Bugünden 1930'a 5,438,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CMYB C M Y B GÖRÜŞ AHMET TAN Açılım Fetvası Yeniyetmelere babadan kalma öğüttür: “Söylediğini dinletmek, yazdığını okutmak isti- yorsan... Ya kısa kesmelisin... Ya da fıkra anlatmalısın!..” Yılan hikâyesinden, pehlivan tefrikasından be- ter olacağı çoktan belli olan “açılım işi” dün nihayet asıl açılması gereken yerde, Milli Güvenlik Kuru- lu’nda açıldı. Ama yapılan açıklamada “açılımın” nereye ka- dar açıldığı, nasıl açıldığıyla ilgili bir bilgi yok. “Açılım” sır olma niteliğini sürdürüyor. Bugün başlayan ramazan dolayısıyla, hükümetin açılım çalışmaları da gevşeyecektir. Yemeden içmeden kesilmiş vaziyette, aç susuz bir halde kimsenin açılım konuşacak, konuşsa bi- le dinleyecek hali olmayacaktır. En iyisi, eskilerin sözüne kulak vermek, kısa kes- mek, fıkraya geçmek... Ramazan ayı. Kadı efendi bir fırının önünden ge- çerken bakmış içeriden güzel kokular geliyor. Fı- rıncıya sormuş:- Ne kokuyor böyle?- Müşterile- rimizden birisi bir ördek getirdi. O kızarıyor.Kadı sakalını sıvazlayıp buyurmuş: - O ördeği kızarınca derhal bizim eve gönde- receksin!Fırıncı çaresiz “Baş üstüne kadı hazret- leri!..” demiş. Ve ördeği göndermiş.* Çok geçmeden ördeğin sahibi gelmiş. Fırıncı boynunu bükmüş:- Beyim, senin ördeği, biraz ön- ce kızardı diye fırından çıkarttım. Ama çıkmasıy- la uçması bir oldu! Böyle bir şey ilk defa başıma geliyor! Kusura bakma. Ördek sahibi bağırıp çağırmaya başlamış.Bu ara- da arkada bekleyen bir müşteri öne geçmeye ça- lışırken fırıncının küreği o müşterinin gözüne çarpmış ve gözünü çıkartmış.Fırıncı telaşa kapı- lıp dükkânı bırakıp kaçmaya başlamış. Peşinden de ördek sahibi ile gözü kör olan müşteri.Fırıncı koşarken bir duvar dibinde çamaşır yıkayan ha- mile bir kadına çarpıp üstünden geçmiş.Kadının kocası da kovalayanlara katılmış.O sırada önle- rine bir eşek çıkmış. Fırıncı, can havliyle eşeğin kuyruğunu tutmuş ve kopartmış. Ortalık kan re- van içinde kalmış.Derken zaptiyeler fırıncıyı ve dört şikâyetçiyi yakalayıp, kadı efendinin huzuruna ge- tirmişler. İlk sözü, ördeğin sahibi olan müşteri almış:- Efendim, kızartmak için ördeğimi verdim. Almak için gittim. Uçtu diye geriye vermiyor! Kadı efendi önündeki kitaba bakmış:- Kitap, ör- dek için, tayyar, yani uçucu diyor. Uçmuş olma- sı kuvvetle mümkündür. Akşama başka şey yiyin. Geçmiş olsun! Sıra gözü çıkan adama gelmiş. Kadı efendi sor- muş: - Sen galiba gayrimüslimsin. - Evet kadı hazretleri. - Biliyorsun, kitap gayrimüslimlerin iki gözüne karşı bir göz, yazıyor. Şikâyetini işleme koymak için öteki gözünü de çıkartacağız!.. Adamcağız usulca oradan uzaklaşmış.Söz sı- rası hamile kadının kocasına gelince kadı efendinin kaşlar çatılmış: - İşe bak. Senin hanım, hem hamile, hem ortalık yerde çamaşır yıkıyor. Bu mekruh bir iştir. Olmaz. Senin yapacağın tek şey, hemen evine dönmek ve yeni bir hamilelik için harekete geçmektir. - Nasıl yani? - Nasılı var mı? Doğmamış çocuğun davasına bakılır mı? Söz sırası kuyruğu kopan eşeğin sahibine ge- lince, eşek sahibi boynunu bükmüş: - Efendi hazretleri, mahkemenizin yüksek ada- letini gördükten sonra, sizi bu basit dava ile meş- gul etmek istemem. Benim bir talebim yoktur. “Açılım”a umut bağlayanları, kadı efendininki- ni aratmayacak Tayyip Bey’in fetvası bekliyor. Dedi dersiniz, yazdı dersiniz. MERİÇ VELİDEDEOĞLU Üç yıl önce, 2006 yılında, İngiltere’nin Independent ga- zetesi Atatürk’ün eşi Latife Hanım ile, Başbakan R. T. Erdoğan’ın eşi Emine Ha- nım’ı karşılaştırmıştı. Gazete, Latife Hanım’ın kadınların çağa uygun bir görünümde olabilmeleri için, “tesettür”e karşı bir sava- şım verdiğini, kısa sürede de başarılı sonuçlar alındığı- nı yazar. (Cumhuriyet, 2.7.06) Ne var ki, 85 yıl sonra Emi- ne Hanım’ın, “Bayan Ata- türk”ün bu “miras”ını yadsı- dığını ve başörtüsünü gu- rurla taşıdığını belirtir. Oysa gazete bu konuyu er- tesi yıl ele alsaydı daha ye- rinde bir karşılaştırma olurdu. Çünkü 2007’de Latife Ha- nım’ın Çankayasında artık Hayrünnisa Hanım vardır. Gerçi o da, Emine Hanım gibi yalnızca göz, ağız ve elleri açıkta bırakan bir tür “burka” içindedir; dolayısıy- la ha o, ha öteki. Öyle de, Hayrünnisa Ha- nım, Latife Hanım’ı çağrıştı- racak kimi ataklara girişmiş; örneğin, “binicilik” gibi. Atatürk’ün eşinin bu ko- nuya ciddi ilgisini gösteren türlü belgeler vardır, kuşku- suz resimlerle birlikte. Resimlerde bu sporun baş- ta “giyim” olmak üzere, tüm kurallarına uymuş, usta bir bi- nici izlenimi veren bir Latife Hanım görürüz. Bayan Gül’ün biniciliğine ait ilk resimleri gazetelerde temmuz ayının son günle- rinde yer aldı. Eşiyle birlikte gittiği Kay- seri’de, özel bir binicilik te- sisinde çekilmiş olan bu re- simler, Hayrünnisa Hanım’ı at üstünde dolaşırken gösteri- yor. Ankara’da da “Çevik Kuv- vet”in atlarına binen Bayan Gül, “eğreti” oturmuyor atın üstünde. Gelgelelim “türban”ı üzeri- ne kondurulan “binici kaskı” öyle eğreti -insan yazmak istemiyor- öylesine gülünç duruyor ki, resme bakan ağ- lasın mı, gülsün mü şaşıra- bilir. “Çağdaş” biniciliğin öteki kurallarından söz etmeyelim hiç. Çünkü temmuz ayının kavurucu sıcağında yalnızca gözleri ağzı açıkta bırakan - onlara özgü kapkara- “bur- ka”sının üstüne bir kat daha giymiş Bayan Gül. Bu görünümün neresine ne söyleyelim? Altmış yıllık dost Gülseren’in anımsattı- ğı gibi, deveye: Boynun eğ- ri, kafan küçücük, hörgücün de var, dendiğinde: “Nerem düzgün ki?” dermiş. Ama “deve”, Bayan Gül’ün durumuna bir çözüm getire- bilir sanırım. “Türban üstü kask” ve “burka” giysisiyle ancak “deve”ye binilir; hem rahat olur, hem de yakışır. Ayrıca bu binicilik yarar da sağlar, şöyle ki, “Müslüman kadını”nın önderi, temsilcisi sayılan, Peygamberin eşi Hz. Ayşe de deveye binerdi. İyi de biniciymiş. Dolayısıyla Bayan Gül de- veye binerse onun yolun- dan gitmiş olacak ki, İslam dünyasında inanılmaz bir sevgiyle, ilgiyle kucaklana- caktır. Ve artık Latife Hanım ile değil, Hz. Ayşe ile ben- zerlikleri söz konusu olabile- cektir. Bilmem ne dersiniz? Ama bu “türban üstü kask” buluşunun, “çağdaş” bir dü- zenlemenin nasıl algılandığı- nı, ona nasıl yaklaşıldığını anlatan bir “gösterge” oldu- ğu apaçıktır. “Laik Türkiye Cumhuriyeti” derlerken, gerek Gül’ün, ge- rekse Erdoğan’ın algılayıp kabul ettikleri “laiklik” de, iş- te böyle “türban üstü kask” görünüm ve yapısında bir “laiklik”tir. Öte yanda Çankaya sa- kinlerinin Kayseri’deki bu “binicilik” gösterisinin bir de A. Gül cephesi var kuşkusuz. Resimlerde Sayın Gül’ün çok mutlu olduğu, binicilikten keyif aldığı hemen görülüyor. Nasıl olmasın ki, “kask”ı ba- şına yerleşmiş oturmuş; sır- tında beyaz tişörtü tiril tiril; kollar, boyun, ense, bağrı -az da olsa- açık; yazlık binici pantolonu giymiş; ayağında çizmesiyle bırakıvermiş ken- dini doğanın içine. Demek ki, Abdullah Bey’in kollarına, boynuna, bağrına doğrudan güneş ışığının değ- mesi günah değil. Ama Hayrünnisa Hanım için “büyük” günah! Bu anlayış “din”den de, Abdullah Bey’in kendinden de kaynaklansa, açıkça bir “eşitsizlik”, bir cinsel “ayrım- cılık” oluşturmuyor mu? Eğer böyleyse, “eşitsizlik” devletin tepesinden başlıyor demektir, hem de meydan okurcasına. Oysa “demokrasi”nin temel kuralı her türlü eşitsizliğe, dolayısıyla kadın erkek eşit- sizliğine de karşı geliş değil midir? Halkımız: “Balık baştan ko- kar!” der. Doğru da, artık “kokma” bütün bedene ya- yıldı. Çözüm ne diye sorarsanız, bu “türban üstü kask” çağ- daşlığına, laikliğine, demok- rasisine bakıp -böyle du- rumlarda- halkımızın: “Dam üstünde saksağan, vur beli- ne kazmayı!” deyişini anım- samalı ve yerine getirmeli. Kazmayı vurmalı! Demokratik yolla. At mı Deve mi? m.velidedeoglu@hotmail.com KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 21 Ağustos OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ k_urgenc@yahoo.com 21 AĞUSTOS 2009 CUMA CUMHURİYET SAYFA 15 Hamaney: “Mehdi yakında gelecek.” Recep: “Gelince görüşüp açılım yapalım!” Ramazan Hamza Saykan: “Tesettür otellerinin Ramazan programı: İftardan sonra deniz, sahura kadar havuz; sabahtan akşama kadar da yat uyu!” Helacı İlker Çamkır: “Ordu Valisi Ali Kaban için Ramazan promosyonu: Helada oturarak iki küçük yapana bir büyük bedava!” Hayalet Avni Kurtuldu: “ABD düşünce kuruluşuna göre Ergenekon örgütü hayal ürünü. AKP bu yüzden hayalet görmüş gibi sağa sola saldırıyor!” YağmurDeniz Zülfü ya da 300 bin deve kulağı! KENDİSİ gibi “omurgalı solcu” ve “omurgalı demokrat” kişilerin AKP’nin Kürt açılımına destek vermesini isteyen şarkıcı Zülfü Livaneli, Vatan gazetesindeki köşesinden başlatmak istediği “ticari açılım”da gazete okurlarının tepkisi üzerine “yanlış anlaşıldım” diyerek savunmaya geçti. Vatan okurlarından gelen çok ağır eleştiriler nedeniyle gazetenin internet sitesinde şarkıcı Zülfü’nün yazılarının bulunduğu sayfadaki “okur yorumları” bölümü yayından kaldırıldı; Zülfü’ye erişim geçici olarak kapatıldı. Bu arada şarkıcı Zülfü, “Özgürlük” şarkısını ulus ötesi bir cep telefonu şirketine satması konusunda da köşesinden ilginç açıklamalar yaptı. Magazin kulislerinde, cep telefonu reklamında kullanılmak üzere “Özgürlük” şarkısı için 300 bin dolar (yaklaşık 452 bin lira) ücret aldığı konuşulan şarkıcı Zülfü, “Özgürlük” başlıklı köşe yazısında bir magazin programında jüri üyesi olması için televizyoncuların önerdiği 120 bin lira aylığı geri çevirdiğini açıklayıp şöyle dedi: “Kusura bakmayın ama benim kazanma potansiyelimin yanında, hayatımı devam ettirmek için çalışarak kazandığım para bir hiçtir. Hele çalıştığım edisyon şirketinin, cep telefonu şirketinden aldığı para devede kulak bile değildir.” Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” RAMAZAN münasebetiyle bir poster hazırlamışlar. Diyanet İşleri Başkanlığı mı yoksa müftülüklerden biri mi, posteri kim hazırladıysa vallahi ellerine sağlık. Poster, günün “açılım”ına uygun şekilde barış, dostluk, mutluluk, demokrasi, ne kadar “güzellik” varsa hepsini içeren “büyük mesaj”ı veriyor. Fotoğraf karesi şöyle: Mütedeyyinliği sünnete uygun kesilmiş ak sakalından belli bir adamla “heavy metalci”liği siyah tişörtünden belli siyah uzun saçlı, sarkık bıyıklı bir delikanlı yan yana gelmiş, gülümseyerek birbirlerinin gözünün içine bakıyorlar! İşte yıllardır özlemle beklenen birlikte yaşama açılımı bu! Teravih namazından sonra konserdeyiz! Anımsayacaksınız bazı özel günler ve bayramlarda Genelkurmay Başkanlığı da “poster” hazırlıyor, bunları internet sayfasında yayımlıyor. Dokuz gün sonra 30 Ağustos. Artık bu saatten sonra şöyle bir postere ne dersiniz: Üniformasındaki rütbesinden orgeneral olduğunu anladığımız bir komutan sevgi dolu gözlerle ufka doğru bakarken barış için dağlarda dolaştığını gömleğindeki sarı, kırmızı, yeşil çiçeklerden anladığımız ve poşusunu sadece gözlerini açık bırakacak şekilde başına sarmış bir genç, parmaklarıyla zafer işareti yapıyor. Askeriyle siviliyle “zafer”i birlikte kutluyoruz! Yakında üniversiteler açılacak. Yükseköğretim Kurulu’nun açılımdan geri kalması düşünülemez: Cüppesi ile üniversite rektörünü temsil ettiği belli olan badem bıyıklı bir öğretim üyesi hazır ola geçmiş ve bir asker gibi eliyle selam verirken, önünden türbanlı bir öğrenci geçiyor. Bu postere biraz da mizah katılmış; türbanlı kız kendisine selam duran rektöre eliyle “nanik” yapıyor. Ama her ikisi de geçmişte çekilen büyük acıları unutmuş birbirlerine barış, dostluk, mutluluk, demokrasi, ne kadar “güzellik” varsa öyle bakıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, boş durmamalı: Rejimin teminatı bir polis, başına taktığı büyük bir kablosuz kulaklık ve elinde büyüteçle, elindeki tokmaktan ve kolunun altındaki kalın kitaptan yargıç olduğu anlaşılan bir adamı kardeşçe izliyor. Gelelim günün açılımına: Öldürülen teröristlerin anneleriyle, şehit askerlerin anneleri “beyaz tülbent” altında kucaklaşırken... Yok, bu sahne bir hükümet icraatı olarak zaten yapılmıştı! Posterler SESSİZ SEDASIZ (!) HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Elazõğ yöre- sinde yetiştiri- len ve kaliteli kõrmõzõ şarap yapõmõnda kul- lanõlan bir üzüm cinsi. 2/ Geminin çekti- ği suyu göster- mek için baş ve kõç bodoslama- larõ üzerine ko- nulan işaretler... İnce talaş. 3/ Şöhret... An- kara yöresine özgü bir halk oyunu. 4/ Dil- bilgisindeki sözcük türlerinden biri... Kü- çük mağara. 5/ “Sü- sen” de denilen bir süs bitkisi... German- yum elementinin sim- gesi. 6/ Ortakulakta bulunan küçük bir kemik... Gökova Körfezi’nin gü- ney kõyõsõnda, kumuyla ünlü küçük bir ada. 7/ Ça- buk ve kolay kavrayan... Adõn durum eklerinden bi- ri. 8/ Eyerin iki yanõnda asõlõ bulunan ve hayvana bi- nildiğinde ayaklarõn basmasõna yarayan demir hal- ka... Kuzu sesi. 9/ Mõsõr’õn plaka imi... İçkale. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Papatyayõ andõrõr, sarõ renkli bir çiçek. 2/ Güzel yapraklõ bir saksõ çiçeği... Menteşe. 3/ Ses... İzmir yöresinde yetiştirilen ve hoş kokulu bir şarap veren üzüm cinsi. 4/ İçyüz... İndiyum elementinin simge- si. 5/ Yeşilõrmak’õn antik dönemlerdeki adõ... Gür- cistan’õn plaka imi. 6/ Üzerinde maden dövülen araç... Büyük bir orman ağacõ. 7/ “ --- Alasya”: Oyuncu- muz... Türk resim sanatõnda önemli bir grubun ad ola- rak benimsediği harfin okunuşu. 8/ Ortakulakta bu- lunan küçük bir kemik... Eylemleri olumsuz yap- makta kullanõlan ek. 9/ Bir gõda maddesi... Balõke- sir’in turistik bir ilçesi. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K İ S A R N A A A L A Z A M İ L R A K F R İ S A A H I R E L T İ K İ N A Y E İ M O I A L E M C E M E K M A T A R T I P R E K R İ M İ N A L 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog