Bugünden 1930'a 5,418,658 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 30 MART 2010 SALI 16 KÜLTÜR AYNA ADNAN BİNYAZAR ‘AYNA’da Son Yazı... Üç buçuk yıl önce, köşe yazarlığının büyük ustası İlhan Selçuk Cumhuriyet’te yazmamı önerdi. Ne yazacağımı sorduğumda, “Ne yazıyorsan onu...” dedi. Bu yanıt, hayranlık duyulan bir yazarın, güven beslenerek köşe yazarlığına başlatılan bir yazara en büyük armağanıdır. 17 Ekim 2006 Salı günü, “Atatürk’le Uyanmak” başlıklı yazımla başladığım “Ayna” köşesindeki yazılarımı hiç ara vermeden 181 hafta sürdürdüm. “Ayna”nın, Cumhuriyet’te köşe yazısı yazmanın onurunun yanında, bir düşünceyi biçimlendirme yönünden bana deneyimler kazandırdığını vurgulamalıyım. Dışarıdan öyle görünse de, “köşe”nin, ‘ne isteniyorsa onun yazılacağı’ bir yer olmadığı, üç beş yazıdan sonra anlaşılıyor. Köşe yazıları, yaratıcı yazarlığın gerektirdiği duygu ve düş gücünden çok, güncel olayların içinde yaşayıp nesnel yorumlarda bulunmayı gerektiriyor. Olageleceklerin kokusunu almadan, gelişmeleri beyin süzgecinden geçirip nesnel yorumlarda bulunmadan, yetkililerin ağzından çıkan sözlerin geleceği karartabilecek uçlarını yakalamadan yazılan köşe yazılarının sütun doldurmanın ötesinde bir işlevi yerine getirmediğini işin ustaları bilirler. Yılda birkaç kez yurtdışına çıkıp orada uzunca kalınca, her kalemi elime alışta güncellikten koptuğumu, olayları nesnellikle algılayamadığımı duyumsuyordum. Hiç değilse bir ucundan gazete ortamında yetişmemiş olanların, -onlara edebiyatçıları da katabiliriz-, köşe yazısı kıvamıyla yazmaları kolay değildir. Özdemir İnce, köşe yazarlarını “yazıcı” diye niteliyor. Çokları, İnce’nin, bu nitelemesiyle gazete yazarlarını yazardan saymadığı gibi bir yanılgıya düştü. Oysa İnce, yazıcılığın ayrı bir beceri gerektirdiğini belirterek, ona bir ad bulmuş oldu. Kitabı yayımlanan gazetecilere “gazeteci yazar” deniyor. Öyle olunca sanırım Oktay Akbal, Hilmi Yavuz, Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce, Turgay Fişekçi... gibi edebiyatçılara “yazar gazeteci” demek gerekecek... Kanımca, gazeteci nasıl edebiyatçı olamıyorsa, edebiyatçı da sözcüğün gerçek anlamıyla “yazıcı” olamıyor. Özeleştiri aynasını kendime tuttuğumda gördüm ki, bu köşede çıkan yazılarım, giderek beni yazısal yaratıcılığın özgür havasından uzaklaştırıyor. Köşe yazılarının kendine özgü bir kıvamı var; onu tutturamadığımı anlayınca, bu köşede yazmamayı yeğledim. Bu, “Ayna” köşesindeki son yazım. Kendi içinde üretimli, öznel arayışlarla oluşan deneme yazmaya daha yatkınım. O nedenle, Cumhuriyet Pazar’daki yazınsal yanı ağır basan “Pazar Yazıları” sürecek... En başta, her yazısıyla topluma aydınlanmanın yolunu açan İlhan Selçuk’a teşekkürlerimi sunuyorum. Selçuk’un bir an önce sağlığına kavuşup okurlarıyla buluşması en büyük dileğimdir. Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’a, Kültür Servisi’nin eski yönetmeni Egemen Berköz ile yenisi Celal Üster’e ve onların çalışma arkadaşlarına, iletileriyle “Ayna” köşesinden ilgilerini esirgemeyen okurlarıma ve tüm Cumhuriyet okurlarına ayrıca teşekkür ederim. Ameliyat sonrası günlerinde bile her yazımı telefonda sabırla dinleyip uyarılarda bulunan dostum, yazı başlıklarının çoğunun öz babası Emin Özdemir’e teşekkür etmemek, bu yazının önemli bir eksikliği olurdu... binyazar@gmail.com kultur@cumhuriyet.com.tr K imi oyun yazarlarõ sahneyi hiç terk et- mezler. Ölümlü insan yaşamõnõ tüket- miş olsalar bile. Shakespeare gibi, Çe- hov gibi, oyunlarõ sürekli olarak sahneye çõka- rõlan yazarlardõr bunlar. Tiyatroya ‘damar- dan’ girmiş olanlar… 2010, Çehov’un doğu- munun 150. yõlõ. 19. yüzyõl Rusyasõ’nõn ilk 20-30 yõlõndan sonraki bölümü ‘Rus Rönesansı’ olarak nite- lendirilegelmiştir. Bu dönemi, Gogol’den Tur- genyev’e, Dostoyevski’den Tolstoy’a, Çe- hov’dan Gorki’ye, dünya yazõnõnõn sürekli ola- rak gündeminde kalmõş büyük yazarlar oluştu- rur. Anton Çehov (1860-1904), sahne için yaz- dõğõ yapõtlarla tiyatroya damgasõna vurmuştur. Oyun yazarlõğõna 1885-1890 yõllarõ arasõnda yazdõğõ tek perdelik kõsa farslarla başlamõş, ay- nõ dönemde “Ivanov” ve “Orman Cini” ile ilk uzun oyun denemelerini yapmõş, dört başyapõtõ “Martı”, “Vanya Dayı”, “Üç Kızkardeş” ve “Vişne Bahçesi”ni 1895-1904 yõllarõ arasõnda yazmõştõr. KARA GÜLMECE USTASI Kõsa oyunlarõnda, kişiliği Çarlõk Rusyasõ’nõn tarihsel-toplumsal-ekonomik koşullarõ tarafõn- dan çarpõtõlmõş Rus insanõnõ işlerken bir ‘kara gülmece’ ustasõ olarak çõkar karşõmõza. Tersin- leyici (ironik) bir bakõş açõsõndan yakalanmõş, ya- lõn ama çarpõcõ durumlar üstüne kurulmuştur bu ‘gerçekçi’ biçemdeki oyunlar. Kişilerin iyi/kö- tü, sevimli/sevimsiz, acõnasõ/gülünç özellikleri iç içe çizilmiştir. Çehov toplumsal ve evrensel olana aynõ anda ayna tutmaktadõr. Dört perdelik uzun oyunlarõnda ise, özde ve biçimde yeni, çetin bir deneme içindedir. Ama- cõ, ikiyüz yõllõk Çarlõk Rusya’sõnõn, 19. yüzyõ- lõn 2. yarõsõnda yüzleştiği gerçekleri damõtõp sah- neye aktarmaktõr. Feodal düzenin çözüldüğü, endüstri toplumuna doğru yavaş ve düzensiz yönelişin, altüst olmakta olan değerlerin bireysel yazgõlarõ da etkilediği bir dönemin yazarõdõr Çehov. 1861’de köleliğin kaldõrõlmasõyla ekonomik gücü zayõflayan soy- lularõn, çiftliklerini kâhyalarõna terk ederek kent yaşamõna geçtikleri, eski değerlerin yit- mesiyle üst sõnõflarõn da alt sõnõflarõn da ‘kim- lik bunalımı’ yaşadõğõ bir geçiş döneminin... ELEŞTİREL AMA SEVECEN Bağõmsõzlõğõnõ değerlendirememiş eski köle- lerin, cilasõ dökülmüş soylularõn, ayağõ yere bas- mayan aydõnlarõn, işçisiz ve efendisiz kalmõş çift- lik kâhyalarõnõn sorunlarõ ve çatõşmalarõ, hep bu artõk ‘kim olduğu’nu ve ‘ne işe yaradığı’nõ bi- lememe kaygõsõndan kaynaklanõr. Çehov, oyunlarõna, bu kaygõya teslim olmuş insanla- rõn aşk ilişkilerini, kuşak çatõşmalarõnõ, eko- nomik sõkõntõlarõnõ, çoklukla ‘eylem’ yoluyla değil, ‘gevezelik’ biçiminde ortaya çõkan bu- nalõmõnõ dokurken, bir yandan da onlarõ acõ- masõzca eleştirmektedir. “Vişne Bahçesi”nde çaptan düşmüş soylulara şöyle seslenilir: “Siz- lerin tümünü (...) canlı insanların mülkiye- tine sahip olmak çarpıklaştırdı… Sadece fel- sefe yapıyor, tasadan yakınıyor, ya da kafayı çekip duruyoruz. Çok açık bir şey ki, bugünü yaşamak için önce geçmişin kefaretini öde- memiz, onun hesabını görmemiz gerekir.” (IV. Perde, Çev. A. Behramoğlu) Çehov’un, oyun kişilerine yaklaşõmõ aynõ za- manda ‘sevecen’dir de. Çünkü onun ‘gündem dışı’ kalmõş insanlarõ, yalnõzca değişimin eşi- ğindeki bir toplumun değil, tüm insanlõğõn ye- ni bir yüzyõla geçme aşamasõnda oluşan belir- sizlik ortamõnõn sancõlarõnõ da yaşarlar. Bu ne- denle evrensel bir konumdadõrlar. Değişim bu- nalõmlarõ, 21. yüzyõlõn eşiğine gelindiğinde -bõ- rakõn başka toplumlarõ- Çehov’un ülkesinde bir kez daha yaşanmadõ mõ? Yeni bir yüzyõla alõşma aşamasõnda, ‘kim’ olduğumuz ve ‘ne için var olduğumuz’ sorularõyla yüz yüze de- ğil miyiz? Söz-sessizlik, eylem-eylemsizlik, devinim- durağanlõk öğelerinin iç içe örüldüğü, ‘dolan- tı’ya dayandõrõlmamõş akõşõyla, kişilerinin kar- maşõk-yalõn, sevilesi-yerilesi, acõnasõ-gülünç özellikleriyle, ‘trajik’ olanõn etkisinin ‘komik’ olanla sõfõrlanmasõyla, böylece oluşan kendine özgü ezgi ve uyumuyla ‘gerçekçi tiyatro’ kli- şelerini zorlayan Çehov oyunlarõnõ sahneleme- nin zorluğu bilinmektedir. Birer senfonidir Çe- hov’un dört başyapõtõ. Ancak çok özel bir şefin yönettiği, işinin ustasõ sanatçõlardan oluşmuş bir orkestrayla icra edilebilir. Çehov oyunlarõnõn, 2010 yõlõ noktalanmadan, bizim tiyatrolarõmõzda da seçkin yapõmlara ka- vuşmasõ dileğiyle... Oyunlarõnõn, 2010 yõlõ noktalanmadan, bizim tiyatrolarõmõzda da seçkin yapõmlara kavuşmasõ dileğiyle Çehov 150 yaşõnda... Cem Karaca 65. yaş gününde anılıyor Kültür Servisi - Anadolu rock müziğin efsane şar- kõcõsõ Cem Karaca, 65. doğum gününe denk gelen 5 Nisan Pazartesi gecesi saat 20.00’de Kadõköy Halk Eği- tim Merkezi’nde yapõlacak bir konserle anõlacak. Konserde, Karaca’nõn şarkõlarõnõ seslendirecek Devrim Altanay’a ‘Cemiyet’ adlõ grubun yanõ sõra Şef Turhan Yükseler yönetiminde 40 kişilik senfoni orkestrasõ eş- lik edecek. Uzun süredir çeşitli mekânlarda Cem Ka- raca’nõn şarkõlarõnõ seslendiren Devrim Altanay ile Cem Karaca Hayran Klübü’nün ortak projesi olan bu kon- serde, merhum Cem Karaca’nõn oğlu Emrah Kara- ca’nõn yanõ sõra ünlü sanatçõyla uzun süre çalõşan Mo- ğollar ve Dervişan gruplarõnõn kimi üyeleri de sahne alacak. ‘Cemiyet’ topluluğu, bas gitarda İsmail Soy- berk, elektrik gitarda Gültekin Kaçar, davulda Mert Türkmen, klavyelerde Mustafa Canbazlar’dan olu- şuyor. Kendisini Cem Karaca’nõn en önemli fanatik- lerinden biri olarak adlandõran Devrim Altanay, “Cem Karaca şarkıları ilk kez böylesine büyük bir orkestra ile seslendirilecek. Benim de uzun yıllar öncesine da- yanan hayalim böylece gerçekleşmiş olacak” diyor. Konserin biletleri Biletix’ten edinilebilir. ERSİN ANTEP S eyrantepe Sanayi Sitesi’nde, 21-29 Mart tarihleri arasõnda düzenlenen Bosch Genç Klasikçiler Festivali’ne dinleyici ilgisi dikkat çekti. Met- ro vagonunda, sanayi sitesi içinde ve okullarda dü- zenlenen etkinliklerde; birçok takdir edilesi amaç yer alõyor. Gerek festival broşüründe, gerekse www.gencklasikciler.org adresli sitede anlatõ- lanlar; büyük bir heyecan ve şevkin yanõnda, fark- lõ bir iş başarabilmenin gururunu sergiliyor. Fazıl Say, Gülsin Onay, Burçin Büke, Cem Man- sur, Şirin Pancaroğlu, Ulucan Kardeşler gibi ünlü müzisyenlerin destek verdiği festival; ‘tüm renkleri buluşturma’ amacõnõ taşõyor. Egzozcu, motorcu, oto elektrikçi dükkânlarõnõn ara- sõndaki festival mekânõna, paçalarda çamur, akõl- larda merakla varõlõyor. Arabasõnõ tamire getirenler bu kez aynõ sokaklarõ, konserler için kullanõyor. Genç sanatçõlar ilk kez dinleyiciyle, usta sanatçõlar ise okullarda ilk kez dinleyen çocuk ve gençler- le bir araya geliyor. Metro giderken el, tutma apa- ratõnda, ayaküstü bir keman ya da obua dinlene- biliyor. Cesur girişimleriyle festival belli ki genç müzisyenleri de heyecanlandõrõyor. Gelecek yõlki araba bakõmõnõzõ mart ayõna planlayõn. Motorcuya tembih eder saat 15.00’teki konsere gi- rersiniz. Usta bakõmdan sonra egzozcuya ve elektrikçiye işi devreder, çayõnõzõ da konser me- kânõna gönderir. Kendisi de yanõnõza gelip bir bö- lümü izler. Ardõndan ustayla biraz laflar, 19.30’da- ki konserden önce karadeniz pidecisinde bir şey- ler atõştõrõrsõnõz. Araçla ilgili tespitleri ustalardan ancak konser arasõnda öğrenirsiniz. Çõkmadan ön- ce de Şafak Taner ile Eser Tiryaki’ye teşekkür edip, gelecek yõl kimleri dinlemek istediğinizi ile- tirsiniz. (ersin@muzikoloji.org) Kültür Servisi - İstanbul Kültür Sanat Vakfõ (İKSV) Yönetim Kurulu Başkanõ Bülent Ecza- cıbaşı, yeni görevindeki ilk söyleşisini TÜSİAD’õn yeni- den yayõmlanmaya başlanan Görüş dergisi ile yaptõ. Eczacõbaşõ, söyleşisinde İstan- bul’un 2012’de bir tasarõm bie- naline kavuşacağõ haberini ver- di. Bülent Eczacõbaşõ, ilki 2012’de düzenlenecek İstan- bul Tasarõm Bienali için; “Ulus- lararası bir etkinlik olacak. Bir dizi etkinlikten oluşan bir süreç sonunda gerçekleş- tirilecek. Başlama vuruşu, Avrupa Birliği tarafından ‘Dünya Tasarõm Günü’ olarak ilan edilen 1 Ekim 2010’da düzenlenecek bir uluslarara- sı konferans... Bienalin katı- lımcıları ve projeleri, oluş- turulacak danışma kurulu- nun seçeceği bir küratör ta- rafından belirlenecek” dedi. Tasarõm konusunda Türkiye’de büyük bir birikim gerçekleşti- ğini söyleyen Eczacõbaşõ, söz- lerini şöyle sürdürdü: “Belki henüz tasarım ‘ekolümüz’ yok ama, olmaması için de nede- nimiz yok. Sanatçılarımız dünyaya ulaşabildiğinde ger- çekten ilgi görüyorlar. Öte yandan, sanayimizin rekabet unsuru olarak ‘yaratõcõlõğa’ ihtiyacı var. İnovasyon reka- betçiliğin önkoşulu artık. İs- tanbul Tasarım Bienali bütün bunların birleştiği yer ola- cak. Sanayi ile kültür-sanat dünyası arasında kalıcı bir köprü oluşturacak.” İstanbul’un Tasarõm Bienali 2012’de BÜLENT ECZACIBAŞI: Gösterimdeki iki Atatürk filmi Kültür Servisi- Art arda gösterime giren iki “Atatürk” filminden Turgut Özakman’õn yazdõğõ ve Hamdi Alkan’õn yönettiği “Dersimiz Atatürk”Box Office Türkiye’nin verdiği sonuçlara göre gösterime girdiği ilk haftada 195.385 seyirciyle 1.418.742 TL’lik hasõlat topladõ. Zülfü Livaneli’nin Salih Bozok’un anõlarõndan yola çõkarak yönettiği “Veda” ise 4. haftasõnda 885 bin 619 kişi tarafõndan izlendi ve 7.417.375 TL’lik hasõlat elde etti. Bellochio festivalin onur konuğu Kültür Servisi- 29. Uluslararasõ İstanbul Film Festivali’nin onur konuğu olarak İstanbul’a gelecek olan İtalyan yönetmen Marco Bellochio’ya, 2 Nisan’da festivalin Lütfü Kõrdar Kongre ve Sergi Sarayõ’nda yapõlacak açõlõş töreninde “Yaşamboyu Başarõ Ödülü” verilecek. Bellocchio’nun son filmi “Yenmek” de festival kapsamõnda “Yillara Meydan Okuyanlar” bölümünde izleyiciyle buluşacak. Sanayi’ninfestivali GENÇ KLASİKÇİLER FESTİVALİ BİTTİ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog