Bugünden 1930'a 5,448,075 adet makale



Katalog


«
»

9 NİSAN 2009 PERŞEMBE CUMHURİYET EKONOMİ ekonomi@cumhuriyet.com.tr SAYFA 13 Krizin vurduğu sanayide üretim endeksi 10 aydır düşüyor, bankalar ise kârlarına kâr katmaya devam ediyor Üretim durdu, kasalar doldu Sanayi üretimi şubatta yüzde 23.7 gerileyerek, tarihinin en sert düşüşünü yaptı. Üretim endeksi 10 ayda 124’ten 84’e kadar geriledi. Türkiye ihracatının lokomotifi olan otomotivde üretim yüzde 60 daraldı. Reel sektörün para musluğunu kıstığı gerekçesiyle eleştiri oklarının hedefindeki bankacılık sektörü, 2008’in ardından, 2009’a da hızlı girdi. Sektörün net kârı şubatta yüzde 58 yükseldi, ilk 2 ayda ise 3.2 milyar TL’ye ulaştı. “Birtakım karılganlıklar var ama...” diyen Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ise krize bağlı olarak ekonomideki durumu değerlendirirken, “Eylül ayından itibaren çok ciddi önlemler aldık ama adına paket demedik...” dedi. Finansçılar yağmurda kaçar, güneşte çıkarlar 10 aydır kan kaybeden sanayide motor sustu Ekonomi Servisi Sanayi üretimi şubat ayında yüzde 23.7 gerileyerek rekor düşüşle dibe vurdu. 2008’in mayıs ayından bu yana gerileyen sanayi üretimi, şubat ayında en sert düşüşünü gösterdi. 10 ay önce 123.9 puan olan endeks yüzde 84.8’e kadar indi. TÜİK’in açıkladığı ‘Aylık Sanayi Üretim Endeksi Şubat Sonuçları’na göre endeks geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23.7 azalarak 84.8’e geriledi. Böylece, endeksin 2005’in ocak ayında 83.6’lık değerinden sonra sanayi üretiminde en düşük seviyeye inildi. Sermaye malı imalatı yüzde 45 azaldı, imalat sanayiinde üretim yüzde 26 düştü. Alt dallarda en büyük düşüş yüzde 59 ile motorlu kara taşıtlarında oldu. Tekstil yüzde 29, giyim yüzde 22, ana metal sanayii yüzde 23, mobilya yüzde 21 üretim düşüşü yaşadı. OTOMOTİV YÜZDE 60 DARALDI Kriz nedeniyle hem iç hem de dış talebin bıçak gibi kesildiği otomotiv sektörü de kan kaybetmeye devam ediyor. Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) verilerine göre, bu yılın ilk çeyreğinde otomo tiv üretimi yüzde 59 azaldı. Martta otomotiv ihracatı yüzde 48, yılın ilk 3 ayında ise yüzde 56 azalırken ihracat geliri de mart ayında yüzde 50 azalarak 1.1 milyar dolara, ocakmart döneminde yüzde 55 azalışla 2.9 milyar dolara geriledi. İthalat ise geçen ay yüzde 20 artarak 37 bin 307 adete yükseldi. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu Başkanı Şemsi Kopuz: “Finans sektörü kriz döneminde reel sektöre yeterince destek olmuyor. Finansçılar yağmurlu havada kaçar, güneşli havada çıkarlar. 2009’da özellikle KOBİ’leri çok ciddi sıkıntılar bekliyor. Gıda sektörünün ve bilhassa KOBİ’lerimizin kriz dönemini yara almadan atlatabilmesi için kredilendirme konusundaki yaklaşımlarda sektörel hassasiyetler dikkate alınmalıdır... Reel sektörle finans sektörü arasındaki ilişkiyi düzeltme görevi hükümete düşüyor.” Acil durum ilan edilmeli Uludağ Taşıt Araçları ve Yan Sanayi İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Sünneli: “Sanayi üretim endeksi düşmeye devam ederken diğer yandan ihracattaki azalış, işsizlikteki artış gidişatın hayra alamet olmadığını gösteriyor. Bu göstergeler, alınan tedbirlerin yetersizliğinin sonucudur. Artık ‘acil durum’ ilan edilmeli ve çarkların yeniden dönmesini sağlayacak kararlar uygulamaya konulmalıdır.” İş Yatırım Ekonomisti Burcu Ünüvar: “Şubatta iç talep de sorun ancak mart otomotiv verilerinde şubat ayına göre yüzde 29 artış var. Martta sanayi üretiminde daralmayı yüzde 1516 seviyelerinde görebiliriz. İlk çeyrekte GSYH yüzde 810 bandında bir daralma ve ilk üç çeyrek negatif büyüme bekliyoruz. Yıl sonu daralma beklentimiz yüzde 3.5 seviyesinde”. Unicorn Capital Başekonomisti Özlem Bayraktar: “Mart ayından sonra sanayi üretiminde düşüş hızı azalacaktır ama ilk çeyreği çoktan kaybettik. İlk çeyrekte daralma beklentimiz yüzde 9 seviyesinde. Ama ikinci çeyrekte daralma hızı yavaşlayacaktır.” Bankalar zararı unuttu kârlar tam gaz arttı Ekonomi Servisi Bankacılık sisteminin net kârı, şubat ayında yüzde 58 oranında artarak 1.6 milyar liraya ulaştı. İlk iki aydaki kâr yüzde 38 artışla 3.2 milyar lira oldu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre bankacılık sisteminin geçen yıl OcakŞubat döneminde 2.3 milyar lira olan net kârı, bu yıl aynı dönemde 3.2 milyar liraya yükseldi. BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, bankacılığın yıldızının parlamaya devam ettiğini belirterek “Kârlılıktaki olumlu gidiş bizi memnun ediyor. Bankalarımızın, bu kârlı performanslarını reel sektörle paylaşmalarını görmek istiyoruz” dedi. Uzmanlar, sektörde ilk aylarda yüksek kârlılık görüldüğünü, ancak gerçek resmin yılın ikinci yarısından sonra daha net olarak ortaya çıkacağını belirtiyorlar. RUSYA’NIN DA BAŞI DERTTE Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, nakit sıkıntısı çeken ekonomide kredileri arttırmak için ticari bankaların kredi oranlarının geçici olarak devlet tarafından düzenlenmesi çağrısı yaptı. Kremlin’in ekonomi danışmanı Arkady Dvorkovich ise hükümetin ve merkez bankasının, bankaların dövizleri ellerinde tutmaktan vazgeçerek kredi olarak reel ekonomiye sunmalarını sağlayacak şartları oluşturmaları gerektiğini ifade etti. KRİZ GÜNLÜĞÜ Fransızlar yine rehin aldı Fransa’nın Lyon kentinde fabrikalarının kapatılması kararını protesto eden işçiler, fabrikanın 4 müdürünü rehin aldı. İngiliz Scaba fabrikasının mali işler ve insan kaynakları şefi ile iki sorumlu müdürü önceki gece alıkonuldu. Bu olay son bir ayda ülkede gerçekleştirilen dördüncü rehin alma olayı olurken, Fransız halkının, çalışanların işten çıkarmalara tepki olarak müdürlerini “kilit altında tutmalarını” desteklediği ortaya çıktı. Fransa’da yayımlanan Le Parisien gazetesinin anketine göre halkın yüzde 45’i bu eylemleri onaylıyor. Kâhin’den soytarı eleştirisi “Kriz kâhini” lakaplı ünlü ekonomist Nouriel Roubini, CNBC televizyonunda yayımlanan “Mad Money” programının sunucusu Jim Cramer’i sert bir dille eleştirdi. “Cramer bir soytarı” diyen Roubini, “O, borsada ayı piyasasının boğa piyasası olacağını altı kez söyleyenlerden biri ve yanlış yaptı. Bütün bu zor durumdan ve Jon Stewart’tan sonra Cramer, sadece çenesini kapamalı, çünkü utanması yok” diye konuştu. Cramer, bir blogda, Roubini’yi kendinden geçmekle suçlayarak, borsanın mart ayında dibi görmesinden bu yana bazı şeylerin iyiye gittiğinin farkına varması gerektiğini yazmıştı. Karmann iflasını duyurdu Almanya’da Cabrio tipi otomobil üreten tanınmış şirketlerden Karmann iflas duyurusunda bulundu. Şirket mahkemeye iflas duyurusunda bulunulduğunu açıklarken, bazı sendikalar bu karardan yaklaşık 3 bin 470 çalışanın olumsuz yönde etkileneceğine öne sürdüler. Bakan’a göre hava hoş Mehmet Şimşek, “Hane halkının durumu iyi, bankaların durumu da öyle. O kadar kötü bir durum yok” dedi. Ekonomi Servisi Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, “Hane halkının durumu iyi. Bankaların durumu iyi. Özel sektörün durumundan da o kadar çok korkulacak... Birtakım kırılganlıklar var. O kadar çok kötü bir durum yok” dedi. Anadolu Aslanları İşadamları Derneği’nin (ASKON) toplantısında “Küresel Kriz ve Türkiye Ekonomisi” konulu bir konuşma yapan Şimşek özetle şunları söyledi: Hane halkının durumu iyi. Bankaların durumu iyi. Özel sektörün durumundan da o kadar çok korkulacak... Birtakım kırılganlıklar var. O kadar çok kötü bir durum yok. Devletin durumuna gelince, biz son yıllarda evimizi düzene koyduk. Bütçe açıklarını, kamu borçlanma ihtiyacını azalttık. Bir kriz yılında dahi, AB tanımlı kamu borç stoku sabit kaldı. 2009’da tabii ki kamu finansman dengeleri biraz bozulacak. Neden? Ekonomik faaliyetlerde bir daralma yaşandığı için bizim gelirlerimizde bir azalma olacak. Bu, bir kereliğine küresel şokun etkisi olarak değerlendirilmeli. Erken davrandık ama adına paket demedik Geçen yılın ikinci çeyreğinden itibaren kamu harcamalarında ciddi bir artış sağladık, krize karşı çok erken önlem almaya başladık. Eylül ayından sonra da çok ciddi birtakım tedbirler ortaya koyduk. Adını paket koymadık. Bunları numaralandırsaydık paket diye, belki algılama farklı olurdu. Şu andaki temel sıkıntı döviz likiditesinde Bu dönemde en büyük sıkıntı, kaygı döviz likiditesi. 2007’de özel sektörün gelişmekte olan ülkelere götürdüğü sermaye mik tarı 928 milyar dolardı. 2008’de bu yarı yarıya düştü. Bu yıl 165 milyar dolara gerilemesi öngörülüyor. Uluslararası finans kuruluşlarının sağladığı kredi imkânlarında çok büyük bir daralma var. IMF’nin rolü burada ön plana çıkıyor. Gerek altın, gerek döviz, gerekse Hazine bonosu alanlar bu krizden karlı çıktı. Faizler düşüyorsa ve servette bir erime yoksa, durum normalleşince hane halkı eski durumuna döner. Ne gerekiyorsa yaptık yeni destek yok Geçen yıl kriz vesilesiyle vergi ve SSK alacakları yapılandırıldı, geçmişe ilişkin alacaklarda faiz yükü indirildi, 1836 aylık süreler tanındı. İşveren açısından 5 puan demek, yüzde 26’lık indirim demek. Prim yükünü yüzde 25 azalttık. Onun için şu anda gündemde yeni bir şey yok. ‘İlk çeyrekte yüzde 10 küçülürüz’ ᮣ İSO Başkanı Tanıl Küçük, “Sanayideki düşüş, krizden en çok etkilenen ülke olduğumuzu gösteriyor” dedi. Ekonomi Servisi İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, 2009’un ilk çeyreğinde ekonomide, yüzde 10’u aşan bir küçülme ile karşılaşma olasılığının çok yükseldiğini kaydetti. Küçük, 2009 yılı şubat ayı sanayi üretiminin rakamlarına ilişkin yazılı açıklamasında, sanayi üretiminin, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana aralıksız olarak ve giderek artan oranlarda düş mekte olduğunu belirtti. Küçük, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Sanayi üretiminde, ocak ayındaki yüzde 21,3 ve şubattaki yüzde 23,7 oranındaki düşüşlerden sonra, 2009’un ilk çeyreğinde ekonomide, yüzde 10’u aşan, iki haneli bir küçülme ile karşılaşma olasılığımız çok yükselmiş bulunmaktadır. Bu tablo, Türkiye’nin küresel krizden en olumsuz etkilenen ülkelerden biri olduğu gerçeğini karşımıza çıkarmak tadır. Ümidimiz, alınan önlemlere yenilerinin eklenmesiyle, ilk çeyrekten sonra yavaş da olsa bir toparlanma, en azından olumsuz gidişte hız kesmenin başlamasıdır.” İŞÇİNİN EVRENİNDEN ŞÜKRAN SONER Paranoya mı? Obama, canlı yayın haberleri arasına sızabilen gizemli tüneli anımsadınız mı? Üsküdar Şile Otoyolu Tantavi Tüneli çıkışında bulunduğu söylenen esrarengiz tünel... Görüntülerle süslenen haberde tünelin bir insanın sığabileceği genişlikte olduğu ve Başbakan Erdoğan’ın yakında açılış törenine katılacağı özel bir hastaneye kadar uzandığı vurgulanıyor; “Başbakan Erdoğan’a bir suikast planı mı?” soru başlığı ile veriliyordu... Gerçi uzunca yer ayıracak önemde bulunmuş haberin son cümleleri arasında, Başbakan Erdoğan’ın söz konusu hastane açılışına katılmayacağı bilgisi de eklenmek zorunda kalınıyordu, ama ne fark eder ki? Önemli olan sansasyon haberin sunum başlığı, verdiği imaj, bilinçaltına kazınan önyargı değil mi? Gazetecilik adına acı acı gülümsediğim haberi, pek çok kanaldan pek çok tekrarı ile dinlerken, son aylarda Başbakan Erdoğan’a suikast imajlı haberlerin ne kadar da çok ve sık verilmekte olduğunu da anımsayıp durdum. Dünkü Hürriyet’in 25. sayfasında aynı habere ilişkin gelişmeleri okuyunca üzerinde bir kez daha, ciddiyetle düşünmemiz gerektiği sonucuna vardım. Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin nezaretinde İSKİ ekiplerinin yaptıkları incelemeler sonucunda tünelin eski bir Osmanlı su galerisi olduğu ortaya çıkmış. Benzer su galerileri zaten yol inşaatı sürecinde de ortaya çıkmış, Şile Otoyolu yapılırken bu galeriler iş makineleri ile kapatılmış... Şüpheden yola çıkılarak bu çapta senaryoların yazılabilmesi, tek kelime ile “paranoya”... Keşke komplo teorilerine yatkınlık, paranoya açıklaması durumu ortaya koymakta yeterli kalsa. Terörle mücadele gibi emniyetin uzmanlık ekipleri, tünel yolunun ucunda, sadece yakında açılışı yapılacak bir hastanenin olmasından yola çıkarak kafalarından hemen “Başbakan Erdoğan’a suikast senaryosu” yazabiliyorlarsa, bunu kanıtlamadan gerçeklik gibi kamuoyunda pazarlayabiliyorlarsa, siyasal güvenliğimizin bu kafaların elinde olmasından vay halimize!.. ૽૽૽ Bu acı gerçeklik üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gerektiği uyarı yazısı yazmaya beni iten neden ise gerçekten rastlantı olarak yanında yer almış haber oldu: Hani şu Ergenekon davasına esas yapılan, kimliği, söyledikleri, geçerli hukuk kanıtı olmaktan uzak, her tür tartışmaya açık Tuncay Güney ünlü kasetleri var ya; dün tüm medyada yer almış habere göre, yargıya ulaşan ses bantları ile bu sorgulamanın Güney’in de söylediği üzere ağır işkence altında yapıldığı ortaya çıkmış; Ergenekon soruşturmasının karakutusu Tuncay Güney’in 2001 yılı sorgusunun işkence altında yapıldığı bilirkişi raporları ile belgelenmiş. Ergenekon davası iddianamelerinin bütününde, mantığında, yine apaçık hukuka aykırı olarak kanıtlar üzerinden yürüneceğine, kanıtlanmamış ifadeler, telefon dinlemeleri, iddialar üzerinden yola çıkıldığında, emniyet içinde kadrolaşmış, paranoya takıntısı olan bir yapının içinde, ne kadar çok kişiye, ne kadar çok haksızlık yapılmış, hukuk, insan hakları gasp edilmiş, gizli örgüt suç senaryoları yazılmış olabileceğini varın siz düşünün!.. Sadece Ergenekon değil, benzer çok fazla örnekte yaşandığı üzere.. pek çok kişi ve kurum için ağır karalama, damgalanma, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, uzun yargılanma, cezaevi süreçleri, yargısız infaz gündeme gelir... Sonradan gelecek suçlamalar kanıtsız kaldığı için aklanmanın yaşamsal bir anlamı olmaz. Bireysel, örgütsel, toplumsal ağır bedeller ödenmiştir. Geriye dönüşü yoktur. ૽૽૽ Devlet adına, halkın, ülkenin güvenliğinden sorumlu kurumlarda paranoya senaryolar üretmenin ne yeri, ne de bağışlanması söz konusu olabilir. Doğrudan demokrasinin, insan haklarının işletilmemesi, gasp edilmesi anlamına gelir. Askeri darbelerin, diktatörlüklerin, savaşlar, işgallerin doğasında, özünde paranoya olduğu içindir ki hukukun, insan haklarının ayaklar altına alınması eşyanın tabiatına uygun gibi bir durum oluşturur... Şimdi yeni yüz, yeni imaj Obama ile dünyada insan hakları, demokrasilerin bekçisi gibi karşımıza çıkarılan ABD güç simgesinin, Irak işgalinde milyonlarla Iraklının ölümüne yol açan ağır insan hakları ihlalleri, savaş suçlarının odağı, baş sorumlusu olmasının açıklaması da bu. Diktatörlüklerde, askeri darbelerde geçerli olan darbe hukukunun sonuçlarının acımasızlığı da aynı gerçeklik ile açıklanabilir. Ama biz şimdi sivil iktidar elinde, demokratik düzen içinde değil miyiz? Geçerli bir sivil darbe hukuku çok daha ürkütücü, anlamlı bir tehdit değil mi? Hele de insanı korumak üzere var olan devlet kadrolaşması, emniyet yapılanması, terörle mücadele ekipleri içinde paranoya yaklaşımları kabul görebilir mi? Korkup kaçan insanı, paranoya ile suçlu kabul edip, arkasından ateş edecek bir polis.. şüphelenmesi gereken kişiyi önceden suçlu gibi mahkum etmeye kalkışan, işkenceyi hak gören sorgulamacı.. kafasındaki paranoyalarla senaryolar yazan emniyet ekipleri, bu senaryolar üzerinden oluşturulan davalar.. bu yapılanmanın oluşmasından iktidar olarak sorumlu siyasi erk ile bir ülke nerelere sürüklenebilir?.. soner@cumhuriyet.com.tr C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog