Bugünden 1930'a 5,419,912 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 30 MART 2010 SALI 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER EVET / HAYIR OKTAY AKBAL Gerçek Savcı Kim? Ne demişti daha işin başında?.. “Ben Ergenekon’un savcısıyım...” Ardından Atatürk’e, devrimlerine bağlı ne kadar aydın varsa, birer birer toplatılıp Silivri zindanına soktular. Profesör mü istersin, dekan, rektör mü, yazar, gazeteci mi, işadamı mı, hekim mi, avukat mı? Aklınıza ne geliyorsa hepsi “şüpheli” sayılıp içeri atıldı. Aylar geçti, yıllar geldi geçmekte, bilim, sanat, basın, ekonomi, hukuk adamları çaresizlik içinde bekliyorlar, bekliyorlar... Neyi beklediklerini bile bilmiyorlar! Geçen yazımda “Siz hiç kapatılıp kaldınız mı?” diye sormuştum. Bir gün bile aydınlıktan uzak kalmak acı vericidir. Hele bu, bir başkasının isteğiyle, emriyle olmuşsa, büsbütün onur kırıcıdır. Günler geçer beklersin. Sonra vazgeçersin direnmekten, kapalı kalmaktan hemen kurtulmak isteğinin ağırlığına da dayanamaz olursun. Yetkili makam senden ne istiyorsa vermeye hazırsındır. Dostlarına karşı gizli tanıklık yapmaya bile!.. Mektuplar yazıp işte dediğinizi yaptım beni özgür edin, dersin... Bilerek, bağışlanmaz bir onursuzluk çukuruna düştüğüne aldırmadan... Böyleleri yavaş yavaş çoğalacak mı? Yargı görevini zamanında yapmazsa, duruşmalar aylar, yıllar sürerse, içeri tıkılmış, insanlar ya hastalanır, ya çıldırır, zamanla bu tür gizli tanıklıklarla canını kurtarmaya bakar!.. Kaçınılmaz bir şeydir; süresiz kapatılmalar, haksız uygulamalar insanı değiştirir, çirkinleştirir. Önemli olan adaletin geç kalmamasıdır. Gizli tanıklık denen şey, yasalardan çıkartılmalıdır. Hukuk devleti derken, gerçek hukuk ayaklar altına alınmamalıdır. PENCERE Salgın Mikrop... Görgü ve incelik, insan ilişkilerini güzelleştirmek içindir; ancak kimi zaman tuhaflıklara yol açabilir. Sözgelimi “çiş” yerine “idrar” ya da “bok” yerine “insan pisliği” demek kibarlık sayılıyor. Mardin’in Cizre ilçesinin Yeşilyurt köyüne baskın yapan güvenlik görevlileri köy halkının canına okuyorlar; erkekleri yere yüzükoyun yatırıp çiğniyorlar, dövüyorlar; başta muhtar olmak üzere köylülere “bok” yediriyorlar. Ne var ki köylüler yine incelik göstermişler; savcılığa yazdıkları şikâyet dilekçesinde görgüyü elden bırakmıyorlar... Diyorlar ki: “Çevreden insan pisliği toplatılarak, yaşlı genç demeden tek tek ağızlara verilmiştir.” Canavarlık kimi zaman insanın damarlarında akan kana karışıyor, beyninde sarmallaşıyor, gözlerini kör ediyor. Yalnız Türkiye’de yaşanan bir olgu değil bu; zaman zaman yeryüzünün orasında burasında inanılmaz canavarlıklara rastlıyoruz; ülkelerin ileri ya da geri olması bir anlam taşımıyor; tarihin derinliklerinde ya da çağımızın güncelliğinde barbarlık birdenbire salgınlaşıyor. Yahudileri gaz odalarında çoluk çocuk demeden öldüren, kitlesel kırımları gözünü kırpmadan yapabilen Naziler geri mi idiler? Hepsi okumuş yazmış kişilerdi, içlerinde sanat ve kültür eleğinden geçmiş olanlar da vardı; Goethe’nin, Schiller’in, Nietzche’nin, Kant’ın, Beethoven’in torunlarıydı soykırımcılar... Peki, şimdi Filistinlilere olmadık zulmü reva gören; çoluk çocuk, yaşlı genç demeden bir halkı kafese kapatmak isteyen İsrailli kim? Yahudilerin sanatta, bilimde, felsefede uygarlığa katkılarını kim yadsıyabilir? Musa’nın torunları arasında güzelim insanlar sayılmakla bitmez. Hangi soydan, hangi halktan, hangi ulustan olurlarsa olsunlar, insanlar kimi zaman canavarlaşabiliyorlar. Bu tehlikeden korunmak gerekiyor. Biz şimdi böyle bir tehlike karşısındayız; içimizden canavarlar türüyor; eğer önlem alınmazsa, kendimizi sakınamayacağımız bir hastalığa tutulabiliriz. Yıllardan beri Türkiye’de işkenceler, zulümler, vahşet ve barbarlığa yönelik tohumlar uç veriyor; kardeşin kardeşe bakışları düşmanlaşıyor, kin ve intikamla bileniyor. Sanki görünmez bir el, Anadolu’da yaşayan insanları birbirine düşürmek için yatırım yapıyor. Bu ülkenin güvenlik kuvvetlerinden kimileri, nasıl olur da köy basar, zulüm yapar, yaşlı genç demeden insanları çiğner ve bok yedirir köylülere... Ne hasta ruhtur bu? Hastalık, kim ne derse desin, salgınlaşıyor, yayılıyor, mikroplar her yana saçılıyor. Hastalığın üstüne yürümek gerekiyor; sonradan çok geç kalmış olabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür; ama bu, ülkemizde her mezhepten, her dinden, her soydan insan yaşamıyor demek değildir. Hıristiyanı, Müslümanı, Alevisi, Sünnisi, Süryanisi bizdendir; Rumu, Ermenisi, Yahudisi, Çerkezi, Kürtü bizdendir; soyunu sopunu, dilini dinini özümsemek hakkına anayasayla sahiptir. Adam diyor ki: — Ben Kürtüm... Böyle konuşanın üstüne “vatan haini” diye yürümek vatanseverlik değil, bölücülüktür. Birlikte yaşadığımız Kürtlerin insanlık haklarını savunanları düşman saymak, çok tehlikeli çelişkilerin çukurunu kazmakla eşanlamlıdır. Emperyalizm, Anadolu halkının çelişkileri üzerine bir iç kavgayı sırası geldiğinde tezgâhlamak istiyor. Yoksul halklar üzerine oyun hep böyle oynanır; sonra insanların gözlerini kan bürüdü mü, önüne geçilemez bir kanlı senaryo sahnelenir. Yurtseverliğin çağdaş anlamı, insan haklarında çerçeveleniyor; eğer bu çerçeveyi kırıp dökecek şovenliği milliyetçilikle karıştırırsak sonunda hepimiz pişman oluruz. 26 ocak 1989 tarihli yazısı İ ktidar partisinin ha- zõrladõğõ “Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi Taslağı”, ka- muoyuna açõklanmõş bulunmaktadõr. 23 mad- delik taslakta anayasanõn 20 maddesinde değişiklik yapõlmasõ, geçici 15. mad- denin yürürlükten kaldõ- rõlmasõ, anayasaya 3 yeni geçici madde eklenmesi, kanunun yayõmõ tarihinde yürürlüğe girmesi ve hal- koyuna sunulmasõ duru- munda tümüyle oylanma- sõ öngörülmektedir. Ne genel, ne madde gerekçe- leri bulunmayan, dolayõ- sõyla yasa tekniğine uygun olmayan, uzun, ayrõntõlõ maddeleriyle yönetmelik- leri aratmayan, dili itiba- rõyla yürürlükteki anayasa metninin çok gerisinde ka- lan taslak, hükümleri ara- sõndaki çelişki ve tutar- sõzlõklarla da dikkati çek- mektedir. Taslakta anayasanõn çe- şitli madde veya fõkrala- rõnda değişiklik yapõlarak kadõn-erkek eşitliğinin sağ- lanmasõ için pozitif ay- rõmcõlõk, kişisel verilerin korunmasõ, memur ve ka- mu görevlileri için toplu- sözleşme hakkõ, siyasi par- tilerin mali denetiminin Sayõştay tarafõndan yapõl- masõ, söz ve eylemleriyle bir siyasi partinin kapatõl- masõna sebep olma nede- niyle 5 yõllõk partili siyaset yasağõnõn 3 yõla indiril- mesi, aynõ nedenle millet- vekilliğinin düşmesine iliş- kin hükmün kaldõrõlmasõ, bilgi edinme hakkõ, Kamu Denetçiliği Kurumu, bi- reysel başvuru ile “ana- yasa şikâyeti” gibi bazõ konularda olumlu hüküm- ler bulunmakla birlikte; bunlarõn çoğu, eksik ve yetersiz düzenlemelerle ele alõnmõştõr. Ancak asõl sakõncalõ ve- ya hatalõ düzenlemeler, yargõ erkini sõnõrlayõcõ, yargõ bağõmsõzlõğõna aykõrõ ya da genel olarak yargõ ile ilgili isabetsiz hüküm- lerdedir. Bu konuda tas- laktaki sõra ile şu örnekler verilebilir: Siyasi Partilerin Kapatılması 1) Anayasanõn 69. mad- desine eklenen bir hü- kümle siyasi partilerin ka- patõlmasõ için dava açõla- bilmesi, Yargõtay Cum- huriyet Başsavcõsõ’nõn is- temi üzerine TBMM Baş- kanõ’nõn başkanlõğõnda Meclis’te grubu bulunan her siyasi partinin 5 üye ile temsil edildiği bir komis- yonunun üçte iki çoğunluk ve gizlioyla vereceği izin koşuluna bağlanmõştõr (m.6). Demokratik rejimin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilerin kapatõl- masõnõ zorlaştõran ya da kapatma yerine devlet yar- dõmõndan yoksun bõrak- ma yaptõrõmõnõ getiren hü- kümler, 2001 yõlõnda ya- põlan anayasa değişiklikleri arasõnda yer almõştõ. Ya- põlacak yeni bir düzenle- mede siyasi partilerin ka- patõlmasõ, Venedik kriter- leri doğrultusunda şiddet unsuru ile birlikte değer- lendirilmelidir. Kapatma davasõnõn açõlmasõnõ yal- nõz yasama organõ içinde grubu bulunan partilerin temsilcilerinden oluşturu- lacak böyle bir komis- yondan izin alõnmasõ ko- şuluna bağlamak, grubu bulunmayan partiler aley- hine bir dengesizlik yara- tacağõ gibi; komisyonda temsil edilen partiler yö- nünden kimsenin kendi davasõnda hâkimlik yapa- mayacağõ kuralõna da ters düşecektir. Ayrõca yargõ- nõn görev alanõndaki bir iş- te yasama organõnõn izni- ni aramak, kuvvetler ayrõ- lõğõ ilkesine aykõrõdõr. Mec- lis Başkanõ’nõn böyle bir komisyona başkanlõk et- mesi ise onun tarafsõz ko- numu ile bağdaşmaz. Eğer bu konuda bir ön inceleme yapõlmasõnda ya- rar görülüyorsa; bu, Siya- si Partiler Kanunu’nun 99. maddesinde düzenlenen ve Yargõtay ceza dairele- ri başkanlarõndan oluşan Siyasi Partilerle İlgili Ya- saklarõ İnceleme Kuru- lu’nca yapõlabilir; dava açõlmasõ, bu kurulun izni- ne bağlanabilir. Anayasa Mahkemesi 2) Anayasanõn 146-149. maddelerinde değişiklik yapõlarak Anayasa Mah- kemesi yeniden yapõlan- dõrõlmakta, bu arada üye sayõsõ 19’a çõkarõlmaktadõr. Üyelerin seçimi, 3’ü TBMM, 16’sõ Cumhur- başkanõ tarafõndan farklõ kategorilerden olmak üze- re iki organ arasõnda pay- laştõrõlmõştõr: TBMM, 2 üyeyi Sayõştay Genel Ku- rulu’nun kendi başkan ve üyeleri arasõndan her boş yer için göstereceği 3’er aday içinden, 1 üyeyi ba- ro başkanlarõnõn avukatlar arasõndan gösterecekleri 3’er aday içinden seçe- cektir. Cumhurbaşkanõ ise, 3 üyeyi Yargõtay, 2 üyeyi Danõştay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarõnca kendi başkan ve üyeleri arasõn- dan her boş yer için gös- terilecek 3’er aday içinden, 3 üyeyi Yüksek Öğretim Kurulu’nca yükseköğre- tim kurumlarõ öğretim üyeleri arasõndan gösteri- lecek 3’er aday içinden; 5 üyeyi üst kademe yöneti- cileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkeme- si raportörleri arasõndan, 2 üyeyi “yükseköğrenim görmüş Türkiye Cum- huriyet vatandaşları” arasõndan seçecektir. Taslakta aday göstere- cek kurumlar sõralanõrken Türkiye Barolar Birli- ği’nden değil, baro baş- kanlarõndan söz edilmesi; Askeri Yargõtay’a yer ve- rilmeyişi, cumhurbaşka- nõnõn 16 üyenin 7’sini doğ- rudan seçmesi dikkat çe- kicidir. “Türkiye Cum- huriyeti vatandaşları” arasõndan seçilecek iki üye bakõmõndan -“yükseköğ- renim görmüş” olmak dõşõnda- herhangi bir özel- lik aranmayõşõ düşündü- rücüdür. Kanun ve kanun hükmünde kararnameler- le TBMM İçtüzüğü’nün anayasaya uygunluğunu denetleyen, siyasi partile- rin kapatõlmasõ davalarõna bakan, Yüce Divan sõfa- tõyla ceza yargõlamasõ ya- pan Anayasa Mahkeme- si’nde bu üyeler jüri üye- si olarak mõ görev yapa- caklardõr? Hiç değilse ba- şarõlõ çalõşmalarõyla tanõn- mõş hukukçu olmak gibi bir koşul getirilebilirdi. Anayasa Mahkeme- si’nde artõk yedek üyeliğe yer verilmemekte, kanu- nun yürürlüğe girdiği ta- rihte mevcut yedek üyele- rin asõl üye sõfatõnõ kaza- nacağõ hükme bağlan- maktadõr (Taslak m. 15’le değişik m. 146, m. 22 ile eklenen geç. m. 19/I) Bun- dan böyle Anayasa Mah- kemesi’nin yedek üyelerin katõlõmõyla üye tamsayõsõ ile toplanmasõna gerek kal- mayacak, daireler daire başkanõnõn başkanlõğõnda 4 üyenin, Genel Kurul Mahkeme Başkanõ’nõn başkanlõğõnda 14 üyenin katõlõmõ ile toplanabile- cek; kararlar salt çoğun- lukla alõnacaktõr. Böylece üye sayõsõnõn 19’a yük- seltilmesiyle sağlanan en önemli yarar, belirtilen ye- ter sayõlarla toplanma ola- nağõnõn getirilmesidir. Üye sayõsõnõn 19’a yükseltil- mesi, optimum büyüklük bakõmdan tartõşmaya açõk; üyelerin görev sürelerinin 12 yõlla sõnõrlanmasõ olum- lu; üye tam sayõsõyla top- lanma ilkesinden vazge- çilmesi isabetsizdir. Taslakta Anayasa Mah- kemesi’nin üç daire ve ge- nel kurul halinde çalõşma- sõ; “Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, ip- tal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yü- rütülecek yargılamalara genel kurulca” bakõlma- sõ (m. 18’le değişik m. 149/I c. 1, II), “Yüce Di- van kararlarına karşı ye- niden inceleme başvuru- su” yapõlabilmesi öngö- rülmüştür (m. 17 ile deği- şik m. 148/VI). (Yeni bir terim olarak “itiraz dava- ları” ile diğer mahkeme- lerde öne sürülen anaya- saya aykõrõlõk iddialarõnõn Anayasa Mahkemesi’ne gelmesinin kastedildiği an- laşõlmaktadõr.) Böylece Anayasa Mahkemesi’nin bakacağõ bütün dava ve başvurular -bir istisna dõ- şõnda- Genel Kurul’a ve- rilmekte; dairelerin görev alanõnda sadece “anayasa şikâyeti” başvurularõ kal- maktadõr. Bu durumda üç daire kurulmasõnõ fazla an- lamlõ bulmak olanaksõz- dõr. Aslõnda dairelerden birinin Yüce Divan sõfa- tõyla vereceği kararlara karşõ Genel Kurul nezdin- de temyiz yolu açõlabilirdi. HSYK’nin Yeniden Yapılandırılması 3) Anayasanõn 159. maddesi değiştirilerek, Hâ- kimler ve Savcõlar Yüksek Kurulu’nun asõl üye sayõ- sõ 21, yedek üye sayõsõ 10’a çõkarõlmaktadõr. Ada- let bakanõnõn başkan, ba- kanlõk müsteşarõnõn tabii üye olarak kaldõğõ kurul üyelerinin seçiminde kar- ma bir sistem öngörül- müştür: 4 asõl üye, yüksek öğretim kurumlarõnõn hu- kuk, iktisat ve siyasal bi- limler dallarõnda görev ya- pan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasõndan cum- hurbaşkanõnca, 1 asõl ve 1 yedek üye Anayasa Mah- kemesi raportörleri ara- sõndan Anayasa Mahke- mesi’nce, 3 asõl ve 2 yedek üye Yargõtay üyeleri ara- sõndan Yargõtay Genel Ku- rulu’nca, 1 asõl ve 1 yedek üye Danõştay üyeleri ara- sõndan Danõştay Genel Ku- rulu’nca, 7 asõl ve 4 yedek üye birinci sõnõf adli yargõ hâkim ve savcõlarõ arasõn- dan, 3 asõl ve 2 yedek üye birinci sõnõf idari yargõ hâ- kim ve savcõlarõ arasõn- dan seçilecektir. Birinci sõnõf adli ve idari yargõ hâkim ve savcõlarõ arasõn- dan seçilecek üyeler bakõ- mõndan ayrõca “birinci sı- nıfa ayrılmayı gerekti- ren nitelikleri yitirme- miş” olmak koşulu aran- maktadõr (Taslak m. 20 ile değişik m. 159/III). Hâkim ve savcõlarla il- gili tüm özlük işlerini yü- rütecek; bu arada mesleğe kabul, atama, nakil, yük- selme ve birinci sõnõfa ayõrma işlemlerini yapa- cak; meslekten uzaklaş- tõrmaya giden disiplin yap- tõrõmlarõnõ uygulayacak bir kurulda, çeşitlilik adõna yargõ dõşõndan insanlarõn yer almasõ uygun değildir. Kurulun asõl üye sayõsõnõn 21’e, yedek üye sayõsõnõn 10’a çõkarõlmasõ ve 3 dai- reye ayrõlmasõ, optimum büyüklük ve verimli ça- lõşma bakõmõndan gerek- sizdir. Kurulun asõl üye sa- yõsõnõn 11’e, en çok 15’e çõkarõlmasõ yeterli, adli ve idari yargõ olarak 2 altku- rul ve genel kurul halinde çalõşmasõ uygundur. Taslak, kurulun başõnda adalet bakanõnõn konumu- nu bugünkü duruma göre daha da güçlendiren hü- kümler getirmektedir. Ni- tekim kurulun yönetim ve temsili, kurul başkanõna aittir. Gerçi kurul başkanõ, dairelerin çalõşmalarõna katõlamayacak; kurul, ken- di üyeleri arasõndan daire başkanlarõnõ seçecektir. Yürürlükteki anayasaya göre kurul, seçimle gelen asõl üyeleri arasõndan bir başkanvekili seçtiği halde; taslakta başkanõn (adalet bakanõnõn) yetkilerinden bir bölümünü başkanvekili olarak belirlediği daire başkanõna devredebilece- ği öngörülmektedir. Yargõ bağõmsõzlõğõnõn kurumsal simgesi olan kurulun elin- den başkan vekilini seçme yetkisinin alõnmasõ, yargõ bağõmsõzlõğõyla bağdaş- maz. Kurulun -taslakta oldu- ğu gibi- yalnõz “meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararlarına karşı” de- ğil, tüm disiplin cezalarõ- na karşõ yargõ yolunun açõlmasõ daha doğru ola- caktõr. Anayasa Değişikliği Taslağõ Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK Acele ile hazõrlandõğõ anlaşõlan, yargõ bağõmsõzlõğõnõ zedeleyecek hükümleriyle temelde hukuk devleti ilkesine aykõrõ, üstelik kendi aralarõnda çelişkili ve tutarsõz hükümler içeren böyle bir taslaktan vazgeçilmeli; bir toplumsal sözleşme niteliği taşõyan anayasada yapõlacak değişikliklerde de öncelikle TBMM’de temsil edilen partiler arasõnda geniş bir mutabakat zemini aranmalõdõr. İktidar partisinin bunu yapmak yerine Meclis’te bulamayacağõ desteği halkoylamasõnda aramasõ, ülkede yeni bir kutuplaşmaya yol açabileceği gibi kendisi bakõmõndan da hayal kõrõcõ olabilir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog