Bugünden 1930'a 5,446,863 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 KASIM 2010 CUMA 14 Üniversitelilere verilen 15’er aylık hapis cezaları İTÜ Maslak yerleşkesinde kitlesel gösteriyle protesto edildi GÖRÜŞ AHMET TAN ‘Öğrencilerimizin yanındayız’ Başaran’a onur ödülü İstanbul Haber Servisi Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği, “2010 Mustafa Necati Onur Ödülü”nü öğretmen, şair ve gazetemiz yazarı Mehmet Başaran’a törenle verdi. Maltepe Belediyesi’nin katkılarıyla Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende üç kuşak öğretmen ve öğrenciler bir araya geldi. Törende, Alev Coşkun Kuvayımilliye ruhuna değinerek “O günlerde öğretmenlik, en yüce meslekti. Bugün ise ikinci derece kariyer bir meslek gibi görünüyor. Ancak yılmıyoruz. Çünkü; karanlıkların en koyu olduğu an, aydınlıkların çıktığı andır” dedi. Ödülünü Cengiz Bektaş’tan alan Başaran da kısa bir konuşma yaptı. İstanbul Haber Servisi İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 2008 Akademik yılı açılışında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı çeşitli pankart ve dövizlerle protesto eden 18 üniversite öğrencisinin 15 ay hapis ve 80’er TL para cezasına çarptırılması İTÜ’nün Maslak’taki yerleşkesinde kitlesel gösteri ile protesto edildi. Sanatçılar, meslek örgütleri ve ailelerin de destek verdiği gösteride, düşünce özgürlüğünün demokratik bir hak olduğu vurgulandı. Yemekhane önünde toplanarak “Üniversiteler, zorbalığa, baskıya, AKP’ye teslim olmayacak” pankartı açan öğrenciler “15 ay cezanız vız gelir, vız”, “Gençlik isyanı yargılanamaz”, “Demokrasi yalanı İTÜ’de patladı” sloganları atarak gözaltıların yaşandığı Süleyman Demirel Kültür Merkezi önüne dek yürüdüler. Burada öğrenciler adına açıklamayı okuyan İTÜ öğrencisi Mehtap Metinoğlu düşünce ve ifadenin demokratik bir hak olduğunu belirterek “Bu hak temelinde bağımsız ve özgür düşünce üretiminin yattığı üniversitelerin olmazsa olmazıdır. AKP bu cezalarla üniversitelerin düşünce özgürlüğüne saldırıyor. Öğrencilerin sesini kısmaya daha fazla gericilik ve paralılaştırma ile dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor” dedi. Kâbe’ci Kanuniler… TBMM grup salonunda kapalı toplantıdayız. Kürsüde şöyle bir yaylanıyor. Ve “Van minit!” vaziyeti alıyor ve sesini “Kodum mu oturturum!” vitesine geçiriyor... İrtica’yı da Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden çıkarttırdığı için mi nedir, bu kez “irticalen!” konuşuyor. Önünde cam mam yok. “Milletvekilinin işi nedir?” diye bağırıyor. Cevabı beklemeden kendisi veriyor: “Meclis’e gelmek… Yasama faaliyeti yapmak! Meclis’e gelmeyenler var. Bunları silkeleyin! Kendilerine gelsinler!” Aslında TBMM’de öyleleri var ki, değil silkelemek, pirzola demiri ile dövülseler kendilerine gelecekleri falan yok. Çünkü ne kuldan utanıyorlar, ne de Allah’tan korkuyorlar. Cehennemde yanmak, millete rezil olmak falan iplerinden değil. Halkı, Allah ile halkı aldatmaya dadanmışlar bir kere… Kimler mi bunlar? Meclis’te sahte oy kullananlar. Meclis’te, hatta Türkiye’de bile bulunmadıkları halde, önceden oy pusulası, yoklama pusulası doldurup arkadaşlarına verenler. Ve kendi yerlerine oy attıranlar. “Böyle şey olur mu?” diyorsanız, siz Ak Partisi’nin ne kadar kara bir parti olduğunu hâlâ fark etmemişlerdensiniz demektir! Kasım ayının ilk haftasında TBMM Başkanlığı’na dilekçe vererek “Hac farizasını yerine getirmek üzere” izinli sayılmak isteyen çok sayıda AKP’li var. Bunlar Allah’tan daha çok, herhalde liderlerinin fırçasından korkuyorlar ki... Boş oy pusulalarına ad, soyad ve seçim bölgelerini yazıp imzalamışlar… Ve bu pusulaları oylamalarda kullanmak üzere arkadaşlarına bırakmışlar. 9 Kasım 2010 günü TBMM’de oylanan bütün kanun tasarılarında bu sahte oy pusulalarının kullanıldığı ortaya çıktı. Çıktı da ne oldu? Hiç! AKP’li Divan üyelerinin de imzaladığı oy sonuç tutanaklarında 78 üyenin “mükerrer oy kullandığı” saptandı. Saptandı da ne oldu? Hiç! Söz konusu yasa tasarısı kanunlaştı! Bu türden sahtekârlığa dünyanın hangi parlamentosunda rastlanabilir? Bu soruya da TBMM’deki Uluslararası Parlamentolararası Birlik’in AKP’li Başkanı yanıt versin! Burada yayımlayalım. Düşünün ki, bu muhteremler Mekkei Mükerreme’de Kâbei Şerif’i tavaf ederlerken bunların daha önce hazırlayıp bıraktıkları oy pusulaları ile de TBMM’de birtakım herifi na şerifler kanun çıkartıyorlar. Başbakan’ın bayram sabahı Kanuni’nin yaptırdığı Süleymaniye Camii’ni 453 yıl sonra yeniden ibadete açmasıyla yeni bir Kanuni Devri başladı diye düşünüyorduk. Meğer Mekkecisahte oycu mükerrerci Kanuniler o devri TBMM’de açmışlar bile.. Soru şudur: Dünya çapındaki bu kepazelikten, AKP liderinin haberi var mı, yok mu? Haberi olmadığına inanmak istiyoruz. O da bunu sağlamak istiyor gibi. AKP’li milletvekillerini önceki gün toplayıp “Silkinin, kendinize gelin!” diye kükremesi bundan! Hacca giderken sahte oy pusulası bırakan milletvekilinin, haccı kabul edilir mi edilmez mi? Bu sorunun yanıtını yeni Diyanet İşleri Başkanı’nın fetvasına bırakalım. Çünkü eski başkan, “Benim dünyamda siyasete yer yok!” dedi bile. Gerçekten de siyasetin bu türüne hiç kimsenin dünyasında yer olmamalı. Ama dünyamızı ne yazık ki bu türden siyasetçiler kapladı ve karartıyor. Ak’lıkta ısrarları bu yüzden. “Hiç olmazsa adımız ak!” olsun diye hevesleri var. NOT: Bu Kanunilerin adlarını yazmak köşeye günah bulaştırmak olacak. Merak eden okurlar, eposta adresini aşağıdaki adrese iletirse listeyi gönderirim. ahmettan@tbmm.gov.tr GENİŞ KATILIM Öğrencilerin yürüyüşüne ailelerinin yanı sıra İTÜ öğretim üyeCezanın toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik olduğunu kaydeden Metinoğlu şöyle konuştu: yoruz. Tüm müdahalelere, baskılar ve gözaltılara rağmen cezalarınız vız gelir. Üniversitelerimizi arka bahçeniz yapmaya izin vermeyeceğiz. Gittiğiniz her yerde bizi göreceksiniz.” İTÜ Öğretim üyesi Prof. Ayşe Erzan ise cezanın kabul edilemez olduğunu ifade ederek “Cezalara yönelik imza kampanyası başlattık. Şimdiye kadar 20 öğretim görevlisi hazırlanan bildiriye imza attı. Yeni yetişen kuşakların düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri ortamı savunmayı görev biliyor, öğrencilerimizin yanında olduğumuzu bildiriyoruz” dedi. Hapis cezası alan İTÜ öğrencisi Neval Kösedağ’ın annesi Ferdane Kösedağ da öğrencilerin yalnızca “Üniversiteler bizimdir” dediklerini vurgulayarak “Okullar Tayyip Erdoğan’ın değil bu çocukların olacak” diye konuştu. leri, Halkevleri, TTB, EğitimSen Üniversiteler Şubesi, TEKEL işçileri, sanatçılar Tolga ve Pınar Sağ ile eski CHP İBB Meclis üyesi Hüseyin Sağ da destek verdi. (Fotoğraf: ALİ AÇAR) ‘Üniversiteler AKP’nin arka bahçesi olmayacak’ “AKP öğrenciler vasıtasıyla toplumsal muhalefete tehdit mesajı göndermektedir. Açıkça kimse ‘Başbakan’a söz söyleyemez’ denilmektedir. Şimdi İTÜ’de bir kez daha AKP’ye meydan oku Elini Taşın Altına Sokmak! MERİÇ VELİDEDEOĞLU “Toplumsal Bellek Platformu”, 62 yıldan bu yana karanlıkta kalmış bırakılmış “aydın” cinayetlerinin aydınlatılması için savaşım veren bir sivil toplum kuruluşu (STK). “Ülkenin aydınlık geleceği uğruna mücadele eden”, bundan dolayı da “yaşam”ları ellerinden alınan bu aydınların, ailelerinin oluşturduğu bir “platform”. Sözcüleri Sayın Canan Kaftancıoğlu: “Bu insanlara, ailelerinden çok kamuoyu ve toplum sahip çıkmalı” diyor. Platform’un bir başka üyesi de: “Biz nasıl elimizi taşın altından çıkarmıyorsak, sokaktan geçen insanlar da bir gün bu kaygıyı taşıyıp kendi çocukları için o taşın altına ellerini sokacak!” diye sesleniyor. Kuşkusuz yerden göğe haklılar. Ne yazık ki, uzun süredir bu “görüş”e karşı bir “tutum” toplumda kök salmış bir durumda. Örneğin “2007”deki “Cumhuriyet Mitingleri”yle, ellerini taşın altına koymak isteyenler, mitinglerin hemen ardından yapılan genel seçimde yine AKP kazanınca “eylemle” istenilen sonucun alınamayacağı kanısına vardılar; en azından böyle bir “izlenim” dolaşıyordu ortalarda. Kuşkusuz, ülkeyi bölmek isteyenlerle, PKK’yi destekleyenlerle, şeriat özlemini haykıranlarla hiçbir ilişkisi olmayan; yasaların çerçevesinde yapılan bu “tür” toplumsal “eylem”lerde “süreklilik”, sonuç almada en büyük payı olan koşullardan biridir. Ayrıca, “eylem”in topluma “yayılması”nın, yaygınlaştırılmasının “da”, başarı için gereken başka bir koşul ve etken olduğu bilinir. Bu etkeni belirten en güzel bir örneği, Mustafa Kemal’in “91” yıl önce ulusa yaptığı şu çağrıda görürüz: “Eylemlerinizi köylere dek yayarak sürdürünüz!” Atatürk’ün 1919’un Mayıs’ındaki bu çağrısına birçok yerden yanıt gelir; toplu gösteriler yapılır. Üstelik gerek Osmanlı yönetiminin gerekse ülkeyi adım adım işgal eden düşman kuvvetlerinin görülmemiş kertedeki “acımasız” baskılarına karşın. “Baskı” denince, 2007’de seçimden sonra kurulan “AKP Hükümeti”nin “de” ilk yaptığı işlerden birinin “Cumhuriyet Mitingleri”ni ele alıp sorgulaması olduğu anımsanmalı. Böylece “AKP” iktidarı, mitinglerin düzenlenmesinde görev almış, öne çıkmış STK’ların başkanları, yöneticileri, üyeleri, yandaşları üzerine bir “karabasan” gibi çöktü. “İnsan”ı için için kemirmeyi pek başarılı bir biçimde uygulayan bu “baskı”nın, dalga dalga yayılıp bu mitinglere katılanlara dek ulaşması, toplumda “bulaşıcı hastalık” gibi bir “korku salgını” yaratmıştı. Bu durum halkın içine kapanmasına neden olsa da, “salgın”ın bir türlü bulaşamadığı, toplumu aydınlatıp “korku”yu silmeye çalışanlar hâlâ ayaktaydılar. Üstelik bu kez onlar, AKP iktidarının dolayısiyle R. T. Erdoğan’ın “kâbus”u olacaklardı, oldular da. Erdoğan, AKP iktidarını özellikle de kendini ezen bu “kâbus”u yaratanlardan, bilindiği gibi “Ergenekon Darbesi”yle kurtulmaya çalışacaktı. Oysa Başbakan’ın unuttuğu ama halkın bir bölümünün de olsa anımsadığı, ayrıca yaşayarak öğrendiği bir deneyimi vardı; “korku”nun “ecel”e bir “yarar”ı olmadığını artık biliyordu. Bu “bilinç”lenmeyle yol alanlar, son iki yılı aşkın bir süredir “eylem”in “çoban ateşleri”ni ülkede yer yer yakmaya başladılar. “Toplumsal Bellek Platformu”nun bir üyesi de bu durumu; “En azından toplumda bir kıpırdanma olduğunu düşünüyorum” diyerek belirtti. Aslında Türkiye şu sıralarda ülke çapında bir “eylem” dalgası içinde; “eylem”lerin yaktığı küçüklü büyüklü “çoban ateşleri”ni saymaya kalksak, yerimiz yetmez; ama izninizle bunların birinden söz edip anımsatayım diyorum. 2009 yılında, “Ergenekon Darbesi”yle “insan hakları”nın, “hukuk”un çiğnenmesine, Silivri Mahkemesi’nde “adalet”in “maskara”laştırılmasına karşı yapılan bu “eylem”in, yakılan bu “çoban ateşi”nin adı; “Simgesel Eylem”dir. Gerçekleştirenler ise “Simgesel Eylem Grubu”nun “söz bitti”, artık “eylem” diyen üyeleri. “Simgesel Eylem Grubu” olarak 2009’un Mart ayında başlattığımız “eylem”i, “18 ay” gazetemiz Cumhuriyet’in bahçesinde “eksi iki”, “artı 35” dereceye pek aldırmadan sürdürdük. Cumhuriyet’in konukseverliğine, sabrına; “Kadın Araştırmaları Derneği”nin de özdeksel tinsel (maddi manevi) desteğine teşekkür ediyoruz. Yaktığımız bu “çoban ateşi”nin “383. günü”nde Balbay ve Özkan’ın çağrısıyla da aylardır, mahkeme oturumlarında dinleyici olarak yer alıp, “eylem”imizi “Silivri”ye taşıdık. Ama artık yapılması “gereken”; 91 yıl önce Atatürk’ün dönemin STK’larını birleştirmesi gibi “bir araya” gelmek; daha geniş bir anlatımla, hem “AKP iktidarı”nın ülkeyi her bakımdan sürüklediği “Füze Kalkanı” gibi “çıkmaz”lara ve bunları halka yutturmak için Erdoğan’ın sergilediği “Kasımpaşalık”lara, bugün söylediğini yarın, hiçbir sorumluluk duymadan, topluma karşı en küçük bir saygı gereğini duyumsamadan “yadsımasına”; hem de “Ergenekon Davası” gibi “maskara”lıklara son vermek için, “Cumhuriyet Mitingleri” örneği, “birlikte” “eylem”e geçmektir. Kısacası, “çoban ateşleri” birleşmeli, birleştirilmeli. Eller taşın altına sokulmalı! HAYVANLAR İSMAİL GÜLGEÇ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN 2 3 4 5 6 7 8 9 HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com 1 SOLDAN SAĞA: 1/ Boş film şeridi. 2/ Bir tür gemici düğü 1 mü. 3/ Durağan yıl 2 dız... Özbekistan’ın 3 plaka imi. 4/ Evrensel alıcı olan kan gru 4 bu... Genellikle pol 5 yester ya da fiberglastan yapılan gazete 6 satış kabini. 5/ Çit, 7 perde... Uygur hü8 kümdarlarına verilen unvan. 6/ “Evrensel 9 hayat enerjisi” anlamına gelen, çok eski bir Japon sağlık tekniği... İlave. 7/ İki tarla arasındaki sınır... Demiryolu. 8/ Bir tür bağımsızlığı olan büyük il... Notada durak işareti. 9/ “Yalan dolan, tuzak, düzen” anlamında argo sözcük. m.velidedeoglu@hotmail.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1B E L L EME Ö 2E B E Z E F İ R 3 L E N T O E K E 4 L T OG A O K 5E Z OG E L İ N 6M E A L I K U 7 E F E İ K B A L İ K ON A D A YUKARIDAN AŞAĞIYA: 8 U L A Ş 1/ Papaz, özellikle de Pro 9 Ö R E K testan papazı... Sözcük türetmek ya da sözcüğün görevini belirtmek için kullanılan biçim verici ses. 2/ Bir göz rengi... Osmanlı devletinin Müslüman olmayan uyruklarına verilen ad. 3/ Antalya yöresine özgü, kaburga eti ve pirinçle yapılan bir yemek... Ayak direme. 4/ “Çavuşkuşu, hüthüt” gibi adlar da verilen bir kuş... Bir nota. 5/ Giysi yapılan bir tür pamuklu kumaş... Taşıyıcı sütun. 6/ Ürenin kanda birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalık... İskambilde koz. 7/ Lityum elementinin simgesi... 106 taşla oynanan bir oyun. 8/ Kadifemsi bir görünüş kazandırılmış sığır derisi... Yabancı. 9/ Mısıra verilen bir başka ad... İsyankâr. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog