlük demokratlık olmuşsa, vefasızlık akıllı olmak demekse o ülkede emperyalist güçler mimari projeyi bitirmek için harıl harıl çalışıyor demektir. Buna komplo teorisi diyorsanız ekonomide, sektöründe tekel olanların veya olmak isteyenlerin dününü, bugününü, yarınını izleyin. Türkiye’nin varlık bilançosunu çıkarın, varlıklara sahip olanlarla borçlu olanları tespit edin. Üretmeyen bir ekonomide borçların borçla ödenmesi dışında nasıl ödeneceğine kafa yorun. Tarımın, hayvancılığın ne hallerde olduğunu, barajların nerelerde kurulduğunu görün. Radyasyon etkisi ile ülkemizin ekonomi dokusunu kanser eden sıcak paranın rengine bakın. Elin oğlu bilimle uğraşıp devamlı insan aklı ile araştırma ve teknolojik devrimleri yaparken bize yaptıkları telkinlere ve bize biçtikleri rollere bakın ve Ömer Hayyam’a kulak verin: “Girme şu alçakların hizmetine: Konma sinek gibi pislik üstüne. İki günde bir somun ye, ne olur? Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.” Portekiz’e ‘yardım al’ baskısı arttı Ekonomi Servisi Almanya, Fransa ve Avro Bölgesi’ndeki diğer ülkelerin, borç krizinin yayılmasını önlemek amacıyla Portekiz’e AB ve IMF mali yardım istemesi yönündeki baskıyı artırdığı belirtildi. “Fransa ve Almanya, Eurogroup bağlamında Portekiz’in geç kalmadan hemen yardıma başvurması gerektiğini belirttiler” diyen Avro Bölgesi yetkilisi, Finlandiya ve Hollanda’nın da benzer görüşleri dile getirdiğini ifade etti. Portekiz’in alması muhtemel yardımın ne kadar olabileceği sorusuna yetkili, “60 ve 80 milyar Avro arasında. Ancak bu kaba bir tahmin, çünkü Portekiz bankacılık sektörünün ihtiyacının ne olduğunu bilmiyoruz” yanıtını verdi. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog