Bugünden 1930'a 5,447,416 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA 6 HABERLER GÖNÜL: KONU YARGIDADIR, BEKLEYELİM İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 3 generalin açığa alınmasıyla ilgili yargı kararının beklenmesi gerektiğini savunurken CHP’nin “sivil darbe” nitelendirmesiyle ilgili gazetecilerin sorusunu ise gülerek “takdir basınındır” diye yanıtladı. Küçükçiğli Cemevi’ni ziyaret eden Gönül, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Olayın fazla ayrıntısına girilmesinin generalleri inciteceğini savunan Gönül, “Onun için bu konuda daha fazla konuşmayalım. Genelkurmay fevkalade güzel bir açıklama yapmıştır. Şimdi konu yargıdadır, bekleyelim” dedi. Gönül Aliağa’da Şehit Piyade Er Murat Coşkun’un cenaze törenine katıldı. POLATLI (Cumhuriyet) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üç generalin açığa alınmasını, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek moralini, çalışma düzenini, Türkiye’nin en fazla birlik beraberliğe ve ülke bütünlüğüne ihtiyaç duyulduğu bir ortamda sarsmak zannediyorum birilerine hizmet etmek olmaktadır” sözleriyle değerlendirdi. Bahçeli, dün gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı. TSK’nin aşırı derecede yıpratılması yönünde çok yönlü bir propaganda uygulandığını kaydeden Bahçeli, TSK’nin bu milletin bir eseri olduğunu söyledi. Bahçeli, “Özellikle Güneydoğu Anadolu’da mücadele vermiş komutanlar üzerinde yıpratıcı ve zulme varan yaklaşımlar var” dedi. CUMHURİYET 27 KASIM 2010 CUMARTESİ BAHÇELİ: ZULME VARAN BİR YAKLAŞIM CUMARTESİ YAZILARI ATAOL BEHRAMOĞLU Son birkaç günde birkaç yazar ve sanatçının adı dillerde dolaştı. Bunlardan ikisi, bizimkiler. Sinema sanatçısı, aktör, yazar Yılmaz Güney ve şarkıcı, besteci, özetle müzisyen Ahmet Kaya. Öteki, Hint asıllı İngiliz yazar Vidiadhar Surajprasad (kısaca V.S.) Naipaul… Bizimkilerle, sanatlarının ötesinde kişisel tanışıklığımız, arkadaşlığımız var. Naipaul’u ise, Nobel Ödülü öncesinde birkaç öykümsü yazısı ile tanıyordum. Şimdi bu yazarın yapıtını, yine ödül nedeniyle değil, fakat şu son günlerde hakkında söylenenler için daha yakından tanımak arzusu duydum. Söyleyeceklerime Naipaul’dan başlayayım. Bu Hint kökenli İngiliz yazar, Hindistan’dan Venezüella’nın Kuzey doğusundaki minik Trinidad Adası’na göçmüş yoksul bir ailenin çocuğu. Doğduğu ve üniversite öğrenimi için İngiltere’ye gidinceye kadar yaşadığı yer de Trinidad. Yani, Hint kökenli, Trinidadlı bir İngiliz yazardan söz ediyoruz... Peki, neden İngiliz? Herhalde İngilizce yazdığından ve kendini İngiliz edebiyatına ait saydığından. Biyografisinde, İngiliz gazetesi The Times’ın 2008’de yayımladığı bir listede, onu 1945’ten o tarihe kadar en büyük elli İngiliz yazarı arasında yedinci sıraya koyduğunu okudum. Demek ki yazarın aidiyetinde, ait olduğu etnik köken dışında da ölçütler olabiliyor… Buradan Yılmaz Güney’e gelelim… Türkiye’de birkaç karşılaşmamız olmuştu. “Bir Gün Mutlaka” filminin ilk özel gösterimine birkaç dostuyla birlikte beni de çağırmıştı. Bu davetin özel bir nedeni de vardı. Film benim şiir kitabımın adını taşıyordu. Anımsadığımca filmin son sahnesinde bir bavul açılır ve içinden şiir kitapları dökülür. Neden filme adını veren kitabımın da bu bavulda bulunmadığını sorduğumda, boynunu hafifçe bükerek, insanı silahsız bırakan ünlü gülümseyişiyle, şimdi anımsamadığım bir özür ileri sürmüştü… 1984’te Paris’te iki sürgün olarak kucaklaştığımızda, kucakladığım bir kucak kemikti. Birkaç ay sonraki ölümünü Fransız televizyonları “Kürt sanatçı Yılmaz Güney öldü” diye duyurdu. Nâzım Hikmet’in, Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Lütfi Akad’ın, Atıf Yılmaz’ın öğrencisi; bütün birikimiyle çağdaş Türk sanat ve edebiyatı içinde yoğrulmuş, Türk dilinin seçkin yazar ve sanatçısı Yılmaz Güney, Türk sanatçı mı, Kürt sanatçı mı, Türkiyeli sanatçı mı, karar sizin… Naipaul’un nerenin, hangi edebiyatın yazarı olduğunu unutmaksızın… Kardeşim Nihat Behram yıllar sonra Türkiye’ye gelişinde Gayrettepe’de gözaltına alınmıştı. Ben de nasılsa geceyi onunla gözaltında geçirme iznini almayı başarmıştım… Derken Ahmet Kaya gecenin bir saatinde ünlü cipiyle, birçok şiirini bestelediği Nihat’ı ziyarete geldi. Benim de bir şiirimi bestelemiş olmasına karşın ilk karşılaşmamızdı… Bu toprağın, bu ülkenin has bir çocuğuydu. Babası Kürt, annesi Türkmüş. Birçok kez yazdım, benim annem de babam da Azerbaycan kökenli ailelerin çocuklarıdır. Fakat öldüğümde “Azeri şair öldü” diye duyururlarsa, Azerbaycan’a, Azeriliğe, Azeri dostlarıma sonsuz saygıma ve sevgime karşın, herhalde çok saçma bir şey olur… Çünkü ben burada doğup büyüdüm. Türkiye Türkçesinin, Türkiye’nin şairiyim. Türk şairiyim… (Azeri kökenimi bir zenginlik ve mutluluk olarak algılayışım ise doğaldır ve bu bir başka konudur.) Güney, Kaya, Naipaul derken, yazı, sanatçının aidiyeti konusunda sürüp gitti.. Oysa ben her üç sanatçıya yapılan haksızlıktan söz etmek istiyordum. Kılıçdaroğlu’nun mezar ziyaretleri Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’yı gündeme getirdi… Aslında onlar, hatalarıyla sevaplarıyla, fakat hepsinden önce sanatçılıklarıyla, bu ülkenin her an gündemindeler ve hep olacaklar. Yaşamları acılarla doludur. Bu ülkenin pek çok sanatçısı, yazarı için olduğu gibi… Haklarında sarf edilen yakışıksız sözlere gelince (bu konuda beni en çok, “Sözcü” gazetesinde MHP liderini de geride bırakan bir başyazı şaşırttı) kem söz sahibine aittir demekle yetiniyorum. Naipaul’a gelince… Sömürgeciliği övüyormuş, İslam dinine hakaret ediyormuş… vb. Ben onun bu gibi sözler söyleyip söylememesinden ya da onları nasıl bir bağlamda söylemiş olmasından daha çok; bu her şeyden önce çok ilginç yazarın bu gerekçelerle Türkiye’ye gelmesini engelleyenlerin, böylece ülkemizi İran olmaya bir adım daha yaklaştıranların, bunu yapmakla kime ve neye hizmet ettiklerini daha çok merak ediyorum. Fakat herhalde gerçek anlamıyla bağımsız, çağdaş, özgür, laik bir Türkiye’ye değil… ataolb@cumhuriyet.com.tr Faks: (0212) 343 72 64 Güney, Kaya, Naipaul... Başbakanlık: Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi halinde generallerin bir üst rütbeye terfi ettirilmesi gerekecek İtiraf gibi savunma İLHAN TAŞCI ANKARA Açığa alınan üç generalin terfileriyle ilgili açtıkları davada, Başbakanlık’ın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (AYİM) gönderdiği savunmada “itiraf” niteliğinde ifadelere yer verdiği ortaya çıktı. Başbakanlık, generallerin yürütmeyi durdurma talebinin reddedilmesini isterken; “Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi halinde generallerin bir üst rütbeye terfi ettirilmesi gerekeceği” görüşünü buna dayanak gösterdi. Ancak Başbakanlık, AYİM’in yürütmeyi durdurma kararını vermesinin ardından generalleri terfi ettirmek yerine açığa alma yoluna gitti. Generallerin açığa alma işlemine karşı açtıkları yeni davanın ise önümüzdeki cuma günü ele alınacağı bildirildi. Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’nun YAŞ’taki terfi işlemlerinin onaylanmaması nedeniyle açtıkları dava dosyasına göre, Başbakanlık, AYİM’den generallerin yaptığı yürütmeyi durdurma başvurusunun değerlendirilmemesini istedi. Başbakanlık tarafından 13 Eylül 2010 tarihinde AYİM’e gönderilen savunmada, yürütmeyi durdurma talebinin değerlendirilmemesi istemi, itiraf niteliğindeki şu ifadelerle kaleme döküldü: “Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi halinde davacıların bir üst rütbeye terfi ettirilmesinin gerekeceği, ileride davanın ret kararı ile sonuçlanması halinde ise telafisi imkânsız, kabulü mümkün olmayan ve hukuki bulunmayan sonuçların doğabileceği gerekçesiyle öncelikle bu davada yürütmenin durdurulmasına karar verilmesinin usul yönünden mümkün olmadığı...” Başbakanlık tarafından yapılan bu savunma, AYİM’in verdiği yürütmeyi durdurma kararının ardından generallerin terfisinin kabulü olarak yorumlandı. Genelkurmay Başkanlığı da yürütmeyi durdurma kararı BÜLENT ARINÇ ASKERİ YARGIYI HEDEF ALDI İstanbul Haber Servisi Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 3 generalin açığa alınmasını hukuk çerçevesi içinde gördüğünü belirterek, “askeri yargıyı” hedef aldı. İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Arınç, “Bunda yadırganacak, tartışılacak, garip ya da yakışıksız bulunacak bir durum bulunmuyor. Yeri ve zamanı geldiğinde bu yetkiler kullanılır. Kimisi ‘geç kalındı bile’ diyebilir, kimisi ‘tam zamanı’ diyebilir. Ama bu yetki varsa kullanılır. Ben olan biten her şeyi hukuk çerçevesi içinde görüyorum” dedi. Türkiye’de 1960 ve 1980 darbelerinden sonra sivil ve askerin paralel yapılanma içine girdiğini bunun da yargıda ikili bir yapı oluşmasına neden olduğunu söyleyen Arınç, bunlara örnek olarak Danıştay’a karşılık Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Yargıtay’a karşılık Askeri Yargıtay’ın varlığını gösterdi. Arınç, “Üç general, daha önce açtıkları gibi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne dava açacak ve terfilerini ya da açığa alınma kararının iptalini isteyecek. Kimdir bu üç general? Tümgeneral rütbesinde olan üç değerli komutan. Bunlar hakkında kararı verecek olan kimdir? En yüksek rütbesi albay olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hâkimleri. Sizce burada bir gariplik yok mu” diye sordu. sonrasında Başbakanlık’tan defalarca generallerin terfisi için hazırlanan kararnamelerin onaylanmasını istedi. Ancak, Başbakanlık mahkemeden çıkan yürütmeyi durdurma kararına uymadı. Başbakanlık savunmasında, YAŞ kararlarının ve müşterek kararnamenin ayrı ayrı idari işlemler olmadığı ileri sürülürken, “YAŞ kararlarının yargı denetimi dışında tutulmuş olması nedeniyle YAŞ karar süreci içerisinde yer alan ve sonuçlandırıcı irade açıklaması niteliğinde bulunan müşterek kararnamenin ayrılarak idari davaya konu edilmesinin mümkün olmadığı, mahkemece müşterek kararnamenin (generallerin terfisini içeren) tek başına yargı denetimine tabi olabileceği kabul edilse bile tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı” değerlendirmesi yapıldı. Generallerin hükümeti yıkmaya teşebbüs suçlamasıyla yargılanmasının sürdüğünü anımsatan Başbakanlık, kararnamenin imzalanmamasında “(Gürbüz Kaya) görevli bulunduğu bölgede kamuoyunca bilinen ve çok büyük can kaybına neden olduğu gibi savunma zafiyeti yorumlarına da yol açan birtakım terör eylemlerinin olduğu ve bu eylemler neticesinde pek çok askerin şehit düştüğü, bu durumun yetkili makamlarca yapılacak değerlendirmede dikkate alınmayacağının ileri sürülmesinin hukukla, mevzuatla, kamu yararı ve hizmetin gerekleriyle bağdaşmayacağı” değerlendirmelerinin etkili olduğunu iddia etti. AYİM ‘YAŞ dersi’ verdi AYİM, Başbakanlık tarafından yapılan savunmaları yerinde görmedi ve aldığı yürütmeyi durdurma kararında, şu tespitleri yaptı: “Son işlemi (kararname) tesis edecek irade, YAŞ kararı ile terfi için seçilmiş personelin kanunun aradığı objektif şartlara sahip olup olmadığını gözetmekle yetkili ve görevlidir. Bunun zorunlu sonucu ise, son işlem olan müşterek kararnamenin somut olayda olduğu gibi YAŞ kararından farklı bir hukuki sonucu içermesi halinde bunun yargısal denetiminin yapılabileceğidir. Zira bu sayılan halde denetlenen YAŞ kararı değil, müşterek kararnamedir. Eğer YAŞ salt istişari bir kurul olsaydı, almış olduğu kararların yargı denetimine açık olup olmayacağının bir önemi ve anayasa ve yasayla bu konunun düzenlenmesinin bir ge reği olmazdı. Başbakanlık’ın kamu yararı ve hizmetin gereklerini de gözeterek olumlu veya olumsuz şekilde işlem tesis etmek konusunda da takdir yetkisi bulunduğu yönündeki savunmasına itibar etmek hukuken mümkün görülmemiştir... Terfi kararnamesinin imzalanmayarak geri çevrilmesi ve bunun zorunlu sonucu olan korgeneralliğe terfi ettirilmemesi işleminin açıkça hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir.” AKP’li Elitaş AYİM’e yol gösterdi ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin (AYİM) açığa alınan 3 generalle ilgili olarak AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “İnşallah AYİM kararını emirkomuta zincirinin etkisi altında kalmadan alır” dedi. Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ise AYİM’in bir yürütmeyi durdurma kararının çok tartışmasız bir hukuk ihlali olacağını söyledi. Bozdağ, “Yargıya kapalı bir konuda, mahkemenin daha ön incelemede, ‘bunun görüşmeye ehil olmadığını’ ifade ederek dosyayı iade etmesi gerekirken, yürütmeyi durdurma kararı vermesi açık bir anayasa ihlalidir. Bakanların yaptığı tasarruf kanuna uygundur. Bakanların takdir hakkına da mahkemelerin karışma yetkisi yoktur” diye konuştu. Açığa alma haftaya Generallerin açığa alma işleminin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle açtıkları davanın da gelecek hafta cuma günü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Daireler Kurulu’nda ele alınacağı bildirildi. Askeri Başsavcılık, bakanlıkların savunmasından sonra yeniden gözden geçirilmek kaydıyla yürütmenin durdurulmasını istedi. Başsavcılığın sunduğu görüşün kararı verecek kurul açısından bir bağlayıcılığı bulunmuyor. Ancak kurulun başsavcılığın görüşü doğrultusunda karar vermesi durumunda, generallerin görevlerine hem “terfilerini alarak” hem de daha önce vekâleten atandıkları yerlere asaleten dönmeleri sonucu doğacak. HÜKÜMETE 1 MART TEHDİDİ 2 GÖZALTI Öcalan, Baydemir’e yeni görev verdi DİYARBAKIR (Cumhuriyet Bürosu) Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir önceki görüşmede “Silahların miadı dolmuştur” dediği için sert eleştiride bulunarak istifa çağrısında bulunduğu Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e bu kez “demokratik özerklik anayasası hazırlaması” görevi verdi. Öcalan, Kürt sorununun çözümü için adım atılmazsa 1 Mart’ta çatışmaların tekrar başlayacağı tehdidinde bulundu. Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin ayrıntıları örgüte yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yayımlandı. Öcalan, Kürt sorununun çözümü için son 1 aydır görüşme olmadığını savunarak, “Ben devlet ile PKK arasında aracıyım. Çünkü henüz müzakerelere geçmedik. (...) 1 Mart’a kadar görüşmelerden anlamlı bir barış çıkmazsa ben bu aracılıktan çekilirim, çekilmekten ziyade ‘yapamadım, başarısız oldum, devlet de, hükümet de çözüme gelmedi, artık daha fazla aracı olamam’ diyeceğim. Verdiğim tarih 1 Mart. Sıfıra doğru geri sayım başladı.” Bu süreçte “şehir konseyleri” kurulmasını da öneren Öcalan, “Şehir konseylerinin içinde her görüşten kişiler olabilir. Şehir meclislerine, samimi İslami gruplar da var, onlar AKP’den ayrıdır, onlar da girebilir. Barış isteyen herkes olabilir, barışı kabul ediyorsa MHP’li biri de olabilir” dedi. Öcalan, demokratik özerklik anayasası hazırlanması için de talimat verirken, geçen hafta sert eleştirilerde bulunduğu Baydemir’i de bu süreçte görevlendirdi. Öcalan, “Demokratik özerklik çalışmasının yarısı belediyelerin payınadır. Yani yüzde elli ellidir. Demokratik özerkliğin anayasası çalışmaları yapılabilir ve hızlandırılabilir. Baydemir ve diğer belediye başkanları da bu konuyla ilgilenebilir” diye konuştu. KorucuBDP gerilimi Haber Merkezi Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde, hükümet konağı önünde korucular ve BDP’liler arasında yaşanan gerginliği, polis havaya ateş açarak bitirdi. Eğil Hükümet Konağı’ndaki adliye binasında BDP’li yöneticilerin yargılandığı davayı izleyen Belediye Başkanı Petek Çapanoğlu Çelik ve partililer, binanın önünde bekleyen Karakoç ailesine mensup köy korucuları ile tartıştı. İddiaya göre korucuların 8 aylık hamile olan Çelik’e sözlü sataşmada bulunması ile başlayan gerginlik, partililerin müdahalesiyle fiziki saldırıya dönüştü. Çelik’in bağırması üzerine olaya müdaha eden polis, havaya ateş açtı. 2 kişi gözaltına alındı. Hastaneye kaldırılan Çelik, olayın provokasyon olduğunu, davanın Karakoç ailesi ve korucularla olduğunu söyledi. Çelik, “Devlet kimlere silah verdiğini görsün” dedi. BDP Diyarbakır İl Başkan Yardımcısı Mehmet Aksünger de “Saldırının cevabı verilecek” dedi. Haşim Kılıç’a yumurtalı protesto Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde katıldığı bir sempozyumda bir grup öğrencinin yumurtalı saldırısına uğradı. 2’si erkek üç öğrenci gözaltına alınırken Kılıç, “Arkadaşlar keşke daha demokratik olsalardı” dedi. Kılıç, “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı” konulu sempozyumunda konuşurken, Öğrenci Kolektifleri üyesi bir genç, “Siz ileri demokrasiden bahsediyorsunuz ama bizim İstanbul’da arkadaşlarımız gözaltına alındı. AKP işbirlikçileri. Böyle demokrasi mi olur?” diye bağırdı. Başka öğrenci de, “Biz sizler gibi işbirlikçi, gericileri istemiyoruz” diyerek bağırmaya başladı. Bir öğrenci de, elindeki yumurtayı kürsüde konuşan Kılıç’a fırlattı. Yumurta Kılıç’a isabet etmezken eylemci öğrenciler güvenlik görevlileri tarafından önce susturuldu, ardından yaka paça dışarıya çıkarıldı. Gözaltına alınan öğrenciler daha sonra serbest bırakılırken 2 erkeğe denetimli serbestlik uygulanmasına karar verdildi. (AA) SP’nin platformu çöktü İstanbul Haber Servisi Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan, AKP iktidarını eleştirerek, “Bunlar bizim talebelerimiz, arka kapıdan kaçıp top oynayanlar bunlar. Şahsen severim fakat vatanı, milleti daha çok seviyoruz” dedi. Kongreden sonra ilk kez meydanlara inen Milli Görüş lideri Erbakan, dün Eyüp Sultan Meydanı’nda “3. Şahlanış Duası” programına katıldı. Erbakan, 2011 seçimleri için gerçekleştirilecek seçim kampanyasını burada yapılan dua ile başlattı. Eyüp Sultan Camisi’nin girişine kurulan platformun izin verilmediği gerekçesiyle başka yere kurulması istendi. Parti yöneticileri, platformun kaldırılması ve Sofu Karaali Çavuş Camisi önüne taşınması için sökme işlemi yapılırken rüzgârın da etkisiyle platform devrildi. Platformun önünde bulunan Erbakan’ın öncü koruma polisi başından yaralandı. Suriye’de PKK’ye büyük operasyon Dış Haberler Servisi Suriye, terör örgütü PKK’nin finansman kaynaklarını kesmeye yönelik operasyonlarda bin kişiyi tutukladı. Terör örgütünün Kandil’deki lideri Murat Karayılan, “uygulama karşısında sessiz kalmayacaklarını” açıklayarak Suriye’yi tehdit etti. Suriye güvenlik güçlerince, son bir ayda çeşitli kentlerde gerçekleştirilen operasyonlarda, PKK’ye lojistik destek sağladıkları belirlenen bin kişi tutuklandı. Suriye’nin, yurtdışında faaliyet gösteren Suriye uyruklu 287 terör örgütü üyesinin yakalanarak, iade edilmelerine yönelik girişim başlattığı öğrenildi. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog