Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

9 NİSAN 2009 PERŞEMBE CUMHURİYET KÜLTÜR kultur@cumhuriyet.com.tr SAYFA 15 İstanbul’daki forumda ‘medeniyet yoksunu’ sömürgecilikten yine kimse söz etmedi Medeniyetleri ABD çatıştırıyor Hafta başında çok sayıda devlet ve hükümet başkanının katılımıyla gerçekleşen “Medeniyetler İttifakı 2. Forumu”, aynı günlerdeki Barack Hüseyin Obama ziyaretinin gölgesinde kaldı. Liderlerin “barış”, “dostluk”, “hoşgörü”, “birlikte yaşama” gibi evrensel “insanlık erdemleri”ni vurgulayan konuşmaları, Obama’nın “ABD İslamla savaşmaz” sözü kadar etkili olmadı... Buna karşın, aynı erdemleri “küresel özlem”e dönüştüren “küresel sömürgeciliği” sorgulamak bir yana, Obama’ya, “Siz zaten Müslüman Arap şeyhleriyle öteden beri petrol ittifakı içinde değil misiniz” diye soran da olmadı. Hatta ABD ile Suudi sermayesi arasındaki “kanka”lığın Türkiye’deki uzantılarınca bu ülkenin nasıl “küçük Amerika” yapılmak istendiğini anımsatmak, kimsenin aklına bile gelmedi. Nitekim Ban Kimoon da açılış konuşmasında, “tüm kültürlerin insanlığa ait olduğunu ve vazgeçilemeyeceğini” vurgularken, küreselleşmenin farklı ulusal kimliklere karşı “sadece ekonomik çıkarları gözeten bir tüketim kültürü”nü dayattığından da söz etmedi. ‘11 EYLÜL’ÜN SÖYLEMİ Böylece Türkiye, 11 Eylül’de “ABD’yi vuran” teröre “İslam” kimliği verilmesiyle öne çıkarılan “medeniyetler çatışması” söylemini bir kez daha ve üstelik görkemli bir “ev sahipliği” ile onaylarken; dünya medyası da ülkemize “medeniyet”leri adına gelen liderlerin değil, Amerika’nın Ortadoğu çıkarları için gelen Obama’nın konuşmalarıyla ilgilendi. Küreselleşmenin, “ulusal kimlik”ler üzerin 1 2 OBAMA, DÜNYA LİDERLERİNİN DE ‘BAŞKAN’I GİBİYDİ... 1 Foruma katılan dünya liderleri, “medeniyetlerin ittifakı” özleminin “medeniyetleri çatıştıran” ABD politikalarından ve AB’nin kültürel ayrım cılığından doğduğunu söyleyemediler. 2 Aynı gün İstanbul’u gezen Obama ise daha fazla ilgi odağı olunca, dünya liderlerinin forumdaki konuşmalarını sadece kendileri dinledi. deki “yozlaştırıcı” tahribatında başı çeken; tüm insanlığı adeta “tek tip kültür”e doğru sürükleyen “Amerikan öykünmeciliği”nin bile gündeme gel(e)mediği bir “medeniyetler buluşması(!)”ndan geriye kalan, yine sadece Obama’nın herkesi mutlu kıldığı anlaşılan şu sözleri oldu: “...Gelecek, güç kullananların değil, onaranların olmalıdır...” Peki, bu nasıl olacak? “Medeniyetler ittifakı”, ABD’nin neredeyse kurulduğu dönemden bu yana güç kullanmaktan başka bir yöntem bilmediği sömürgeci politikalarını “onarma”sına katkıda bulunabilecek mi? Bunun için, aynı medeniyetler ittifakının aslında ve öncelikle “ABD’ye karşı” insanlığın evrensel kültürel değerlerini “savunma güdüsü”yle böylesine önem kazandığını, başta Obama ve tüm Amerikan yandaşları görebilecekler mi? İSPANYA VE TÜRKİYE Medeniyetler İttifakı kavramı ve önerisini, İspanya Başbakanı Luis Rodríguez Zapatero, BM’de 21 Ekim 2004’te yaptığı konuşmasında dile getirmişti. Türkiye ile İspanya’nın bu süreci birlikte üstlenmeleri benimsenince de Zapatero ile Erdoğan’ın eş başkanlığındaki ilk toplantı Kasım 2005’te İspanya’da düzenlendi. Bilim ve siyaset adamlarının katılımıyla “Üst Düzey Düşünce Grubu” oluşturulurken 2006’da yapılan toplantıların sonucunda bir rapor yayımlanarak “Batı ve İslam dünyası arasındaki gerilimin dini değil, politik olduğu” vurgulandı. Ne var ki bu politikanın nedeni olan “küresel ekonomik hegemonya”cılığa yine değinil(e)medi. İstanbul’daki “2. Forum”un çağrı metinlerinde ise “Medeniyetler İttifakı, kültürler arası an layışı geliştirmeyi amaçlayan en önemli ulus lararası girişimdir” deniliyordu… Ne var ki dünyadaki çatışma ve gerilimlerin temelinde, aslında medeniyetlerin değil, başta ırkçılık, köktendincilik ve radikal milliyetçilik olmak üzere, her türlü insanlık dışı tutumları, çıkarları adına körükleyen emperyalizmin bulunduğu gerçeği de böylece bir kez daha gözardı edilmiş oldu. Üstelik bu gerçeği yeryüzünde en iyi bilen; çünkü binyıllardır tüm kültür ve inançları ortak yurt ve hemşerilik duyguları içinde yaşayan Anadolu’nun bağrı çatlatılarak... O kadar ki Erdoğan da açış konuşmasında Türkiye’de değişik kültürlerin birlikte yaşadıklarını “farklı dinsel miras örnekleri”yle belirtse bile, sömürgeci Batı’nın aynı kültürlerden bazılarını ille de “azınlık” saymasının “Anadolu medeniyetleri” için geçerli olmadığından söz etmedi. Bu toprakların dili olsaydı; Çırağan Sarayı’ndaki konuşmacıların siyasal kimlikleri ile ağızlarından çıkanları hayretle dinleyerek; hele Obama’nın salı günü “3 semavi dinin temsilcileri”ni ziyaretine bakarak şunları söylemez miydi? “Bayanlar baylar, medeniyetler tarih bo yunca hiç çatışmadılar. Ekonomik ve siyasal çıkarların yarattığı savaşların, dinin alet edildiği saldırıların, ırkçılıkla beslenen za limliklerin, tüm yapay gerilimlerin ve sözde milliyetçi çatışmaların sorumluluğunu, insa nın varlık ve yaşam güvencesi olan kültürle re yüklemeyi bırakın; artık kendinize bakın ve kültürü çıkarlarınıza kurban eden sö mürgeci politikalarınızı terk etmeye çalışın...” Evet... Medeniyetleri öncelikle ABD çatıştırdı ve çatıştırıyor. AB de buna ortak oluyor ve körüklüyor. Böylesi bir uluslararası oyuna karşı “ittifak”ın başarılı olabilmesi de aynı gerçeğin öncelikle “yüksek sesle” dillendirilmesinden geçiyor. İstanbul’daki forumda ise Anadolu’nun bin yıllara uzanan duyguları, ne yazık ki “fısıltı”yla bile olsa gündeme gel(e)medi. ‘Van Gogh’un Peşinde, Modernizmin İzinde’ sergisi 26 Nisan’a kadar Beşiktaş Çağdaş’ta Türk sanatçısının gözünden Van Gogh gerçeği KAYA ÖZSEZGİN Fichte’nin felsefesinde geçen “insan doğasının ilksel kaosu” ile ilgili saptama, insanın doğuştan getirdiği tinsel karmaşaya işaret ediyorsa, böyle bir karmaşanın belki de en tipik oluşumuna sanatçı yaşamında tanık olmaktayız. Özellikle de Van Gogh’un sıra dışı trajik yaşamı incelendiğinde, yetenek ve deha kavramları arasındaki ayrımlar da hesaba katıldığında, yaratıcılık vasfıyla birleşen bu karmaşanın yarattığı çözümü güç sorunlar, salt tıpla ilgili olmanın çok ötesine geçer ve bizzat sanatçının yaşamı boyunca hem kendisiyle, hem çevresiyle mücadelenin yol açtığı derin çelişkiler, yaşamla yaratıcı bilinç arasındaki derin sürtüşmelere yeni boyutlar kazandırır. Galeride işçi olarak çalışmaktan kitapçı dükkânında tezgâhtarlığa, din okullarında öğrenciliğe, maden ocağında din adamlığına, sanat eğitimi veren okullarda anatomi ve perspektif öğrenimine, usta hocaların atölyesinde çıraklığa kadar uzanan inişli çıkışlı bir arayışın ardından akıl hastanesinde ilk tedavi, sara nöbetleri yüzünden bir hastaneden ötekine nakille geçen bunalımlı bir yaşam. Bunca yükün altında, resim sanatına adanan çok kısa bir ömür. Hepi topu dokuz yıllık ressam yaşamına sığdırılmış 800 kadar suluboya ve desen, 600 kadar da yağlıboya çalışma. Bir grup sanatçıyla sanat yazarının, geçen yılın haziran ayı başlarında Van Gogh’un yaşadığı mekânlarda (Auvers sur Oise ve Arles) dolaşarak, bu sanatçının trajik yaşamının izlerini sürerek gerçekleştirdiği gezi programı bu yönüyle gözlemlerin ötesine taşıyor, bir tanıklığa ışık tutuyordu. Hem kendisiyle, hem çevresiyle çatışarak bir bunalımdan ötekine sürüklenen, ama sanatıyla modernizmin geleceğine ışık tutmuş olan Van Gogh, bu modernizme kendi insan gerçekliğiyle yaklaşma savaşımı vermiş ve vermekte olan Türk sanatçısı için nasıl bir anlam ifade ediyordu? Gezinin arkasından Beşiktaş Kültür Merkezi’nin geniş salonlarında düzenlenen sergi, sanatçılarımızın Van Gogh gerçeğine kendi açılarından nasıl baktıklarının da somut bir raporudur. Yaşamıyla sanatının bedelini ödemek gibi benzersiz bir uğraşa kendini adamış olmak, Van Gogh’un adı çevresinde yaratılan söylencenin tek göstergesi değildir kuşkusuz. Asıl söylence, öz gür sanatçı tutumuyla ilgili olmalıydı. Arles’daki Van Gogh Vakfı Müzesi’nde gördüğümüz resimlerle anlam yönünden örtüşen bizim sanatçıların işleri, Türkiye gibi Batı tarafından hep görmezlikten gelinen bir ülkenin bu Hollandalı sanatçı karşısındaki benimseyici ve özdeşleştirici tavrını ortaya sermesi bakımından önemliydi. Sanatını ve insan severliğini her şeyin üstünde tutan, çevresinin dışlayıcı acımasızlığına direnerek resim yapmayı sürdürmüş olan Van Gogh’un yaşadığı yerlerde, bu sanatçının dramına bizzat tanıklık etmek, ko nuşup görüşerek bu dramı enine boyuna tartışmak, Türk sanatçısı ve aydını için kendi varlık bilincini yeniden tartıya vurmakla eşdeğerdi. Nitekim sergi salonunu dolduran resimlerin tümü incelendiğinde varılacak ortak kanı şu olacaktır: Her şeyden önce insanlığın ve sanat bilincinin paylaştığı bir değerdir Van Gogh. Bu isim altında simgeleşen, sanatın kendisinden ve onun özgül değerlerinden başka bir şey olamaz. Resimlerinden ve yaşamından alınan izlenimler, doğaldır ki, her sanatçının tuvalinde farklı yorumlara konu olsa da, kendini derinden duyuran şey, sanat olgusunun sanatçı beyninde biçimlenen dokunulmazlığı ve bağımsızlığıdır. İşte Van Gogh’un birey ve sanatçı olarak bize telkin ettiği de bundan başka ne olabilir? İşadamı İbrahim Benli’nin sponsorluğunda gerçekleşen gezinin ürünü olan sergi, o çapta başka birçok sanatçı gibi, Batı’nın da yaşarken değerini teslim etmekte zorlandığı Van Gogh karşısında Türk sanatçısının evrenselci yaklaşımını ortaya sermesi bakımından altı çizilmesi gereken bir sanat olayıdır. (kayaozsezgin@yahoo.com.tr) (0 212 351 93 90) ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Türk Toplumunda Cehaletin Yükselişi (10) Geçen hafta, aydınların yabancı kültür ortamlarından kendi ortamlarına bir şeyler taşımayı yararlı gördüklerinde, getirmek istediklerini kendi toplumlarının kültür diline çevirerek gerçekleştirmelerinin ne büyük önem taşıdığını belirttikten sonra, yazımı şöyle noktalamıştım: “Biz de ise, özellikle yetmişli yıllardan bu yana aydınlar, az sayıda istisnanın dışında, böyle bir kaygı bir yana, kendi ülkelerinin ‘kültür dili’nin ne olabileceğini araştırmayı bile gereksiz bulmuşlardır. Bu nedenle toplumumuzda bugün egemen olan cehalet, aslında parçalarının dikişleri tutmamış, dev bir alıntılar kolajından başka bir şey değildir.” Yakın kültür tarihimizin iki dönemi. İlki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan yaklaşık yetmişli yılların başına kadar uzanan dönem. İkincisi ise, yetmişli yıllardan başlayıp bugüne uzanan ve varlığını halen sürdüren dönem. Ve bu iki dönemin birbirinden çok farklı, dahası, birbirinden giderek ilintisiz hale geldiğini söyleyebileceğimiz iki aydın portresi. İlk portre, Mustafa Kemal’in gösterdiği doğrultuda “…bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından (ilerlemelerinden) istifade edelim, lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz …”, Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk toplumunu ve onun kültürel yapısını çıkış noktası alarak çağdaş uygarlık düzeyine varmayı doğal ve doğru hedef bilen Türk aydınını yansıtır. Bu, aynı zamanda Köy Enstitüleri’nin yaratıcısı olan aydın zihniyetinin de portresidir. Dünyadaki hiçbir ilerlemeye yabancı olmayan, fakat o ilerlemeleri kendi iklimlerine özümsetme yoluyla getirmeyi amaçlayan aydının portresi. Bu aydın bakımından, düşünceleri ve eylemleri kendisi için bir statü sembolü niteliğini taşımaz; o, etkinlikleriyle toplumda veya halk arasında kendine bir üstünlük, bir ayrıcalık sağlama peşinde değildir. Aslında tek bir hedefi vardır: Bilgi ve birikim adına neyi varsa, bunları çevresiyle, halkıyla imece yoluyla, ortak bir bilgi, üretme sürecinde paylaşmak; paylaştığı kişilerin günün birinde kendisini aştıklarına tanık olabilmek ise bu aydın için en büyük ödüldür. İşte bu nedenle bu portredeki aydın, toplumsal cehaletin en aman vermez düşmanıdır. Onun etkin olabildiği çevrelerde, cehaletin serpilebilme şansı yoktur. İkinci portre, bunun tam tersidir. 1950’de, Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle ve “Türkiye Cumhuriyeti olarak çağdaş uygarlık düzeyini yakalama” hedefinin yerini “Küçük Amerika” olma hedefinin almasıyla birlikte ülkede giderek artan bir tempoyla ivme kazanacak olan kendi kültürüne yabancılaşma süreci, kendi ‘aydın’ kesimini de yaratacaktır. Başka deyişle, ne pahasına olursa olsun ‘başkalaşma’yı aydınlanmanın(!) tek yolu olarak gören ‘yeni’ aydınlar, çağdaş uygarlık düzeyine erişme hedefini yanlış bir ‘Batılılaşma’ çabasının dar boyutlarına indirgeyerek, yabancı kültürler içerisinden hoşlarına giden kalemleri, herhangi bir özümsetme veya ‘kendi kültür diline çevirme’ kaygısı gütmeksizin ithal etmeye koyulurlar. Bu çaba, örneğin bir zamanlarki Köy Enstitüleri örneğinin aksine, uygarlaşma için herhangi bir uygun model araştırma ve geliştirme girişimini kesinlikle içermez. İki aydın portresi arasında baş gösteren ve yetmişli yıllardan bu yana Türk toplumunda cehaletin yeniden tırmanmasının baş nedenini oluşturan bu kopukluğun nedenlerine haftaya, bu konuya ayırdığımız yazıların sonuncusunda değineceğiz. acem20@hotmail.com Bajar bugün Livane’de Ⅵ Kültür Servisi Bajar bir kez daha Kadıköy Livane’de konser veriyor. Vedat Yıldırım’ın öncülüğünde kurulan topluluk TürkçeKürtçe müzik yapıyor. Yıldırım’la birlikte bu özel tasarının şarkılarını yaşama geçiren diğer topluluk üyeleri ise Burak Korucu (vokal) , Emre Kula (elektrik gitar), Ari Hergel (bas gitar), Ferhat Güneş (klavye) ve Erdem Göymen (davul). Her çarşamba ‘Her Neyse’, her cuma ‘Marsis’ ve her cumartesi Gülay konser veriyor. Bu ay ayrıca Livane’de 16 Nisan’da Jülide Özçelik, 21 Nisan’da Ayşe Özaltın, 23 Nisan’da Fuat Saka, 30 Nisan’da Nino Giorgiana ve Arkadaşları konser verecekler. ŞİŞLİ 1. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN GAYRİMENKUL AÇIK ARTTIRMA İLANI SAYI: 2005/25833 Satılarak paraya çevrilmesine karar verilen taşınmaz tapu kaydı, cinsi, evsafı ve değeri; TAPU KAYDI: İstanbul ili Şişli ilçesi (Kaptanpaşa Mahallesi), Halide Edip Adıvar Mahallesi, Akar Sokağı üzerinde eski 136 yeni 60 kapı numarada kain, Şişli 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü’nün Zemin no 25627038, cilt 76, sayfa 7438, kayıt durumu aktif, Ada 10266, parsel 31, yüzölçümü 205.00 m2 arsa nitelikli taşınmaz üzerinde 9 katlı binanın 1200/22400 hissesine sahip borçluya ait TAŞINMAZ. CİNSİ, EVSAFI VE VE DURUMU: Şişli ilçesi, (Kaptanpaşa Mahallesi), Halide Edip Adıvar Mahallesi, Akar sokağı üzerinde yeni kapı No 60’da 205 m2 miktarlı arsada inşa edilmiş 9 katlı bina. Bodrum katta depo, zemin katta dükkân vardır. Dükkânın zemini seramik ve duvarları sıva üzeri badana kaplıdır. Sokak cephesi aliminyum doğrama vitrindir. Normal ve teras katları 2’şer daire vardır. Daireler mesken olarak kullanılmaktadır. Daireler hol, salon 2 oda, mutfak banyoların zemini seramik mutfaklarda evyeli lavabolu tezgâh vardır. Banyolarda duş, lavabo, klozet vardır. Dairelerde iç kapılar ahşap ve pencereleri (PVC) pimapen doğramadır. Binada elektrik, temiz su ve pis su tesisatı vardır. Bina giriş kapısı demir konstrüksiyondur. Binada katlar arası demir korkuluktu, küpeştesiz, mermer basamaklı merdiven vardır. Yine katlar arası çalışan asansör tesisatı vardır. Bina bakımlı ve temizdir. İMAR DURUMU: Şişli Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 13.08.2007 tarih ve 2007/6141R39087520128 sayılı yazısından 08.02.2007 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Şişli Dolapdere Piyalepaşa Buyvarı ve çevresi uygulama imara planında H=15.50 m. irtifada bitişik nizam konut alanında olmak üzere imar durumu olduğu anlaşılmıştır. KIYMETİ: Müdürlüğümüzce yaptırılan kıymet takdir raporuna göre bulunduğu semt, mevki, rağbet derecesi, satılacak taşınmazın borçluya ait 1200/22400 hissesine 72.000.00YTL olarak kıymet takdir edilmiştir. SATIŞ ŞARTLARI: Birinci satışın 12.05.2009 tarihinde saat 10:30 10:40 arasında ŞİŞLİ 1. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ ODASINDA açık artırma suretiyle yapılmasına bu satışta taşınmazın muhammen kıymetinin %60’ını rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları mecmuunu ve satış masraflarım geçmek şartı ile ihale olunur. Böyle bir bedelle alıcı çıkmazsa, en çok arttıranın taahhüdü baki kalmak şartı ile 22.5.2009 günü aynı yer ve saatlerde ikinci artırmaya çırılacaktır. Bu artırmada da bu miktar elde edilememişse gayrimenkul en çok arttıranın taahhüdü saklı kalmak üzere artırma ilanında gösterilen müddet sonunda en çok arttırana ihale edilecektir. Şu kadar ki, artırma bedelinin malın tahmin edilen kıymetinin %40’ını bulması ve satış isteyenin alacağı rüçhanı olan alacakların toplamından fazla olması ve bundan başka paraya çevirme ve paylaştırma masraflarım geçmesi lazımdır. Böyle bir bedelle alıcı çıkmazsa, satış talebi düşecektir. 2 Artırmaya iştirak edeceklerin tahmin edilen kıymetin %20’si nisbetinde pey akçesi veya bu miktar kadar milli bir bankanın teminat mektubunu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı istediğinde 10 günü geçmemek üzere mehil verilebilir. İhale pulu, alım harç ve masrafları ile tahliye giderleri ve katma değer vergisi alıcıya aittir. Birikmiş vergiler ve dellaliye resmi satış bedelinden ödenir. 3İpotek sahibi alacaklılar ile diğer ilgililerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki hakları hususiyle faiz ve masrafa dair olan iddiaları dayanağı belgeler ile on beş gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır. Aksi halde hakları tapu sicili ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaklardır. 4İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak suretiyle ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksız dairemizce tahsil olunacaktır. Bu fark varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5 Şartname ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup, masrafı verildiği takdirde isteyen alıcıya bir öneği gönderilebilir. 6 Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları başka bilgi almak isteyenlerin YUKARDA YAZILI, sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 17.03.2009 (Basın: 19253) İSTANBUL CUMOK ÇAĞRISI 12 Nisan 2009 PAZAR Saat: 11.00 DÜRÜST VE DOĞRU AÇIKLAMALARI, HUKUK’UN ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİ İLE YAPTIĞI YORUMLARIYLA TANIDIĞIMIZ YARGITAY ONURSAL BAŞSAVCISI SAYIN SABİH KANADOĞLU “ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ” KONULU SÖYLEŞİSİ İLE İSTANBUL CUMHURİYET OKURLARIYLA BULUŞUP, “UNUTTUK” İSİMLİ YENİ KİTABINI İMZALAYACAK Yer : ADEN OTELİ – KADIKÖY RIHTIM İletişim : 0533 438 50 22 0532 344 57 22 0537 871 82 34 Lütfen yerinizi ayırınız. Kahvaltı Ederi: 20 TL. “BALBAY ÇIKACAK YİNE YAZACAK” www.cumok.org 3500 kişilik ESENKENT AÇIK HAVA TİYATROSU mevsimlik kiralıktır. TEL: (0212) 672 36 17 672 73 79 11276 No’lu basın kartımı kaybettim. Hükümsüzür. Miyase İlknur C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog