Bugünden 1930'a 5,446,863 adet makale



Katalog


«
»

2mi? m senaryolara götürecek, şeklinde 2001 yılı araştırmalannda, Kuzey ydı. 250 yaşmda dedikleri fay da bu 'a yakın geçiyor. O güne kadar ise, iyordu. Kuzey fayı, yeni batımetrik güne kadar eldeki batımetrik, ya- yılında Rus bilim adamlannın yap- leri'nin yaptığı çalışmalar batımetrik yönelik olmadığı için, bu bulunan : mümkün olamıyordu. e güneyi asimetrik bir özellik taşı- k, kuzey bloğuna nazaran daha çok y bölgesi daha yumuşak. Bunu GPS doğru. Fayın güneye yamulma özel- onun daha çok kuzeyde toplanma- Sonuçolarak, Şengör'e göre, Marmara'da 30 veya 50 yıl içinde 7'den bü- yük bir depremin gerçekleşme olasıhğını yüzde 70 olarak açıkladı. İTU'den Haluk Eyidoğan, sunumunda, Marmara Bölgesi'nde 1943-2009 yılları arasmda gerçekleşen 320 depremin mekanik özelliklerini incelediklerini belirterek şu bilgilere ulaştıklarına dikkat çekti: Kuzey Anadolu Fayı İzmit Körfezi'nin batısından Kuzey Marmara'da doğu batı doğrultusunda Saros'a doğ- ru devam süren fay Marmara içinde daha ufak dallara bölünmesine rağmen, Kuzey Marmara Fayı, ana faydır." İLGİNÇ SAPTAMALAR İTÜ'de yapılan bilimsel toplantıdaki sunumlar arasında ilginç bulgular dikkati çekti. Örneğin Michel Bouchon, 1999 Depreminde, fayın bazı yer- lerde kırılma hızının deprem dalgalarından daha hızlı gittiğini söyledi! Fay, doğuya doğru hızlı kırıldı.. İzmit Düzce arasında, düz fay parçaları (segment) büyük bir süratla üstelik sesten hızlı kırılırken, karmaşık yapılı faylar ise da- ha yavaş kırıldı. Bu hızlı kırılmalann sonik patlamalar biçiminde kırılma ya- rattığı saaptanmış. Başka bir bilim insanı, Luca Gasparini'nin bulgusu da çok dikkat çeki- ciydi: İzmit Körfezi'nin altında büyük bir "kuıtulma düzeyi" var. Yani İzmit Körfezi'nin oturduğu kabuk içinde çok düşük eğimli bir fay daha var. Ama faal değil, Ayrıca, Naci Görür, yapılan araştırmaların yanı sıra, yeni planlanan araş- tırmalar konusunda da bilgi verdi. Marmara'da fayın belirli yerlerine gözlem istasyonlan yerleşririlecek ve özellikle gaz çıkışları gözlemlenecek.. Görür, araş- tırmalann Marmara'da aktif deprem sisteminin büyük bir deprem üreteceğinin kesin olduğunu, İstanbul yapı stoğunun zayıflığından dolayı da 50 bine ya- kın ölümler olabileceğini ileri sürdü. Bu tahminler 2000'li yılların başında Mustafa Erdik ve ABD'li deprem jeolojisi uzmanı Kerry Sieh'nin yaptığı tah- minlerle örtüşüyor. Yani burada da ciddi bilim insanları arasında uyum var. Toplantının açılışma katılan TÜBİTAK'tan sorumlu devlet bakanı Prof. Mehmet Aydın, doğanın deprem, sel gibi davranışlarının bize göre bir fela- ket olduğunu, oysa bu olayların. tabiatın normal yaşamının bir parçası oldu- ğunu belirtti ve bizim önlemler alarak tabiatın davranışına uyum gösterme- miz gerektiğini, bu takdirde doğa olaylarınm felaket niteliğini kaybecfeceği- ni söyledi: "Binaları sağlam tutamıyonız, bu konuda büyük sıkıntılarımız bu- lunuyor." Bakan, üniversiteler arasında işbirliğinin artması gerektiğini, bu takdirde hükümetin bilimsel araştırmalara daha büyük kaynaktlar ayırabile- ceğini söyledi. İNDEN 10 YIL SONRA TÜRKÎYE NEREDE? vlEGA-AFETLER ülkesi 2009 Ağustos ayında, Türkiye'nin 1999 yılında yaşadığı büyük deprem sonrasındaki on yı- ılanındaki uluslararası gelişmeler göz önünde tutularak, zorunlu görülmelidir. Afetlere iliş- kohama Konferansı, 2000 yılında BM'in bir yeni organ (ISDR: Afetleri Azaltma Uluslararası an eliyle 2005 Kobe Konferansı ve HYOGO Eylem Planfnın (2005-2015) yürütülmesi ile sür- ıTÜ; murat.balamir@ginail.com clerin azaltılmasıdır. ISDR bu plan önerilerde bulunmakta, pek çok ül- lünsüz yerine getirmektedir. Bildirge nasına karşın, Türkiye gereken dü- ir çalışma sonunda bir rapor yayın- Yoksuüuk". Rapor, BM Başkanı'nın : et planlaması konusunda bir temel yetersiz kent yönetim biçimleri, eko- nlerin yakın gelecekte büyük acıla- ı bütünüyle durmasına yol açabile- rg). ıik kayıpların can kayıplarından çok . Bu durum karşısında, "afet sonra- îksız kaldığı, risk azaltma (sakınım) maz olduğu" ve "Risk azaltma yatı- ulluğun kurutulup kalkınmanın sür- ı olduğu" savunulmaktadır. eliştirilmedikçe, ne kadar hızlı kal- hazırlanmaktadır. Raporda tanım- lanan koşullar açısından, özellikle kentleşme biçimi ve yönetimiyle, Türkiye mega afetler yaşamaya aday bir ülkedir. 1999 +10 ISDR, 'Provention Konsorsiyumu' ile birlikte bu yıl 13-15 Mayıs günle- rinde İstanbuPda düzenlediği toplantının konusu "Risk ve Yönetim: Kolaylaşuncı Ulusal Yakkşımlarla Yerel Eylemierin Buluştıırulması" idi. Toplantıya çok sa- yıda ülke ve kuruluş temsilcileri ve konu uzmanı birey katıldı. Toplantının, 1999 depremlerini yaşayan Türkiye'de ve büyük bir depre- min beklendiği İstanbul'da risk azaltma çalışmalarını görmek ve başarılı ör- nekleri yaymak isteyen iyi niyetli bir karara dayandığı anlaşılıyordu. Ortak değerlendirme toplantıları ve uzman sunuşlan ile sürdürülen çalışmalar, 'yü- neambiçimi'eprojrramkai', 'kaühmk risk yönetimi', 'uygulamaömekkri', 'finansman yöntemleri', 'görsel medyanm rolu gibi, konunun farklı boyutlarına ilişkin bil- gi alışverişi sağladı. Bu toplantıda da Şubat 2009 raporu tanıtılırken, odak konunun 'risk azalt- ma hedefli kent yönetimi' ve katılımlı yönetim biçimleri olduğu açıklandı. Bunun arkasında demokratik temsil sisteminin, afet yönetimi konusunda ye- terli bir yetkilendirme getirmediği anlayışı vardır. Bir yerel yönetim adayına oy verirken seçmenler, "canımı malımı size ema- Yazının devamı arka sayfada AYLAK BİLGİ Tahir M. Ceylan tahirmceylan@gmai1 . com Bugün size biyolojinin, bırakın insan bedenini, sosyal hayatı dahi belirleyen etkilerinden bahsetmek istiyorum. Bunun için deseniakıl- lıca çizilıniş bir araştırmadan bahsedeceğim. Fernald araştırma- yı, Afrika ve GüneyAmerika'nın büyük göllerinde yaşayan, labo- ratuvar koşullarında doğal ortamdaymış gibi davranan, Cichlid Balıkları ile yapmış(*}. Sosyal Güç ve Üreme Araştıncı, inceleme sırasında hayvanlann, aynen insanlar gibiMakyavelist davrandığını görmüş. Cichlid erkeklerinin tnesela on dokuz ayrı sosyal dav- ranışı varmış. Araştırmadaki balıklardan bir grup erkek egemenlik sahası- na (territory) sahipken, diğer erkeklerin egemenlik sahası yokmuş. Egemen erkekler çiftleşmek istediklerizaman arkalanndaki küçök ışıldaklan "yakarak" dişilerden birinipeşine takıp egemen olduğu alana götürüyor, orada onu dö'l- lüyormuş. İlginç nokta, egemen erkek testislerinin ötekilere göre daima da- ha büyük olmasıymış. Ha keza aynı erkeklerin erkeklik husyesisalgılatan hor- mon (GnRH) içeren beyin bölgesifpreoptik alan(POA)] egemen olmayan er- keklere göre sekiz kat fazla hücre sahibiymiş. Eğer egemen erkekler, kendi topluluğundan alınıp, daha iri erkeklerin ara- sına bırakılır ve egemen olmayan erkek haline döndürülür, egemen olma- yanlar da daha küçük erkeklerin arasına götürülüp egemen hale getirilir ve bu yenidurumda günlerce/haftalarca testis ve GnRH ölçümleri yapılırsa, ege- menliği kaybetmiş erkeklerin yavaş biçimde (birhafta) testis büyüklüğü ve GnRH miktarı düşmekte, buna karşılık egemenlik kazanmışlarınsa hızlı bi- çimdefbir gün) testis büyüklükleri ve GnRH miktarları artmakta olduğu gö- rülüyormuş. Ûte yandan ilk gruptaki erkekler yavaşça saldırganlıktan vaz- geçerken, ikinci gruptakiler yine hızla saldırgan oluyorlarmış. Sonradan egemen erkek hızla testis büyümesine uğrarken, önceden ege- men erkekte sonraki aşamada testis küçülmesinin yavaş gitmesini, orga- nizmanın hiçbir kararlılığı bulunmayan biyotop koşullarında, yeniden ege- men duruma geleceğibeklentisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Yalnızca insan değil, tüm canlılar eskigünlerin hayaliyle yaşıyor ve sosyal olarak kö- tü duruma düşseler de umut, organizmayı diri tutmaya devam ediyor. Dişilere gelince, onlarda da, POA hücrelerinde ve GnRH miktarlannda değişimler oluyormuş ama bu, sosyal koşullara değil, sadece üreme ko- şullarına bağlı bir değişiklikmiş. Sosyal konum yükseldiğiiçin değil de ör- neğin bir erkek tarafından tercih edildiğinde GnRH seviyeleri yükselmeye başlıyormuş. İlginç bir-nokta da, egemen erkekler eğer kastrasyona uğrarsa, düşük androjen seviyelerine rağmen eski egemenliklerini sürdürmeye de- vam ediyorlarmış. Muhtemelen bu erkeklerin sahip oldukları tecrübe ve di- ğer erkeklerin onu egemen olarak kabul ediyor olması egemenliği sürdür- mekte kolaylık sağlıyor. Vaktizamamnda Topkapı Sarayı'nda hadım harem ağalannın, saray hiyerarşisinde yüksek sırada olmasına benzer bir durum var burada. Padişah ve etrafındaki topluluk ona değeryükledikçe, harem ağa- sı da egemenliğini, cinsel hormonlârının kandaki düzeyinden ve testis bü- yüklüğünden bağımsız biçimde sürdürmüş oluyor. Öte yandan sonradan egemen erkelerin hızla testis büyütmeleri, büyük ölçekte enerji harcamalarıyla mümkün olduğundan, ikinci aşamada testis büyümesi düşmeye başlıyormuş, muhtemelen bu çaba sırasında organiz- ma yoruluyor ve stres altında kalıyor. Gerçekten de egemenlik bunalımı ta- şıyan erkeklerde başka bazı çalışmalardan da biliyoruz ki, stres hormonu kor- tizol yükseliyor. Bu da hem vücut ağırlığının hem de testislerin kûçülmesi- ne neden oluyor. Çok ilginç bir nokta da, heran koşulların değiştiği birtoplulukta, egemen olsun olmasın bütün erkeklerin kortizol seviyesi yüksek seyrediyor. Ancak statüko elde edildikten hemen sonra egemen erkeklerin kortizol düzeyi hız- la düşerken ötekilerde kortizol yüksek kalmaya devam ediyor. Yani statü- konun kurulması ve sürdürülmesini en çok, kendinde egemenlik gücü gö- ren erkek istiyor, diğerleriyse düzen değil, doğal olarak anarşi istiyor, çün- kü ancak o durumda stres {kortizol) düzeyleri düşüyor. Statüko, egemen ola- mamış ya da egemenliği reddetmiş erkekler için stres kaynağıdır. Açıkça gö- rülüyor ki, egemenliğin altında biyolojik bir temel, sahip oluğumuz statüye göre bedenimizi, bedenimize göre de statümüzü ayarlayan, nöral döngüle- rimiz var. RD Fernald, Evolutionary Cognitive NeurosciencefPlatek ve ark) s:197,2007 MITPress, London
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog