Bugünden 1930'a 5,458,541 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Diyarbakırspor’a Yazık Oluyor 6.3.2010 günü Diyarbakır’da oynanan Bursaspor maçı, yardımcısının tribünden atılan bir taşla yaralanması üzerine 17. dakikada hakem tarafından tatil edilmişti. Gerek spor yazarları, gerekse gözlemciler hakemin bu kararını doğru bulduklarını yazı ve sözleriyle belirttiler. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) da yandaşlarının davranışları nedeniyle ev sahibi Diyarbakırspor’u suçlu bularak cezalandırdı. Diyarbakırspor sahasında yapacağı üç karşılaşmayı seyircisiz olarak tarafsız bir kentte oynayacak. Kulüp ayrıca çok büyük olasılıkla Bursaspor karşısında ‘hükmen yenik’ ilan edilecek. Bursaspor karşılaşması sonrasında takım 21 puanla küme düşme çizgisinin altındaydı. Önünde durumunu düzeltebileceği 10 maçı daha vardı. Rakiplerinden Ankaraspor, TFF tarafından küme düşürüldüğü için oynamadan alacağı 3 puanı garantiydi. Seyircisiz oynayacağı üç maç (Antalyaspor, Gaziantepspor, Kayserispor) kendisi için olduğu kadar karşı takımlar için de dezavantajdı. Daha sonra kendi sahasında oynayacağı iki (Beşiktaş, Eskişehirspor), dış sahada oynayacağı dört (İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Gençlerbirliği, Galatasaray, Kasımpaşa) maçı vardı. Bu karşılaşmalardan kendisini Süperlig’de tutmaya yeterli olacak sayıda puan çıkartabilirdi, geçen pazar oynayacağı İstanbul Büyükşehir Belediyespor (İBB Spor) maçı yeni bir başlangıç olabilirdi. Olmadı. Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynanan karşılaşma 87. dakikada maçın hakemi tarafından tatil edildi. Gerekçe bu kez 25-30 kadar Diyarbakırspor yandaşının takımlarının yediği golden sonra tribünden atlayarak, kiminin elinde kırdıkları koltuk parçaları olduğu halde yeşil sahaya doğru koşmalarıydı. Yandaşlarıyla hakemler ve futbolcular arasında fiziki bir temas olmamakla birlikte yardımcılarıyla soyunma odasına giden hakem Hüseyin Göçek, maçı oynatmayacağını duyurdu. Sahadakilerin can güvenliği nedeniyle bir karşılaşmanın tatil edilmesi TFF yönetmeliğine göre ‘hükmen yenilgi’ nedenidir. TFF, hem Bursaspor hem de İBB Spor maçı nedeniyle Diyarbakırspor’u ‘hükmen yenik’ ilan edecek olursa takımın aldığı tüm puanlar silinecek, 3’er puan ve 3’er gol yendiği ya da berabere kaldığı takımların hanesine yazılacak, kendisi de küme düşürülecektir. Oysa Diyarbakırspor, bir futbol kulubü olmanın ötesinde Diyarbakır için gerek toplumsal, gerek kültürel, gerekse psikolojik açıdan simgesel bir önem taşımaktadır. Özellikle gençlik açısından kent aidiyetini güçlendiren bir ‘tutkal’ işlevi görmektedir. Ne yazık ki Diyarbakırspor yandaşları arasına karışan bir avuç kendini bilmez hemen her karşılaşmada olay çıkartmakta, takımın Süperlig’deki sonunu hazırlamaktadır. Bunların bilinçsiz, plansız-programsız, rastlantısal davrandıklarına inanmak güçtür. Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer çıkan/çıkartılan olayların ‘provokasyon’, çıkartanların da ‘provokatörler’ olduğu görüşündedir. İBB Spor maçı sonrası bir televizyon kanalına açıklamada bulunan İstanbul Valisi Muammer Güler ile İBB Spor Başkanı Göksel Gümüşdağ da aynı görüşü paylaşmışlar, olayın hemen önünün alındığını, can güvenliği sorununun bulunmadığını belirtmişlerdir. Türkiye Futbol Federasyonu İBB Spor maçına ilişkin karar alırken bu söylemleri göz önüne almalı, karşılaşmayı İBB Spor lehine 1-0 olarak karara bağlayıp sporu araçlaştırarak ‘etnik mağduriyet’ tezgâhlamayı amaçlayan provokatörlerin ekmeğine yağ sürülmemelidir. Diyarbakırspor yalnızca Diyarbakırlıların değil tüm Türkiye’nin takımıdır. Dileriz, TFF kararından sonra kazananlar o provokatörler olmazlar! dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com Yurdun hemen tüm akarsula- rõna göz koyan “Hidroelektrik Santral” (HES) salgõnõ Erzu- rum’a da bulaştõ. Her yerde ol- duğu gibi “yöre halkı” da asõl amacõ “suların pazarlanması” olan bu talana direniyor... Erzurum’un Tortum ilçesine bağlõ Serdarlı Beldesi’ndeki Aşa- ğı Katıklı ve Dikmen köylerini sulayan “Ödük Çayı”nõ kulla- nacak HES için “Serdarlı Plat- formu”ndan Ziraat Mühendisi Gürsel Engin diyor ki: “Enerjiye karşı değiliz ama bölge insanı- nın kalkınmasına değil, daha da yoksullaşmasına neden olacak yatırımları da istemiyoruz.” Nitekim Erzurum Valiliği’nce düzenlenen “bilgilendirme” top- lantõsõ da çok “gerilim”li geç- miş… Valinin “Yasalara uyun; görevlileri engellemeyin; bu si- zin canınızı yakar” demesine tepki gösteren katõlõmcõlar asõl can yakõcõ olanõn HES olduğunu be- lirtmişler. Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt’un (AKP), dereleri ener- ji için kullanmaya karşõ çõkanla- ra, “Su akar Türk bakar” de- mesi üzerine Atatürk Üniversite- si’nden Doç. Dr. Dilaver Düzgün şunlarõ söylemiş: “Tortum Şe- lalesi turizm potansiyelini kay- bedecek, bölgenin organik ta- rım cazibesi ve suya bağlı olu- şan vejetasyon yok olacak, na- dir bitki türleri kalmayacak, hayvancılık bitecek, halk fa- kirliğe sürüklenecek.” Toplantõda DSİ yetkililerinin “çevreye saygılı proje” sözü vermeleri üzerine TEMA’dan Işıl Bedirhanoğlu da şunlarõ vur- gulamõş: “Suyun satılması teh- likelidir. Kışın akan su mikta- rı HES yüzünden yazın akan su miktarına düşecek; halk göç et- mek zorunda kalacak...” ‘Doğu’nun kalkınması’ Bütün bunlarõ yerel basõndan öğrendiğimde, yine Erzurum’dan Makine Mühendisi Erdal De- deoğlu’nun geçen yõl yayõmladõ- ğõ “Doğu Anadolu Türkiye’nin Sanayi Merkezi Olmalıdır” ra- porunu anõmsadõm. Özetle diyordu ki: “GAP’la su- lanabilir tarım arazisi elde et- mek için 40 milyar dolarlık ya- tırım yapan ülkemiz, Çukuro- va’da, Akdeniz’de, Ege’de, Mar- mara’da hazır-sulanmış ve ekil- mekte olan; 1’e 50 verimle, se- nede 3 mahsul alınabilen tarım arazilerini sanayiye kurban ediyor; 1’e 5 bile zor verim alınabilen Doğu Anadolu’ya sa- dece tarımı öngörüyor.” (Cum- huriyet - 19 Temmuz 2009) Dedeoğlu’nun kulaklarõ çõnlar mõ bilmem ama şu HES tartõşmasõ gösteriyor ki, ülkeyi yönetenler Doğu Anadolu insanõmõzõn elin- den “tarım” kaynaklarõnõ da al- maya niyetliler! Bir yandan zaten “üvey evlat”a dönüşmüş sanayimizin ille de “batı”da kalmasõ istenirken, bir yandan da tarõmõn “varlık ve yaşam nedeni” olan akarsularõn kurutulmasõnda “doğu”ya da çul- lanõlmasõ, nasõl bir “kalkınma” anlayõşõdõr; anlayan varsa beri gelsin... Nitekim İstanbul’un planlan- masõnda, çevresel kaygõlardan ötürü “sanayinin komşu illere aktarılması”nõ öngören anlayõşa karşõ Trakyalõlar ve Bursalõlar da diyorlar ki: “Doğu Anadolu fabrika beklerken Marma- ra’nın kalan yeşilini de yok et- mek planlama değil, cinayet- tir”… Üstelik Doğu Anadolu için öngörülen şu “demokratik açılım” siyasetinin ancak “önce kalkınma projeleri”yle anlam kazanabileceğini herkesin sa- vunduğu bir dönemde... ‘Vadi’mize dokunmayın!.. Evet... Yaklaşõk 1600 akarsu- yumuzda planlanan ve “suları- mızın özelleşmesi”ni başlatan HES’ler, sadece “çevre”sel kay- gõlarla değil, “ulusal kalkın- ma”mõz açõsõndan da “yaşamsal” soruna dönüşüyor. Sözü yine Erzurum’daki HES oyunlarõna karşõ “yöresel du- yarlılığın” sesi; Serdarlõ Plat- formu’ndan Gürsel Engin’e bõ- rakõyorum: “Bizim karşı oldu- ğumuz, yüzyıllardır bu top- rakları yurt edinmiş insanların yok sayılmasıdır. Bölgemize hayat veren dereler tarımsal ya- şam kaynağımızdır. Bu vadi kültürel mirasımız, geçmişle bağımız, manevi sığınağımızdır. Yanlış bir uygulama 8 bin in- sanı mağdur edebilir ama bu- raya manevi bağlarla bağlı beş misli insanı incitecektir. Ku- şaklar boyunca devletine bağ- lı bir topluma bir darbe de devlet eliyle vurmak sosyal ada- lete yakışır mı?” ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ Erzurum ‘HES’ Değil, ‘Sanayi’ Bekliyor HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com ekinci@cumhuriyet.com.tr KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com HARBİ SEMİH POROY 17 MART 2010 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 15 Recep, Roman açılımında: Aç! Aç! Aç! Albay Faruk Yıldız: “Albayın kâğıt parçasındaki imzanın Genelkurmay’da ıslatılmasıyla asimetrik psikolojik savaş, simetrik dayanışmaya dönüştü!” Orgeneral Uğur Bilge: “Teğmenlere ‘Sizi zor günler bekliyor’ buyurmuş Orgeneral İlker Başbuğ. Sayenizde paşam, sayenizde!” Korgeneral Soner Önal: “Recep’in deprem bölgesinde sarılıp teşekkür ettiği korgeneral bavulunu hazırlasın: Yıkıntı operasyonu ile her an cezaevine gönderilebilir!” YağmurDeniz ‘Kendini boğa sanan tosunlar!’ GÖLBAŞI’NDA yolu kesilen asker kamyonuna, bir tutuklanıp bir bırakılan albaylara, Erzincan’a, Erzurum’a ve Çukurambar’a; gözaltına alınıp dört gün sonra serbest bırakılan kuvvet komutanlarına bakınca köyü aklına gelmiş Hilmi Kayıhan’ın: “Hayaları burulurken burnundan ateş saçan boğalar geliyor gözümün önüne. Bir türlü boynunu boyunduruğa sokturmayan boğalar, çifte çubuğa süremediğimiz; gururla yürüyen, başı dik boğalar geliyor aklıma. Boynuzu kırılan, gizli tanık ve itirafçı kıyakçılar tarafından hayaları bağlanıp, burucuya teslim edilen boğalar. Boğa ne trene bakar, ne boynunu boyunduruğa sokar, enenip öküz olmayınca. Yeter ki boğayı öküz yapsınlar, gerisi gelir. Öküz olduktan sonra; ister Büyük Ortadoğu Projesi’nin boyunduruğuna sok, istersen uzak yakın demeden savaşa sür; Irak mı olur, İran mı; Afgan mı, Sudan mı hiç fark etmez. Öküzün sırtına atlayacak çok piç tosun var çevremizde, kendini boğa sanan tosunlar. Ama şunu iyi bilsin kıyakçılar ve piç tosunlar: Manda ve himaye (boyunduruk) kabul olunamaz diyen, başı dik ve gururla dolaşan, yedi sülalenize yetecek kadar boğalarımız var. Haberiniz olsun!” Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” ÖZELLEŞTİRME ile birlikte, dış güçlerin Türkiye’yi federasyonlaştırma tehditlerinin eşzamanlı yürütüldüğünü, bunlara karşı mücadelenin her ikisine birlikte karşı durmadan yapılamayacağını söyleyerek bugünlere geldiğimizi söylüyor Bülent Esinoğlu ve Türkiye’nin kuşatıldığını anlatırken “Kuşatmayı nasıl yarabiliriz” sorusuna yanıt arıyor: “Sorunu yalnızca laikliğe indirgeyerek, her türlü beladan sadece ordunun gayretleri ile çıkılabileceği kolaycılığının netice vermeyeceğini biliyoruz. Şimdi geldiğimiz yer neresidir derseniz; halkımız kuşatıldı, devletimiz kuşatıldı, ordumuz kuşatıldı. Peki, bizim yapacak hiçbir şeyimiz yok mu? Bazı çakma solcuların, kendilerine göre yaptıkları çözümlemeler sonunda ‘Devrimler çağı kapandı’ deyip teslim mi olalım? Öncelikle, bu kuşatmayı yarmak için meselenin yalnızca bir AKP ya da siyasi iktidar meselesi olmadığını bilmememiz gerekir. Evet, siyasi iktidarın emperyalist güçler ile yaptığı işbirliği kuşatmanın ana unsurlarından biridir. Ama olay sadece bu değildir. İç tehdit ile dış tehdit artık tekleşmiştir. Emperyalist güçler arasında, Türkiye’nin parçalanması konusunda Osmanlı’da olduğu gibi bir fikir birliği oluşmuştur. Amerika ve Avrupa’dan yükselerek gelen dış tehdidin içerden gelen iç tehdit ile eşzamanlılığı, bize kendi aralarında tam bir mutabakat olduğunu göstermektedir. Osmanlı’nın dağılma sürecinde en etkin rolü alan Ermeniler yine etkin bir şekilde sahnededir. Kürt ayrılıkçıların tarikatlar ile bütünleşerek verdikleri savaş 1878 yılına çok benzemektedir. Çare; düşmanı ve birlikte olduğu güçleri halkımıza anlatmaktır. Emperyalizmin hiçbir ülkeye demokrasi getirmediğini, emperyalizmden demokrasi gelmeyeceğini halkımıza anlatmak ve bu konuda halkın tam desteğini sağlamak gerekiyor. Seçimler yolu ile bu kuşatmadan kurtulmanın bir yanılgı olduğunu da anlatmalıyız. Çünkü onların koyduğu sandıktan kendilerinin çıkacağını biliyoruz. Temel sorunumuzun yurdumuzu bu kuşatmadan kurtarmak olduğunu bilmemiz gerektiğini halka anlatmalıyız. Kendi halkımızı emperyalizmin elinden almadan hiçbir savaşı kazanamayacağımızı bilmeliyiz. Türk ulusu bunu bir kez yaptı. Tüm dünyaya örnek oluşturdu. Yine yapacaktır!” Kuşatma SESSİZ SEDASIZ (!) HAYVANLAR İSMAİL GÜLGEÇ Tortum Şelalesi de tehlikede... BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Bir işin, bir ola- yõn sonu. 2/ Nazar değmesine karşõ tütsü olarak kulla- nõlan bir bitki. 3/ İki çenetli ve iri bedenli bir deniz yumuşakçasõ... Yassõ ve dar bi- çimli metal parça. 4/ Hayvanlara vu- rulan damga... En uygun durum ve zaman... Dolma yapmak için hazõrlanan karõşõm. 5/ İran’da tarihi bir kent... Bir kimseyi kötüleme, yerme. 6/ Mõsõr’da rast- lanan bir tür el kuklasõna verilen ad. 7/ Çok zengin ve değişik bir hayvan yapõsõna sahip olan, bu nedenle Darwin’in araş- tõrmalarõnõ orada yaptõğõ, Büyük Okyanus’taki takõmadalar. 8/ Ekin biçme ale- ti... Halõ, kilim ya da bez dokuma tezgâhõ. 9/ Askeri bir birliğin düşman ülkesine yaptõğõ saldõrõ... “ --- sesleri sönüyor perde perde / Atlõlar kayboluyor güneşin bat- tõğõ yerde” (Nâzõm Hikmet). YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Üst benlik. 2/ Çanakkale’nin, peyniriyle tanõnmõş il- çesi... Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu süre. 3/ Batõ Avrupa’da bir õrmak... Hayvanlarõn su içtikle- ri taştan ya da ağaçtan oyma kap. 4/ Erden çavuşa ka- dar olan askerlere verilen ad... “Örneğin --- içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi” (Edip Cansever). 5/ Hollanda’nõn plaka imi... Osmanlõ ordusunda ve do- nanmasõnda hafif piyade askeri. 6/ Gelin odasõ. 7/ Bü- yük kardeş, ağabey... Ankara yakõnlarõnda küçük bir göl. 8/ Bir nota... Deride sinirler boyunca birtakõm ağ- rõlõ fiskelerin dökülmesiyle beliren hastalõk. 9/ Argo- da “giysi” anlamõnda kullanõlan sözcük... Tabut. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Ç İ N A K O P P O R U N V İ D O P İ R U H İ E L U S B A T E R İ R P İ R T A M İ N İ S İ Y A L N E T T A M İ M A B O S A İ Y İ İ N İ Ö N E L 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog