Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

Ahmet Oktay'la 'Popüler Kültür'den TV Sömürgesine' 'Her şey eğlenceye göre biçimleniyor'ithaki Yayınları, Ahmet Oktay'ın bütün yapıtlarını yayımlamaya devam ediyor. Dizinin, Popüler Kültürden TV Sömürgesine adını taşıyan dördüncü cildinde, Oktay'ın Türk't ye'de PopülerKültür e\99Z), Toplumsal Değişme ve Basın n9S7), Yazın, iletişim, ideoloji (1982) ve Medya ve Hedonizm (1995) kitapları yer alıyor. Bu kitaplarında yazar, kendi deyimiyle, yazılı ve görsel basında yayımlanan çeşitli ürünlerde sıı- nulan içeriğin nasıl bir anlamlamaya yol açtığını ve bu anlamlandır- manın izleyicileri doğrudan doğruya egemen sınıfların bakış ve dü- şünce açısına uyumlandırmayı amaçladığını göstermeye çalışıyor. Oktay'la kitle kültürünü ve medyadaki yozlaşmayı konuştuk. MehmetÇAKlR I jf ^ u ciltte yer alan kitap- m J lar arasmda cn yenisi- mm m j nin basım tarihi nere- " -~ dcyse on beş yıl önce- yc dayanıyor. Birkaçyıl arayla yayım- lanmış kitaplar. O dönemde.sizi bu kitaplan yazmaya iten sebcpkr neler- di? - llk ağızdan şunu söyleyebüirim: Biliyorsunuz,fiiligazetecilik yapıyordum o yıllarda. O tarihlerde, 1985'lerde, '80 dar- besi'nin ardından Türk basınmda bir te- kelleşme başladı. Gazeteler bir büyük ser- maye çevresinde tekelleşmeye ve onların egemenliği altına girmeye başladılar. Tabii bu ister istemez gazeteciliğin sunuş biçimi- ni de değiştirdi. Başlıklar değişti, haber an- layışı değişti... O sırada ben de birtakım kültürel meselelerle ve edebiyat sorunlarıy- la daha fazla ilgilenmeye başladım. Bu sü- reci anlamak, 12 Eylül ne getiriyor, ne gö- türüyor... onu anlamak için basın üzerin- de biraz durmaya başladım. Edebiyat için de aynı şeyi söyleyebüirim, şiir olsun, roman olsun, hikâye olsun... eninde sonunda insanlara bir şey anlatıyo- ruz. Bir derdimiz var, bu derdi başkalarına iletmeye çalışıyoruz. Tabii, bunu yaparken de ideolojik bir işlev görüyoruz. Sadece şi- ir yazmıyoruz. Şiirin sonunda o şiir aracılı- ğıyla insanlara götürüp anlatmak istediği- miz bir mesele var. Bu mesele bireyin so- runlarından başlayıp toplumun sorunları- na doğru genişleyebilir. lşte o süreci anla- mak için ideolojik olana bakmaya başla- dım: Nedir ideolojik olan? O tarihlerde, 70'lerden sonra Marksist çerçeve içinde Althusser'in adı öne çıktı ve 'ideoloji nasıl bir işlev görür' sorunu birtakım insanları uğraştırmaya başladı. Biri de bendim. Ne gibi bir işlev görüyoruz söz aracılığıyla? Nasıl bir dünya sunuyoruz ve insanlar bu dünyayı hangi ölçülerde ne kadar anlaya- biliyorlar sorunları benim için temel mese- le oldu. Tabii son kertede bunlar aslında benim kendi sorunlarımdı. Bu sorunlan çözeyim derken böyle geniş bir perspektife yayıldık. -12 Eylül'den sonra tnedyada başgöste- rcn değişimden söz ettiniz. Kırılma noktası 12 Eylül müydü? - Belki daha öncesine yönelik bazı sapta- malar yapmak mümkün ama trajik bağ- lamda söylemem gerekirse asıl larılma noktası 12 Eylül'dür. 12 Eylül neredeyse açık faşizan bir rejimdi. Birçok insan bun- dan zarar gördü, maddi-manevi bir yığın kayba uğradı ve uğratıldı. Edebiyat değişti. Şiir değişti. Roman değişti, her şey değişti. Popüler kültür gündelik hayatın kültürü olarak nitelenir. Popüler kültürün içinde belki kendiliğinden muhalif unsurlar bulu- nuyor olabilir her zaman. Ama kitle kültü- rü bütün bunları egemen sınıfin beğenisi açısından değerlendirmeye başladı ve hâ- kim sınıfların düşünce biçimlerini bize, en tercih edilmesi gereken biçimler olarak sundu. CÖRÜNTÜ VE ECLENCE - Kitle kültürü, popüler kültür ve halk kültürü arasındaki ilişki ne durumda? - Bugün işler '80'li yıllara göre daha kö- tüye gitmiş durumda. Artık iyiden iyiye kitle kültürünün egemenliği altına girmiş durumdayız. Özellikle Türkiye'de '80 dar- besi'nin ardından, özel televizyon kanalla- rının devreye girmesiyle, bu süreç çok hız- lanmaya başladı. Çünkü televizyon kanal- larında artık sabah başlayıp ertesi sabaha kadar devam ediyor yayınlar. Orada yapı- lan ideolojik elden geçirme, yeniden dü- zenleme süreçleri çalışan kesimlerin çok aleyhinde ve her şey eğlence bağlammda oluşturulmaya başlıyor. Bir zamanlar son derece etkin olabüen programlar vardı. Mesela Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı... Ama bunlar eninde sonunda eğlencenin bir parçası haline getirildi. Her şey eğlen- ceye göre biçimleniyor artık. Tabii bir de basındaki köklü teknolojik gelişmeler ister istemez basının ölçütlerini de değiştirdi. O da televizyon kanallarına benzemeye baş- ladı. Görüntü ve eğlence ön planda... Bu bütün kültürel işleyiş biçimlerini tersine döndüren bir sürece yol açtı. Bu cildin içinde Toplumsal Değişme ve Basın adın- da bir ikinci kitap var. Orada basındaki bi- çimsel değişimleri de irdelemeye çalıştım. Mesela başlık sistemi... Eskiden, benim gençlik dönemimde başlıklar bilgiye dayalı olurdu. Ama giderek imajinatifohnaya başladı. Bilgilendirme amacından çok im- gelemi tahrik edici başlıklar bulunmaya başladı. Bu biçimsel değişikler, basının ge- neline yayıldı. Makale yazış biçimleri, üs- luplar, sunulan meseleler... hepsi vuîgarize bir kimliğe büründü ve sorunlar basitleşti- rilerek ele alınır oldu. - llk kitaptaki 'Popüler Kültür Kavramı' başhklı yazıda çizdiğiniz tabîo, şimdi söz etiğinizle aynı. O yazıda kuüandığınız bir kavram var: tükenme isterisi. Oisteri bu- gün de devam ediyor. Daha ne kadar süre- cek sizce? Sonu varmı? - Erkenden bir teşhiste bulunmak zor ama gidişatın çok olurnlu yönde olduğu kanısında değüim. Her geçen gün biraz daha kitle kültürü taraftndan kuşatılıyo- ruz. Basına bakalım. Kitap eklerine... Ki- tap eklerinin tümüne karşı çıkmıyorum ta- bii. Ama onlar da eninde sonunda belirli bir dizgenin ürünü ola- rak üretili- yorlar. Tür- kiye'de bu kadar kitap yayımlanı- yor. Sosyolojik araştırmalar, tarih incele- meleri, felsefî metinler... Bunların eklerde sunuş biçimine baktığımız zaman mesele- lerin kendine layık bir biçimde sunulmadı- ğını söylemek gerek. Yakınlarda Baudril- lard'ın bir kitabı çıktı, göstergelerin eko- nomi politiğine dair. O kitap için doğru dürüst hiçbir açıklayıcı yazı, çözümleyici yazı yayımlanmiyor; bir tanıtüıp geçiliyor. Birçok kitap için böyle. Gelip geçiyor. Son kertede şunu söylemek lazım: Bunların hepsi paralı sorunlara dönüşüyor. 'Çok Sa- tanlar' meselesi var ortada. Edebi eserler, edebi oluşlarından ötürü değil, 'çok satar- lık'larmdan ötürü önemseniyorlar. Bunla- rın hepsi bir kalite kaybma yol açıyor. - Yayınm hatları belirlense, bir çeşit tek tip yayın yaratılsa bu da ayrı bir kaos yarat- maz mı? - Zaten ben de tek tip bir yayıncılığı sa- vunmuyorum. Tek tip yayıncılık da başka türlü bir faşizme yol açabilir. Tek dünya görüşünü savunan, düşünce biçimini savu- nan ve onu empoze eden bir görüşten ya- na olmanın olanağı yok. Sorun, şudur be- nim anladığım kadarıyla: çok sesli ve de- mokratik bir yayıncılık yapabilmek. Bu- nun yollarını bulma da meslekte çalışanla- rın işi. Bugün bir televizyon kanalı kurmak mesela, kolay bir iş değil, trilyonlar yatır- mak gerekiyor. Oraya yatırdığınızı çıkar- mak isteyeceksiniz elbet. Bunun için de sermaye getiri ve götürü hesabını herkes- ten çok yapıyor. Onemli olan basın sektö- ründe çalışan insanlann daha demokratik bir yayıncılığın ilkelerini benimsemeleri ve çahştıkları kurumları bu yönde teşvik ede- bilmeleri. ÖNERİLER... - Deneyimli birgazeteci olarak neler önerirsiniz bunun için? - Her şeyden önce şunu söylemek gerek: çalışanların kendilerinin özgürlükçü olma- sı lazım. İnsanlar kendilerini özgürlük yan- lısı zannedebilirler ama öyle değillerdir. Çalıştıklan müesseseleri daha özgür olma- ya, sözlerinde daha serbest davranabilme- ye inandırmalı ve teşvik etmelidirler. Bugün, Türkiye'de basın, üç-dört kuru- luşun elinde, üç-dört sermaye grubunun elinde. Eskiden gazete, gazeteciler tarafin- dan çıkarıhrdı. Şimdi öyle değil. Kimin güçlü sermayesi varsa patronaja soyunu- yor. Bakın büyük yayın kuruluşlarına, hep- C U M H U R İ Y E T K İ T A P SAYI 1018 si sermaye sahibidir ve çeşitli sektörlerde yatınm yapmaktadır. Bu nedenle sorunlan çözmek göründüğü kadar kolay değil. - Birkaçyıldır Türkiye'nin siyasigünde- mindeki kutuplaşma medyaya, taraûarm yayın organlarma da aksetti. Hadarı çok keskin olan yönlendirid yayınlaryapıhyor. Bu durum giderek hoşgörüden uzaklaşan, bölünen bir toplum yaratıyor. Bu süreci nasılizliyorsunuz? - Dediğim gibi, gelişmeler çok umutlu olmaya yol açmıyor. Mesela Türkiye'yi ay- lardır işgal eden ve işgal edecek gibi görü- nen bir Ergenekon sorunu var. Burada ki- min kime hizmet ettiği belli değil. Haber- ler sızdırılıyor, bunlar dağıtılıyor, kimin da- ğıttığı ortaya çıkmıyor... Sızdırılan bilgileri haber yapan insanlar da biraz kendi kendi- ne sormak zorundalar, biz kime çalışıyoruz diye. Her kesimden insan gırtlağına kadar politikaya batmış durumda. Ama bu bat- mışlığı herkes kendi sorumluluğu çerçeve- sinde değerlendirmiyor. Haberdir yayınla- yalım, sansasyon yaratalım, manşete çıka- lım gibi kaygılar baslon geliyor. Bu da tabii basının yozlaşmasına yol açıyor. Bu konu- ları kişisel ahlakımız açısından olduğu ka- dar toplumsal açıdan da değerlendirmek gerekiyor. Yoksa bu işin sonu gelmeyecek- tir. - Kide kültürünün, yaşanılan bu yozlaş- manın Türkiye'de edebiyatı ve şiiri nasıl ctkilediğini düşünüyorsunuz? Bir önceki söyleşimizde Şiiri insansızlaştırıyorlar" demiştiniz. Örneğin bu tespitinizde kide kültürünün, medyanm rolü redir? - Medya etkisi yok gibi görünür ama al- tında var olduğu anlaşılır son çözümleme- de. Günümüzdeki bir takım girişimlere bakarak şiirin insansızlaştırılması meselesi- ne dönmek, bunun ne yoldan sağlanmaya çalışıldığına bakmak lazım. Günümüz şiiri hem insansızlaştınlıyor, hem de sorunsuz- laştınlıyor. Bakın yapılan denemelere. Bir- çok beyan var ortada ama bunların hepsi tek tek şairlerin kendi çevrelerinde dönen meseleler. Daha çok teknolojik birtakım verilere bakılıyor fakat asıl mesele unutu- luyor. Şiir, roman neye hizmet eder? Bun- lann etik sorunlarla bağını hemen es geçi- yoruz artık. Sanki edebiyatın, şiirin etik olanla hiç ilgjsi yokmuş gibi algılıyoruz. • Popüler Kültürden TV Sömürgesine/ Ahmet Oktay/İthaki Yaytnlart/ 750 s. SAYFA 15
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog