Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Baştarafı 1. Sayfada Oysa ABD Türkiye üzerinde yıllarca önceden planladığı senaryoları sahneye koydu. ABD, Abdullah Öcalan’ı muhakeme edilmesi ve asılmaması koşuluyla teslim etti. Öcalan’dan ileride, uygun göreceği tarihte ya- rarlanmaktı amacı. Ecevit hükümeti ABD koşulunu kabul etti: Te- rörü sona erdirmek için Öcalan’ı kullanacaktı! Ne var ki hükümetler Öcalan’ı kullanacakları yer- de, terörist başı bugün İmralı’dan hükümetleri (dev- leti) kullanıyor. ABD, yıllar önce saptadığı, bugün uygulamaya koyduğu politikanın anahtarını (Öcalan’ı) günde- min baş sırasına getirmeyi başarmış oluyor. ABD politikası, Kürt açılımı adı altında giderek hızlanan gelişmelere göre PKK’yi dağdan indir- meyi, ama siyasallaşmasına olanak tanıyacak dü- zeye getirmeyi istiyor. Bir yandan da Öcalan iki devletten kurulu bir cumhuriyete Türkiye’yi yeşil ışık yakmaya zorluyor. Ne çare “Açılımı kim istedi ve niçin şimdi iste- di” sorusuna yanıt aranmıyor. Çankaya’daki AKP’li “Bir ülke meselesini, ken- di problemini (tabii Kürt sorununu) kendisinin çöz- mesi gerekir. Bir ülke (Türkiye) kendi sorunlarını kendi inisiyatifiyle çözmezse, başkaları günü ge- lir daima bunu istismar eder” diyor ama Öcalan: “Açılımı ABD’nin istediği ve PKK’nin dağdan in- dirilmesini planladığı” anlamına gelecek açıklamalar yapıyor. Başkan Obama Ankara’yı ziyaretinde TBMM’de yaptığı konuşmada PKK konusuna çözüm önerdi: “…Irak’ta iki terör örgütü vardır. Bunlardan bi- risi El Kaide, öbürü de PKK’dir. İkisi de bizim için tehdittir. El Kaide’yi yerinden söküp yok edece- ğiz. PKK için de Türkiye Irak hükümetiyle ve Ku- zey Irak’la görüşmeli ve... ‘Türkiye’deki Kürt asıl- lıların özel eğitim hakları’ iyileştirilmeli...” dedi. Ne demeye geliyor bu söylem? Obama “PKK ile mücadele ederiz demiyor. (Bugün hükümetin izlediği politikayı açıklıyor.) Aksine, “Irak hükümeti ve Kuzey Irak yönetimiyle görüşün ve... (yine bu- gün DTP’nin ve Öcalan’ın dayattığı gibi) Kürt asıl- lıların (örneğin başta Kürtçe eğitim) haklarını iyi- leştirin” diyor. Derinlemesine bakıldığında AKP hükümetinin bugün izlediği Kürt politikasının temel kurallarını Başkan Obama aylarca önce, üstelik TBMM’de açıklamış ve hükümete direktif vermiş oluyor. Araştırmacı politikacı Onur Öymen, ABD’nin Kürt sorununa ve PKK’nin terör örgütü olmaktan çıkarak siyasal bir bünye almasına -Kürt açılımıyla birlikte- ABD’nin başlattığı son girişimlere değindi: “Şimdi görüyoruz ki ABD hükümeti, ABD Yüksek Mahkemesi’ne PKK’ye ve Tamil gerillalarına siyasal hukuksal danışman yapmamız anayasamıza gö- re uygun mudur diye başvurdu.” Bu haber önce bir TV’nin haberleri arasında, da- ha sonra kimi internet sitelerinde söylendi, açık- landı. Türkiye yine içine kapandığı için, bu önemli ge- lişim üzerinde durulmuyor. Madalyonun öteki yüzündeki haberleri izle- meyen medyamızın kanaat önderleri, sermayeden işçiye kadar hemen bütün demokratik toplum ku- ruluşları hükümete destek verirken... PKK ve Kürt sorununun birden yeni bir yön al- masında ABD’nin rolü izlenmiyor. ABD’nin PKK’nin siyasallaşmasına yardımcı, hat- ta önayak olmak için Yüksek Mahkeme’ye getir- diği ilginç istek, Türkiye üzerinde oyunların Kürt bölümünü açıklıyor. Olay şu: 2007’lerde Kaliforniya’da mahkemeye “PKK ve Tamil gerillalarının şiddet içeren eylemleri dışın- da siyasal faaliyetlerinin desteklenmesine” ilişkin bir başvuru yapılıyor. Mahkeme başvuruyu reddediyor. Fakat Obama’nın Adalet ve Dışişleri bakanlık- ları ABD Yüksek Mahkemesi’ne başvuruyor ve... Kaliforniya Mahkemesi’nin reddettiği başvurunun anayasaya uygun olup olmadığının saptamasını istiyor. ABD yönetiminin iki önemli bakanlığı bu davra- nışlarıyla, PKK’nin siyasal faaliyetlerine destek ol- mak, PKK’nin siyasallaşmasını sağlayacak eğitim vermek istediklerini açığa vurmuş olmuyorlar mı? Devlet politikasını oluşturduğunu iddia edenler dışımızda tezgâhlanan PKK’yi siyasallaştırma ve Öcalan’ı muhatap alınacak bir numaralı aktöre dönüştürmeyi öngören ABD oyunlarını ya bilmi- yorlar ya da bilmelerine karşın önemsemeyerek Washington doğrultusunda -son günlerin turfanda sözüyle- devekuşu politikası izleyerek... Başlarını kuma gömmeyi mi yeğliyorlar! İstanbul B 31 Edirne PB 33 Kocaeli PB 31 Çanakkale B 31 İzmir A 35 Manisa A 37 Aydın A 37 Denizli A 39 Zonguldak PB 26 Sinop Y 28 Samsun Y 27 Trabzon Y 26 Giresun Y 26 Ankara B 31 Eskişehir B 30 Konya B 30 Sıvas PB 28 Antalya A 37 Adana A 37 Mersin A 34 Diyarbakır A 39 Şanlıurfa A 40 Mardin A 36 Siirt B 38 Hakkâri PB 29 Van PB 28 Kars Y 24 Oslo B 22 Helsinki B 18 Stockholm B 22 Londra Y 23 Amsterdam Y 26 Brüksel Y 33 Paris PB 28 Bonn PB 33 Münih PB 29 Berlin PB 30 Budapeşte PB 32 Madrid B 37 Viyana PB 30 Belgrad PB 29 Sofya PB 29 Roma PB 32 Atina B 33 Zürih B 31 Moskova Y 20 Aşkabat B 34 Astana B 24 Taşkent B 32 Bakû B 28 Bişkek B 27 Tiflis Y 29 Kahire B 33 Şam B 38 Ülkemizin kuzey kesim- leri parçalı bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyı- ları ile Sinop, Artvin, Ar- dahan, Kars, Ağrı ve Er- zurum çevreleri sağa- nak ve gökgürültülü sa- ğanak yağışlı diğer yer- ler az bulutlu ve açık ge- çecek. Hava sıcaklığı doğu bölgelerinde 2 ila 4 derece azalacak, diğer yerlerde değişmeyecek. SAYFA CUMHURİYET 20 AĞUSTOS 2009 PERŞEMBE 8 HABERLERİN DEVAMI 1. KOŞU: F: Dixie Land (7), P: Wind Of Ankara (1), PP: Ayhan Bey (2), S: Döker Oğlu (3). 2. KOŞU: F: Jimbilba (12), P: Siting Bul (6), PP: Son Kral (7), S: First Nation (3). 3. KOŞU: F: Ayçelik (4), P: Gökbenim (5), PP: Car- losk Girl (1), S: Golden Compass (2). 4. KOŞU: F: Andaç (1), P: Mithatbey (6), PP: Kos- tak (5), S: Müjdathan (2). 5. KOŞU: F: Erdenurbey (7), P: Hold On (4), PP: Ka- rakurt (3), S: Sabonis (2). 6. KOŞU: F: Demirsoy (4), P: Coşartay (3), PP: Ta- rakçõ (7), S: Sönmezalp (2). 7. KOŞU: F: Paşa Kõzõ (12), P: Sun Ga- te (6), PP: Çakra (3), S: Denge (4). 8. KOŞU: F: Barlas (5), P: Zeytinkõz (12), PP: Dinserhan (8), S: Efdal (1). ALTILI GANYAN 4 1 7 4 12 5 5 6 3 6 12 1 7 3 8 2 2 4 1 9 10 6 GÜNDEM MUSTAFA BALBAY Baştarafı 1. Sayfada Aynı söz konumuza da uyarlanabilir: Sel felaket getirmez, önüne konanı götürür. Yaz boyunca Giresun’dan Bartın’a, Artvin’den Rize’ye doğa yine kendi yasasını uyguladı. Karadeniz sahil yolunun yapım öyküsü Anka- ra’nın gündemini uzun yıllar etkilemişti. Karade- nizliler doğal olarak Hopa’dan hooppa diye İs- tanbul önlerine ulaşmak istiyordu. O nedenle sa- hil yolunun bir an önce yapılması gerekiyordu. Ya- pımı biraz yalan, biraz yılan hikâyesine dönen yol için çevreye duyarlı uzmanların da görüşü şuydu: “Bu yolun kimi bölümleri dere yataklarından ge- çecek, kimi yerlerde deniz doldurulacak. Karade- niz bu konuda cimridir, kendisinden kopardığını er geç geri alır. Dereler de o yatakları yüzlerce yılda bulmuştur. Ne kesmeyi kabul eder ne daraltmayı.” Sonuç ortada... Onca sağlamlaştırılmış dolgular, adeta kar- tondanmış gibi yırtılıverdi. Benzer durum Uzak Asya için de geçerli. Uzak Asya, doğaya rağmen kalkınma deyince, doğa da bölge insanı için t-uzak Asya olup çıktı. Irmak yatağının kıyısına dikilmiş çok katlı bir bi- nanın bir k-âğıt parçasıymış gibi canlı yayın eşli- ğinde sulara karışması doğanın küçük bir kural anımsatması gibiydi. Yeri gelmişken vurgulayalım; doğanın yasaları katıdır ama bu, doğanın adaletsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine doğanın sadece arazisi yoktur, terazisi de vardır. Hindistan’dan, son dönemde özellikle Çin’den neden çok sel felaketi haberi geliyor? Küresel dalgaya kapılıp doğanın dengeleriyle oy- nadıkları, doğaya rağmen kalkınmayı öne aldık- ları için... Pekin’den Hong-Kong’a uçarken altımdaki muhteşem doğa manzarasını görür görmez kaleme kâğıda sarıldığımı anımsıyorum. “Tonlarca yeşilin iç içe girdiği dağların etekle- rinde öbek öbek buluşan su kaynakları vadinin di- binde dev bir ırmağa dönüşüyor. Yamaçlar bağ, vadi, ırmak... Bağ... Irmak... Bağ... Irmak... İnsan bağırmak istiyor, bağırmak!..” Artık Çin de sadece “bağ-ırmak” değil, başka türlü bağırmak istiyor. Bu doğa zenginliğini kal- kınmanın bir parçası olarak görüyor. İnsanoğlunun ikilemi şu: Doğa insana mı aittir, yoksa insan doğaya mı ait- tir? Egemen anlayışı şu: Doğadaki her şey insanın kullanımına sunulmuş bir armağan... Hal böyle olunca, doğa insanın tüketimine su- nulmuş bir meta... Oysa insan doğayı tükettikçe kendisini tüketi- yor. Doğada yok olan her şey mutlaka insandan da bir şeyler alıp götürüyor. Yaşadıklarımız ortada... “Algıda seçicilik” ilkesinin bir yansıması olsa ge- rek. Karadeniz’deki sel haberlerini okurken bir olay ayrıca dikkatimi çekti. Bartın Kent Konseyi, sel- lere karşı başlatılan projenin sonucunu Ankara’dan öğrenmek istemiş. Şu karşılığı almışlar: - Devlet sırrıdır, açıklayamayız! Pes etmemişler, ilgili her kuruma başvurmuş- lar. Projenin 11. yılında öğrenmişler ki, projeye 57 milyon dolar harcanmış. Bu paranın nereye har- candığını araştırıyorlarmış.. Sözü insandan doğaya bağlamak gerekirse, in- sanoğlu küreselleşirken... Küre selleşiyor! ankcum@cumhuriyet.com.tr Çeberdavasõnõnsonduruşmasõndakikayõtlarbilinmeyenbirnedenleyokedildi Yeniden ifade alınacak HİLAL KÖSE Engin Çeber davasõnda, ta- nõklarõn işkenceyi anlattõğõ ve tu- tuklu sanõk cezaevi müdürü Fu- at Karaosmanoğlu’nu teşhis et- tikleri yedinci oturumun ses ka- yõtlarõ, bilinmeyen bir şekilde yok edildi. Mahkeme, Çeber ile aynõ koğuşta kalan tanõklarõ, 5 Ekim 2009’da yapõlacak oturuma yeniden çağõrdõ. Engin Çeber’in Metris Ceza- evi’nde gördüğü işkence nede- niyle yaşamõnõ yitirmesiyle ilgi- li kamu görevlilerinin yargõlandõğõ davaya bakan Bakõrköy 14. Ağõr Ceza Mahkemesi, duruşmalarõ kamerayla kaydediyor, daha son- ra tutanak haline getiriyordu. Da- vanõn 22 Temmuz günü görülen ve saat 10.00’da başlayõp, 12.30’da sona eren son duruşmasõ ise görüntülerin bulunduğu ka- mera kayõtlarõndan seslerin si- linmesi nedeniyle yazõlõ hale ge- tirilemedi. Böylece bu oturumdaki gelişmeler, tanõklarõn anlatõmlarõ, dava dosyasõna giremedi. Mahkemenin avukatlara verdi- ği yedinci oturum tutanağõnda, ad- liyenin 265 numaralõ salonunda görülen davanõn, sesli ve görün- tülü olarak kaydedildiği, daha sonraki günlerde, kayõtlarõn CMK’nin 219. maddesi gereğin- ce tutanak haline getirilmesi iş- lemine başlandõğõ belirtildi. Bilinmeyen ve tespit edileme- yen şekilde gerçekleşen teknik bir nedenle, duruşmaya ait yalnõzca görüntü kayõtlarõnõn var olduğu- nun anlaşõldõğõ ifade edilerek, “Ses kaydının bulunmadığı gö- rülmüştür. Bakırköy Cumhu- riyet Başsavcılığı Bilgi İşlem Şubesi görevlileri ve mahkeme kâtipleri kayıtları incelemiş, ses kaydının hafızaya alınma- dığı anlaşılmış ve nedeni tespit edilememiştir” denildi. Teknik sistemi kuran firma yet- kililerinin de görüntülere ait ses kaydõnõn duruşma sõrasõnda ya- põlmamõş olduğunu kaydettikleri, bu nedenle duruşmaya ait ses kaydõnõn dökümünün yapõlama- yacağõ belirtildi. Mahkeme, duruşma sõrasõnda dinlenen Çeber ile aynõ koğuşta kalan tanõklar Ahmet Aksu, Gı- yasettin Şakiroğlu, Murat Gev- rek, Adem Halil ve Rasim İltaş ile Çeber’in gözaltõnda bulundu- ğu karakoldaki uygulamalara ta- nõk olan avukat Ömer Kavili’nin beyanlarõnõn yeniden alõnmasõnõn gerektiği ifade edildi. Çeber ailesinin avukatõ Taylan Tanay, tanõklarõn, sanõk müdürü teşhis edip, müdürün, yerde yatan Engin Çeber’i göstererek “Bun- dan sonra kurallara uymayan bu şekilde cezalandırılacak” dediğini duyduklarõnõ söyledik- lerine dikkat çekti. Tanõklarõn daha önce tutuklu olduklarõ için savcõlõğa söyleyemediklerini mah- kemede anlattõklarõnõ ifade eden Tanay, şöyle devam etti: “Tanıkların açıklamaları şim- di dava dosyasında yok. Biz bu kayıtların birileri tarafından silindiğini düşünüyoruz. Çünkü bu duruşmada, Fuat Karaos- manoğlu’nun Çeber’in öldü- rülmesindeki sorumluluğu tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştı. Ta- nıklar yeniden dinlendiklerin- de ifadelerini değiştirirlerse, bulunamazlarsa ne olacak? Tehdit edilirlerse bunun hesa- bını kim verecek?” Gençlik Federasyonu üyeleri, Sıvas’ta 15 ay önce ABD karşıtı karikatür sergisi açtıkları için tutuklanan arkadaşlarının duruşmasına destek için Erzurum’a giden federasyon üyesi 72 öğrencinin gözaltına alınmasını pro- testo etti. Taksim Tramvay Durağı’nda bir- araya gelen grup adına yapılan açıklamada “Mazlumdan yana olan herkesi bu zulme kar- şı çıkmaya çağırıyoruz” denildi. Bu arada Er- zurum’da gözaltına alınan 72 kişi savcılık sor- gularının ardından serbest bırakıldı. Karabulut’un ailesi ifade verdi İstanbul Haber Servisi - Etiler’deki bir çöp konteynerinde cesedi bulunan Münevver Kara- bulut’un anne ve babasõ, İstanbul Emniyet Mü- dürlüğü’ne gelerek cinayetle ilgili ifade verdi. İstanbul Valisi Muammer Güler, Münevver Karabulut’un katil zanlõsõnõn olay gecesi yakala- nõp serbest bõrakõldõğõ iddialarõyla ilgili olarak “Varsa yapılmış bir hata mutlaka kanuni ge- reği yapılır. ” dedi. Nagihan ve Süreyya Karabulut çiftinin “katil zanlısı olarak aranan C.G’nin cinayetten son- ra gözaltına alınıp serbest bırakıldığı” iddiasõ- na ilişkin başlatõlan idari soruşturma kapsamõnda ifadelerine başvuruldu. Emniyetten ayrõldõktan sonra gazetecilerin sorularõnõ yanõtlayan Süreyya Karabulut, gazetecilerin işadamõ Hayyam Ga- ripoğlu’nun “Basın bu cinayetin üzerine neden bu kadar duruyor” sözlerini hatõrlatmasõ üzeri- ne, “Hayyam Garipoğlu şerefli bir insansa, alır yeğenini adalete teslim eder” karşõlõğõnõ verdi. Önceki gün ifadelerine başvurulan, C.G’nin amcasõ işadamõ Hayyam Garipoğ- lu’nun da aralarõnda bulunduğu 12 kişinin evin- den alõnan 4 bilgisayarõn incelenmesi sürüyor. Bakan Günay’ın ‘bakire’ şikâyeti İLHAN TAŞCI ANKARA - Kültür ve Turizm Bakanlõ- ğõ’nda görevli başmüfettişin avukatõ, Teftiş Kurulu Başkanõ Faruk Şahin’i şikâyet edince başmüfettişe kõnama ve uyarma ce- zasõ verildi. Bakan Ertuğrul Günay da baş- müfettişin avukatõnõn idare mahkemesine verdiği dilekçede, “az bakire çok bakire, taraflı-tarafsız başmüfettiş” olamayacağõna ilişkin değerlendirmesi nedeniyle avukatõ ba- roya şikâyet etti. Başmüfettişe verilen sicilin iptali istemiy- le açõlan ancak daha sonra Teftiş Kurulu Baş- kanõ ile Kültür ve Turizm Bakanõ Ertuğrul Gü- nay’õn da müdahil olduğu ilginç dava şöyle gelişti: Bakanlõk Teftiş Kurulu’nda görevli bir başmüfettişe verilen 95 puanlõk sicil nedeniyle avukat İsmail Sami Çakmak, idare mahke- mesine dava açtõ. Dava dilekçesinde, 95 sicilin de pekiyi ol- duğu, ancak neden 100 verilmediğine işaret edilirken, yüzde 5’lik düşüklüğün, başmü- fettişin tarafsõzlõğõnõ yitirdiği anlamõna gele- ceği belirtildi. Dilekçede, “Nasıl ki, az ba- kirelik, çok bakirelik olmazsa az tarafsız, çok tarafsız ya da taraflı veya tarafsız baş- müfettiş” olamayacağõ vurgulandõ. Davayõ görüşen Ankara İdare Mahkemesi, söz konusu 95’lik sicili iptal etti. Bu noktada devreye Bakan Günay girdi. Günay, avukat Çakmak’õn “az bakirelik çok bakirelik” benzetmesinin “mahkeme adabıyla” bağdaşmadõğõ gerekçesiyle avukat Çakmak’õ hem savcõlõğa hem de Ankara Ba- rosu’na şikâyet etti. Çakmak, baroya gön- derdiği yanõtta, “Şikâyetçi bakan veya tef- tiş kurulu başkanı mahkeme adabı konu- sunda değerlendirme yapabilme veya tes- pitte bulunma, bulunabilme makamı de- ğildir. Kültürümüzdeki deyim ve tabirler yeri geldiğinde kullanılmak içindir” dedi. Avukat, Bakan’a şikâyet etti Avukat Çakmak da idare mahkemesinin iptal kararõnõn ardõndan Teftiş Kurulu Baş- kanõ Faruk Şahin’i verdiği 95 puanlõk sicil nedeniyle bakana şikâyet etti. Şikâyetçi olunan Teftiş Kurulu Başkanõ’nõn, avukatõn verdiği dilekçeler nedeniyle başmüfettişe baskõ uyguladõğõ iddiasõ gündeme geldi. Avukat Çakmak, Ankara Cumhuriyet Baş- savcõlõğõ’na yaptõğõ suç duyurusunda, ken- disinin verdiği dilekçeler nedeniyle mü- vekkiline baskõ uygulandõğõnõ savladõ. Dilekçede, baskõya örnek olarak da Teftiş Kurulu Başkanõ’nõn başmüfettişi çağõrarak, “Sen beni Bakanım dururken Başbakan- lık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na nasıl şikâyet edersin?” çõkõşõ ve başmüfettişe verilen bir uyarõ bir kõnama cezalarõnõ gösterildi. Danıştay’a başvuru Avukat Çakmak dilekçesinde, “Eğer bir suç varsa benim. Müvekkilimle olayın il- gisi yok. Şikâyet de benim en doğal hakkım. Verilen cezalar suçun şahsiliğiyle bağdaş- mamaktadır” dedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcõlõğõ şikâyet dilekçesini işleme ko- yarak, Bakan Günay’dan Teftiş Kurulu Baş- kanõ Şahin hakkõnda soruşturma izni istedi. Bakan Günay ise savcõlõğõn bu bavşurusunu işleme koymama kararõ verdi. Bunun üzeri- ne hem savcõlõk hem de avukat itiraz etti. Da- nõştay 1. Dairesi de itirazõ kabul ederek, di- lekçenin işleme konulmasõna karar verdi. Günay bu kez de Teftiş Kurulu Başkanõ hakkõnda soruşturma izni vermedi. Bunun üze- rine Çakmak, Kültür Bakanõ’nõn soruşturma izni vermemesine ilişkin kararõn kaldõrõlma- sõ istemiyle Danõştay 1. Dairesi’ne başvurdu. SATILIK YAZLIK Sakarya-Kocaali’de, deniz kenarında, havuzlu, tenis kortlu sitede, sahibinden satılık eşyalı tripleks villa. Telefon: 0533 259 54 29 Gözaltõlara protesto Başmüfettişin sicilinin iptali istemiyle açõlan davaya Kültür ve Turizm Bakanõ da müdahil oldu PROF. DR. HABERAL’A SALDIRI Dinci Vakit gazetesine ‘hakaret’ davası ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Ankara Cumhuri- yet Başsavcõlõğõ, üçüncü Er- genekon davasõ kapsamõnda tutuklanan Başkent Üniversi- tesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ile ilgili bir haberin başlõğõnda kullanõlan “pişkin” sözcüğü nedeniyle dinci Ana- dolu’da Vakit Gazetesi So- rumlu Yazõişleri Müdürü Ah- met Can Karahasanoğlu hakkõnda hakaret davasõ açtõ. Basõn Suçlarõ Soruşturma Bürosu Savcõsõ Nadi Tür- kaslan tarafõndan hazõrlanan iddianamede, Haberal’õn halen tutuklu bulunduğu anõmsatõ- larak, Anadolu’da Vakit ga- zetesinin 9 Mayõs 2009 tarih- li nüshasõnda, “Haberal’ın pişkinliğine mahkemeden ret” başlõklõ bir haber yayõm- landõğõ kaydedildi. Haberal’õn avukatlarõnca suç duyurusun- da bulunulduğu belirtilen id- dianamede, “Haber içeriğin- de olayın suç oluşturmaya- cak biçimde anlatıldığı, an- cak başlıkta yer alan ‘piş- kinlik’ kelimesinin kişilik haklarına saldırı mahiyetin- de ve küçük düşürücü nite- likte olduğu” belirtildi. İd- dianamede, sorumlu yazõişle- ri müdürü Karahasanoğlu’nun, 3 aydan 2 yõla kadar hapisle ce- zalandõrõlmasõ istendi. TUTUKLULARIN SAĞLIK SORUNLARI Cumhurbaşkanı’na İHD’den açık mektup ANKARA (ANKA) - İnsan Haklarõ Derneği, cezaevinde tutuklu ve hükümlülerin yaşa- dõğõ sağlõk sorunu ile ilgili Cumhurbaşkanõ Abdullah Gül’e açõk mektup gönderdi. İHD mektubunda, “Ne acıdır ki sizler hâlâ bizi ve ceza- evinde her gün ölümü bekle- yen onlarca insanı duymak, görmek istemiyorsunuz” de- nildi. Gül’ün, eşi mesane kan- seri olan ve onun acõsõ ile vü- cudunu açlõğa yatõran Elif Za- var’õ anlamak istemediği sa- vunulan mektupta, şöyle de- nildi: “Yine size, Bitlis’in Ah- lat ilçesindeki ziyaretiniz sı- rasında elinize bir mektup tutuşturan Gülezar Akõn’ın 85 yaşında kalp yetmezliği ve tansiyon sorunu olan ba- basının ‘Sizden tek dileğimiz yõllardõr cezaevinde ağõr hasta- lõklar yaşayan, aynõ zamanda bu durumu bize de acõ çektiren kõ- zõmõ daha iyi şartlarda doktor kontrolünde tedavisinin başla- tõlmasõnõ arz ediyorum’ talebi de bir şey ifade etmiyor... Yi- ne, Güler Zere’nin damarla- rının bile artık bir şey kabul etmediğini biliyor musunuz? Daha birkaç gün önce yine feryat ettik bu insanlar ölecek duyun sesimizi, seslerini diye. Duymadınız ve Resul Güner yaşamını kaybetti...” C.G HAKKINDAKİ İDDİALAR
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog