Bugünden 1930'a 5,438,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 21 AĞUSTOS 2009 CUMA CUMHURİYET SAYFA HABERLER 7 DÜZ YAZI ORHAN BİRGİT Gerçek Bir Diriliş İçin... İyi bir televizyon izleyicisi olmadığımı önceki gün Ertuğrul Özkök’ü okurken bir kez daha anladım. Meğer günlerden beri, TBMM’nin 90’ıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle TV’lerin program aralarında bir klip yayımlanıyormuş. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Dev- let Çoksesli Korosu, Devlet Opera Korosu ile TRT’nin Çoksesli Korolarından oluşan 300 ki- şilik bir koro. En önde Cumhuriyetin yetiştirdiği ünlü keman virtüözlerimizden Prof. Suna Kan. Can Atilla’nın “Diriliş” adlı eserini icra ediyor- larmış. (1969 doğumlu genç besteci, Hacettepe Üni- versitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirmiş. Masterini de aynı yerde yapmış. Müzik dünyası- nın “Hüznün Evrensel Sanatçısı” olarak tanıttığı Can Atilla’nın 13 Mayıs 2008’de İngiltere Kraliçesi için özel bir dinleti sunduğu da biliniyor.) Klibin, Özkök’e “insanın tüyleri ürperiyor” de- dirten ana temasını Hürriyet Genel Yönetmeni, Bü- yük Koronun söylediği şarkıların nakaratında bulduğunu söylüyor. Zaten önceki günkü yazıyı yazmasının da bence tek ve gerçek nedeni, o te- ma. Yani Atatürk’ün bugünlerde, malum çevre- lerce çok eleştirilerek tartışılan Onuncu Yıl Nut- ku’nun son tümcesi. Hançeresinden haykırırcasına çıkan “Ne Mut- lu Türk’üm diyene” sözleri. Eser de Atatürk’ün kendi sesinden söylediği bu cümle ile bitiyormuş. Ama, “Diriliş” poemine bu tümceyi ekleten, ge- çen dönemin Büyük Millet Meclisi Başkanı Kök- sal Toptan olmuş. Hürriyet yazarı, çarşamba günkü yazısında, TBMM’nin bu eserin ne kadar arkasında olduğunu soruyordu. Soruyu bir kez de ben tekrarlayayım. “TBMM’nin tamamı arkasında mı?” CHP’nin, DSP’nin, MHP’nin ve bağımsız üye- lerin hemen tamamının “Bizler elbette ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ demenin gurunu taşıyoruz” ya- nıtını vereceklerinden kuşku duymuyorum. AKP’li üyelerin çoğunun da aynı gururu payla- şacaklarından da emin olmak isterim. Ama ya o kahrolası konjonktür Vatandaşlık tanımımızı tartışmaya açan, “Açı- lım” adı altında anayasadan 66. maddenin çıka- rılmasını iktidar partisine öğütleyen “aydın yan- daşlar korosu”nun tüylerini diken diken eden bir sesleniş olarak değerlendirildiğini, dağlardan ve kent meydanlarındaki dövizlerden kaldırılmasının tartışıldığı bu sözleri bazılarımız yazık ki bir ırk, et- nik bir aidiyetin tanımı imiş gibi görmek ve gös- termekte inatla direniyorlar. “Türk” sözünü, ümmet toplumunu uluslaştır- maya çalışan Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir” sözleri ile açıklaması bir rastlantı değildir. DTP’yi, partilerini, PKK’nin ve İmralı’daki örgüt başının partisi olarak görmek istemeyen kanadı varsa, onlar bu değerlendirmeyi nasıl karşılarlar? Türkiye Cumhuriyeti’ni, bir imparatorluğun kül- lerinin içinden Türklerin, Kürtlerin, Çerkeslerin, Abazaların, Lazların, Gürcülerin, Arnavutların, özetle aklınıza gelen tüm etnik toplulukların bir- leştiği tanım olarak seçti Atatürk. Çünkü sözünü ettiğim bu topluluklar, Ulusal Kurtuluş Sava- şı’nın zaferle bitmesi için birlikte savaşıp can ver- diler. Cumhuriyetin ilk yıllarında “din elden gidi- yor” teması ile ve İngilizlerin kışkırtması ile baş- latılan Doğu isyanlarında da, Kıbrıs Barış Hare- kâtı’nda da aynı şeyi yaptılar. Bugün de, 1984’te PKK tarafından başlatılan ve arkasında ABD, İngiltere, Almanya ile Fransa’nın yer aldığı gizlenemeyen kalkışmayı sona erdirmek için şehit düşen o binlerce insanın arkasından Türk- çe, Kürtçe ağıtlar birlikte yakılmıyor mu? Toptan’a teşekkür, Şahin’e soru Diriliş klibini, özellikle o “Ne mutlu Türk’üm di- yene” sözlerini de ekleterek bize armağan eden TBMM’nin eski Başkanı Köksal Toptan’a teşek- kür etmeliyiz. Başarılı iki yıllık başkanlık yönetimini, tepeden inme bir şekilde sona erdiren neden, umarım bu klip değildir. Bu umudumu perçinlemek için TBMM’nin bu- günkü Başkanı Mehmet Ali Şahin, şu sorumu açık yürekle yanıtlamalıdır: “Kurtuluş Savaşımızı başlatıp yöneten TBMM’nin 90. yılı için hazırlanan bu besteyi, icrasını ve özel- likle koronun bitimine eklenen Atatürk’ün ‘Ne mut- lu Türk’üm diyene’ sözlerini siz nasıl buldunuz?” “Bu klip bu hali ile önümüzdeki 2 yılda da parla- mentomuzun tanıtım klibi olarak kullanılacak mıdır?” Faks: 0 216 302 82 08 obirgit@e-kolay.net 1454 sayfalõk üçüncü Ergenekon iddianamesinin 185 delil klasörü iki DVD’de Ekler avukatlara verildi 39 can anıldı ADANA (Cumhu- riyet Bürosu) - Ada- na’dan çok sayõda kişi- nin katõlõm gösterdiği Hacõ Bektaş Veli’yi an- ma etkinliklerinden dö- nerken, 18 Ağustos 2002 tarihinde Toroslar’õn Damlama mevkiinde ge- çirdikleri trafik kazasõ sonucu ölen 39 kişi dün Kabasakal Mezarlõ- ğõ’ndaki kabirleri başõn- da aileleri, yakõnlarõ ve Adana Alevi Kültür Der- neği yöneticileri ve üye- lerinin katõldõğõ törenle anõldõ. Tunceli’de ‘geçici güvenlik bölgesi’ ANKARA (Cum- huriyet Bürosu) - Ge- nelkurmay Başkanlõğõ, Tunceli’nin bazõ bölgele- rini “geçici güvenlik böl- gesi” olarak belirledi. Genelkurmay Başkanlõ- ğõ’nõn internet sitesinde yer alan bilgi notunda, 23 Ağustos-23 Kasõm 2009 tarihleri arasõnda giriş yasağõ uygulanacak Tunceli’deki bölgelere ilişkin koordinatlara yer verildi. Yeşil bant açıklaması İstanbul Haber Servisi - İstanbul Emni- yet Müdürlüğü (İEM), Şişli’deki Cumhuriyet Mahallesi’nde azõnlõklara ait bazõ evlere yeşil bant işareti konduğu yönünde- ki haberler konusunda kendilerine müracaat ya- põlmadõğõnõ bildirdi. İEM’den yapõlan açõkla- mada, “Cumhuriyet Ma- hallesi’ne bağlõ cadde ve sokaklar üzerinde tem- muz ayõ başõndan itiba- ren toplam 10 hõrsõzlõk olayõ meydana gelmiştir. İkametlerden 2 tanesi gayrimüslim vatandaşla- ra aittir. Ayrõca gayri- müslim vatandaşlar tara- fõndan ilgili polis merke- zine tehdit ve benzeri id- dialarla herhangi bir mü- racaat olmamõştõr” denil- di. Cumhuriyet Mahalle- si Muhtarõ Ahmet Günel ise kendilerine başvuru yapõldõğõnõ ancak daha sonra işaretlerin söküldü- ğünü açõklamõştõ. Doç. Dr. Küçükel yaşamını yitirdi ANKARA (Cum- huriyet Bürosu) - An- kara Güven Hastane- si’nin kurucusu ve eski milletvekillerinden Doç. Dr. Ahmet Küçükel (73) yaşamõnõ yitirdi. Güven Hastanesi’nden yapõlan açõklamada, Küçükel’in İzmir’de hayatõnõ kaybet- tiği belirtilerek cenazesi- nin yarõn TBMM’de ya- põlacak törenin ardõndan Kocatepe Camii’nde kõlõ- nacak öğle namazõnõ mü- teakip 23 Ağustos’ta Ela- zõğ’a bağlõ İçme köyün- deki aile kabristanlõğõna defnedileceği bildirildi. Kayıp işadamı operasyonu İZMİR (AA) - İz- mir’in Aliağa ilçesinde bulunan Say Metal fabri- kasõnõn sahibi Rahmi Se- zai Özden’in 7 yõldõr ka- yõp olmasõyla ilgili ope- rasyonda 5 kişi gözaltõna alõndõ. Zanlõlarõn, ifade- leri doğrultusunda Gazie- mir Beyazevler semtinin üst kõsmõndaki ormanlõk alanda yapõlan, inceleme- de toprak altõnda insan kemikleri bulundu. İstanbul Haber Servisi - “Atatürkçü”ler yine Cumhuriyet nöbetindeydi. Atatürkçü dernekler ve yurttaşlar, her hafta Cumhuriyet gazetesi önünde Er- genekon soruşturmasõ kapsamõnda tutuklu bulunan Gazetemiz Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, tu- tuksuz yargõlanan gazetemiz yazarlarõndan Erol Ma- nisalı ve tüm Cumhuriyetçi aydõnlar için sembolik nöbet eylemini dün de sürdürdüler. Kadõn Araştõrma- larõ Derneği üyeleri ve Cumhuriyet Gazetesi Okurla- rõ (CUMOK) “Kapılar açılana dek, aydınlarımı- zın yanı başında, nöbetteyiz” pankartõ açtõlar. Nö- bet eylemine katõlan Kadõn Araştõrmalarõ Derneği üyesi Meriç Velidedeoğlu, “Bugün de çok üzgü- nüz. Gerek Prof. Dr. Erol Manisalõ gerek İlhan Sel- çuk, Türkiye’nin çağdışı koşullarda yaşamasına neden olan ortamdan dolayı hastanededirler” de- di. Dün Cumhuriyet gazetesi başyazarlarõndan Nadir Nadi’nin ölüm yõldönümü olduğunun da altõnõ çizen ve nöbetçiler olarak Nadi’yi yürekten andõklarõnõ ifa- de eden Velidedeoğlu, “Cumhuriyet gazetesi onun çizdiği doğrultuda yürümeye devam etti ve ede- cek” dedi. (Fotoğraf: SERKAN YILDIZ) ‘Aydınlarımızın Yanı Başında, Nöbetteyiz’ Atatürk ve Havacılar rölyefi açıldı ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Hava Kuvvetleri Komutanlõğõ Karargâhõ’ndaki “Ata- türk ve Havacõlar” rölyefi, Genelkurmay Başkanõ Orgeneral İlker Başbuğ’un katõlõmõyla düzenlenen törenle açõldõ. Başbuğ, “Açõlõşa gelirken nasõl bir şey göreceğimi bilmiyordum açõkçasõ. Bana ‘bir rölyef açõlõşõ’ dediler. Ben de rölyef denilince kü- çük bir şey zannettim. Ama burada bir gördük ki bir rölyef değil muazzam bir sanat eseri” dedi. Askeri araç devrildi: 1 şehit Yurt Haberler Servisi - Hatay’õn Altõnözü ilçesinde,askerleri taşõyan araç, sürücüsünün di- reksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu Hacõpa- şa beldesi Kabak mevkisinde devrildi. Er Hüseyin Aslan’õn şehit olduğu kazada, iki er de yaralandõ. (Fotoğraf:SAVAŞKÜRKLÜ) LEYLA TAVŞANOĞLU Dünyada ender bulunan doğa hari- kalarõndan Saros Körfezi “imdat” sinyalleri veriyor. Deniz kirliliği almõş başõnõ gitmiş. Pek çok tür balõğõn nesli tükenmek üzere. Yakõnda rant uğruna arazi talanlarõ da başlayacak. Yõlõn büyük bölümünü Saros’taki evinde geçiren çevreci mimar, usta dal- gõç Raşit Ündüz, Saros Körfezi’ni yok etmek üzere olan zihniyetle mücade- leye baş koymuş. Çalmadõk kapõ bõ- rakmõyor. Son durağõ Çevre Bakanõ Dr. Veysel Eroğlu olmuş. “Sağ olsun. Konuyla çok ilgilen- di. Elinden geleni yapmaya söz verdi” diyor. Sa- ros’ta neler olduğunu Ündüz’e sorduğumda çok çar- põcõ gerçekleri bir bir sõralõyor: “Bölge olarak an- latacak olursak Saros, kuzeydoğu Ege’nin en ucu. Çöküntüyle meydana gelmiş bir bölge ve denizden söz ediyoruz. Araştırmalara göre Sa- ros aşağı yukarı 144 tür balığın yaşadığı son de- rece ilginç bir körfez. Ben- ce körfezin en ilginç doğal özelliklerinden birisi şu- bat, nisan ve temmuz ay- larının 15’i ya da 18’inde, her yıl hiç değişmeden, dip ve yüzey akıntılarının yer değiştirmesiyle oluşan akıntılardan dolayı hiçbir atığı barındırmaması. Ken- di kendini arıtan, temizle- yebilen dünyada üç deniz- den birisi. Dolayısıyla gü- neş ışıkları, çok temiz ve berrak olan bu sular- da çok derinlere kadar sızabiliyor. Bu da de- rinlerde yaşayan canlı türlerinin hayatta kal- masını sağlıyor. Bu da dip balığı dediğimiz ba- lık sistemlerinin oralarda artarak üremelerine yardımcı oluyor. Ayrıca geçit balığı, göçebe ba- lık dediğimiz bazı türler var. Kimisi soğuk, ki- misi sıcak suyu seviyor. Saros Körfezi’nin yü- zey suları 22 dereceyi bulabiliyor. Ama 15-16 metrelere indiğinizde 16 dereceye kadar düşe- biliyor. Dolayısıyla da bu deniz her türden ba- lığın yaşamasına bir ortam sağlayabiliyor.” KIZILDENİZ’İN EGE VERSİYONU Çevrede sanayi tesisi olmamasõ nedeniyle bu su- larõn hiçbir şekilde kirlenmesine olanak bulunma- dõğõna işaret eden Ündüz sözlerini şöyle sürdürü- yor: “Saros’un Enez, Erikli, Keşan dolayların- da yani Yunanistan’a bakan tarafında çok gü- zel görüntüler, kumullarla karşılaşıyorsunuz. Orada son yıllarda büyük şehirlerden insanla- rın da geldikleri bir tatil bantından söz ediyo- ruz. Dünyanın pek çok ülkesinden gelen balık adamlar bu sularda dalış yapıyor. 1970’li yılların başında Kaptan Jacques Cousteau Saros’a gelip dalış yaptığında, ‘Burasõ Kõzõldeniz’in Ege ver- siyonu. Bir tek burada Kõzõldeniz’deki kadar balõk ve sünger çeşitliliğini gördüm’ dedi. Burası çok önemli bir bölge. Bu bölgenin çok ciddi ölçek- te korumaya alınması lazım.” İstanbul Haber Servisi - Üçün- cü Ergenekon iddianamesinin 185 klasörden oluşan ve 2 DVD’ye kaydedilen delil klasörleri avukat- lara verildi. Soruşturmayõ yürüten İstanbul cumhuriyet savcõlarõnõn talebi doğ- rultusunda iddianamenin ekleri uz- man bir ekip tarafõndan DVD’ye ak- tarõldõ. DVD daha sonra Ergenekon davasõna bakan İstanbul 13. Ağõr Ceza Mahkemesi’ne verildi. Mahke- me de sanõk sayõsõna göre çoğalttõğõ DVD’leri, dünden itibaren sanõk avukatlarõna dağõtmaya başladõ. Klasörlerde, Alevi Bektaşi Dernek- leri Federasyonu Başkanõ Ali Balkız ve Ermeni Patriği Mutafyan’a yö- nelik suikast planlarõnõn ayrõntõlarõ yer alõyor. Suikast planlarõna ilişkin haritalar, sokak krokileri, eylemin yapõlacağõ yerlerin fotoğraflarõ, ey- lemin aşamalarõnõ içeren belgeler gösteriliyor. Sanõklar Mustafa Dön- mez ve İbrahim Şahin’e ait olduğu ileri sürülen krokilere göre yapõlan aramalarda bulunan silah ve mühim- matlarõn fotoğraflarõnõn fotokopileri ve bu silahlara ait inceleme tutanak- larõ da deliller arasõnda bulunuyor. Eski Genelkurmay Başkanõ Hilmi Özkök, DSP milletvekili Recai Bir- gün’ün de aralarõnda bulunduğu ta- nõklar ve “gurbet”, “ilk adım”, “mehmet”, “Anadolu” kodlu gizli tanõklarõn ifadeleri yer alõyor. Kla- sörlerde, sanõklara ait telefon görüş- meleri de geniş bir yer kaplõyor. Yalçõn Küçük’ün Abdullah Öcalan ile olan fotoğraflarõ da delil klasör- lerinin içinde bulunuyor. ‘Saros’a hurda otobüs’ Çevreci mimar Ündüz, imdat sinyali veren Saros Körfezi’nde ticari balõkçõlõğõn yasaklanmasõ ve eski belediye otobüslerinin denize bõrakõlmasõyla balõk çeşitliliğinin artacağõnõ söyledi Ündüz bu sorunun çözümü için hazõrladõğõ projesini şöyle anlatõyor: “Aşağı yukarı 45 yılı bulan bir sualtı hayatım var. Buna devam ediyorum. Taşlarda yerli balık ürüyor, yaşıyor. Dolayısıyla da o bölgelerde balık popülasyonu çok ciddi biçimde artıyor. Hem yerli hem ticari balıkçılar ağlarını ora- larda döküyorlar. Bunu yaparak da o bölgedeki balık neslini yok ediyorlar. Bazı türler yok olmak- la karşı karşıya. Bir kere ticari balıkçılık ya sınırlandırılmalı ya da tamamıyla engellenmelidir. Yerli balıkçılık kontrol altına alınmalıdır. 15 metreyle 40 metre bandında balıkların üreyebileceği birtakım ortamlar meydana geti- rilebilir. Bence bunun en kolayı şu: Ekonomik değerini tamamıyla yitirmiş, hurdaya ayrılmış beledi- ye otobüslerini oralara götürüp denize atmaktır. Dünyanın pek çok denizinde sırf balık adamlar gelebilsin, sualtı turizmi canlı tu- tulabilsin diye hurda uçak, gemi batırıyorlar. Dediğim gibi pek çok belediyenin elinde olan bu hurda otobüsler oralara atılırsa sanıyorum iki yıl içinde tüken- mekte olan balık neslinde müt- hiş bir artış görülecektir. Çünkü balıklar deniz dibindeki bu oto- büslerin içinde yuvalanacaklar- dır.” Deniz dibine atõlacak hurda otobüslerin sularõ kirletmeyeceğine dikkat çeken Ündüz, anlatõmõnõ sür- dürüyor: “Deniz son derece ilginç- tir. Bir süre sonra bu otobüslerin üzerinde, içinde kekomoz oluştu- ruyor. Kekomoz yosunlar, küçük böceksi canlılar, midyeciklerdir. Yosunların içinde bir süre sonra mercanlar oluşuyor. Süngerler de yerleşmeye başlıyor. Böylece balık yumurtluyor ve ürüyor. Çevre Bakanlığı bu konuda yar- dımcı olursa başarabiliriz. Önemli olan Saros Körfezi’nin kurtarılmasıdır.” Bir dönem Saros’tan petrol bo- ru hattõ bile geçirilmesinin düşü- nüldüğünü, bir cinayet anlamõna gelen bu girişimden son anda dö- nüldüğünü ifade eden Ündüz di- yor ki: “Saros’ta bugün ticari balıkçılık, büyük ölçekli ola- rak büyük teknelerle yapılıyor. Bunlar zaman zaman trol çeki- yorlar. Zaman zaman voli ağ- larıyla balığı çeviriyorlar. Yer- li halkımız ne yazık ki dinamit- le de balık avlıyor. Oysa dina- mitle balık avlamanın ekonomik getirisi de yok. Dinamitle öldü- rülen balığın sadece yüzde 15’i denizin yüzeyine vuruyor. Ge- risi dipte kalıp çürüyor. Yine yerli balıkçılarımız göz taşı eri- yiğiyle ahtapot avlıyor. Böyle bir şey olamaz. Bu etik değil. Bir anlık kazanç uğruna yarınları yok etmenin hiçbir anlamı yok. Bu bir anlamda insanın ekmek teknesine pislemesine benziyor. Halkımızın bu konuda bilin- çlendirilmesi gerekiyor. Mutla- ka küçük balıkçılık kooperatif- leri kurulmalıdır. Ama öncelikle de Saros’ta ticari balıkçılık ya- saklanmalıdır.” ‘TİCARİ BALIKÇILIK YASAKLANSIN’ ‘HURDA BELEDİYE OTOBÜSÜ PEK ÇOK BALIK NESLİNİ KURTARIR’
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog